CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Moskova'da da rahat kazanır

Fenerbahçe, "Bir kupa maçında nasıl oynanması gerekir?" sorusuna derslik bir futbolla yanıt verdi. Dünkü tek sıkıntı Pereira'nın 'Van Persie' takıntısıydı. Bir kupa maçı nasıl oynanması gerekiyorsa, Fenerbahçe dün gece öyle oynadı. Defansta riske girmediler, ailece hücuma çıkmadılar. Zaten kalabalık hücuma gittiklerinde de işi bitirdiler. Büyük terslik olmazsa bu Fenerbahçe, Lokomotiv'i Moskova'da da yener. Hatta daha rahat yener.
Bazıları şunu diyebilir: Yahu kardeşim, bu Rus takımı da hiç düşünüldüğü gibi değilmiş. Orası Fenerbahçe'yi ilgilendirmez. Sarı-lacivertliler, defansta ve hücumda çok az hatayla oynadılar.
Ama maalesef teknik direktör Pereira, bir yerde takılıp kalıyor. Nerede? Yahu kardeşim, bu bir Avrupa kupası maçı. Van Persie de sahada bayağı iyi. Kendine pres yapanları alıp ters taraflara götürüyor, arkadaşlarını ters yönden pozisyona sokuyor. Ceza sahası civarında veriyorsun ayağına topu çok iyi kullanıyor. Bayağı iyi işler yapıyor. Yahu bırak oynasın. Ondan sonra da diyorlar ki "Van Persie güçsüz." Futbolcu böyle maçlarda güç kazanır, kendisine gelir, moral bulur.

PERSİE ÇIKMASA FARK AÇILIRDI
İddia ediyorum; Van Persie'yi oyundan almasaydı, kesinlikle gol farkı artardı. Oradaki maç formaliteye girerdi. Ama dedim ya adam Van Persie'ye takılmış gidiyor. Hala takıntılı... Van Persie'ye takıntılı olan Pereira, mesela aynı takıntıyı Fabiano konusunda yapmadı. Çok kişi dün gece kalede Volkan'ı bekliyordu. Ama o Fabiano'yu oynattı. Rakip takıma bakıyorum. Hangi tarafı iyi diye... Hiçbir tarafı iyi değil. Ağır oyunculardan kurulu, hücuma yavaş çıkıyorlar. Fernandes bildiğimiz gibi. Moskova'nın gece hayatı İstanbul'dan da beterdi. Zaten bu da net bir şekilde belli oluyor.
Josef de Souza dün gece ters yönde iyi deparlar attı. Herkes topun olduğu yere gittiği için onun oyuna aksi yönden girmesini fark edemediler. O da sinsi sinsi iki tane gol buldu.
Hakem ufak tefek faul denebilecek pozisyonları çalmadı. İşte bu faul denecek şeyleri çaldı. Bizden bir hakem idare etse en az 15 tane daha faul düdüğü çalar, 3-4 sarı kart gösterirdi. Fenerbahçe stadının zemini bayağı düzelmiş. Demek ki iyi bakıyorlar, tebrikler.

Uzun boy suç mu!

