CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Kayseri kıyım kıyım kıyıldı

Beraberlik Galatasaray'a yaramaz... Ha mağlup olmuşsun ha berabere kalmışsın... Sahaya bir kadro çıkıyor, Bilal Kısa kenarda... Bu maçta eğer oyunu lehine çevireceksen önce orta sahayı eline geçireceksin. Maç başlıyor, 50 dakika maçın ve oyunun kontrolü Kayseri'nin elinde. Yük Selçuk'un üzerine biniyor. Biz seyrediyoruz, Mustafa Denizli de kenardan seyrediyor. Sonra Bilal aklına geliyor. Bilal ne zaman oyuna giriyor, Galatasaray orta sahaya hakim olmaya başlıyor, şansıyla birlikte golü de buluyor. Ama ikinci lazım... Bunun için de ne yapmak lazım; gole yakın adamlarla oynayacaksınız. Ama bir bakıyorsunuz bu sefer Yasin oyundan alınıyor. Podolski zaten sakatlanmış...
Galatasaray'ın kadrosu dar, tamam... Ama bu dar kadro ile de belli şeyler yapılabilir. Oyuna Sabri giriyor yine iki kişinin yeri değişiyor. Aslında ne olursa olsun bu kadroda Sabri kesinlikle ilk 11'de oynamalı. Bu kadroda Bilal'in mutlaka yer alması gerekli. Ama Denizli'nin görüşü böyle değil... Mutlaka vardır bir bildiği!..
Hakem nasıl derseniz; bütün takdir haklarını Galatasaray lehine kullandı. Bir tane Kayserispor'a takdir hakkı kullanmadı. Yani sizin anlayacağınız, Mustafa Denizli'nin tabiriyle Kayserispor'u "Kıyım kıyım kıydı..." Demek ki bu hakemlere biraz diş göstermek lazım. Kim dişini gösteriyorsa ondan korkuyorlar. Merak etmeyin hakem kardeşlerim futbol sahalarında kimse kimseyi sizin kadar ısıramaz.
Şu bir gerçek bu Galatasaray, keyif vermiyor... Bu Galatasaray'ın şampiyonluğa oynaması da çok zor. Fazla uzağa gitmeyin, Galatasaray hafta içinde bir kupa maçı oynadı Kastamonuspor'la... Kastamonuspor'un 90. dakikada attığı buz gibi golü bu sefer çömez bir hakem vermedi. Yahu kardeşim, adamlar buz gibi gol atmışlar, maç 2-2 bitecek, bütün şehir mutlu olacak, sizler insanları mutsuz etmek için mi varsınız, mutlu etmek için mi?

*
BEŞİKTAŞ - TORKU KONYASPOR

Rakibin ümüğünü sıkıyorlar

Başarı ayrıntılarda gizlidir. Klasik bir cümle. Bizim ülke olarak en fazla kaybettiğimiz şey işte bu! Boşver kardeşim, bir şey olmaz kardeşim, önemli değil kardeşim... Ondan sonra duman olursun! Gece maçı oynuyorsunuz, maç başlıyor, şehir ceyranına bağlısınız! 1 dakika sonra ışıklar sönüyor. En az oyun 10 dakika duruyor. Siyah beyazlı oyuncular ısınmışlar, maçın havasına girmişler. "Bu maçı alacağız devreyi lider bitireceğiz" diyorlar ama elektrik sönmesi onları "buz" gibi yapıyor. Beyler gece maçları jeneratör ile oynanır. Şehir ceyranına güvenilmez. Hatta hem şehir ceyranı hem de jeneratör ile oynanır! Vereceğiniz 3 kuruş mazot parası bu işlere değer mi? Gökhan Töre oyundan çıkana kadar Beşiktaş'ı 10 kişi bıraktı. Bakmayın siz bir gol attığına. Onun haricinde takıma bir şey yapmadı. Onun olduğu kanattan Konya çok geldi. Rakibini 5 metre kovalamadı. Ama futbol bu bir top geldi, bir gol attı, kendini büyük bir tenkitten kurtardı. Aslında Quaresma iyi oynuyordu, faydalı işler yapıyordu. Bence Quaresma, "Gökhan Töre top oynamadan bu saate kadar oyunda kalıyor, beni neden oyundan alıyorsun?" düşüncesiyle sinirlendi. O konuda haklıydı. Ama Şenol hoca diyecek ki "Sen sinirliydin, sarı kartın vardı kırmızı görmemen için oyundan aldım." Bu kısmı onlara ait... Beşiktaş dün ilk 20 dakika hariç iyi işler yaptı. Herkes birbirine yardım ediyor. 2 saat önce Galatasaray takımını izledim evlere şenlik. İki takım arasındaki fark inanılmaz. Peki Konya nasıl oynadı? "Aykutvari!" Arkada top çevir, az hücuma çık, atarsan bitirirsin. Tabii antrenör olduğu takım F.Bahçe olsa büyük avantajları var. Konya olunca dezavantaja dönüyor. Konya şehrine bu takımın oynadığı futbol yakışmıyor. Düşünün kaleci Tolga'yı maçta görmedik desek yeridir. İşte size Konya'nın hali!

