CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Ne futbol oynuyor, ne keyif veriyor

Bir tarafta büyük rakamlarla kurulu bir takım, diğer yanda küçük bütçeli hiç tanınmamış bir takım. Bizim takımlarımız "Biz tanınıyoruz" diye kendi kendilerine hava yapıyorlar. Dün akşam iki değişik takımın maçını izledik. Birisinde bireysel çabalar var, hiçbir organizasyon yok, "Saldım çayıra mevlam kayıra" sistemi var! Diğer tarafta 11 kişinin oynadığı, herkesin birbirine yardım ettiği, bütün yükün eşit paylaşıldığı bir ekip var. Yani kestirmeden, birisi takım, diğeri top oynamaya çalışan bir grup...
Avrupa'da maçlara çıkınca bazı takımlarımız şunu söylemeye başladılar; Avrupa bizi istemiyor, onun için hakemler de ona göre düdük çalıyorlar. Peki dün akşam 3 dakika uzatma verip, 6 dakika oynatan hakeme ne diyecekler? Rakibin 75'ten sonra gücü düşmeye başladı. Bu da doğal... Peki bu gücü düşen takıma karşı Fenerbahçe ne yaptı? Teknik Direktör Advocaat her geçen dakika "+1" forvet ekledi ve gol atmaya çabaladı. Rakip acemi ve amatör olmasa, araya top soksalar, hızlı çıksalar Fenerbahçe'yi 75'ten sonra 3'lük yaparlardı. Ama bu rakip şimdi İstanbul'da Fenerbahçe için daha tehlikeli olacaktır.
Çünkü Fenerbahçe'nin üzerine kafadan gitmeyecek, bekleyip kontratak yapacaklar.
Sarı-lacivertlilerde hala aynı dert var. Takımı oyun içinde idare edecek bir beyin yok. Fazla forvet almakla bu işi halledemezsin. Fazla forvet alıp, oynatayım dediğin an, bunu biraz güçlü takıma yap seni perişan eder. Fenerbahçe'nin işi zor. Bu pozisyondan nasıl yırtarlar, nasıl kurtulurlar teknik direktörün işi. Sarı-lacivertlilerin şansı bu Avrupa maçını zayıf bir rakiple oynadılar. Önümüzdeki lig maçı da şu anda iyi durumda olmayan Kasımpaşa'yla... Peki Fenerbahçe'de işler iyi olur mu? Şu görüntüde zor.
90 dakika düşünün Fenerbahçe'nin organize bir atağı var mı? Bir-iki tane gol pozisyonuna girdiler tamamen şişirme pozisyonlar. Biri Sow'un önüne sekti, diğeri başkasının önüne. Peki takım olarak Fenerbahçe futbol oynuyor mu, hayır. Keyif veriyor mu? Hayır.

TARAFTAR KAHROLUYOR
Bir gece evvel Beşiktaş'ı izliyorsunuz. Hem de çok daha iyi bir rakip karşısında sahada bir takım görüyorsunuz. Zaten Fenerbahçe taraftarı da bu olayı görünce kendi takımıyla, diğer takımları karşılaştıyor ve kahroluyor. Dün gece maçı seyrederken yanımda Fenerbahçeli bir arkadaşım vardı. Çok iyi Fenerli... Hocam dedi, "3-4 yıldır tırnaklarımı uzatamıyorum kesmek için. Çünkü Fenerbahçe maçlarını seyrederken, zaten parmaklarımı ağzımdan çıkaramıyorum." Şu andaki Fenerbahçe taraftarının durumu bu.
Hakem maçın içinde doğru kararlar verdi. Uzatmada asıl olan şudur; Diyelim ki 3 dakika uzatma verdiniz ve kalecinin biri 1 dakika 10 saniye sonra sakatlandı. O tedavi süresi önemli değil. Ondan sonra oynatacağınız süre 3 dakika -1 dakika 10 saniyedir. Yani 1 dakika 50 saniye! Bu bir yorum değildir, kuraldır!
Bir de şu var; F.Bahçe'nin teknik direktörü Advocaat basın toplantılarında doğru şeyler söylüyor dedik. Düne kadar "Takımın beyne ihtiyacı var, orta sahada kaptana ihtiyacı var" diyordu. Ama aynı hoca herhalde üst kattan zılgıtı yedi ki önceki gün "Kadro yeterli" demeye başladı. Bu şunu gösteriyor; Adam "Ben bu yaştan sonra polemiğe girmem. 2-3 milyon Euro'yu alır çeker giderim" diyebilir. Adam haklı beyler! Bizim gibi yolunacak kazları bulmuşken niye söğüşlemesin!

Kangrenden kurtulamayacak!

