CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Güneş yönetimin kucağına bombayı bıraktı

Şenol Güneş; bekledi, bekledi sonunda patladı...
Güneş, bugün bir basın toplantısı daha yapacakmış.
Ne der bilemem. Acaba şunları mı der;
"Gökhan Gönül konusunda ve sol bek konusunda ki kelimelerim yanlış anlaşıldı. Ben yönetim kurulunun üzerine çıkmak istemedim. Ben şöyle demek istedim ama böyle dedim. Ben şöyle dediydim ama böyle anlaşıldı." Ya da "Serdar Aziz benle konuşmadı, Eren Derdiyok'u alın demedim. Ben stoper istedim demedim." Güneş'in iki gün önce konuştuğu kasetle, Güneş'in bugün söyleyeceklerini yan yana koyarak değerlendirmek gerek. Ama Şenol Güneş'in ne dediği çok açık! Bombayı yönetim kurulunun kucağına koydu.
Aslında söylediklerinin çoğuna da hak vermemek elde değil.
Şenol Güneş'in 2-3 gün önce Başkan Fikret Orman'la tartıştığı konusu da kulağıma geldi. Böyle yazsanız büyük olasılıkla yalanlarlar ama yerin kulağı var. Çünkü Orman'ın İngiltere'ye giderken de sinirli gittiği söyleniyor.
Başkan İngiltere'ye giderken, bir başka yönetici Hollanda'ya uçuyor, üçüncü yönetici de bir yere gidiyor ama gittiği yer tam bilinmese de İtalya lafları çıkıyor. Bütün bunlar olurken lig yaklaşıyor, maçlar başlıyor.
Fenerbahçe'nin transfer politikasını biliyorsunuz, Pereira olayını yaşadık. Daha geçen senenin 5. maçında "Bu adam gitmeli, fizik testleri yapmıyor" denildi. Sezon bitti, şampiyon olunmadı Başkan Aziz Yıldırım, "Daha iyisini mi bulacağız kardeşim, kalacak" dedi. Sonrasında bir U dönüşü Pereira gitti. Van Persie'nin vatandaşı geldi. Dakika bir, gol bir, bundan sonra Van Persie oynayacak, Fernandao ne olur bilemeyiz.
İşte Türkiye'deki sistem bu. Adam yurt dışından geliyor, bir gün sonra bunlar oluyor.
Biz neler gördük daha neler göreceğiz... Heyecanlı oluyor. Bu yönetici zihniyeti olduğu sürece hiçbir basın mensubu aç kalmaz. Bazı kulüp başkanları isteyip kovdurmadıktan sonra...
Futbol baronları da timsah gözyaşları dökerek, bazen ağlaya ağlaya bazen de güle güle renklerin kardeşliğinden bahsedip millete La Fontaine'den masallar anlatmaya devam ederler.

Muslera’nın farkı ortaya çıktı

İki takım da lige hazır değil. Karşılaşmada ilk 15 dakika iyi mücadele, tempo yüksek. Sonra gittikçe düşen bir tempo. 15 dakikadan sonra, 90'a kadar Beşiktaş biraz daha derli toplu oynadı. Galatasaray'da bir tek Bruma var. O da çok çabuk ve süratli oynuyor. Galatasaraylı ağır oyun oynayan futbolcular ona ayak uyduramıyor. Bu çocuğun Galatasaray'da oynaması zor. Sarı-kırmızılılar hücuma çok ağır çıkıyorlar. Maçın genelinde Beşiktaş daha fazla pozisyon buldu ama atamadı.
Siyah-beyazlılarda Gomez ve Sosa'nın yokluğu çok net belli oldu. Sosa'yı oynatarak bir şeyleri kurtarabilirler ama Gomez ayarında bir golcü bulamazlarsa işleri zor. Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olmak istiyorsa, Cenk Tosun'a kalmamaları lazım, Beşiktaş mutlaka bir forvet transferi yapmalı. Penaltılara kalan maçta Galatasaray kalecisi Fernando Muslera'nın farkı bir kez daha ortaya çıktı. Tabii ki burada penaltı kaçıranların da farkı var. Beşiktaş'ta son vuruşlar çok zayıf. Siyah-beyazlıların ilk yarıda net bir penaltı pozisyonu var. Galatasaray'ın attığı golde ofsayt var mı yok mu bıçak sırtı. Galatasaray sezonu kupayla kapattı, kupayla açtı. Ama bu kupanın onları aldatmaması lazım. Daha çok eksikleri var.