O gol şampiyon yapabilir

Şenol Güneş bu maçta dersine çalışmamış. Osmanlıspor deplasmanda iş yapan takım. Arka tarafını boş yakalarsa kontratağa gidiyorlar ve gol yapıyorlar. Ama tersinde Osmanlıspor'u içeride herkes yeniyor.
Beşiktaş ilk yarıda tam Osmanlıspor'un istediği gibi oynadı.
Sosa ile Oğuzhan aynı işi yaptılar.
Yani Beşiktaş bir kişi eksik kaldı.
Osmanlıspor orta sahadan hızlı çıktığı zaman Beşiktaş kalesinde tehlikeler yarattı.
Şenol Güneş, Sosa'yı oyundan alabilir miydi? İlk golü attıktan sonra hayır. Riskleri kademe kademe almaya başladı Şenol...
Aslında kendi yaptığı hataları kademe kademe düzeltti. Sonunda da şans yüzüne güldü. Her zaman bu olur mu, çok zor!

Beşiktaş kolay düşmüyor
Ama şu var; Beşiktaş işi sonuna kadar kovalıyor. Yani fizik olarak maç devam ettikçe oyundan düşmüyorlar.
Bu büyük avantajları.
Zaten dikkat edin, çok maçta son 10 dakikada büyük işler yaptılar.
Gökhan Töre piyasada yok.
Demek ki fizik olarak iyi değil.
Veya İstanbul'un gece kaldırımları çok yüksek. İne çıka, ine-çıka yoruluyor.
Tolga'nın kimyası bozulmuş, belli; çıkışlarda kararsız. Artık bazı şeylerden kurtulması gerekiyor.
Kardeşim artık ya oynarsın, ya da Beşiktaş'tan gidersin. Kaybedecek neyin var. Yapacağın tek şey, çalışacaksın.
Hırsını antrenmandan alacaksın.

Takım defansı kötüydü
Sosa'nın bugün attığı gol belki de sezon sonu Beşiktaş'ı şampiyonluğa götürebilir. Siyah-beyazlılar, bu maçta takım olarak iyi defans yapmadılar.
Bunda yalnız defansın değil, orta sahanın da büyük payı var. Beşiktaş hücum ettiğinde ve top rakipten döndüğünde kontrollü olarak 3-5 kişiyle rakibe ve topa basamıyorlar. Rakibin topla oynamasına izin veriyorlar.
Haliyle de 50-60 metre geri geliyorlar.
Bakın Beşiktaş'ın yediği ilk iki gole; ceza alanı üzerinde takım kümelenmiş.
Atılan her topta ya penaltı olur, ya gol olur, ya da ofsaytı bozarsın.
Halbuki o hattı ceza alanının en az 5-6 metre dışına kuracaksın ki rakip seni geçerse en kötü indirir faul yapar, sarı kart alırsın, yani penaltı yapmazsın.
Bunun örneğini Fenerbahçe güzel gösteriyor. Rakip topu alınca 3-5 kişi basıyor, ya faul yapıp durduruyorlar ya da topu kapıp hücuma döndürüyorlar.
Maalesef şampiyonluğun diğer adayı Beşiktaş bunu başaramıyor. Eğer başaramazlarsa sezon sonu şampiyonluk hayal olur. Beşiktaş'ın attığı gol F.Bahçe'ye göre fazla, ama sonunda az yiyen takım şampiyon olacaktır.
Bu iş böyledir. İstisnaları var mıdır, vardır. Ama istisnalar...
Her zaman futbolcuları hakemlere hata buluruz. Bazen de teknik adamlara... Dün gece de özellikle ilk yarıda ve maça hazırlamada Beşiktaş'ın hocası Şenol Güneş formsuzdu.

Hakem hata yapmadı
İki tane penaltı beklenen pozisyon var… İlk yarının sonunda top Osmanlısporlu futbolcunun koluna geldi. Net penaltı!
Görecek adam da çizgi hakemi. İkinci yarıda İsmail Köybaşı'nın dirseğine gelen top ise penaltı olarak değerlendirilmez. Çünkü kol vücuda yapışık. Başka pozisyonlarda da hakem çok büyük ters kararlar vermedi, diğer ağabeylerine göre...

Cihat, Galatasaray'a yardım etti!