Öyle söylendi, böyle yazıldı ama Beşiktaş'ın çift stoperi büyük sorun oldu. Hadi biri yeni, diğeri yani Necip eski... Topu aldıktan sonra bir an evvel orta alana çıkarmayan, tehlikeli alanda sağına soluna bakan adam Necip! Zaten süratli değilsin. O alanda top kaptırırsan ancak nal toplarsın! Topu ver orta sahaya. Onlar oyun kursunlar; sen değil. Tamam; Gomez ilk yarı 3 gol kaçırdı ama aynı Gomez'i ancak o kadar ceza alanına sokabildi Beşiktaş! Dikkat edin; bu Gomez en az 8 defa orta sahaya top çıkarmaya geldi. Orada işi ne; enerjisini orada niye harcarsın? Peki yalnız bu mu? Olcay çıkana kadar Beşiktaş 10 kişi oynadı. Size soruyorum: Hakem Olcay'ı 1. dakikada atsaydı; çıkana kadar da Beşiktaş 10 kişi oynasaydı ne fark ederdi? Olcay çıkana kadar zaten Beşiktaş 10 kişi mücadele etti. O çıktıktan sonra 11'e 11 oynandı. Bu eksiğe neden olan adam kim; yere göğe sığdırılamayan Şenol Güneş! Başakşehir 2-0 öne geçtiği maçı 3'e 4'e getiremiyorsa; suçu kimsede aramasın. Beşiktaş'ın orta sahası ve arka tarafı kevgir gibi olmuş. Sok araya topu, her pozisyon gol olsun.
Hakem tamamen ortadan çaldı. Mehmet Batdal'a bir sarı kart kullandı. Bu kartı, 'kolunla rakibine hareket yaptığı için kullandıysa' yanlış. Çünkü Batdal aynı pozisyonu bir daha yaptı ki hakem orada sarı kullanmadı. Futbolcunun 'fizik üstünlüğü var, boyu yüksek, havaya çıkılan pozisyonlarda rakip altta kalıyor' diye kısa boylu adama avantaj sağlamak kurallarda yok. Uzun boy suç mu!
Beşiktaş bir maçı Ankara'da Osmanlı karşısında çevirdi. Yarın şampiyon olursa bu maçlardan aldığı 4 puanla olacak. Gomez gol kaçırmasına rağmen o pozisyonlarda iyi şeyler yapmaya çalıştı. İkisinde son vuruşu yapamadı. Ama Beşiktaş'ın stoperlerle orta alan arasındaki bağlantıyı doğru kurması gerekir.
Başakşehir duran toplarda başarılı ve Beşiktaş duran toptan gol yiyor! Çünkü defans hattında hava toplarında zaaf var. Yan toplarda kaleci de öyle... O zaman şampiyonluk yarışında bu zaaflarından dolayı çok puan kaybedebilirler.
Çok kaliteli bir maç olmadı. Heyecanı yüksekti. Zaman zaman tempo oldu. Seyredenler seyrettikleri filme verdikleri parayı herhalde helal etmişlerdir. Zaten hedef de bu olsa gerek. Ama biz hep galibiyet isteriz; o da başka bir olay. Hep tuttuğumuz takım üstte kalsın. Şu var; iki takıma da verdikleri mücadeleden dolayı teşekkür etmek lazım. Sahanın içinde de futbolcular, futbolun dışında hareketler pek yapmadılar. Zaten hakem de ona müsaade etmezdi. Çünkü Ali Palabıyık şu anda Türkiye'deki maçlarda en düzgün ve dürüst düdük çalan hakem... Daha da önemlisi futbolcular ve teknik adamlar bu hakeme güveniyorlar. Bir hakem içinde en önemli şey budur.