BU FUTBOL TERÖRÜDÜR
Muslera çok iyi profesyonel, çok iyi kaleci. Kendi seyircisi dün Galatasaray iyi olmasın diye bazı hareketler yaptılar. Meşaleler atarak Galatasaray'a fren yaptırdılar. Aslan'ın durmasına neden olan etken sahaya meşale atanlar.
Muslera sinirden direğe tekme attı. Ciddi olarak sakatlanabilirdi bu olaydan dolayı. 5-6 maç oynamasa bu sebepten ne yapacak o meşaleyi atan Galatasaraylılar! Maça resmen meşale molası verildi. Bunu yakanlara OHAL'den ceza verilsin. Kapatacaksın takımlarının statlarını 5 maç. Bu resmen futbol terörüdür.

TFF yönetiminde FETÖ yok mu?

Bu FETÖ ile bağlantılı kişileri o kurullara getiren Federasyon Yönetim Kurulu'nda FETÖ ile bağlantılı hiç kimse yok mu? Hepsi tertemiz, bu kurullarda olanlar mı FETÖ'cü acaba?

Sene 1992, 2 Eylül… Ankara'da Futbol Genel Kurulu var. O zamanlar, Federasyon Başkanı, Federasyon Yönetim Kurulu, MHK, Tahkim Kurulu ve Disiplin Kurulu seçimle geliyorlar. Bu kabul ediliyor. Yıllar geçiyor, yönetmeliğin bir maddesi değişiyor. Federasyon Başkanı ve yönetim kurulu Genel Kurul'daki oylama ile seçiliyorlar ama yan kurulları yani, Disiplin, MHK ve Tahkim'i bu seçilen yönetim kurulu atıyor… Gelelim sadede… O 1992'deki genel kuruldaki seçilen bu MHK, Disiplin ve Tahkim maddesi aynen devam ediyor. Yani seçimle gelmiş gibi eğer istifa etmezlerse Federasyon tarafından görevden alınamıyorlar. Şimdi düşünün. Ben Federasyon Başkanı'yım kurullarımı atıyorum, atamaya yetkim var ama 'istifa edin' diyorum yetkim yok. İsterlerse oturuyorlar. Yani tayin edeni sallamıyorlar. Bu nasıl bir kural. Yıllardır da Federasyonun avukatları çok başka işlerle uğraştıkları için (aynı bir avukat şirketinin hem futbolcunun hem teknik direktörün hem kulübün hem de federasyonun haklarını koruduğu için çözebilen varsa bana bildirsin bu işler böyle oluyor) bunun genel kurulda değiştirilmesi gerekir. Bakmayın siz şu anda OHAL vardı, biz OHAL'den bu hale düştük… Bu kurullar mecburi istifa ettirildiler. Peki yine sadede gelelim… Bu FETÖ ile bağlantılı kişileri o kurullara getiren TFF yönetim kurulunda FETÖ ile bağlantılı hiç kimse yok mu? Hepsi tertemiz, bu kurullarda olanlar mı FETÖ'cü acaba? Bakınız, FETÖ, ÖTO, METÖ sonunda olursun MORTO… Argo olarak bunun karşılığı var ama basın ahlak yasasına göre yazamam.


**************************


Yersen…

Yusuf Namoğlu; MHK başkanlığı yapıyor… Peki Yusuf Namoğlu'nun geçmişi ne? FIFA hakemi, iki dönem milletvekili, Beşiktaş Belediye Başkanı. Sosyal yönüyle iyi bir adam. Her şeyden önce para pul işinde düzgün bir adam. Ben ters bir işini duymadım. Duyan varsa gelsin halledelim.
Peki bunu getiriyorsunuz, başarılı da oluyor. Sonra Yusuf Namoğlu'nu karşınıza alıyorsunuz, diyorsunuz ki, 'Seni MHK başkanı yapıyoruz' yani sen bizim yeni seçilen Federasyon'da görevine devam edeceksin. Ama Yusuf'a şunları söylüyorsun; "Şunları şunları alacaksın, şunları şunları almayacaksın, şunları şunları birinci kategoriye hakem yapacaksın, şunları şunları da küme düşüreceksin."