Bursaspor, çok çabuk çıkan bir takım değil, orta sahayı iyi parselleyen bir takım da değil; ama arka tarafta iyi kapanıyor. Bunu niye yazıyorum? Fenerbahçe'nin bu takıma çok daha farklı oynaması lazımdı ama yapamadılar... İlk yarıyı daha etkili oynamalıydı. Bursaspor, çok fazla gelmemesine rağmen golü onlar attı. Ve ilk yarıdaki Fenerbahçe sahada hiç yoktu diyebilirim. İkinci yarı Fenerbahçe, baskılı göründü ama bu baskıda bile akılcılık, üretkenlik yoktu. Kenardan Volkan Şen girecek, adam geçecek, ortalayacak... Olursa gol olacak... Yani oyunu hazırlamak yok, pişirmek yok, rakibi kenarlara çekip iki taç çizgisini kullanmak yok, orta atmak yok... Attıkları 50 ortanın çoğunu cepheden attılar, o zaman da Bursaspor defansı çıkıp vurdu. Defansın en zayıf olduğu yer kenara inmek, auta inmek. Oradan ortalarda defans hem önünü hem yanını hem arkasını kontrol eder. Tüm bunları yaparken de birini kaçırır. Ama Fenerbahçeli futbolcular, bunları yapmayarak Bursa kalesine ve defansına yardım etti. Bakınız Fenerbahçe ne zaman Bursaspor kalesinde tehlikeli olduysa pozisyon hep aut çizgisinden gelen toplarla oldu. Bu Fenerbahçe'nin beyni yok; hikaye burada. Oyunu idare edecek, yönlendirecek, yavaşlatıp, hızlandıracak bir hatta iki adama ihtiyaç var. Ama bu Fenerbahçe yönetimi bir antrenörle çalışıyor başka birini alıp gönderiyor, o arada başka bir futbolcu getiriyor... Yani ne yaptıkları belli değil. Böyle olunca sahaya bu tarz bir takım çıkıyor. Futbolcuların bu tabloda fazla suçu yok. Bunun tek anlatımı 'balık baştan kokar' şekli.
Bursalılar oyunu çirkinleştirmediler, kendi güçleri kadar oynadılar. Özellikle defans olarak mükemmeldiler ama hücumda aynı değildi. Düşünün dünkü Fenerbahçe'yi bir Osmanlı, bir Başakşenir yakalasa ne olurdu? Hep söylüyorum ama herhalde sakalım yok anlatamıyorum. Bu seyirciye yazık oluyor. Fenerbahçe seyircisi kullanılıyor, dalga geçiliyor. Ama maalesef halkın takımı dediğiniz Fenerbahçe bir grup kongre üyesine teslim oluyor. İşin aslı bu. Ve Fenerbahçe bu kangrenden kurtalamayacak. Çünkü yıllardır kanıyor.
Hakem Bülent Yıldırım'ın uzun zamandır bu kadar eyyam yapmadan yönettiğini görmemiştim. Herhalde dedi ki 'Nasılsa bundan fazla kaybedecek bir şeyim yok. Bari gördüğümü çalayım.' Bilet parasını bedava bile yapsanız bu Fenerbahçe seyircisini tatmin edemezsiniz. Çünkü Fenerbahçe seyircisi güzele, iyiye alışmıştır; böyle kahrolmaya değil. Ama yarın görürsünüz birileri çıkar yine La Fontaine'den masallar anlatmaya, gündem değiştirmeye kalkar. İş onun için günü kurtarmak değildir, Fenerbahçe'yi de kurtarmak değil sadece kendini kurtarmaktır.

Fatih Terim şirazeyi bozdu!

Galatasaray'ın bir teknik direktörü var, iyi veya kötü. Riekerink işi götürüyordu. Fatih Terim olayı çıktı, adamın şirazesi bozuldu, kimyası bozuldu. Fatih Terim, Galatasaray camiasında öyle bir hale geldi ki hani hükümetler kurulur muhalif partide iktidar partisinin kurduğu hükümete karşı bir gölge kabine kurar. Fatih Terim de aynen böyle. Galatasaray'da devamlı teknik direktörler için bir gölge teknik direktör gibi.
Hava böyle olunca bu sefer iş futbolcuya sirayet ediyor. Onun da kimyası bozuluyor. Öncelikle Galatasaray takımı fizik olarak iyi değil. İkincisi çok ağır oynuyorlar. Yan top, geri top, yan top geri top. Rakip Kayserispor, Galatasaray'a hücum ediyor. 5-6 futbolcuyla geliyor. Aynı 5-6 futbolcu kendi alanlarına dönüyor. Galatasaray'dan kimse yok. Rakip de sarı-kırmızılıları geride 10 kişiyle bekliyor. Selçuk konuşuluyor. Tamam iyi değil peki Sneijder'e ne demeli? O iyi mi? O da kötü. E bu ikili kötü olunca diğerleri zaten fazla etkili olabilecek oyuncular değiller. Bunlar etkili olmayınca top zaten hücumculara gelmiyor. Yani Galatasaray'da görüntü kötü.