Mustafa Denizli, "Önce gol yemeyeyim, bende kaliteli ayaklar var nasılsa atarım" fikrindeydi ama Galatasaray yine de çok kolay goller yedi. Bir oyuncu değiştiriyorsun, iki oyuncuyu yerinden ediyorsun. Bir teknik adam için en kötü şey budur. Tarık'ı çıkarıyorsan Sabri'yi al… Semih'i sağ tarafa yolluyorsun, bu defa defansın dengesi bozuluyor. Semih son zamanlarda stoperde de iyi değil, başka yerde de. İlk çıkışı iyiydi sonra sabun gibi eridi. Akhisar'ın yedeklerine bakıyorum, hücumcuları orada etkili ama ilk 11'de yoklar. Herhalde Cihat'ın bir bildiği vardı ama bildiği gibi de olmadı.
Galatasaray'da takımın en etkili adamı Podolski'ydi. Hem istekliydi hem de hırslı. Ama elle kolla oynama hastalığını bırakırsa daha iyi olacak. Akhisar takımı ilk yarıda sahada hiç yok ama ikinci yarı o beklediğimiz Akhisar'ı gördük. Onlar maça dahil olunca ikinci yarı bir hayli keyifli bir karşılaşma seyrettik.
Galatasaray'da bazı şeyler yerine oturmuş ama nereye kadar… Tam oturana kadar şanslarının yaver gitmesi ve az puan kaybetmeleri gerekir. Dün ilk yarı kadro yapısıyla Cihat, Galatasaray'a yardım etti.
Maçın hakemi ilk 15 dakikada faullerde birkaç tuhaf iş yaptı. Ama sonra maça alıştı ve ufak tefek faullere, ufak tefek itmelere "Devam" dedi… Bence de doğru yaptı. Çünkü Türkiye'deki hakemler kendilerini kurtarmak için trafik polisi gibi her gördüklerine çalıyorlar. İkinci yarı maç tempolu olduysa bunda hakemin de payı var. İkinci yarı kaçırdığı fauller var ama Türkiye Ligi'nde futbolcuları da taraftarı da buna alıştırmak gerek. "Ah" diyene, "Vah" diyene düdük çalmayacaksın. Sarıkırmızılılar için zor maçtı ama tahminlerden kolay geçti… Akhisar Belediye'nin kalecisine de ikinci ve üçüncü goller yakışmadı.

Çifte standart

Şimdi size iki tane olay anlatacağım...
Türk futbolunda niye kaos oluyor, millet birbirini niye yiyor, niye küfür-kafir var, niye statlar dolmuyor, niye millet çoluğunu-çocuğunu, eşini, sevgilisini maça götürmüyor çok net anlayacaksınız.
Birinci olaya dönelim... Yer: Trabzon Hüseyin Avni Aker Stadı... Maç: Trabzonspor-Gaziantep...
Karşılaşma bitiyor, olaylar başlıyor.... Koridorlarda Trabzonsporlu bazı yöneticiler oturuyor. Hakemler kapıyı açıp dışarı çıkamıyor. Benim anlatacağım aynı iki olayın karşılaştırması olacak. TFF Başkan Vekili İbrahim Usta, hakemin soyunma odasını yumruklayıp, bazı şeyler söylüyor... Temsilci dışarıda, hakem içeride... Sesleri duyuyor ama görmüyor. İşin bir başka yanı koridorlarda kameralar var. Hatta Usta diyor ki; "Ben kapıyı tekmelemedim." Zaten temsilci raporunda da tekmelediği yok, yumrukladığı var. Hakemin raporunda İbrahim Usta'nın bu eylemi yok. Temsilcinin raporunda var. TFF Başkan Vekili İbrahim Usta'ya verilen ceza 1 yıl 6 ay...
Yer: Fenerbahçe Ülker Stadyumu... Maç: Fenerbahçe- Başakşehir... Karşılaşmanın hakemi; Cüneyt Çakır. Devre arası oluyor. Aziz Yıldırım ve birileri hakem koridoruna giriyorlar, hakeme ağzına geleni söylüyor Aziz Yıldırım. Hakemden 'tık' yok. Temsilci olayları olduğu gibi yazıyor. Bu olaylar olduktan sonra temsilci maçın hakemine giderek şunu söyler; "Şu şahıs ya da şahıslar size şunları şunları söyledi. Duydunuz mu?" Bu olmazsa olmazdır. Fenerbahçe maçının temsilcisi de olayları olduğu gibi yazmıştır, Cüneyt Çakır'a da bunu sormuştur. Aldığı cevap, "Önemli değil, ben yazmayacağım" olmuştur. Peki şimdi size soruyorum; koridorlardaki kameralar neyi gösteriyor? Aziz Yıldırım hakemin ne kadar arkasında ya da yanında? Kameralarda ses yok ama görüntüler net var.
Trabzonspor temsilcisi bir yönetici hem de TFF Başkan Vekili 1 yıl 6 ay ceza alırken, Fenerbahçe başkanına eylem yapılmıyor. İşte arkadaşlar siz adaleti dağıtamazsanız, bir gün bu adaleti birileri birilerine dağıtmaya çalışır. İşte o zaman sakın suçlu aramayın. İkinci yarı Cüneyt Çakır'ın idare tarzına bir bakın. Çakır, Türkiye'de öyle bir hakem ki '3 maymun'u oynuyor. Görmüyor, duymuyor ve konuşmuyor.
Aziz Yıldırım'ı duymayan Cüneyt Çakır, o kulaklarla Caner'i de duymuyor. Zaten Cüneyt Çakır işine gelmezse kimseyi duymaz.
İki olayda da temsilci yazıyor, iki olayda da kamera var. Ama birine 1 yıl 6 ay ceza çıkarken diğerine ceza yok.
Bu işler Türkiye'de artık paraya döndü.
Profesyonel 8 hakem 20 bin lira, Cüneyt Çakır ayrıcalıklı olarak 32 bin lira alıyor, bu paraların üstüne maç paralarını koyduğunda 40-50 bin lirayı buluyor. Eskiden Türkiye'de "Çocuklarımız ya topçu ya popçu olsun" derlerdi. Artık "hakem olsun" diyorlar. Zaten babadan oğula hakemler de sayılamayacak kadar oldular.