Tam bir Alman

Futbol enteresan oyun. Zaten bu nedenle de herkese cazip geliyor. Maç başladıktan sonra Gaziantep'in hiç de kolay bir rakip olmadığı gözüktü. Peki nereye kadar? Alperen'in yediği hatalı gole kadar. İyi oynayan Gaziantep, Alperen'in yumurtladığı bu golle psikolojik olarak burada büyük yara aldı. Ve bu yumurta adeta Beşiktaş lehine "Üç sarılı bir yumurta" gibiydi. Bu golden sonra maçın şekli değişti.
Şunu söylemeden de geçemeyeceğim, Beşiktaş 90 dakika bitmeden "Bu maçta yenilir" diyemiyoruz. İşte Beşiktaş'ın bu huyunu çok seviyorum.
İlk yarı boyunca Gökhan Töre çok istekliydi. Pozisyona girdi, topu aldı iyi kullandı. Ama ikinci yarı gene eski Gökhan döndü... Topu aldı ezdi, sonra ayağından çıkardı.
Beşiktaş çok şanslı. Çünkü Mario Gomez gibi bir futbolcuya sahip. Adam hem tepeden tırnağa golcü hem de tepeden tırnağa profesyonel. Tabiri caizse tam bir Alman!
Attığı gollerin dışında diğer atılan gollerde de büyük payı var. Neden? Çünkü çok iyi yerlere gidiyor, rakip defansı aldatıyor. Arkada geniş alanlar açıyor.
Bakınız Beşiktaş bu kadar gol attı ama en az 3 Gaziantep pozisyonunda da Tolga nefis kurtarışlar yaptı. Yani "dün geceki maçta sahanın en iyi adamı kim?" deseniz 1. sıraya Tolga'yı koyabilirsiniz. Zaten onu birinci sıraya koyduğunuzda da Gaziantep'in kolay rakip olmadığı ortaya çıkar. Bu iş böyle. 'Beşiktaş ile İstanbul'da oynuyorsanız sinekten yağ çıkaracaksınız' yoksa puan almanız zorlaşır.
Beşiktaş seyircisi zaman zaman takımını iyi destekliyor ama zaman zaman da kötü... Mesela sen Quaresma'nın oyuna girmesini istersen, hem Quaresma'yı hem Şenol Güneş'i hem de takımını "ateşe atıyorsun" demektir. Sen isteyince teknik adamın Quaresma'yı oyuna alacağı varsa da almaz. Çünkü alırsa 'Seyirci istedi, Güneş oyuna aldı' mantığı olur!
Hakemlik fazla bir pozisyon olmadı. İki takım da top oynamaya çalıştılar.
Şu konu çok önemli; Fenerbahçeli futbolcular ve Fenerbahçe taraftarı, Beşiktaş'ın oynayamadığı iki maçı pompalayarak Fenerbahçe'ye avantaj gibi gösterip sarı-lacivertlileri havaya soktular. Hatta onlar da neredeyse "Biz şampiyon olduk" diyecek duruma geldiler. Bu sefer de iş tersine döndü. Umarım Beşiktaşlı futbolcular aynı hataya düşmezler.

Bumerang!

Kime biraz "poh, poh" yapsan o hemen sapıtıyor Türkiye'de! Bunun en son örneği F.Bahçe Teknik Direktörü Pereira! Senin takımında futbol oynayacak, pas yapıp topu atacak bir oyuncun var, o da Diego. Ama o maçta yok! İş bitmiş sonra Diego'yu oyuna sokuyorsun. Antalyaspor rakibini iyi tahlil etmiş. Antalyalılar topu kaptıktan sonra "dan, dun" diye vurmadılar. Fenerbahçe maçlarda rakip topu alınca ne yapıyordu? Üçlü veya dörtlü top kimde ise pres yapıp rakibi uzun top atmaya veya çalım yapmaya zorluyorlardı. Ancak Antalyasporlu futbolcular topu uzun vurmadılar, çalım attıkları zaman da rakiplerini çalımla eksiltebildiler. Bu da F.Bahçe'nin oyun planını bozdu!
Antalyasporlu futbolcular Eto'o gibi bir usta da olunca maça iyi başlayıp iyi bitirdiler. Düşünün rakibin kadrosunda Eto'o var ve sahada adeta "futbol resitali" yapıyor. Senin takımında da Diego gibi bir yıldızın var ama o yanında oturuyor! Dün akşam Antalyaspor galibiyeti fazlasıyla hak etti. Çok iyi oynadı ve kazandılar.
Fenerbahçe'de şu oyuncu çok iyi oynadı diyebilir misiniz? Hayır! Antalyaspor'da şu oyuncu çok kötüydü diyebilir misiniz? Ona da hayır!
Sarı-lacivertli futbolcuların hakem Ali Palabıyık açısından da söyleyebilecekleri hiçbir şey yok! Ali Palabıyık, Türkiye'nin en iyi hakemlerinden biri.
Hata yapmıyor mu? Yapıyor! Ama hiç değilse kafasında şeytan yok. Aslında Fenerbahçe için deplasmanda olabilecek en iyi hakemlerden biri de Ali Palabıyık!
Beşiktaş'ın maç yapmamasını Pereira ve futbolcular siyah-beyazlılara baskı olarak kullandılar. Ama o baskı "bumerang" olarak onlara döndü ve büyük yara verdi. Yarın Fenerbahçe bir maç daha kaybederse bu sefer o baskıyı kim yiyecek? Bunu hiç düşünmediler.
Aslında Antalyasporlu futbolcular fizik olarak biraz daha diri kalabilselerdi bu maç çok farklı skorla bitebilirdi. Fenerbahçe'nin kötülerinden biri Volkan'dı ama Pereira alınan kaleciyi yerli yerinde kullanmadığı için Volkan bu duruma geldi. Hiçbir gün Volkan'a karşı yeni kaleciyi tehdit unsuru olarak kullanmadı.
Bu işler böyledir. Futbolda dün, evvelki gün yok! Bugün var.