BEŞİKTAŞ'A DA BİR BAKALIM!
Galatasaray maçı bitiyor 15 dakika sonra Beşiktaş karşılaşması başlıyor. Bütün statlar boşken Konya hariç siyah-beyazlıların stadı dolu. Vodafone Arena'nın zemini de çok güzel. Futbol oynamaya çok müsait. Haliyle iki takım futbolcuları da hareketlerini çok rahat yapıyorlar. Siyah-beyazlılar 3 kulvarda mücadele edecekler tamam ama belli bir kadroyu da kurmaları gerekir. Şenol Güneş'in kafasında muhakkak şablon bellidir. Ama bir de bunları yan yana oynarken görmesi lazım. Şampiyonlar Ligi maçları salı günü başlayacak. Siyah-beyazlılar hücumda etkili olabilirler ama defansta işleri zor. Stoperlerde rahatsızlar. Kaleci Fabri iyi görüntü veriyor. Atiba olmadan Beşiktaş defansı zaten düşünülemez. Onun varlığı müthiş bir şey. Ama şu var Fenerbahçe'ye Galatasaray'a Beşiktaş'a baktığımda aralarında yine Beşiktaş.
Kardemir Karabükspor için de iyi şeyler yazmamız lazım. Oyun anlayışları çok iyi. Mücadeleleri mükemmel. Korkak futbol oynamıyorlar. Bu maçta bayağı sakat futbolcuları da vardı oynamayan. Ama sakatlıkların çoğu aynı. Bunun da bir sebebi vardır muhakkak. Serkan Çınar'ın yönettiği bu maçta iki penaltı pozisyonu var. Bir Beşiktaş lehine verilen, bir de Karabükspor lehine verilmeyen. İkisi de hemen hemen benzer pozisyonlar. Kayserispor-Galatasaray maçında Welliton'un gol attığı pozisyonda ofsayt yok, gol temiz.

Fenerbahçe beyinsiz oynuyor

Öncelikle kalitesiz bir maçtı. Mücadele var görünüyor ama iki takım da bunu yapamadı. Öncelikle Kayserispor...
50 dakika Fenerbahçe 10 kişi oynuyor ve Kayserispor olarak sen maça hakim olamıyorsun. 50 dakika Fenerbahçe 10 kişi oynuyor ve maçın hakimi. Ama sahadaki oyuncular yanlış seçildiği için Fenerbahçe rahat kazanabileceği maçı zora sokuyor.
Şimdi gelelim sadede... Sen Kayserispor'la oynuyorsun, adam kapanacak.
Kapanan bir takıma karşı kiminle oynayacaksın? Ya Van Persie ya Fernandao ile. Maçın durumuna göre diğerini alacaksın.
Emenike deplasmanda oynatabileceğin bir isim, açık alanda oynayacak biri.
Sen boş alan da yaratamıyorsun.
Senin orta sahanda Emenike'ye doğru zamanlamalı pas atacak adam da yok. Sarı-Lacivertliler, aslında hücumda zengin adamlara sahip, defansta da fena değilller ama maalesef kesinlikle kaliteli iki orta saha adamı lazım.
Aslında kestirmeden şunu söyleyeyim;
Fenerbahçe beyinsiz oynuyor.
Yani takımı orta sahada idare edecek, yönlendirecek, oyunu hızlandırıp yavaşlatacak, duruma göre idare edecek biri yok. Bu sırıtıyor.
İkinci goller inanılır gibi değil.
Resmen araya karbon kağıdı konulmuş gibi. Birbirlerinden ders de almıyorlar.
Hangisi o golü önce yemişse öbürünün aynı hatayı yapmaması lazım; ama nerde? Avrupa'da 10 kişi kalan takımı maymun ederler, neden? Hiçbir şey yapmasanız, hep ayağa top yapsanız 10-15 dakika sonra rakip havlu atar. Niye?
Yorulur çünkü. Peki dün akşamki maça bakın topla oynamaya, Fenerbahçe daha fazla çıkar.
Peki bu Fenerbahçe Avrupa maçlarında ne yapar?
Bu mantıkla işleri çok zor. O zamana kadar bazı şeyler değişir mi; o da zor.
Çünkü hocanın elinde sihirli değnek yok.
Öyle veya böyle Fenerbahçe seyircisi geçtiğimiz yıllarda stadı dolduruyordu.
Ama onlar da artık ümidi kesmişler.
Hep aynı masalı dinliyorlar, uyutuluyorlar ve aldatılıyorlar. Bunu hissettiler, maça gitmiyorlar.
Kjaer'in atıldığı pozisyonda verilen karar doğru. Ondan evvel Stoch'a da faul yok. Stoch faul almaya gidiyor ama yaptıramıyor.
Van Persie'nin pozisyonunda da penaltı yok ama hakem iki takıma da bazı fauller de yanlışlıklar yaptı. Bazı taçları 20 metre ilerden attırdı bazılarını doğdu yerden. Dün gece bence iki takım da bu sonuçtan mutlu ayrılmadılar.

Fener, aslında hücumda zengin adamlara sahip, defansta da fena değilller ama kesinlikle kaliteli iki orta saha adamı lazım.

Sahada ‘sahte’ oynayanlar var!