NE DEĞİŞTİ DE ARTIK ÇAKIR KÖTÜ HAKEM

Aziz Yıldırım, "Cüneyt Çakır hakem değil" dedi... Onun fikridir saygı duyarım.
İyi güzel de Aziz Yıldırım sen yıllar önce İzmirli Federasyon Başkanı Mahmut Özgener'le birilerinin telefonlarıyla konuşurken, "Benim maçlarıma Cüneyt Çakır'la, Fırat Aydınus'u gönder" diyormuşsun... Çünkü tapelere böyle yansıdı. Peki bu tapeler yüzünden bu iki hakem yani Çakır ile Aydınus, Beykoz Emniyeti'ne gidip ifade verdiler mi? O zaman çok istediğin bu hakemleri şimdi neden istemiyorsun. Neler değişti? Bilmediğimiz birşeyler mi var acabaaaaaaa?
Sevgili okuyucular Türkiye'de bunlar oluyor... Bakmayın siz basının bir kısmı yağcılık peşinde. Kimseyle kötü olmak istemezler. Bir kısmı da korkarlar, işten atılmak istemezler. Zaten aldıkları bin lira para. Çünkü bazı kulüp başkanları utanmadan arlanmadan bu çocukların işlerine son verdiriyorlar. Sevgili okuyucular, ara sıra da olsa size perde arkasını anlatıyorum. Hepinize hayırlı günler.

FAYDALARI YOK ZARARLARI ÇOK

Çizgi hakemleri eğer vazifelerini doğru yapsalardı faydalı olacaklardı. Ama yapamadılar, faydadan öteye zararları var. Hakemleri ve yardımcılarını tembelleştirdiler. Herkes sorumluluğu birbirinin üstüne atıyor. Emekli aylığı gibi de para alıyorlar. Bir araştırma yaptım, Avrupa Şampiyonası'na birinci torbadan giren ilk 8 takımın hiçbirinde çizgi hakemi yok. Eğer böyle olacaksa biz de kaldıralım.

GEREKSİZ AĞLAMALAR!

Beşiktaş maçından sonra Galatasaray Teknik Direktörü Mustafa Denizli, hakem Mete Kalkavan hakkında inanılmaz şeyler söyledi. Maçı Denizli'nin yardımcısı yönetseydi (ki hala bir yardımcısı yok) Kalkavan'dan daha iyi yönetemezdi.... Tabii ki Galatasaray açısından... Denizli'nin derbideki Galatasaray'ın zavallı görüntüsünü hakeme yüklemesine bir anlam veremedim. Zaten anlayan (!), anlamayan kimse anlam veremedi. Kalkavan'a bu hafta Fenerbahçe maçı verilince, Denizli'nin gereksiz ağlamaları taca çıktı.

FİLMİN SONUNDA KAÇ KİŞİ ÖLECEK?

Akhisar kupa maçında Sneijder 85'te, Selçuk 90'da oyuna giriyor. Herkes "Mustafa Denizli, futbolculara para kazandırmak için bu işi yaptı" diyor. Hani maç başı hikayesi var ya... Mustafa, maç başı alsınlar diye bunları oyuna sokacak kadar bu işi ayağa düşürmez, kendisini de kulübü de düşürmez. Mustafa, Galatasaray'daki futbolcu baronlarına ders veriyor tabii tribünlere de... Ama bir teknik direktör bunları yaparken sonucunu iyi hesap etmeli. İşte önünüzde bir Mourinho örneği var. Futbolcu kalır, teknik direktör gider... Futbolcular da gider ama teknik direktörden sonra. Şu anda Galatasaray'da anladığım ve gördüğüm kadarıyla silahlar çekilmiş. Bakalım filmin sonunda kaç ölü, kaç yaralı olacak.