Yusuf'un verdiği cevap net: "Siz bana bu görevi veriyorsanız ben organize edeyim. Yine de sizinle tartışalım ama dikte ediyorsanız ben bu işi yapmıyorum." Tam burada çok enteresan şeyler oluyor. Yusuf'a önerilen isimlerin bir kısmı Kuddusi Müftüoğlu yönetiminde yapılıyor, bir kısmı yapılmıyor. Bu şu demektir, önce Yusuf, MHK'den gitsin sonrasını biz hallederiz. Peki, bunu Federasyon'da yapan kim? Ben biliyorum… Burada yazmıyorum. Belki kendisi konuşabilir.

Peki şimdi size bir başka soru yöneltiyorum. Federasyon kurullarının bağırsaklarını temizliyor, peki Federasyon Yönetim Kurulu'nda temizlenecek bağırsaklar var mı yok mu? Onu merak ediyorum… O kadar net! (Bakınız; hakemliğe soyundum, her çıktığım maç benim son maçım olabilirdi. Gazeteciliğe soyundum her yazdığım yazı son yazım olabilir. Televizyonculuğa soyundum her programım son program olabilir. Ey! kamuoyu bilmiyorum anlatabiliyor muyum. Bu iş bu kadar basit. Bir laf vardır meşhur, yersen… Yemezsen onu bilemem.

**************************

Sistemin değişmesi şart

1973'te oynadığım bir maçtan sonra hakem olmaya karar verdim… Çünkü Türkiye'deki bu rezil hakem sistemini tanımıyordum ama onlardan çok çekiyordum. İçlerine girmem, tanımam ve çomaklamam lazımdı. Girdiğimde şunu gördüm. Dakika bir gol bir… Ankara'da açılan bir hakem olma kursuna gittim. Takriben 100 kişi filanız. 95 tanesi astsubay ağırlıklı subay, 5 tanesi filan sivil. Bu ne dedim.. Bizde asker olan fazladır. İçine girdikten sonra şunu gördüm. Asker ağırlıklı bir MHK, asker ağırlıklı gözlemci grubu, asker ağırlıklı hakem grubu. Çünkü bu asker ağırlıklı hakemler hakemliği bırakınca, gözlemci olup sonra da MHK'ye giriyorlar ve alem bu şekilde devam ediyor. Yani bir tröst var. Siz buna mecazi mana da mafya da diyebilirsiniz. Birinci sefer kafayı kaldırıyorum, A klasmana çıkacakken beni C'ye düşürüyorlar. Beni hakem alemine sokan ve sahip çıkan ilk adam Hilmi Ok'tur. Bana "Bırakmak yok mücadeleye devam" diyor. İtiraz ediyorum. Hilmi Ok geliyor, ben bir senede 3 kademe yükseliyorum, FIFA oluyorum. Yani torpilli bir hakemim. FIFA olduktan sonraki kavgam daha da büyüyor… Bakınız; Türkiye'de yalnız hakemler değil her sistemde özellikle devlette bazı şeylerin tam belirlenmesi lazım.

Hakem kimlerden olur? Benim cevabım hakem hangi gruplardan olmaz. Bunu ne çerçeve yaparsanız sonunda hakemlik kurtulur. Hakem olacakların hangi meslekten olmaması gerekir; subay, astsubay, polis, hakim, savcı, avukat… Mesela MHK Başkanı albay.. Genel Kurmay Başkanı da bir takımı tutuyor. O albayı makamına çağırdı. Konuşuyorlar, filmin sonu nasıl biter. Bu ikisinin istediği gibi. İtiraz eden var mı? Herhalde olmaz… Peki Türkiye'de futbolu idare eden amcamlar bu işleri bilirler mi? Hayır… Onlar, kendilerinin ticari hayatlarını devam ettirmek için bu işlere girerler. Eğer biz sistemi düzeltmezsek, sınırları çizmezsek, dün Allah'ın rezil bir imamı FETÖ, yarın bilmem neyin rezil adamı METÖ'ler türerler. Bizler de ancak bunları yazıp, konuşuruz… Onlar da bizlerle dalga geçerler. Yaz Erman Toroğlu, konuş Erman Toroğlu derler ama bildiklerini yaparlar.

**************************

Ses kayıtları UEFA'ya giderse ne olur?

