CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Aleyhinize çalınsaydı...

Şu bir gerçek; Beşiktaş takımı eğer skorda farkı ikiye çıkaramazsa, defans açısından zorlanmaya başlıyor

Beşiktaş ilk yarıda son derece kontrolsüz oynadı. Orta alanda mesafe çok açıldı. Siyah-beyazlılar hücum pres de yapamadılar.
Geri dörtlü de fazla geriye kaçınca Sivas takımı orta alana hakim oldu.
Atiba tek başına bu alanda zorlanıyor.
Necip olursa biraz rahatlıyor ama Veli ile oynadıkları verim yok!
Quaresma çok iyi şeyler yapmak istiyor ama kendine oynuyor! Arkadaşları gol pozisyonuna girecek, orta yapsa gol olacak ama Quaresma topa bir basıyor, bir daha basıyor bu arada da zaten pozisyon bitiyor.
Dikkatimi başka bir şey daha çekti; maçın içinde en az 4-5 yerde hem de 'can alıcı' yerde Beşiktaşlı futbolcular kayarak yere düştüler. Ama aynı durumda Sivassporlu futbolcular düşmediler!
Bu şunu gösteriyor; Beşiktaş'ın malzemecisi ve futbolcuları bu işte gerekli önlemi almamışlar.
Sivas takımı iki, bazen üç kişiyle Gomez'i beklemesine rağmen eğer maçta oyun açısından etkili oluyorsa, o zaman Beşiktaş takımı kendisini sorgulaması lazım; "Biz nerde hata yapıyoruz?" diye! Demek ki orta alanda ve defansta oyuncu paylaşımı doğru değil. Şu bir gerçek Beşiktaş takımı eğer skorda farkı ikiye çıkaramazsa defans açısından zorlanmaya başlıyor. Bazı maçları çeviriyorlar ama çeviremeyecekleri önemli karşılaşmalar da olacaktır. Yani "Her zaman papaz pilav yemez." Siyah-beyazlıların Atiba ile kazandıkları penaltıya eğer "Aleyhimize verilseydi, biz kabul ederiz" derlerse ben de kabul ederim.

Bu takımı kim çıkardı?

Galatasaray ile Antalya arasındaki dünkü maçın özellikle ikinci yarısı müthiş mücadeleli ve ilginç bir karşılaşmaya sahne oldu. Her iki taraf için de korku filmi gibiydi.
Antalyaspor güzel bir hava yakalamış. Oyunu hiçbir zaman çirkinleştirmiyorlar. Sahada güzel işler yapıyorlar. Ve Türkiye Süper Ligi'nde iyi bir yere gelmek istiyorlar. Peki Galatasaray ne yapıyor? İnanılmaz pas hataları yapıyorlar. Hem de hücuma çıkarken yapılan hatalar... Galatasaraylı oyuncuların dün sahadaki durumu, yumruk atmaya çalışan boksörün kontra yediği yumruklarla nakavt olmasına benziyor.
Galatasaray'da maalesef bütün futbolcular aynı tempoda oynamıyor. Yani enerji ve güç bazılarına fazla biniyor, bazılarına az!.. Herkes bugün Jose Rodruguez'in yaptığı hatalardan, yenilen gollerden bahsedecek ama iki veya üç hata yapıp hiç doğru iş yapmayan Semih'ten bahsetmeyecekler bile. Mesela Burak Yılmaz'dan bahsetmeyecekler. Burak sahada var mıydı yok muydu? Belli değil...
Bir de şu gözüktü; bu takımı Taffarel mi çıkardı? Yoksa futbolcularla beraber başkan Dursun Özbek'in seçimi mi vardı?
Eğer bir futbolcu yedek kulübesinde oturuyorsa sakat değildir! Mesela Chedjou niye yok? Yenilen iki golde de büyük hatalar yapan Semih'e bu kadar niye tahammül edildi? Lukas Podolski'nin vuruş teknikleri çok güzel ama ona rahat pozisyonda top verilmiyor. Böyle bir maçta Sneijder'in daha fazla sahne alması gerekirdi.
Ama şu bir gerçek hafta içinde Şampiyonlar Ligi'nde Madrid'de oynanacak maçta Atletico Madrid'i yenip Şampiyonlar Ligi'ne kalamazsan kimse birşey demez...
Ama Astana'nın altında kalır UEFA Avrupa Ligi'ne de gidemezsen ne olursun? Onun da cevabını verecek bir kişi var; o da başkan Dursun Özbek... O zaman göreceğiz; Dursun mu durmasın mı?...

Fatih Terim'in aradığı adam!