İKİNCİ SINIF BALTALAR BİZDE VAR

Yabancı hakem fikrini TFF Başkanı Yıldırım Demirören'in aklına soktular. Önce 'Hayır' diyordu, şimdi yumuşadı. Çıkan haberlerden ve yorumlardan sonra tepkisi ne olur bilemem. Yalnız şunu söyleyeyim; Demirören'in yaşı yetmez, ben yabancı hakemle oynadım. Hiçbir faydasını görmedim. Yabancı hakemlere yerlilerden kolay ulaşılır. Bu birincisi... İkinci sebep; adam iyi hakemini sana niye göndersin. İkinci sınıf baltaları gönderecek. Onlardan bizde bol bol var. Bizden de güya hakem gönderilecekmiş o ülkelere. Ben size bir şey söyleyeyim mi, bizden gönderilenlerin çoğunun pasaportu daha girişte imha edilir.

Likit mi, tüp mü, hava gazı mı?

Eğer Beşiktaş doğum sancısı çekiyorsa ve maçlarında "Ah vah" diye oynuyorsa, bunun tek sorumlusu vardır: Beşiktaş Başkanı Fikret Orman! Çünkü kaleci sorununu geçen sezon bilen ve buna da neşteri vuracak olan adam oydu. Bunu da geçen sezon "Yabancı kaleci getireceğim" diye söyledi.
Ama iş bu noktaya geldikten sonra onun kafasını çelen Şenol Güneş mi oldu?
Onu bilemem.
Dünkü derbi mücadelesini Galatasaray kazansaydı ya da berabere bitirseydi futbol adına "yazık" olurdu.
Çünkü karşılaşmada top oynayan, pozisyon üreten, pozitif futbolu düşünen takım Beşiktaş'tı. Karşı koyamayan takım da Galatasaray'dı. Mustafa Denizli, "Ben hücum ederim. İleri oynarım" diyordu.
İyi güzel de dün Galatasaray takımını ne hücumda ne de defansta görebildik.
Galatasaray dün akşam eğer kaleci hatasıyla maçı kazansaydı yazık olurdu.
Aslında şunu net olarak söylemek lazım; sahada iyi kim? Dün sahanın en iyileri Quaresma, İsmail Köybaşı ve Muslera... Aslında şu üç ismin verilmesi bile maçın ne şekilde olması gerektiğini gösteriyor.
Peki Galatasaray nasıldı derseniz, Hamza Hamzaoğlu döneminden daha kötüydü! Peki bundan sonra nasıl olur diye merak edenler için söyleyeyim: Pek iyi olacak şekil vermiyor!
Öyle veya böyle Beşiktaş takımında Ersan Gülüm bu kadroda olmazsa olmaz pozisyonunda isimlerin başında geliyor. Ersan hiç olmazsa çabuk adam geçiyor, ilk müdahaleleri iyi yapıyor.
Galatasaray'da yazacak ne var derseniz cevabım açık ve net: Hiçbir şey yok. Sarı-kırmızılı takımda bir tek kaleci Muslera göze batan isim olduğuna göre sözün bittiği yer!
Galatasaray, teknik direktör Mustafa Denizli'yi "İyi gaz verir" diye takımın başına getirdiler. Bu "Likit" gaz mı, "Tüp" gaz mı, yoksa "Hava" gazı mı?
Onu bilemem! Şöyle diyebilirsiniz; "Gaz olsun da ne olursa olsun, çamurdan olsun..." Beşiktaş takımı "Benzin"le çalışıyordu dün gece... Hiç olmazsa sahada futbol oynayan takım olarak siyah beyazlılar öne çıktı.
Hakem Mete Kalkavan nasıldı derseniz, Galatasaray'a göre çok iyiydi.

Çakır eşit davranmadı!