Hayal satma devri bitti

Bir ilk yarı seyrediyoruz, iki takım için de sanki halı saha maçı. İki taraf da defans değil hücumu düşünüyor. İki takım da topu kaptırınca baskı uygulamıyor. Ve patır kütür goller oluyor. Bu devre Osmanlı o inanılmaz iki pozisyonu kaçırmasa G.Saray için maç daha ilk yarıda bitecekti. G.Saraylı yöneteciler de teknik direktör de futbolcular da "Sonuna kadar şampiyonluğa oynayacağız" diyorlar. İyi güzel de hangi futbolla? Bu oyunla kazansalar ne olur kaybetseler ne olur?
Osmanlıspor'un hedefi belli; alt sıralardan kurtulup orta sıralarda yer almak. Yani işi daha kolay. Ama G.Saray için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. G.Saray'da Hamza varken iyi veya kötü bir şekil vardı. Fakat şimdi o şekil de yok. Ne olduğu belli olmayan, ne oynadıkları ne yapmak istedikleri belli olmayan bir takım var sahada... Ne başları belli ne arkaları... 3-2 öne geçtikten sonra Osmanlı biraz daha defans ağırlıklı oynamaya başladı. Zaten o dakikadan sonra da G.Saray gol pozisyonları bulmakta zorlandı.
Çok net bir şekilde şu gözüküyor; G.Saraylı oyuncular, rakibe baskı yapma, inatla oyuna basma ruhlarını kaybetmişler. Yani zemin buzluydu, hava karlıydı, şimşek çakılyordu bahanesi de yoktu bu maçta.
Maçta 2-3 tane kritik pozisyon var. En önemli pozisyon Muslera'nın yediği goldü. Rakibi tabanla topu aldı diye Muslera itiraz ediyor. İyi güzel de sen önce rakip ile topa yaklaşacaksın. Müdahale edecek noktaya geleceksin. O zaman rakibin tabanla müdahale ediyor ve tehlikeli hareket oluşuyorsa itiraz edeceksin. Oysa sen topu ortada bırakıyorsun. Top nerde, sen nerdesin? O gol nizami!.. Maçın sonuna doğru bir pozisyon var; Hakan Balta rakibin önünden dripling yapar gibi topu elle çalıyor. Hakem eli veriyor ama Hakan'a göstermesi gereken sarı kartı vermiyor. Futbolcular kuralları hakemlerden daha iyi biliyorlar. Amuni Umar itiraz ediyor ve sarı kartı o görüyor! Aslında burada sarı kartı Halis Özkahya görmeliydi! Bu maç net bir şekilde şunu gösterdi; G.Saray yönetimini bir kısım kişiler yanlış yönlerdirerek Mustafa Denizli'ye yönelttiler. Öyle anlattılar ki Denizli'yi, hem G.Saray takımı kurtulacak, hem kendileri kurtulacaktı. Evet birisi kurtuldu... O kimdi? Mustafa Denizli kurtuldu... Maddi olarak!..
Beyler hayal satma devri bitti! İnsanlar hayal ettiği müddetçe yaşar, tamam da hayalle yaşarsan büyük abdestini yaparken tuvalette ölürsün!