Yunan Milli Takımı son aldığı sonuçlara göre inanılmaz kötü! Biz tam tersi son aldığımız neticelere göre inanılmaz iyiyiz. Peki bu çok iyi gözüken takım ile kötü gözüken takım maç yaparsa ne olur?
Yazıya başladığımda dakikalar 82'yi gösteriyordu. İki takımın kalecisi de henüz doğru dürüst yere yatmadı. Yani kurtarışları yok.
Biz bastırıyor gözüktük, maçın genelinde doğru! Topla çok oynadık. O da doğru. Ama o kadar ağır oynadık ki ya yana verdik ya geriye, top hep bizde! Pekiii karşı kaleye gitmek lazım, nasıl gidersin? Bu meşin yuvarlağı araya ve ileriye oynayarak gidersin!
Dünkü maç şunu gösterdi; Türkiye'de ideal bir santrfor, bırakın ideali santrfora yaklaşan oyuncumuz yok. Dün gece Beşiktaş'ta yedek olan Cenk oynadı. Bir pozisyona giriyor, sol tarafta boş olan arkadaşı var. Verse yüzde yüz gol olur. O maalesef kaleye vuruyor. Bu olabilir. Peki ya sonra ne yapıyor? Üç kez dönüp dönüp Fatih hocanın olduğu yedek kulübesine bakıyor. Bir dakika sonra oyundan alınıyor. Fatih hoca onu o pozisyondan dolayı mı oyundan aldı? Yoksa zaten alacak mıydı bilmiyorum! Ama herhangi bir pozisyondan sonra ister kaleci olsun ister diğer oyuncular olsun hiçbirinin yedek kulübesine dönerek bakmaması gerekir.
Seyirci fena değildi ama topyekün tezahüratta eksiktiler. Aslında Milli Takım'ın da belli sahalarda oynayıp o seyircinin de bazı tezahüratlara alıştırılması, antrenman yaptırılması lazım. "Rakibe ve hakeme nasıl, hangi şartlarda baskı yapılır" diye! İyi bir antrenman maçı oldu. Hakem için de iyi bir antrenman maçıydı. O da zaten bazı zor şartlar olmazsa böyle bir maçta kart göstermeme zihniyeti ile çıkmış. Bence doğru karar. Zaten iki takım oyuncuları da birbirlerine o tarzda ters hareketler yapmadılar. Yani hakeme yardım ettiler.
Bu özel maçlarda tamam ama Fransa'daki turnuva için eğer düzgün bir santrfor yetiştiremezsek yani mevcutlardan birini çok iyi hale sokamazsak, işimiz zor.
Fatih hoca eskiden beri ay-yıldız sistemini çok sever. İleride tek adam, orta sahadan birileri girip, çıkacak ileriye diye! O ay bulunacak ama bu yıldızı nasıl bulacak? İşte bunu hep beraber göreceğiz.

Fakirin tavuğu tek tek...

Bu maçın yazısını yazmaya başladığımızda dakikalar 84'ü gösteriyordu... Ne demişler; fakirin tavuğu tek tek yumurtlarmış... Pereira'nın Fenerbahçesi de tek tek atarak kazanıyor... Fenerbahçe futbol fakiri. Pereira yine diyecek ki; "Rakibe pozisyon vermedik, bizim oyun şeklimiz bu." Seyirci bundan memnunsa geriye bir şey söylenmez. Ben taraftar olsam Pereira'nın bu takımını seyretmeye gitmem. Kazanan haklıdır ama bir de benim göz zevkim, futboldan alacağım keyif var. Bu maçtan 1 saat sonra Beşiktaş'ın maçı başlayacak... Daha izlemeden 'mutlak güzel şeyler göreceğiz' diyebiliyorum. Çünkü Beşiktaş maçlarının genelinde güzel şeyler izliyoruz. Bakarsınız Beşiktaş maçında kötü şeyler olur ama o zaman deriz ki; "Bu adamlar iyi oynuyorlar arada kötü oynamaya hakları var." Ama Fenerbahçe 7-8 maç kötü oynayıp, bir maç iyi oynuyor. İşte aradaki fark bu. Bir 45 dakika boyunca kaleye atılan bir şut yok. İki taraf da kabız. Fener öyle oynayıp da Konyaspor biraz daha hücuma dönük oynasa belki keyif alacağız o da aynı şekilde oynuyor. Yani Pereira'nın takımı ile Aykut'un takımı arasında fark yok. Aykut da Fenerbahçe'yi böyle oynatıyordu, o da bu yüzden tepki almıştı. Ama onun elinde daha iyi golcüler vardı. İkinci yarı bir tane Konya pozisyonu var... Fenerbahçe'nin ya iki ya da üç... İşte size 90 dakikanın özeti. Aslında Fenerbahçe maçlarını yazmak için çok fazla yorulmaya gerek yok. Noterden vekalet çıkartırsınız ya standart kağıtlar vardır. Onlara bir tek isim yazarsınız. Siz de Fenerbahçeli futbolcuların isimlerini yazıp yorum yazın yüzde 90 tutturursunuz. Düşünün yorumcu olarak ne yazacağınıza dair zorlanıyorsunuz. Amerikalılar futbolu sevmiyorlar... Niye? Skorlar düşük olduğu için. Onlar basketbolcu... Çünkü skor bol. Demek ki Fenerbahçe gibi takımlar Amerika'da futbol oynasalar maça bin kişi gitmez. Hakem nasıldı derseniz? Pozisyonu olmayan maçta hakem ne yapabilir. Hakemi zorlayacak bir tane pozisyon olmadı. Yani bir Fenerbahçe maçı daha aynen bitti. Fenerbahçe tek tek basaraktan yoluna devam ediyor.