Fenerbahçe, Molde'den sonra bence en ciddi rakiple oynadı: Başakşehir! Ne açıdan? Çünkü rakip Başakşehir sahaya iyi yayılıyor. Rakibe boş alan bırakmıyor. Birbirleriyle yardımlaşmaları iyi. Tam bir makine intizamında oynuyorlar. Topa da rast gele vurmuyorlar. En büyük özellikleri de ayağa pas yaparak hücuma çıkıyorlar. Bu da Fenerbahçe'nin istemediği rakip!
Başakşehir'in planları iyi de gidiyordu. Nereye kadar derseniz; 69. dakikada Badji'nin atılmasına kadar. Fenerbahçe de Başakşehir'in tuzağına düşmedi. Ailecek rakibin üzerine gitmediler. Arka tarafta hep rakipten 2, hatta 3 futbolcu fazla kaldılar.
Fenerbahçe'de şu bir gerçek... Sarılacivertlilerde oyunun yönünü değiştirecek, araya gollük paslar atacak, topu rakibin ölü noktalarına sokacak adam Diego Ribas...
Fenerbahçe'nin teknik direktörü Pereira'nın Diego'yu ilk 11'de oynatmaması, maça onla başlamaması hataydı! Zaten devre arasında hatasını görüp ilk oyuncu değişikliğini onunla yaptı. 59'da Ozan'ın yerine Diego'yu aldı. Alper'i oyuncu değişikliğinden saymıyorum, çünkü o sakatlanarak mecburen çıktı.
Sarı-lacivertliler maçlarda hep taktik faulü çok kullanırlar. Yani rakip oyuna ani çıkarken çabuk faul yaparak rakibin hücumunu durduruyorlar. Dün Başakşehir takımı da Fenerbahçe'ye aynı tarzda cevap verdi. Bu taktiği bütün rakipler Fenerbahçe'ye karşı uygulamaya çalışıyorlar ama hepsi başaramıyor. Başakşehir fizik olarak da iyi olduğu için bunu uygulayabildi.
Hakem Cüneyt Çakır için gene aynı şeyler ortada! Gösterdiği kartlar veya göstermediği kartlar Türkiye'de her zaman tartışılıyor. Pozisyonlarda iki tarafa da eşit mi davrandı? Bence "hayır..." Bu Türkiye'deki küçük diye adlandırdığımız diğer takımların kaderi. Gökhan Gönül'ün yaptığına ve söylediklerine bir bakın! Sahada kaldığını düşünürseniz Cüneyt Çakır için fazla söze gerek yok! 90+3'te Souza'nın rakibine yaptığı sert hareketinin karşılığı "net sarı kart." Dahası da tartışılır. Cüneyt Çakır'dan kart var mı hayır! Maalesef işte sistem böyle!
Sistem bu; yersen sistemi!

Fazla bir şey beklemeyin!

Adama sorarlar; "Ne konuşuyorsun sen? Senin etin ne budun ne?" diye. Galatasaray'ın rakibi Astana aynen işte böyle bir takım. Galatasaray, sahasında oynuyor, berabere kalırsa Kupa 2'ye gidecek! 90 dakika bitiyor. Maçın geneline şöyle bir bakıyorsunuz; sahada futbol oynayan kim? Ama sakın karıştırmayın, futbol oynayan kim derken öyle "aman aman futbol" dan bahsetmiyorum! Yani o top dediğimiz renkli yuvarlağı gezdiren kim? Astana takımı!
Bana Astana takımından bir tane futbolcu söyleyin! Sneijder, Podolski, Muslera... Hangisi para ve isim olarak bunların yanına gelebilir? Cevap: Hiç biri! Peki 90 dakika sahada futbolu daha iyi oynayan, topu daha iyi gezdiren, oyunu daha hızlı başlatan takım kim? Astana!
Burada keselim, Galatasaray'a dönelim: Bu maçı kazanmak için Galatasaray ne yaptı? Cevap: Hiç bir şey!
Peki Kupa 2'ye kalmak için Galatasaraylı futbolcular ne yaptı? Bence gene "Hiç bir şey!"
Beyler "Vatan, millet" ile bu iş yürümez. Teknik direktör göndermekle de bu iş yürümez. Galatasaray'da kimse suçlu aramasın! Galatasaray Lisesi'nin getirdiği bir başkan, günlük yaşayan bir yönetim, Fenerbahçe Başkanı'na bile golü yedikten sonra kontratağa çıkıp sonunda kendisine gol atan bir yönetim varken veya görevdeki antrenörünün altını oymaya çalışan ve maalesef bir başka teknik direktörle bu işi uygulamaya sokan bir yönetim varken, daha da önemlisi futbolcuların idare ettiği ve maalesef bazı futbolcuların idare ettiği bir Galatasaray varken sakın Galatasaray taraftarları bu takımdan fazla bir şey beklemesin. Dün gece tesadüfen Kupa 2'ye kaldılar. Seviniyorlar... Stattaki seyirci de onları yuhalıyor, TV başında onları izleyen milyonlar da!
Galatasaray'ın gidişatı iyi değil! Dün gece hakeme de sallayacakları fazla bir şey yoktu, rakibe de!
Oynadıkları Astana takımı, soruyorum Galatasaraylı futbolculara kendi oynadıkları ligde mücadele etse kaçıncı sırada olurdu?
Beyler, Galatasaray Başkanı, şu andaki teknik direktörleri ve futbolcuları dahil, "futbolda geçmiş yoktur bugün ve yarın vardır." Kimseyi aldatmayın. Çıkın adam gibi konuşun, akıllı konuşun, adam gibi oynayın!

Beşiktaş direksiyonu verdi!