Bu yazı açık bir ihbardır

Maliye Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu'nu göreve davet ediyorum

Logosundan Türk bayrağı kaldırılıp, gelen tepkiler üzerine tekrar bayrak konan Türkiye Spor Yazarları Derneği'nin Üyeleri; topyekün size sesleniyorum... Siz spor yazarları olarak Türkiye'de sporda yapılan yolsuzlukları, şikeleri, dopingleri, sahtekarlıkları ve ahlaksızlıkları yazmak, bunları kamuoyuna duyurmak ve bunların azaltılması ve ortadan kalkması için basında görev yapmıyor musunuz? Ey Spor Yazarları Derneği'nin Üyeleri! Son olaylarda tavır koyanlar hariç, koymayanlara sesleniyorum. Bundan sonra ahlak konusunda yazacağınız en ufak bir şeyi artık kamuoyuna yutturamazsınız. Şimdi dönüyorum Türkiye Spor Yazarları Derneği yönetimi ve başkanına;

1- Oğuz Tongsir karının arabasını hülle yoluyla Ankara Şube'ye yolluyorsun. Sonra bomba patlıyor, ben yazıyorum, 5 ay sonra "Hibe ettim" diyorsun... Bu arabayı kendi derneğine kaça sattın? Bu arabanın piyasa değeri ne kadar? Arabada vuruk var mı? Kaç tane? Arabayı dışarıdan birine satsan kaça satardın? Bu arabayı Ankara'ya tırla mı yolladın yoksa araba yürüyerek mi gitti? Çünkü arabanın Ankara'ya giderken plakası yoktu. Araba satış işlemi noterden yapıldığı için noter kayıtları nerede? Derneğe giren paranın muhasebe kayıtları nerede? Bu arabanın satın alım işleminde mecburi olarak kayda girilecek miktar ne kadar ve hangi tarihte? Bu para dernek kasasına ne zaman girdi? Sonra dernek kasasından ne zaman çıktı? 5 ay sonra olay ortaya çıktığında "Hibe ettim" diyorsun. Hibe işlemleri için yapılan uygulamalar çok farklıdır. Bu rezalet 5 ay sonra ortaya çıkmasaydı ve ben bunu yazmasaydım sen cukkayı götürecek miydin Oğuz?

2-İstanbul'daki arabayı yani minibüsü derneğin muhasebecisine satmışsın doğru mu?

3- Değişti rdi ğin logoyu bir şirkete vermişsin. Bu şirkete logo için ne kadar para ödendi?

4- Bu logonun üzerindeki Türk bayrağını şirket kaldırırken size sormadı mı? Şirketin mi bir bildiği mi vardı yoksa senin mi bir bildiğin vardı bayrak konusunda? Bir günde kaldırılan bayrak bir günde nasıl geri geldi? Bu şirketle Türkiye Spor Yazarları Derneği adına başka anlaşmalar yaptın mı? Bunların arasında seminer organizasyonları olabilir, alınacak reklam gelirleri olabilir?

5- Havuz çalıştırıyorsunuz, bunun için de ayrıca üye kaydediyorsunuz. Şu anda çalıştırdığınız havuza çalışabilir raporu aldınız mı? Eğer almadıysanız yaz aylarında bu havuz patlarsa o havuza giren insanları Kabataş'tan mı toplayacaksınız?