Yenilginin sorumlusu Galatasaray yönetimi

İlk yarıda iki takımın oyununa, stiline bakıyoruz ve 'Bu maçı kesinlikle Çaykur Rizespor alır' diyoruz. Buradaki olay Rizeli oyuncularda mı yoksa teknik direktör Hikmet Karaman'da mı, onu bilemem ama ikinci yarıda maç başlayınca bir bakıyoruz Rize takımı mahkum!
Aslında Burak Yılmaz ile Umut Bulut, Rizespor defansının kucağına girmişler, kımıldayacak halleri yok. Ne hücum pres yapabiliyorlar ne de hücum edebiliyorlar.
Tamam, Galatasaray takımının iki tane sakatı var. Ama yine de giren yedeklerin çok daha farklı olmaları gerekir. Ama maalesef Hamza'da bir "Umut Bulut" takıntısı var. O'na çok güveniyor. Hayırlı olsun ama görünene göre Umut ile Galatasaray bir kişi eksik!
Dönüyorsunuz Olcan'a bakıyorsunuz, Olcan sol bek! Kesinlikle olmaz. Olcan'dan sol bek şöyle olur; "Kardeşim sen hiç hücuma çıkmayacaksın, arkayı da iyi kapatacaksın" Çünkü rakip takım oradan inanılmaz derecede hücum ediyor. İlk 45 dakikada Rize hücumu soldan başladı, ikinci yarı sağdan oldu. Zaten gol de oradan oldu. Olcan Adın ceza alanına girip kafa ile ayakla gol atıyor. Tam orada olur, oynat! Ama sol bekte olmaz!
Eğer Hamza hala sol bekim Olcan diyorsa demek ki bu Galatasaray yönetiminin işi ki hala ona bir sol bek alamamışlar.
Galatasaray gibi büyük takımlara karşı 2-0 öne geçemezsen maçı kazanman çok zor... Rizespor 3'ü yapsa farka giderdi. Ama Podolski'den golü yiyince paniklediler. Çünkü bu Galatasaray takımına, bu kadro yapısına gol atamayan takımı falakaya yatırıp döverler. Rize'nin aklı başına geldi de geç geldi.

SKORA GÖRE KONUŞMAM
Hakem Serkan Çınar ne yaptı derseniz? Umut'a ilk gösterdiği sarı kart, kart değil... İkinci sarı kırmızı kart! İlk pozisyonda hem kart değil hem de pozisyon faul değil! Peki ilk yarıdaki pozisyon Rize'nin lehine penaltı olabilir mi? Olabilir. Bakmak lazım.
Ben bu yazıyı yazdırmaya başladığımda Galatasaray 3-2 galipti. Ve bu yazıyı bitirdiğimde Çaykur Rizespor karşılaşmayı 4-3 öne getirdi. Ben de hiçbir şekilde yazının üstüne dokunmadan noktayı koyuyorum. Çünkü hiçbir gün skora göre konuşmadım, skora göre de yazmadım. Dün geceki mağlubiyet önce Galatasaray yönetiminindir sonra da teknik direktör Hamza Hamzaoğlu'nundur.