İlk yarı Beşiktaş az da olsa oyuna hakimdi. Kayserispor, Beşiktaş'a cevap vermeye çalışıyordu ama gücü yetmedi. Nereye kadar? Beşiktaş'ın attığı ikinci gole kadar! Maç 1-1... Hakem Bülent Yıldırım sahneye çıkıyor. Olmayacak bir faul çalıyor. Çaprazdan bir vuruş var. Nedendir bilinmez, Kayseri bu vuruşun önüne iki futbolcu koyuyor. Sosa da bu hatayı affetmiyor. Kendine göre yakın direğe vuruyor ve gol oluyor. Bu golde üç tane temel öğe var. 1-Hakemin eyyamı. 2-Kayserispor'un hatalı barajı. 3- Sosa'nın güzel vuruşu... Kaleci Tolga, Beşiktaş'ın attığı golde topu çok güzel yerden oyuna soktu. Gönderdiği o top, ikinci pozisyonda Gomez tarafından gol yapıldı. İkinci yarıda iki tarafın da öyle etkili pozisyonu yok. Bu durum önde olan Beşiktaş'ın işine geldi tabi.. Bu yarıda en net pozisyonu Gomez ile yakaladılar. Ancak Gomez topu vaktinden önce Sosa'ya vermeye kalktı ve pozisyonu kaçırdılar. Beşiktaş'ın o tempolu hali yok. Hani tarihte vardır ya, "Cilalı taş devri", "Yontma taş devri" sonra "Taş devri..." İşte Beşiktaş'ın hali de onun gibi bir şey oldu. Futbolcu eksikliği mi var? Olabilir. Mesela Oğuzhan'ın yokluğunu hissettiler. İkinci yarı özellikle Beşiktaş maçın direksiyonuna hakim olamadı. Bu devrede Kayserispor topla daha etkili gözüktü ama onlar da rakip ceza alanı içinde etkili olamadı. Bu tip maçlar tehlikelidir. Hani derler ya, "Ummadığın taş baş yarar!" Beşiktaş öyle bir rakiple oynadı. Bakın dakika 90+3 Biseswar neredeyse 40 metre top sürüyor ve çok tehlikeli bir şekilde ayak içi plase yapıyor. Gol olsa maç biteceği için telafi şansı yok! Ama bir tane Beşiktaşlı oyuncu "Nereye gidiyorsun arkadaş?" diyerek Biseswar'ı durduramıyor. İşte Beşiktaş'ın dünkü özeti bu! Hakemlik konusunda benim mantığım şudur; bir hakem FIFA hakemliğine yükselip, bitiriyorsa hakemliğini de bitirmeli. Düşünün adam ordu komutanı, General! O komutan Albay rütbesine inip görev yapmamalı. Hakemlikte de durum aynı! Siz aksini düşünüyorum diyebilirsiniz, sonuna kadar tartışırım. Hakemin önünde hedefi yoksa, niçin maç yönetir? Daha fazla maç yöneterek "para kazanmak" için. Hakemlik fazla maç yöneterek para kazanılacak bir iş değildir.

Bu topa seyirci gelmez!

Mustafa Denizli ile beraber Galatasaray inanılmaz bir futbol oynamaya başladı! Verkaçlar, şutlar, oyun hakimiyeti, pres, rakibe boş alan bırakmama, oyuna hakim olma, topu devamlı ters yönlere çevirme, bol ver-kaç ve şut... Hepsi vardı! Hakem devamlı Galatasaray'ın aleyhine çalışıyordu. Ama Galatasaraylı futbolcular hakemi de Bursaspor'u da 3-0 gibi net bir skorla yendiler.
Maçı seyretmeyen seyirciler, okuyucular yazının bu kadar kısmını okuyunca "Helal olsun be" diyecekler. Demek ki özlenen Galatasaray geldi, geri döndü! Veya renkli gözlükle seyredenler, yukardaki cümlelere "evet" diyebilirler.
Teknik direktörsüz bir Bursaspor sahada... Maç başlıyor, oyunun her tarafında onlar var. Josue diye bir oyuncu oynuyor; resmen orkestra şefi. Hem yeşil-beyazlıları idare ediyor hem de sarı kırmızılıları devamlı olarak güç pozisyonlara sokuyor. Ama bu Bursaspor bir türlü golü atamıyor. İstanbul'da üç büyüklere karşı oynuyorsanız puan alacaksanız en az iki gol atmak zorundasınız.
İkinci yarı başlıyor, gene aynı. Podolski diye bir oyuncu çıkıyor sahneye, attığı golle hem Bursa'yı değiştiriyor hem maçın skorunu. Peki Galatasaray 3-0 galip nasıl oynadı? Sadece ikinci yarı biraz mücadele ettiler. Bir tek attıkları üçüncü gol yapılış açısından güzeldi. Galatasaray'da Hakan Balta'yı Denizli sol beke aldı. Hakan Balta stoperde idare ediyordu. Enerjisine tecrübesini de katarak kontrollü harcıyordu. Sol bekte aynı ritimde oynaması zor. Nitekim Bursaspor bu bölgeyi yol geçen hanı yaptı. Galatasaray'ın orta alanı da iyi değil.
Bursa'da tek golcü olsaydı dün gece, Galatasaray bu stattan mağlup ayrılırdı. Biliyorum bazı Galatasaraylılar, "3-0'ın üzerine bu yazı olur mu" diyecekler? Beyler, skora göre yazı yazılmaz yorum yapılmaz. Bursa'da kaleci Mert maalesef tarihiyle yaşıyor. Fenerbahçe'de yedek beklerken, "İyi kaleci olur" diyorduk. Ama şu ana kadar verdiği görüntü, Fenerbahçe'den gönderilmesinin doğru olduğu yönünde.
Hakem Suat Arslanboğa nasıl derseniz? Kötüydü! Öncelikle oyun oynanırken, nerede duracağını bilmiyor. Oyunun içine giriyor. Futbolcuların görüş alanını kapatıyor. Topla oynamalarını engelliyor. Futbolcuları rahatsız ediyor. İkili mücadelelerde verdiği kararlar inanılmaz tutarsız ama iki tarafa da... Bir tarafa verdiğini, bir bakıyorsunuz diğer tarafa vermiyor. Bu sefer öbür tarafa verdiğini bu tarafa vermiyor! Çizgi hakemleri hak getire. Çizgi hakeminin gözü önünde olan bir autu Burak söylemese korner atılacak! Daha bunun gibi neler?
İşte böyle bir maç izledik dün gece. İlk yarı Bursaspor göze hoş gelen bir futbol oynadı, ikinci yarıda da Galatasaray'ın sadece golleri vardı. Dün gecenin özeti buydu. Aslında 52 bin 600 kişilik statta 21 bin seyirci varsa siz hala "Bu seyirci maçlara niye gelmiyor? derseniz, oynadığınız futbola göre bu soruyu sorma hakkınız yok!