Galatasaray geçen hafta kaybedeceği maçı çok şanslı bir şekilde kazanmıştı, Eren'in güzel kafa golüyle. Bu hafta Eren gene mükemmel bir kafa golü attı. Geçen sezon bu oyuncu en fazla hava topu kazanan forvet olarak anıldı, hem de Kasımpaşa'da. Demek ki Galatasaray bu oyuncuya uygun hücum ederse çok daha fazlasını yapacak. Bu iş için de Galatasaray'da çok alternatif var. Sneijder iyi orta atabiliyor. Podolski iyi yan top çıkarabiliyor. Bruma bu iş için biçilmiş kaftan. Bruma demişken şunu da söyleyelim: Nasıl Eren'i hücumda ona göre kullanacaksan aslında G.Saray'ın Bruma'yı da ona uygun kullanması gerekir.
Çok maçta kilidi açabilecek bir oyuncu Bruma. Onu saklayıp uzun ters top veya önüne atılacak toplarla rakip defansı yıkabilirsin. Peki Galatasaray bunları yaparken orta alanda ne yapıyor? Bu alandan istenilen toplar çıkmıyor. Aslında Tolga Ciğerci orta sahada iyi mücadele ediyor. Peki Galatasaray'da orta alanda mücadele etmeyen kim veya kimler? Başta Selçuk. Sahte oynuyor. Daha doğrusu oynuyor gözüküyor.
Ama dün gece şu gözüktü Galatasaray'ın asıl zayıf hattı, defansı. Her türlü açık veriyorlar. Chedjou ile Hakan Balta inanılmaz hatalı işler yaptılar. Kimini Muslera çıkarttı, kiminde de çok şanslılardı. Josue, Galatasaray için iyi transfer. Sneijder'in yanında beraberce çok iyi işler yapabilecek gibi gözüküyor. Hele Bruma gibi çabuk bir adam varsa önlerinde.

ESKİ AKHİSAR NEREDE?
Akhisar geçen seneki Akhisar değil. Biz bu lige alıştık, rahat rahat orta sıralara oynarız havasındalar. Bu tip takımlar için zaten en büyük tehlike de budur. O eski maça asılma, maçı ısırma havaları yok. Bir tek Rodallega'ya bağlanmışlar. O ne yaparsa o kadar. Ama arkadan destek veremiyor, onu ilerde tek bırakıyorlar. Aslında futbol maçı çimde oynanır, tarlada değil. Manisa'nın bu zemini üç yıldır böyle. Soruyorsunuz kimi Manisaspor'u işaret ediyor, kimi Akhisar'ı kimi Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünü. Herkes birbirinin üzerine atıyor topu. Ama bu sahada bu futbolcuları oynatmak büyük ayıp.

DÖNELİM AZİZ YILDIRIM'A
Dünkü Aziz Yıldırım ile ilgili yazdığım yazıda bir konuyu biraz daha açmak lazım. Aziz Yıldırım, Tolga Işık'la yaptığı röportajda diyor ki: "Bak ilk kez burada açıklıyorum. 25 Kasım'da bana Samanyolu'nun başındaki Hidayet Karaca Bey geldi. Bir kahvaltı yaptık. Yanımda Mahmut Uslu da vardı. Futbol Federasyonunda görevli bir hukukçu ve bir işadamı da üçü geldi (Bu şahsın TFF'de FETÖ İmamı Osman Karakuş olduğu iddia ediliyor). Statta Türkçe Olimpiyatları yapmak istediler." Sonrasında röportaj devam ediyor. Bu cümleler Tolga'nın röportajından harfiyen alınarak yazılmıştır.

Yukarıda Allah var sana da lazım olacak

FETÖ çıktı, mertlik bozuldu. FETÖ hep arkadan dolanmış, iki puan almaya kalkmış… Futbolda bu son yıllarda 3 puan oldu tabi. FETÖ'nün yaptığı iğrenç işler, yavaş yavaş ortaya çıkıyor… Ama FETÖ bu iğrenç işleri yaparken, başka iğrenç işleri de yapanlar, yaptıkları bu işleri FETÖ'ye itelemeye kalkıyorlar. Yükle FETÖ'ye sallan gitsin hesabı. Bizim işimiz futbol… Çeteymiş, meteymiş bizi ilgilendirmez. Önce bazı şeyleri kabul edeceğiz, sonra konuşup-yazacağız. Bakınız; takriben 60 senedir, bu işin içindeyim… Ufaklıktan beri ve Ankara'da büyüdüm. Futbol işini çok yönleriyle biraz bilirim. Futbolumuz bir türlü temizlenmedi. Yıllarca teşvik de yapıldı şike de… İşte şimdi burada biraz duralım. Teşviği takım olarak yaparsınız. Yani dersiniz ki; "Kardeşim şu maçı kazanın size takım olarak şu kadar teşvik primi." O takım kazanırsa o teşvik primini bölüşürsünüz. Yani bu işi takım olarak yaparsınız. Şikeyi takım olarak yapmazsınız, yapamazsınız... Gidip de bir takımın tamamını ya da teknik direktörünü satın alamazsınız. O takımın içindeki futbolculara ya da teknik direktöre ulaşırsınız. Bu konuda ikinci bir şık daha var ki en etkili şık odur; hakeme ulaşırsınız. Hakem kesin çözümdür. Bazen hakeme ulaşamazsınız, yardımcılarına ulaşırsınız. Bu dolambaçlı çözümdür. Bu yazdıklarım temel kurallar. Şimdi gelelim son 18 yıla… Neden 18 yıl diyorum, çünkü Aziz Yıldırım'ın Türk futboluna başkan olarak adım attığı yıllar. Bu 18 yılda Fenerbahçe ne yapmış rakip takımlar ne yapmış ona bakalım… Şimdi sıralamaya bir bakalım;
🔴 Galatasaray 22 kupa almış (9'u lig, 6'sı Türkiye Kupası, 5'i Süper Kupa, 1'i UEFA Kupası, 1'i de UEFA Süper Kupa)
🔴 Fenerbahçe 11 kupa almış (6'sı lig, 2 Türkiye, 3 Süper Kupa)
🔴 Beşiktaş'ın 10 kupası var. (3'ü lig, 5'i Türkiye Kupası, 2 Süper Kupa)
🔴 Trabzon 4 kupaya sahip. (3 Türkiye Kupası, 1 Süper Kupa)
🔴 Diğer kulüplere gelince Bursaspor bir lig, Kayserispor, Gençlerbirliği ve Kocaeli birer Türkiye Kupası almış.