Kazanmayı Benfica hak etti

Dün gece neticeye baktığımızda sahada oynanan futbola göre, normal bir sonuç. Maçı anlatan spikere bakarsak neredeyse Galatasaray'a yazık olmuş, 3- 4 farklı galip gelecekmişiz havasındalar.
Maçın tamamında oyuna hakim olan takım Benfica... Daha fazla gol pozisyonu yakalayan takım Benfica. Haliyle daha fazla gol kaçıran takım da Benfica.
Galatasaray hücuma çıkıyor, Benfica defansta en az 3-4 oyuncu daha fazla. Benfica hücuma çıkıyor, hücumda Galatasaray defansına göre daha azlar ama daha etkililer.
Peki iki takıma da bakıyorsunuz Şampiyonlar Ligi klasına yakışıyor mu? Ne Benfica ne de Galatasaray yakışmıyor!. Ama Benfica, Galatasaray'a göre takım oyununda daha iyi. Faulleri bile daha akıllı yapıyorlar. İtirazları bile daha akıllı! Ona göre de sarı kartları daha akıllı görüyorlar. Burak'ın aldığı sarı karta bakın, bir de Selçuk'un aldığı sarı karta... Bu iki oyuncu da Atletico Madrid maçında oynayamayacaklar. Eğer böyle kartları görüyorsanız zaten Şampiyonlar Ligi maçlarında oynamaya hakkınız olmaz. Çünkü Şampiyonlar Ligi maçları az hata ve çok profesyonellik ister.
Bazen Galatasaray iyi top yapıyor gözüktü ama maçın geneline baktığınızda bu toplar ya yan top ya geriye pas şeklindeydi. Orta alanda Benfica çok daha etkili oynadı. Galatasaray'ın sol tarafındaki Sabri ile Olcan ne hücumda tam varlar, ne de defansta... İkisini yan yana koyduğun zaman ortaya 1.5 Adana oluyor.
Bir serbest vuruşta, Galatasaray defansı baraj yapıyor. Barajın manası ne demek? Su öbür tarafa geçmesin diye yapılan set... Futbolda barajın manası ne demek? Top geçmesin! Muslera baraj kurduruyor top geçmesin diye... Benficalı oyuncu topa vurduğunda baraj hep beraber havaya sıçrıyor top ayaklarının altından geçiyor, Muslera zor çıkarıyor. Bunu yapan takımın Şampiyonlar Ligi'nde oynamaya hakkı yok.
Galatasaray bir gol yiyor, Benficalı oyuncular sarı-kırmızılılardan daha az ama Galatasaray fazla olunca birbirlerinden rahatsız oluyorlar, herkes birbirine bırakıyor. O zaman da Benficalı vuruyor, gol oluyor.
Her şeye rağmen Galatasaray bu maçı berabere bitirebilirdi. Sahanın dışında devamlı konuşan ve çenesi düşen Yasin sahanın içinde ayaklarını konuşturamadı. Çene ile konuşarak futbol oynanmıyor, ayağını konuşturacaksın. Beyin olarak, fizik olarak, hazır olsan o pozisyonu gol yaparsın ama değilsin. Çünkü kafanda başka şeyler var. Herhalde kendini Messi filan zannediyorsun.
Son olarak, sakın Galatasaraylılar hakeme kızmasınlar. Hakem bütün Galatasaraylı futbolculardan daha fazla koşarak mücadele etti.

Gözlerimin pası silindi

Son zamanlarda seyrettiğim en keyifli maçlardan biri oldu dün geceki Beşiktaş-Kasımpaşa maçı!. İki takım da kafa kafaya top oynadı. Kasımpaşa, Beşiktaş'a göre biraz daha kontrollüydü. Siyah-beyazlılar diğer maçlara göre dün en arka ile en ön blok arasındaki mesafeyi çok açtılar. Diğer maçlarda bloklar arasındaki boşluk daha yakındı, rakip fazla hareket edemiyordu. Beşiktaş sahada yapmak istediğini uzun zaman yapamadı. 5 dakika, 6 dakika yaptı!..
Kasımpaşa ekip olarak ligde iyi takımlardan biri. Ferdi olarak iyi oyuncular var. Bu Kasımpaşa'yı geçen sene şu an Trabzonspor'un teknik direktörü olan Şota çalıştırıyordu. Aslında bazı futbolcular da gitti... Ama Rıza Hoca'nın geldiği belli oluyor. Kasımpaşa; çok koşan, ısıran bir takım şeklinde oynuyor. Bu Rıza Çalımbay'ın oyun şekli... Rıza hoca kendi oyun prensibi ile karekterini takıma çok iyi yansıtmış. Lacivert-beyazlılar dün Beşiktaş'ı kendi silahı ile vurdu. İkili mücadelelerden çatur çutur çıktılar. Gidiyorlar, geliyorlar! Beşiktaş da gidiyor, geliyor ama karşılarında böyle dirençli bir rakip beklemiyordu. Beşiktaş da bir müddet sahada Kasımpaşa önünde bayağı direnç gösterdi ama sonra aynı direnci görünce fazla ısrarcı olamadılar. Öyle veya böyle dünkü mücadele seyreden herkese keyif veren bir maç oldu. Diğer takımları orta oyun oynarken gördükten sonra hiç olmazsa dün gece gözlerimizin pası silindi.
Tabii bir de şu var; biz pompa yapmayı çok seviyoruz. Ya haddinden fazla kötü gösteriyoruz ya da haddinden fazla iyi .. Beşiktaşlı oyuncular da havaya girmiş olsalar gerek.
Gökhan Töre'den de Quaresma'dan da Beşiktaş çok şeyler bekliyor ama ikisi de henüz siyah-beyazlı takıma el freni olmaktan kurtulamadılar.
Cüneyt Çakır tam ters işler yapmadı oyuna dokunmadı diye yazacaktık ama yazamadık! Bir penaltı verdi. Görerek mi verdi tahmini mi verdi, bilemiyorum. Çizgi hakemi mi verdi. Bu önemli.