Pazar akşamı A Spor'da , bazı iddialarda bulundum… Çok kestirme söylüyorum; Mario Gomez'in menajerini Türkiye'den bir menajer arıyor… Diyor ki, 'Ben seni Fikret Orman adına arıyorum. Sen artık Türkiye'de Mario Gomez'in işlerine karışma. Onun işlerini biz çözeceğiz.' Tehditvari konuşuyor. Telefonu kapatan Gomez'in menajeri, Alman golcüyü arayıp olayı anlatıyor… Gomez'in herhalde tansiyonu yükseliyor, valizlerini toplayıp gitme aşamasına geliyor. Buradaki önemli nokta şu; Gomez'i arayan o menajer ben menajerim diye aramıyor. 'Ben Fikret Orman'ın adına arıyorum' diye arıyor. Mario Gomez; eşyaları toplayıp gidecek araya Fikret Orman giriyor. Gomez kalıyor. Ben bunları televizyonda söylüyorum. 24 saat tık yok. Ne zaman SABAH gazetesi yazıyor, Beşiktaş'tan bir yalanlama geliyor… Bu yalanlama üzerine şimdi ben bir şey daha söylüyorum; Mario Gomez'in menajeri bu telefondaki ses kayıtlarını UEFA'ya verirse sonuç ne olur? Bu kadar kestirmeden yazıyorum… Ses kayıtları Türkiye'de geçerli olmayabilir veya izinsiz dinlendiği için belge sayılmayabilir. (Türkiye'deki şike olaylarında olduğu gibi) Ama Avrupa'da UEFA'da ne olur?

Fazla atıp, az yerse turu geçer

Fenerbahçe bu sistemle gol atar mı? Atar. Gol yer mi? Yer. O zaman iş fazla atıp az yemekte. Şampiyonlar Ligi vizesini adama kolay kolay vermezler. Fenerbahçe Teknik Direktörü Vitor Pereira "3'lü defans" diyor ama çok pozisyonda otomatik olarak 4'lüye dönüyor. Bu sistemdeki en önemli iki adam 5'linin kenarları. Zaten 5'linin kenarlarında oynayan iki futbolcu da (Wiel ve Hasan Ali) defans ağırlıklı. Yani önce defans yapıyorlar sonra hücum. 3-5-2 değil, çok zaman 5-3-2 oluyor. Özellikle ilk yarı Fenerbahçe müthiş fırsatlar yakaladı. Bir top direkten döndü, verilmeyen golleri bence goldü çünkü Monaco kalecisi De Sanctis'e Fenerli oyunculardan hiçbirisi faul yapmıyor. Emenike 2 pozisyon kaçırdı, 2'si de çok net gol yapılacak pozisyonlar. Ama Emenike'nin attığı 2. gol fotoğraflık gol. Monaco'nun attığı golün başlangıcında ofsayt var. Fenerbahçe'nin penaltı istediği pozisyonda penaltı yok.
Fenerbahçe gol pozisyonuna girer ama arka tarafında da çok açıklar verir. Defans olarak hazır değiller. Düşünün dünkü maçta Fenerbahçe Teknik Direktörü Vitor Pereira yok, Mehmet Topal yok, Volkan Şen yok, Alper Potuk yok. Bu 4 isim sakatlandıkları, hastalandıkları için değil oyundan atıldıkları için bu maçta yoklar. Yani Fenerbahçe'de öncelikle bu sorun halledilmeli. Bunu da halledecek olan yönetimdir.
Salih, Roma'ya giden Salih'e göre çok farklı. Faydalı oynuyor. Maç oranı arttıkça da bence en faydalı transfer gibi gözüküyor. Emenike istekli ve güçlü. İş yapar. Ama seyirciyle sorun olmazsa. Fernandao iyi değil. Halbuki bu maçta tam onun istediği toplar geldi hem sağdan hem soldan. Ama belli ki iyi çalışmamış, hazır değil. 2-1 çok iyi sonuç değil. 1-0 yenilirsen elenirsin.
Ama bu Fenerbahçe orada da akıllı oynarsa bu Monaco'ya gol atar. Gol yer mi? Yer. Yani olay fazla atıp az yemesine geliyor. Sarı-lacivertlileri çok zor bir rövanş bekliyor. Şampiyonlar Ligi'nde oynayacaksan o zorluklardan da geçmen lazım. Yani adama kolay kolay o vizeyi vermezler.
Seyirci maça rağbet göstermemiş. Bu maça gelmeyeceksiniz de hangi maça geleceksiniz. Yalnız burada Aziz Yıldırım'ın bilet fiyatlarını ayarlaması ve bazı gruplara bilet satmamasının da rolü var. Seyircisiz Fenerbahçe kaymaksız ekmek kadayıfına benziyor.