6- Tesis lerde çalışan emekçilere sigorta yaptırdınız mı? Yoksa onları sigortasız mı çalıştırıyorsunuz? Oğuz Tongsir, TSYD'yi bakkal defteri ile mi çalıştırıyorsunuz yoksa günümüz kurallarına uyarak mı? Bakınız Maliye Bakanlığı'na ve Sosyal Güvenlik Kurumu'na buradan açık şekilde ihbar yapıyorum. TSYD'nin kesinlikle bütün girdileri ve çıktılarının araştırılması gerek. Maliye ve Sosyal Güvenlik Kurumu bu işin gereğini yapmazsa o zaman kamuoyunda diğer yaptıkları işlerde güvencelerini kaybederler. Oğuz Tongsir, bir üniversiteyle vıcık vıcık beraberliğin oluyor ve devam ediyor. Bu üniversite sana pas atıyor, sen o üniversiteye pas atıyorsun. Bu paslaşmalarda başka spor yazarları da var mı? Bu üniversitede görev yapanlar 'Senin' Spor Yazarları Tesisleri'nde başka ihaleler aldılar mı? Bu tesiste bir yerleri çalıştırıyorlar mı? Bu işler al gülüm-ver gülüm şeklinde mi oluyor. Bunlara birkaç sefer daha değindim ama hiç cevap gelmedi. TSYD'nin üyeleri de demek ki bu işten memnunlar. Buraya üye olan ey yazarlar, ey çizerler, ey fotoğraf çekenler; sakın biriniz de çıkıp bundan sonra ahkam kesmeyin. Kamuoyundan size gelecek cevap şu olur;
"HADİ LAN ORADAN SİZDE ."
Mustafa Sandal'ı severim, kendisine söyleseydim nasıl bir derleme yapardı bilemem ama ben uygulamayı şöyle yaptım; Onun arabası var güzel mi güzel... Onun şoförü de var özel mi özel (işine son verdi ama) Bastı mı gaza, gider mi gider (Ankara'ya) Ama maalesef ruhu ve plakası yok... (plakayı ben verdim onlara 34 TSYD * HNM 06) Araba Ankara'ya gidince bu sefer oradan bir derleme yapmak lazım; Arabanın yolları taştan, sen çıkardın beni Oğuz Tongsir baştan...

Uganda'da vermezler!..

Fenerbahçe ile Eskişehirspor arasında kalite farkı var. Zaten puan cetvelinde bulundukları yerler de bunu net bir şekilde gösteriyor.
Fenerbahçe çok büyük hata yapmazsa bu maçı kaybetmeyecekti! Nitekim de öyle oldu. Maç hakem açısından normal oynansa bu duruma gelmeyeceği kesin. Ama bu sene meaalesef hakem olayları yüzünden çok şey değişiyor. Dünkü maçta üç kırılma anı vardı. Birincisi; Fenerbahçe'nin verilmeyen penaltı pozisyonu. İkincisi; Eskişehirspor'un aleyhine verilen penaltı pozisyonu. (Bu pozisyona Uganda'da bile penaltı verilmez)
Üçüncüsü; 65. dakikada Eskişehirsporlu Alpaslan'ın atılması. Hakem Alper Ulusoy'un verdiği penaltı, net bir penaltı değil. 65. dakikada Alpaslan'ın atıldığı pozisyonda da hakem yüzde yüz hatalı. Hatta faulü yapıp rakibin ayağına basan Mehmet Topal bile hakem kartını gösterince "Ben bir şey yapmadım" diye itiraz etmesine rağmen, kartı gören oyuncu Alpaslan oldu. Aslında bu hakemlere şaşırmamak elde değil. Kendilerine vazife çıkarıyorlar. Fenerbahçe'nin aslında hakemlere hiç ihtiyacı yok ama...
Fenerbahçe'ye gelince....Diego'yu arıyor. Ozan'ın oyun şekli ile Diego'nun oyun yapısı çok farklı. Ozan, Diego'nun yaptığını şu an yapamaz. Diego da sanki çok mu iyi oynuyor? Almanya'daki Diego mu? Değil! Galatasaray'ın yedek kulübesindeki Bilal'i al, şu Fenerbahçe takımının kadrosu içine sok banko oynar. Bilal takımın oyun yapısının tümünü değiştirir. Alır, verir hücuma sokar, araya atar, takımı hareketlendirir. O zaman transfer yaparken takımlar illa bilmem nerelerde futbolcu aramayacaksın. Gözünün önündeki futbolcuya bakacaksın. Ozan ilerde belki iyi olur ama şu an iyi değil. Markovic'te ses var görüntü yok. Markovic ne yaptı? Bir gol attı, bir asisti var. Bu kadar para veriyorsun sen ondan ne aldın? Fenerbahçe'ye ne verdi? Onu tartışalım. Eskişehirspor'un dün sahada yapacağı fazla birşey yoktu. Zaten Fenerbahçe'ye karşı yarım saat eksik oynarsanız fazla birşey yapamazsınız.