Allah'tan kalede Muslera var!

Galatasaray hoca değişikliği yapıyor. Ne zaman; Antalyaspor ile 3-3 berabere kaldıktan sonra! Başkan, Antalya maçı öncesi teknik direktörü çağırıyor, karşısına güzel bir fırça atıyor ve ayrılıyorlar. Bu sırada da zaten yeni gelecek teknik direktörün adı belli; işlem bitmiş durumda. Kamuoyunu aptal zannettikleri için La Fontaine'den masallar anlatıyorlar!
Peki burada önemli olan ne? Hani bazı arkadaşlar büyük düşünürlerdi. Çok büyük hayallerle yaşayanlar bunu sonunda işleme geçirirlerdi. Bu teknik adam değişikliği olduğunda Galatasaray'ın Atletico Madrid'i orada yenip, Şampiyonlar Ligi'nde devam etme şansı var. Ama bir bakıyorsunuz; hem büyük düşünen başkan hem büyük düşünen yönetim, hem de büyük düşündüğünü söyleyen yeni teknik direktör; Madrid'e seyirci olarak gidiyorlar. Sebep; burada alınacak bir mağlubiyet ya da hezimetten yeni teknik adam kendisini kurtaracak!
Hani, yeni gelen teknik adam Galatasaray'ı tanımasa başka bir ülkeden gelse, 'Ben bu maçta takımı bir göreyim' dese kabulüm. Yeni teknik adam, her hafta televizyonlarda ve gazetelerde Galatasaray'ın analizini yapmakta; bu takımı karaciğerinden dalağına, ince bağırsağına kadar bilmekte...
Niye o zaman takımın başında sahaya çıkmaktan çekiniyor? Diyelim ki; benim bazı şartlarım yetişmedi. Sahaya çıkmam zor. 'Bu takımı sahaya ben çıkaracağım ama tribünde oturacağım' diyemedi. Demek ki Kazak maçını bekliyorlar. Büyük rakipleri Kazaklar'la berabere kalırlarsa Kupa 2'ye gidecek. Bu da Galatasaray için büyük başarı olacak! Demek ki yeni Galatasaray'ı, Kasımpaşa maçında göreceğiz.
Peki dün geceki Galatasaray için ne diyelim? Sahada bir takım olsaydı, yorum yapabilecektik ama Galatasaray'daki hiçbir futbolcunun beyni sahada değildi. Kafalarında bin tane soru işareti vardı. Bir tek Muslera'yı yazabileceğim. Yeni teknik direktör Mustafa Denizli, "Elleri çok küçük yani ideal bir kaleci olamaz" demişti. Allah'tan kalede elleri küçük Muslera vardı. 6-7 farktan Galatasaray'ı kurtardı.
Bu yazdıklarımızın hepsi hikaye!.. Hepsi rüya!.. Bakalım Galatasaray önümüzdeki haftalarda sahaya inecek mi? Ümidim yok. Birçok Galatasaraylı'nın da ümidi yok. Ama hayatta hiçbir şeyden ümit kesilmez. Devamlı hikayeler anlatırsınız, devamlı zıplarsınız, yine de anlatmaya devam edersiniz. Ama gerçek bir tane... Şimdi Galatasaray İstanbul'daki Kazak maçını düşünecek. Dikkat etsin; kazağı düşünürken pantalondan olmasın!..