TARAFTARA YAZIK!
18 yıl başkanlık yaptığında da Galatasaray 22 kupa almış, Fenerbahçe 11 kupa almış. Fenerbahçe bu 11 kupayı alırken FETÖ yıllık izne mi çıkmıştı yoksa bayram tatiline mi? Peki bu 18 yılda Fenerbahçe ne harcamış, diğer rakipleri ne harcamışlar. Bunlar için değişik para değerlendirmeleri yapılıyor. Mesela Fenerbahçe'nin 18 yılda 1 milyar 250 milyon dolar harcadığı söyleniyor. Üç aşağı beş yukarı tartışılır. Peki 18 yıla da bakmayalım geçen yıla bakalım. Fenerbahçe transfere 90 milyon Euro harcamış, bu Türk parası 270 milyon TL eder ortalama. Peki karşılığında Fenerbahçe kupa olarak ne almış? Hiçbir şey, maşrapa bile alamamış… Yani Fenerbahçe'nin Aziz Yıldırım başkanlığında kesin olarak sportif bir başarısızlığı var. Sebebi de şu; Fenerbahçe çok büyük bir camia müthiş bir taraftar kitlesi var. Taraftar kitlesi Türkiye'de birinci sırada. Forma diyorsun alıyor, kombine diyorsun alıyor, Avrupa'ya git diyorsun gidiyor. İstediği ne; başarı… Peki bu kadar fedakar taraftara ne yapıyor? Bir kısım taraftarı tribüne sokmuyor, bir kısmına da 'hayvansınız' diyor. Bu kadar fedakar bir seyirci bunu kesinlikle hak etmiyor.
Şimdi tekrar geriye dönelim... Aziz Yıldırım, NTV'de çıktığı son canlı yayınında kendisi ne isterse onları anlattı. Çünkü karşısındaki şahıs bu işleri bilen birisi değil. Öyle sorular sorulur ki taca çıkar ama sordurmaz. Çünkü Yıldırım kendisi aleyhinde yazan ve konuşanları devre dışı bırakmaya çalışır. Demek ki bu şike olayında Aziz Yıldırım'a göre her şey FETÖ'den. Diyelim ki bu işleri FETÖ yaptı. Peki rakip takımdan bazı futbolcuları bağlayan veya hakemleri bağlayan bir grup, maçı 85-90. dakikaya getirmez, çok evvel bitirir. Öyle 18-19 dakika maç uzayacak ve sen bu kadar sürede gol atamayacaksın sonra "FETÖ" diyeceksin. O zaman uzatmaların son dakikasında topu kaleye sokamayan Appiah da demek ki FETÖ'cü. Bakınız bir futbolcuyu maçı satması için alıyorsanız, penaltı pozisyonu yaratır. Öyle bir penaltı yapar ki yüzde yüz ama hakem görmez, biraz geriye dönerseniz bunun örneklerini görürsünüz. Bu sefer o futbolcu öyle bir hareket yapar ki hakem hem penaltı hem kırmızı kart verir iş biter. Bakınız; bunları çok gördük... Futbolu dikkatli izleyenler hangi maçlarda hangi futbolcular olduğunu hatırlarlar. Biz televizyonlarda veya gazetelerde "Bu maç şike" diye yazamayız. Çünkü bu işin hukuki yönü var. Ama öyle anlatır, öyle yazarız ki futboldan hiç anlamayanlar bile anlar. Çünkü kimse aptal değil.
Aziz Yıldırım, Ertuğrul Özkök'le bir sohbet yapıyor... Burada "Ben bunlarla savaşacağım" diyor.. Bir gün sonra "Ben hiç kimseye Fethullah Gülen'e karşı savaşacağım" demedim diyor. Bunu nerede diyor, Fenerbahçe Kulübü'nün resmi sitesinde kendi imzasıyla diyor. 24 Ocak 2014'te Candaş Tolga Işık'la bir konuşma yapıyor. Burada Mahmut Uslu da var TFF'den görevli olan hukukçu olan bir iş adamı da. (FETÖ imamı olan ve kaçak Osman Karakuş olduğu iddia ediliyor). Sonra da tapelerde Karakuş için Şekip Mosturoğlu ile Yıldırım konuşuyorlar. Diyorlar ki; "Bu Tahkim Kurulu'nun hali ne olacak." Şekip diyor ki; "Sizin söylediğiniz, telkin ettiğiniz adam da alındı." "Osman Karakuş değil mi" diyor Aziz, Şekip "Evet" diyor. Aynı Şekip devam ediyor, "Tahkim'de 4-3 öndeyiz." Aziz diğer 3'ü kim diyince, Şekip onları da izah ediyor. Aynı Aziz Yıldırım, NTV'deki son programında FETÖ'cü Osman Karakuş'u tanımadığını ama dönemin TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'ı arayarak Karakuş'u Tahkim'e soktuğunu anlatıyor. Bakınız beyler! Futbol Federasyonları kurulurken, Tahkim, MHK, Disiplin bunların hepsinin pazarlığı yapılır. Herkes kendi adamını sokmak ister. Bütün büyük takımlar için böyledir.