Herkes çatıya takılıyor

Bazen denizleri geçiyoruz, derede boğuluyoruz! Dün akşamki gibi. İki yudum kar yağdı, maç tatil oldu. Hakem maçı tatil etme kararında doğruyu yaptı. Aslında maçı hiç de başlatmayabilirdi! Yahu kardeşim trilyonlar harcıyorsunuz dün akşamki maçı oynatamıyorsunuz. Beyler takılmışsınız statların tepesine, çatısını kapatmaya! Bakınız bu çatı kapatma işi büyük paralar tutar. Bu stadın zeminin altına sıcak su borularını döşersiniz, maç başlamadan 4-5 saat önce kazan dairesinden suyu basarsınız, bu zemin pırıl pırıl olur, maç da oynanırdı. Harcayacağınız parada da 400-500 bin lirayı geçmezdi. Nerelere ne paralar harcıyorsunuz? Bu sahaların zeminini yapamıyorsunuz!
Bakınız Ankara 19 Mayıs Stadı zeminini suni çim yaptılar, rezaletti. G.Birliği kendi çabası ile zemin ısıtmalı yaptı, maçlarını oynuyor. Aynı şekilde Sivas'ın sahası da alttan ısıtmalı!
Bu maçlar karlı zeminde kırmızı topla oynanır ama İstanbul'da karın yağacağı bir hafta evvelden konuşulmasına rağmen topun bile önlemini almamışlar!
Şimdi milletin ağızına ciklet verdiniz. F.Bahçe bağıracak "haksız rekabet yapılıyor" diye.. Veya başkaları da bağıracak! Buna düşme hattındaki takımlarda dahil tabi.. Bu tip maçlar hava şartlarından yarıda kalırsa otomatik olarak bir gün sonraya sarkar. Ama bir gün sonra da hava kötüyse federasyon devreye girer. Haliyle federasyonun dediği olur.
Maç 5. dakikada oynanamadı, şimdi kararı federasyon verecek; kalan 85 dakika mı oynanacak yoksa maç sıfırdan mı başlayacak?

İstanbul Şube'den Genel Merkez'e: Kongreye gidin

İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu, son yaşanan olaylar üzerine dün Levent'teki binasında acil bir toplantı yaptı. Üye çokluğu ile gerçekleşen toplatıda son yaşanan olaylar masaya yatırıldı. Genel Merkez'e güven tazeleme amaçlı, "Olağanüstü kongre" çağrısının yapılması kararlaştırıldı. İstanbul'daki üyelerin yoğun talebi üzerine şube yönetimi, Genel Merkez'e "Olağanüstü kongreye gidilmesi isteğini" bir mektupla bildirdi. Ayrıca son günlerde büyük tartışma yaratan TSYD'nin yeni logosunun da genel kurul üyelerinin onayı alınana kadar taslak halinde tutulması istendi. İstanbul Şube, genel kurulda üyelerin onayı alınana kadar eski logonun kullanılmasını da talep etti.

OLAY ARABA ANKARA'YI DA KARIŞTIRDI!..
Başkan Oğuz Tongsir'in Ankara Şubesi'ne eşine ait olduğu iddia edilen arabayı göndermesinin yankıları sürüyor. Olay şöyle gelişmişti: Ankara TSYD Şubesi bir araba almak istemiş, bununla ilgili İstanbul'dan bütçe bilgisi talep etmişti... Genel Merkez, "50-60 bin lira civarında bir araba alın" demiş, fakat bu rakamlara sıfır araba alma imkanı olmayınca, İstanbul'dan ikinci el bir araba Ankara'ya gönderilmişti. İddialara göre de bu araba Başkan Tongsir'in eşine aitti. Genel Merkez aracı satın almış ve Ankara'ya göndermişti. Olayın basına yansıması sonrası Ankara Şube Yönetimi önceki gün yaptığı toplantıda, "Arabayı iade edelim" fikrini tartışmış, bazı üyeler, "Hemen iade edelim" derken bazı üyeler "Arabasız kalırız" diye görüş bildirmiş ve tartışmalar yaşanmıştı. Ankara Şube'nin olay arabayı önümüzdeki günlerde İstanbul'a iade edeceği öğrenildi.