Sorun otoritesizlik

Aziz Yıldırım'ın bazı spor yazarlarını ve gazetelerini kara listeye almasındaki sebep, otorite boşluğudur. Eğer bir şeyin başı ile kıçı belli değilse veya arasındaki mesafe uzunsa, herkes zurnanın istediği deliğine üfler. Statlardaki "Basın tribünü"nden sorumlu kimdir?
Bana bir kişi çıkıp, bununla ilgili bir anlaşmayı göstersin.
Bakınız UEFA'nın maçlarında statlardaki basın tribününden UEFA sorumludur. Gereğini yapmazsan sana ceza verir. Türkiye'de bu bildiğim kadarıyla hala belli değil. Bunu kulüplere vermek doğru mudur? Kesinlikle hayır. Peki bunu Spor Bakanlığı'na vermek doğru mudur? Ona da kesinlikle hayır. Çünkü buralar yüzde yüz taraf olabilirler! Buranın sahibinin Futbol Federasyonu olması gerekir.

TSYD'ye güvenmiyorum
Şimdi gelelim ikinci kısma; Ben Spor Yazarları Derneği'ne üye değilim.
Olmayı da ömrüm boyunca hiç düşünmedim. Çünkü TSYD'ye inanmıyorum, güvenmiyorum. Üyesi olursam benim haklarımı koruyacaklarına dair birçok şüphem var.
Ama benim ömür boyu sarı basın kartım var. Yani ben gazeteciyim. Yani benim üniversite diplomam var. Ama sen beni TSYD'ye üye yapıp beni maça almaya zorluyorsun. Bu şuna benzer; "Senin üniversite diploman var ama sen bana ilkokul diplomanı da getir." diyorsun.

Çok mücadele ettim
Yıllar önce TSYD Yönetim Kurulu bir karar çıkarıp "futboldan gelen yazarları" maçlara sokmama kararı aldılar. Yani akredite etmediler.
Ben mücadele ettim. Ankara'dan GSGM'den protokol tribününden onlara ait olan yerden paramla koltuk satın alıp maçlara gidip, yazdım.
O sıralar gene Sabah grubunda yazıyordum.
Aynen benim gibi Beşiktaşlı Yusuf Tunaoğlu da bizim gazetede yazıyordu. "Yusuf gel sana da aynı sistemi yapayım" dedim. "Erman ben senin gibi mücadele edemiyorum onun için maçlara gitmeyi bırakacağım. Artık yazı yazmayacağım" dedi.
Bu sevgili arkadaşımın maddi durumu da iyi değildi. Gazeteden aldığı parayla geçiniyordu.
Ve kalbinden sorunu olduğunu bildiği halde doktora gidemedi ve vefat etti. Yani rahmetli Yusuf'un vefatından o günlerde görev yapan TSYD'nin yönetimi sorumludur.