GÜLEN'LE TELEFONDA KONUŞUYOR
12 Şubat 2014 Tarafsız Bölge'de Aziz Yıldırım "Fetullah Gülen'le konuştum" diyor, beni aradı hapisten çıktıktan sonra "Geçmiş olsun" dedi diyor. Kalbinde bana karşı herhangi bir kötülük olmadığını, kendisinin böyle bir şey yapmadığını söylediğini belirtiyor. Aynı Yıldırım, Bursaspor şampiyon olduktan sonra şu beyanatı veriyor; "Ey Fener, Galatasaray biz birlik olalım. Biz birbirimizi yersek bugün Bursaspor çıkar, yarın başkası çıkar. Bu küçükleri başımıza ceza etmeyelim." Kendi açısından haklı. Ama aynı Aziz Yıldırım şimdi ne diyor. "Bursa'yı FETÖ şampiyon yaptı." O zamanki Bursa Başkanı İbrahim Yazıcı benim iyi arkadaşımdı ve bana şunu söyledi: "Erman hocam bu büyükler birbirini yemeseler biz aradan şampiyon olamazdık." Peki o şampiyonluk nasıl geldi. Bir hatırlayın. F.Bahçe Stadı'nda "Şampiyon olduk" diye anons yapılmadı mı? Trabzon'un kalesine fazla gitmeyin bu iş bitti demediler mi? Tribünler sevinmedi mi? Bütün bu organizeyi FETÖ yapsa maçı o dakikaya bırakır mıydı? Bakınız Fenerbahçe'nin giden şampiyonluklarına. Son maçlar, son dakikalar... Beyler! Her şey hikayedir, ilahi adalet diye bir şey vardır.
Şimdi Aziz Yıldırım'a soruyorum; Alex gittikten sonra bu Alex'in imzaları sahte, onu Brezilya maliyesine şikayet edeceğim diyen sen değil miydin? Aradan geçen bu zamanda niye Alex'i şikayet edemedin. Acaba Alex sana sen bunlardan şikayet edersen ben de bunları bunları bunları açıklarım mı dedi acabaaaaaa... Her şeyi olduğu gibi bunu da sen iyi bilirsin. Peki Onur Kayador, yıllar önce Revivo ile ilgili bir yazı yazdı. Hani Fenerbahçe'yi uçuran, her maç gol atan futbolcu. Sonra boşta kalınca Galatasaray'a gitti. Peki işin aslı neydi. Bu yazıyı yazan Onur Kayador'u Fenerbahçe kongre üyeliğinden attın. Sen değil miydin şike sürecinde, "Ben ne yaptıysam Fenerbahçe için yaptım" diyen. Pekala senin teknik direktörün değil miydi, "Bunu herkes yapıyor radar bize niye tutuldu" diyen. Bunların manasını bir açıklayabilir misin? Mesela; "Fenerbahçe Başkanlığı'ndan ayrıldım" dedin sonra bir gün İstanbul'a inmeden Ankara'ya indin, şans bu ya GATA'nın önünden geçiyordun bir an da fenalaştın ve GATA'ya yattın. İki stent takıldı sonra yine Fenerbahçe Başkanı oldun. O zamanki Genel Kurmay Başkanı kimdi acabaaaa?
Şimdi gelelim finale; ey Türk halkı... Askeri hastanelerin Sağlık Bakanlığı'na bağlanması gerekir neden? Aynı Aziz Yıldırım başkan olmadan önce Düzce'de futbol oynuyor. Bu futbolu oynayan futbolcuların sağlık kontrolünden geçmesi gerekir. Lisans çıkması için. Haliyle Aziz Yıldırım turp gibi bir genç. Hem de siyah turp, sert… Gidiyor muayene oluyor, futbol oynuyor. Ama aynı Aziz Yıldırım sıra askerliğe gelince, Türkiye'deki en kutsal şeye, yıllardır binlerce şehit veriyoruz burada. Bir anda İzmir Hava Hastanesi'ne gidiyor, buradan kalça çıkığı raporu alıyor. Ve kutsal göreve gitmiyor. Peki kalça çıkığı ne zaman olur? Yataktan düşünce mi, attan düşünce mi, eşekten düşünce mi, ikinci kattan düşünce mi? Doğumda olur… Bunun için türlü tedavi süreçleri vardır ama futbol oynayamazsınız.