BAYRAK İNMEZ VATAN BÖLÜNMEZ!
TSYD'nin önce bayraksız yaptığı ve daha sonra hatasından dönüp yenilediği logosunun bayraksız hali sosyal medyada da büyük yankı buldu. İşte bazı mesajlar:
@varsayoksats: Bayrak inmez vatan bölünmez TSYD haddini bil!
@aliekbertuncer1: Maya bozuk olursa tutmaz... Türkiye yazısını da kaldırsalardı!
@hopali413: Bayrak için toprağa düşen bunca şehit varken, TSYD nasıl olur logosundan Türk bayrağını kaldırır.
@ufukcingz2: TSYD'NİN yaptığı bayrak skandalına susmayın. "Türkiye" Spor Yazarları olacaksın, Bayrağımızı atacaksın. Kimin yazarlarısınız?
@dalgalandi: 53 yıl sonra Türk bayrağını kaldırdılar!

Galatasaray'ı bitirdiler

Fenerbahçe'de dert belli! İlaç da belli! Diego Ribas sakatlandığında veya kötü oynadığında F.Bahçe istediği şeyleri yapamıyor. Mutlak suretle o bölgeye oyuncu alınmalı.
Aslında Diego Ribas çıkana kadar Fenerbahçe takımı iyi işler yaptı. Ama ondan sonra sadece mücadele ettiler.
Yedek kulübesine bakıyorsunuz cezalı ve sakatlardan sonra erimiş. Yedek kulübesinde iş yapar diyebileceğiniz bir tek oyuncu var, o da Caner!
Aslında dün gece Sivasspor sahada kötü mücadele etmedi. Ama kalenizde böyle bir kaleci varsa başka şansınız olmaz! Acaba bu kaleciyi çok aramışlar mı? Nereden bulmuşlar? Sahada mücadele eden Sivaslı oyuncuların alın terlerine yazık. Bu kadar kolay, bu tadar acemice, affedersiniz ama, bu kadar zeka özürlü goller yenmez! Ama ne yapacaksınız Türkiye'nin şartları bu! Ya emekliler geliyor ya da böyle turşular! Bu transferleri yapanlara sormak lazım.
Bu maçta da Van Persie istediği topları alamadı ama yine de golü attı. Persie ile topu ceza alanı içinde buluşturursanız sorun yok!
Hem iyi yerlere gidiyor hem de iyi işler yapıyor.
Bu kadar eksikle Fenerbahçe dün gece büyük bir yara alabilirdi.
Yani bayağı hasarlı bir trafik kazası olabilirdi ama karşılaşmayı çevirmeyi başardılar.

Sadece mücadele
Sarı-lacivertliler için yine aynı cümleyi yazacağım; "İyi oynadılar mı, hayır!"
Sadece mücadele ettiler ve rakiplerini yendiler.
Eğer dün sarı-lacivertliler buradan üç puanla ayrılmasalardı uzak bir ihtimal de olsa Galatasaraylıların ağzını sulandıracaklardı.
Sarı-lacivertliler dünkü maçta yalnızca maçı almadılar şampiyoluk yarışında Galatasaray'ın da işini bitirdiler.

Kırmızı niye yok?
Hakem Fırat Aydınus, ilk yarıda kontrolsüz bir maç idare etti. 2. yarıda biraz toparlandı göründü ama maçtan sonra kendisine sorması lazım; bu kadar sarı kart gösterdiği maçta kırmızı kart niye yok!
Eğer bu kadar sarı kartta, kırmızı yoksa demek ki sarılar yanlış.
Tersinde de "kırmızı kart" göstermemek yanlış!