Hani sistem böyleydi!
1998 yılında Fransa'da oynanan Dünya Kupası'na TSYD beni akredite etmedi. Neymiş efendim sistem böyleymiş. Ama o Dünya Kupası'nda ilk 15 gün ben TRT'den Ankara'da görüntüler üzerine yorumlar yaptım. Son 15 günde Fransa'ya gittim.
TRT'den akredite oldum ve oradaki bütün maçları stadın ve sahanın her yerine girerek izledim ve yorum yaptım.
Ey spor yazarları (TSYD) hani sistem böyleydi? Aslında sistem şöyleydi; Yersen! Yani size göre...
Şimdi gelelim Aziz Yıldırım'a; Türkiye'de bu kadar yalaka, bu kadar yağcı, bu kadar üçkağıtçı, bu kadar ucuz adam olduğu müddetçe Aziz sizlere az yapıyor! Siz daha hala televizyonlarda konuşurken veya gazetelerde yazarken "sayın Aziz Yıldırım" cümlesini kullanıyorsunuz.
Beyler bana saygısı olmayan adama ben "Sayın" demem. Bu kadar kestirme. Onun için bırakın tribüne oynamayı. Oğuz Tongsir TSYD başkanı. Şimdi sana soruyorum; Senin başkanı olduğun derneğin ismi TSYD! Ben de Erman Toroğlu olarak "Kanarya Sevenler Derneği" Başkanı olsam aramızda ne fark olacak Oğuz? Biliyorum sen diyeceksin ki "Bizim havuzumuz var, herkes oraya girip yüzüyor!
Biz düğün dernek de yaparız. Arada sırada bizim bara gidip mazot alırız" dersen ben sana bir dakika dur derim.
Ben de Kanarya Sevenler derneği Başkanı olarak "Benim kuşlarım sizin havuzdan su içerler, içine girerler, serinlerler" derim.
Yani sen bir tek havuzum var diye mi insanları üye yapıyorsun? Ama sen bütün üyelerini Aziz Yıldırım karşısında o havuzun içine gömdün, hepsini boğdun! Neymiş efendim derneğe üye olmayan isimler maça gelemezlermiş!
Oğuz Tongsir ben derneğe üye değilim! Hadi bana gazetelerde yazı yazdırmasana! Gücün yeter mi?
Hadi bak o Aziz Yıldırım da bana yazı yazdırmasın! Gücü yeter mi acaba? Oğuz insanlar hayatta bir defa ölür! Ama sizin gençliğinden beri yetiştiğin grubun hepsi böyleyse onu bilemem!

Dilekçe yazdım
Aslında TSYD'ye üye olup, olmaması bahane!
Aziz ne isterse onu yazanlar stada girer, yazmayanlar giremezler. Oğuz bunu sen benden daha iyi biliyorsun. (Aziz Yıldırım'ın G.Saray maçında stada aldırmadığı gazetecilerin hangileri senin üyen değil) Yıllar önceldi o zamanlar Lig TV'de "Maraton" programı yapıyorum. İstanbul'da oynanacak Fenerbahçe-
Eindhoven maçı var.
O zamanlar Hürriyet'te spor müdürü yardımcısı Mehmet Aslan da yanımda. Bir şey için Şansal'a telefon açtım. "Erman bu akşamki maça gitme! Aziz Yıldırım'la bugün telefonla bir konuşma yaptım. Bir yerinde O Erman bugün maça gelmesin diye bir laf etti. Bu akşam maça gideceksen gitme" dedi. (Hoş Şansal bu konuşmaları zaman geçince unutuyor. Bir anda hafızasını kaybediyor.
Aynen benim Digitürk'teki olan mahkememde yaptığı şahitlikteki örnekler gibi) Bunun üzerine o zaman benim emniyetten görevlendirilen Çağrı korumam vardı. Dilekçe yazdım Emniyet Müdürlüğü'ne faksladım. Çağrı korumam Dedeman'a geldi.
Ben korumamla o maça gittim, stada girdim. Basın tribününde oturdum ve maçı yazdım. Dilekçemin son satırı şöyleydi; "Eğer bugün statta benim başıma bir şey gelirse bunun sorumlusu Aziz Yıldırım'dır" diyerek imzalamıştım. Yazının üst tarafı zaten isim vererek neden koruma istediğime dair sebep yazılıydı.
Bakınız beyler bu yazdıklarım duyum falan değil. Benim yaşadıklarım.
Sizlere de hikaye anlatmıyorum.
Peki Aziz Yıldırım lehine yazanlar acaba neden "lehine" yazıyorlar?
Hiç araştıranlar oldu mu? Veya spor aleminde bunun sebeplerini bilenler var mı?
Aziz Yıldırım diyor ki "Gazeteciler yalan haber yazıyor" Eee tapelerde yakalanan konuşmalarda Tahir Kum ile Şekip Mosturoğlu ne konuşurken telefon trafiğine yakalanmışlardı?
Veya gazetelerin yazdıkları haberler Fenerbahçe resmi sitesinden yalanladıktan sonra o haberler gerçekleştiğinde ve bunlar Aziz Yıldırım'a sorulduğunda ne cevap vermişti? "Kurumsal olarak yalanlamaya mecburuz."
Beyler! Aziz Yıldırım tarafından futbolumuzda yeni bir şey daha icat edilmiştir. "Kurumsal olarak yalanlama" yani kurumsal yalanlama! Yani kurumsal yalan, dolan! Yani bunlar olabilir. Yani yalan kurumsal olursa geçerlidir. Kurumsal değilse Aziz Yıldırım'a göre geçersizdir: Gerçek bile olsa! Bundan sonra gazetecilerin dikkat bu haber kurumsaldır diye not düşmeleri gerekir.
Aziz Yıldırım divanda konuşuyor; "Türkiye'de 11 bin savcı ve hakim var. Takriben 4500 tane blok oy çıkıyor.
Bu nasıl bir demokrasi nasıl bir iş?" diyor.