GAZİ PARASI DA İSTERLER
Pekala aynı Aziz Yıldırım, bu kez hapis yatarken 25 bin Euro ödeyerek bedelli askerlik hakkını kullanıyor. Yani Aziz Yıldırım, iki defa askerlik yapmıyor. Bunu da hapisten çıktıktan sonraki kongrede gülerek şöyle anlatıyor, "Hapis yattık ama bu arada askerlikten yırttık." Ama aynı Aziz Yıldırım ve yanındaki bazı yandaşları, "Biz Atatürk'ün askerleriyiz" diyorlar. Atatürk'ün askerleriyiz diyenler eğer zorunlu bir sebepleri yoksa Atatürk'ün giydiği o şerefli Türk ordusu üniformasını giymelidirler. Ben 18 ay askerlik yaptım, yedek subay olarak. Aziz Yıldırım'ın 25 bin Euro verip bedelli askerlik yaptığı dönem, benim iki oğlumdan biri Sarıkamış'ta, biri Isparta'nın hapishane kısmında, gece üçlerde beşlerde eksi 14 derecelerde nöbet tutarak askerlik yaptılar. Ben de o nöbetleri çok tuttum. Ama bunlar Atatürkçüyüz diye hava atıyorlar. Zaten bu ve bunlar gibileri yüzünden Atatürk'e laf ettiriyorlar. Ama bu ve bunlar gibileri öyle şark kurnazları ki kendilerini neredeyse 'Gazi' mertebesine getirecekler. Utanmasalar birkaç evrakla gazi parası isterler devletten. Kaldırımdan düştük diye. Ama bunlar haklılar. Çünkü bunları Türk basınında Hasan Tahsin diye yazan yalakalar var. Onun için de bunlar, Türkiye'de at oynatarak az bile yapıyorlar. Aynen devam Aziz Yıldırım! Az bile yapıyorsun. Ama şunu unutma yukarıda da Allah var. İyi düşün, sana da lazım olacak bir gün.

Eski halinizi de biliyorum

Futbolda klasik bir cümle vardır. O da şudur: "Futbolun adaleti yoktur" Futbolda adalet ararsan başka kapıda arayacaksın! Maçın en iyi adamı Muslera. Maçta daha iyi takım oynayan takım Karabükspor. Maçta çok kötü oynayan takım Galatasaray. Bir alt kümeden gelen takım Karabükspor. 19 tane transfer yapan takım Karabükspor. Teknik direktörünü yollayıp yeni hoca (Igor Tudor) getiren takım Karabükspor. Maçı alan takım Galatasaray. 90+3'te değil de 18 saniye daha fazla uzayan bir maç. Uzatmalarda sakatlık var mı? Yok. Oyuncu değişikliği var mı? Yok. Karabükspor hücum etseydi eğer hakem Bülent Yıldırım oynatır mıydı? Onu Allah bilir. Karabükspor gelen pozisyonları gol yapamadıysa Galatasaraylılar diyecekler ki "Bunda benim ne suçum var." Galatasaray, Süper Kupa'yı aldı, sarı-kırmızılılar uçmaya başladılar. Ama Aslan o maçta da iyi futbol oynamadı. Dün gece bir pozisyonda Karabük kalecisi (Ahmet Şahin) topu alıyor, 35 metrede bekleyen kendi arkadaşına (Latovlecici) atıyor. Bu topu alan Karabüklü oyuncu 60 metre şut atıyor. Hiçbir müdahale görmeden vuruyor, topa auta gidiyor. Dün akşamki Galatasaray'ı bundan iyi anlatacak bir pozisyon olmasa gerek. Eski halinizi de bilirim. Bakınız sağdan bakıyorsunuz işler yanlış, soldan bakıyorsunuz işler yanmış. Ama bir tane doğru var. Chedjou'nun ortası çok güzel, Derdiyok'un yükselişi çok güzel, kafa vuruşu 10 numara. Bu iş böyle. İstanbul'dan büyüklerden puan alacaksan en az 1 gol atacaksın. 2 gol atarsan ancak galip gelebilirsin. Çünkü hakemlerden fazla bir şey beklemeyin. Düdük de onlar da saat de! Galatasaray yıllardır transferler yapıyor. Milyon Eurolar harcıyorlar. Ama hala Sabri oynuyor. Bu ayıp kesinlikle Sabri'nin değil, Galatasaray'da "Yöneticiyim" diye geçinenlerin. Bundan sonraki haftaları da göreceğiz. Ama şunu duymak istemiyorum. "8. ya da 10. haftada daha yeni bir takımız. Yeni bir teknik direktörüm takımımı tanımıyorum" derseniz şu cevabı alırsınız: "Ben sizin eski halinizi de biliyorum"

TFF kendine kıyak yaptı
Maç seyircisiz. Niye? Süper Kupa'da Galatasaray taraftarı sahaya meşale yağdırdı. Bu meşale atanlara ben 'futbol teröristi' dedim. Bazıları tepki gösteriyorlar. Ne oldu? Bu maç seyircisiz oynandı. Aslında federasyon biraz kıyak yaptı. Neden? Çünkü o maçın ev sahibi Galatasaray değildi, Futbol Federasyonuydu da ondan. Yani TFF kendine fazla ayıp etmedi!

Advocaat rakipleri tanıyana kadar...

Başakşehir, rakibi kendi alanına çekip çabuk hücum eden bir takım. Peki böyle bir takım karşısında Fenerbahçe'nin Emenike ile başlaması doğru mu? Yanlış. Peki bunu yeni hocaya söyleyen birileri yok mu? Çünkü bu yeni teknik adam, bırakın kendi oyuncularını Türkiye'deki rakipleri, futbol kalitesini, Türkiye'deki hakem yorumlarını öğrenene kadar 1-2 ay geçer. Maç Başakşehir'in istediği gibi gidiyor, nereye kadar? Emre kırmızı kartı görene kadar. Peki büyük takımlarda oynayanlar yıllarca bu hareketleri yaptılar atıldılar mı? Çok az... Aslında Başakşehir'in Fener'e karşı devasa bir galibiyet üstünlüğü var geçmişte. Başakşehir bir kişi eksik kalınca haliyle çok fazla geriye yığıldı. F.Bahçe ortaya çift forvet sokunca bu sefer Başakşehir göbeğe 4 kişiyi soktu. Orası arı kovanı gibi oldu. Bu Başakşehir'in işine yaradı. F.Bahçe hücum yapıyor göründü ama gol yapacak alan bulamadı. Peki bunu nasıl delerlerdi? Kenardan çizgilere inerek tabii ki. Birkaç kere de indiler onda da başarılı olamadılar. Yeni teknik adamın kendi takımını ve Türkiye'deki diğer takımları ve karakterlerini öğrenmesi için belli bir zaman geçecek. Sarı-lavivertliler bu arayı ne kadar az kayıpla kapatırlarsa o kadar büyük avantaj. Başakşehir'de Yalçın diye bir stoper oynuyor. Yıllardır da oynuyor. Hem de adam gibi oynuyor. Ama gören yok. Milli takım orta sahadan stoper arıyor, stoper yaratmaya çalışıyor; ama bu çocuk Başakşehir'de aslanlar gibi oynuyor. Kaleci Volkan Babacan da oynuyordu çok yemeye kalktılar ama o direndi ve çatır çatır formayı aldı. Başakşehir mantığındaki kulüplerin Türk futbolunda artması lazım eğer bu tip kulüpleri artırabilirsek o zaman Türk futbolunda ilerleme olacaktır. Bu kadar basit. Dünkü maçı Fenerbahçe de kazanabilirdi... O zaman Türk futbolu kurtulacak mıydı? İşte bütün soru burada yatıyor.

İki kırmızı da doğru
Ali Palabıyık dün gece 2 kırmızıda da doğru kararlar verdi. İkisinde de oyuncular rakiplerine taban giriyorlar. İki kartında da haklıydı. Fakat hoca, birkaç ikili mücadelede yanlış kararlar verdi. Yardımcı hakemin de ofsayt olarak sayılmayan golde kaldırdığı bayrak doğruydu. Yalnız hakem Ali Palabıyık bazı pozisyonlarda oyunun içine fazla giriyor. Oyun alanını fazla etkiliyor. Buna dikkat etmesi lazım.

F.Bahçe deplasmanda da kazanır

Maçın genelinde Fenerbahçe oyuna hakimdi. Haliyle topa da hakim olan taraftı... Biraz sürat yapabilseler çok iyi olacak. Ama normal. Teknik adam değişikliği var. Giden ne istiyordu; gelen ne istiyor? Haliyle alışacaklar. Grasshoppers iyi bir takım değil. Bu Fenerbahçe, Grasshoppers'ı deplasmanda daha rahat yener. Yani ordaki maçta saçma sapan işler yapmazlarsa, ilk 20 dakika oyunu tutarlarsa Fenerbahçe turu rahat geçer.
Salih faktörü, sarı-lacivertli takımda yavaş yavaş idareyi ele alıyor. Haliyle Van Persie de bu takıma alışacak. İyi bir Volkan Şen de devreye girerse Stoch'tan da yeteri kadar faydalanılırsa renkli bir Fenerbahçe ortaya çıkar. Burada önemli olan Fenerbahçe seyircisini tribünlere çekmek. Onun için de takımın çok tempolu, hareketli, baskılı oynaması lazım. Taraftarını heyecanlandırması lazım. Ama Fenerbahçe ağır oynuyor.

İYİ BİR GALİBİYET OLDU
Alında Ozan ile Mehmet Topal defansın önünde iyi bir duvar. Ama hücuma birinden birinin daha fazla destek vermesi gerekir. Yani dinlenerek çıkmaları gerekiyor. Yalnız defansı düşünmemeleri gerek. Bunu yapıyorlar ama az yapıyorlar. Tabii teknik adamın da ne istediğine bakmak gerek.
Fenerbahçe'nin noktası kaleye şut atmaktı. Stoch bu işi yapacak, öyle göküyor.

BASKILI OY NADILAR
Dün geceki skor, Süper Lig başlamadan önce Fenerbahçe için iyi bir galibiyet oldu. İsviçre'deki maçta bu futbol güzel oyuna da yansıyacaktır.
Ordan da Fenerbahçe'nin galip döneceğini düşünüyorum. Hakemi sorarsanız, iki takım futbolcuları da onunla oynamadılar, o da oyunu bıraktı kendini oyuna verdi. Az düdük çaldı, skora tesir etmedi.
Fenerbahçe dün akşam baskılı futbol oynadı. Bakınız, yeni gelen teknik adam Advocaat'ın elinde sihirli değnek yoktu. Ama çok basit hamleler yaptı.
Ve yaptığı her hamle tuttu. O gözüküyor ki bu teknik adam Fenerbahçe'ye Pereira'dan daha iyi futbol oynatacak. Bu çok net ortada. Zaten bu teknik adamın futbolcularla mücadele edecek, onlarla didişecek hali yok.