Kuşu santrada indirir!
Ey Azız Yıldırım senin Fenerbahçe kongrenden kaç bin tane blok oy çıkıyor.
Bu kadar blok oy çıkan yerde savcıları, hakimleri demokratik olmamakla suçluyorsun. Peki sen demokrat mısın? Sormazlar mı adama?
Aziz Yıldırım sıkışınca bütün gazete ve televizyonları çağırıp basın toplantısı yapar. Mesela Yandex varken! Veya kamu oyuna bir şey söyleyecekken. Ama onun haricinde yasak vardır. Aslında sistem baştan bozuk. Aziz Yıldırım'ın haberi olmadan Fenerbahçe Stadı'nda kaleden kaleye kuş uçamaz! O kuşu santrada indirir, başlama vuruşunun yapıldığı yere gömerler. Biliyorsunuz o statta kablolar kesildi, kameralar karartıldı! Maç bittiğinde Musa Çözen'in elinde bir tane kale arkası kamerası kalmıştı. Musa Çözen maç yayınlanırken kendinden geçer, çok küfürlü konuşur, rahatlamak için. O günü çok iyi hatırlıyorum. Sonucu ne oldu bilen var mı? Yapanın yanına kar kaldı! O zaman ben bunları Digitürk'te Maraton Programında canlı yayınlarda gündeme getirdiğimde Genel Müdürü Ertan "Sayın Toroğlu biz bunları tv'lerden konuşmak, dile getirmek istemiyoruz. Biz bunların evlerine ve bürolarına giderek halletmek istiyoruz" demişti. Şimdiki futbol federasyonu genel sekreteri olan Kadir Kardaş da bunları iyi bilir. Zaten bu Kadir Kardaş da oldum olası Aziz Yıldırım'ın sağ koludur...!

Yalayın bakalım, yalayın
Demek ki Aziz Yıldırım bütün bu işleri yaparken hesabını iyi yapıyor.
Hem yapıyor hem de finalde karşı tarafı ayağına getirtiyor. Öyle değil mi Erkan?... Öyle değil mi Oğuz?...
Biz halk dilinde esprili bir şekilde biri birine kıyak yapıp devamlı yağ çekerse, "Oğlum yağlama, yıkamayı, yalamayı bırak" deriz.
Yalayın bakalım Ertan... Yalayın bakalım Oğuz! Sizlere de bu yakışır.

Beşiktaş takım gibi takım

Beşiktaş'ta sahaya çıkan 11 tane futbolcu var. "Sahaya çıkan bu 11'den hangisi çok büyük yıldız?" veya "Hangisi tek başına bu maçı çevirebilir?" diye sorarsanız karşınıza belki birkaç tane isim çıkarabilirler.
Mesela Gomez gibi... Veya iyi oynarsa Quaresma gibi! Ama isimlere tek tek bakın hiçbirisi tek başına bir maç kurtarmıyor. Neden?
Çünkü özellikle bu seneki Beşiktaş'ı diğer takımlardan ayıran bir özellik var. Hepsi sahanın içinde bir diğerinin açığını kapatmak için canla başla koşuyor. Hiçbirisi, arkadaşını seyirciye şikayet etmiyor veya onu göstermiyor. İşte bu nedenle de 90 dakika bitmeden, "Ben bu Beşiktaş'ı yenerim" diyemiyorsun. Bazen kötü oynuyorlar ama her zaman mücadele etmek için uğraşıyorlar. İyi oynamıyorlar ama kötü mücadele etmiyorlar. Zaten Beşiktaş'ı da Beşiktaş yapan bu! Bir de bütün futbolcular mümkün olduğu kadar oynama fırsatı buluyor. Yani "Hoca benim hakkımı yedi" deme şansları yok! Aslında Antalyaspor, maça kötü başlamadı.
Her an maçı çevirme şansları da oldu ama devamlılıkları yoktu. Her şeyi Eto'o'nun üzerine yıkmışlar.
Mesela önceki günkü Fenerbahçe'ye bakıyorsunuz herkes birbirinden bir şey bekliyor. Galatasaray, biraz daha yardımlaşıyor, Fenerbahçe'ye göre. Yani bu üç takımı karşılaştırırsanız bu haftaya kadar oynadıkları maçlara bakarak en takım görüntüsünde olan takım Beşiktaş! Beşiktaş'ta bakın saha içinde sorun çıkaran, yanlış işler yapan oyuncular yok.
Beşiktaş'ta zaten böyle oyuncu olsa barınamaz.
Beşiktaş, takım olarak oynamaya çalışan bir ekip. Birbirleriyle çok iyi yardımlaşarak oynuyorlar. Tek başına çıkıp da birinin taşıyacağı bir takım değil. Bir maç biri, bir maçta da diğeri iyi oynuyor. Beşiktaş, büyük hata yapmazsa şampiyonluğa doğru gider. Nedir büyük hatalar?
4-5 oyuncusu atılır. Bir hakem çıkar, emeğini alıp gider. Burası Türkiye! Her sene hızlı başlayan takımlar daha sonra temposunu kaybeder ama eğer kadronu teknik adam olarak iyi kullanırsan ben bu teze inanmıyorum.
Hakemi zorlayacak pozisyonlar olmadı ama iki takımın futboluna göre hakem bu maçı daha bir süsleyebilirdi. Antalya'nın yeni stadı güzel olmuş ama zemin henüz daha tam oturmamış.

F.Bahçe şaka gibi bir gol yedi

İlk yarı Fenerbahçe, Galatasaray'a göre çok iyiydi. Sarı-kırmızılılar sahada yoklar! İlk 45'te Volkan Demirel'i Fenerbahçe kalesinde hiç görmedik, ismini dahi duymadık. Çünkü Galatasaray, Fenerbahçe kalesinde hiç pozisyon bulamadı! Bu yarıda sadece bir tane pozisyon var, o da ofsayt! Yani Fenerbahçe'nin attığı gol ofsayttı. Van Persie o pozisyonda aktifti. Muslera, Van Persie yüzünden müdahale edemedi!
İkinci yarı Galatasaray biraz toparlanmış gibiydi; dakikalar geçtikçe Fenerbahçe de oyundan düştü. Hani telefonun şarjı biter ya! Fenerbahçe'nin adeta şarjı bitti. Bu da şu gerçeği gösteriyor; demek ki bu takım belli oranda çalışıyor. Hani Fenerbahçe Teknik Direktörü Pereira, "Çok iyi çalıştırıyorum. Erken yatırıyorum, kaldırıyorum takımı" diyordu!
Aslında Fenerbahçe, oyuna hakim olduğu anlarda pozisyona giriyor. O sırada golü atıp skoru 2 yapacaksın ki sonradan başın ağrımayacak.
İkinci yarıda Burak Yılmaz oyuna girince işin şekli değişti. Burak'ın girişi rakip defansı rahatsız ediyor. Umut ortada hiç yok! Düşünebiliyor musunuz 57. dakikada top ayağına geldi!
Ve Fenerbahçe bir gol yiyor, kimden? Olcan'dan... Şaka gibi.. Olcan'ın yanındaki Josef ile Ba gibi iki uzun defans oyuncu var... İki Olcan'ı üst üste koysan ancak boylarına gelir! Ancak Olcan ikisinin arasından kafayı vurup, golü atabiliyor! Demek ki eğilerek top çıkarmayı hiç çalışmamış Fenerbahçeliler.
Hakemin ilk görevi sahada hangi futbolcu olursa olsun sağlığını korumak! İkincisi bizim hakemler taktik faulleri çok yiyorlar. Dün Fırat Aydınus eyyamcı bir maç yönetti. İki tarafa da sarı kart göstermemek için elinden gelen her şeyi yaptı. 11'e 11 maçı bitirmek iyi bir şey ama hangi şartlarda? Bu şartlarda değil!
Bu skor Galatasaray'ı memnun etti. Ama Aziz Yıldırım'ı memnun edeceğini hiç sanmıyorum.
Bakın F.Bahçe'nin yedekleri; Riberio, Şener, Kadlec, Ozan, Meireles, Alper, Fernandao! Galatasaray'ın yedekleri; Cenk, Semih, Denayer, Rodrigues, Sinan, Olcan ve Burak! Halı sahada 20 dakika maç yapsalar F.Bahçe 3-0 kazanır. Fenerbahçe'nin saha içinde oynayan kadrosu da Galatasaray'dan çok iyi. Ancak sarı-kırmızılılar takım oyununu birlikte oynadıkları zaman daha iyi oluyorlar. Golden sonra Galatasaraylı futbolcular biraz daha dikkatli olsalar dün geceki karşılaşmayı önde bitirirlerdi.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım maç öncesinde ne demiş; "Buraya gelecekler yenilip gidecekler: Galatasaraylı futbolcuların ayakları titreyecek."
Son 10 dakikada sahada ayakları titreyen F.Bahçeli futbolculardı. Sen eğer Olcan gibi kısa boylu bir adamdan kafa golü yiyorsan başka söze gerek yok!
İşin özeti şu; Fenerbahçe bu kadro yapısı ile iyi ama işi zor! Bunu da sahibine sormak lazım!