Birilerine gebe kalırsan ilk uçakla geri dönersin

Cüneyt Çakır 3 tane maç yönetti...
Spor basınımızın bir kısmı yere göğe sığdıramadı. Cüneyt Çakır Avrupa'da gördüğünü, Türkiye'de düşündüğünü çalan bir isim. Cüneyt Çakır çok zor maçların altından kalkamaz.
Çünkü Çakır'ın bir standardı var. Bir insan, bazen düzgün iş yapayım bazen de eyyam yapayım derse gün gelir ikisini birbirine karıştırır o zaman da ortaya sebze çorbası çıkar.
Cüneyt Çakır'ın apar topar geri gönderilmesi benim için normal. Öyle bir geri gönderiliyor ki, çok tuhaf... Maçını idare ediyor, ertesi sabah görevli geliyor ve "Öğlen uçağıyla Türkiye'ye dönüyorsunuz" diyor. Bu kadar kısa sürede 6 hakemin hazırlanıp çıkması zor bir olay... İtiraz ediyorlar, "Bir gün daha kalsaydık" diye. Gelen cevap daha ilginç, "Maalesef bugün terk edeceksiniz." Bu olayın başka boyutları olabilir. Araştırıp bilgi sahibi olduğumda yazacağım. Çünkü hiçbir hakemi böyle bir turnuvadan bu tarz göndermezler. Cüneyt Çakır, final bekliyordu. Hadi final vermediler, 4. hakemlik de verebilirlerdi ve orada bayağı hakem var. Niye bu işlemi yaptı UEFA bunu öğreneceğim. Şimdi dönelim işin teknik kısmına; bir tarafta İtalya var diğer tarafta İngiltere.
Yani bir tarafta Collina var bir tarafta UEFA hakem aleminde çok etkili bir grup... Öyle bir maç idare ediyorsunuz ki aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık... Hiç hata yapmamanız lazım. Oyun kurallarını net uygulamanız lazım, eyyam yapmamanız, esnememeniz lazım. "Bu maç benim son maçım da olabilir" deyip çatır çatır yönetmeniz lazım. İki tarafa da pembe görüntü vermemeniz lazım.
Maçın içindeki sarı veya direkt kırmızı kartlık pozisyonları bir tarafa bırakalım.
İtalyan teknik direktörün üzerine gelen topa o tarz vurmasıyla, düzgün bir hakem o İtalyan teknik direktörü ne yapması gerekir? Kesinlikle tribüne göndermesi gerekir. Ama "beni bu maçlara Collina tayin ediyor" diye İtalyan teknik direktörü atamazsan seni ve ekibini ilk uçağa bindirip geri gönderirler kardeşim. Hakemlik budur, gördüğünü çalacaksın ve kimseye gebe kalmayacaksın...!

Dost acı söyler Fatih Hocam

Milli Takım'da oynayan futbolcular sakın ağlamasınlar... Bu Milli Takım basın tarafından bu turnuvada el bebek, gül bebek beslendi. Bazı şeyler bilindiği halde yazılmadı. "Bugün yeri değil" denildi. Yani kıyak yapıldı. Arada yalaka olanlar da vardı. Tabii firmaların davetlisi olarak oraya uçaklarla götürülüp ağırlanan basın mensuplarından bahsetmiyorum. Onların çoğu yalakalık yapmaya mecburdu, yaptılar da... Tarih profesörü TRT'de bir şeyler söylemiş. Söylediklerini okudum normal şeyler... Anlamadığım bir şeyler var. Bu ülkede tarih profesörü olunca sadece tarihten mi konuşacak? Futbol profesörü olup tarihten söz eden çok insan var. Siyasetten bahsetmek için illa milletvekili mi olmak lazım. Böyle saçma bir şey olabilir mi? Hem TRT'yi hem de Ahmet Şimşirgil'i linç girişimine girildi. Yapılanlar haksızdı. Beyler, yoldaki insanı alakadar eden işleri yaptığınız zaman her şeye muhatap olacaksınız. Küfür-kafir-şiddet hariç. Oh ne ala dünya, kimse sizi eleştirmeyecek, "Bizi eleştiren tarih profesörüymüş..." Geçiniz... Maalesef, uçak hep türbülansta gidiyor bazıları için. O türbülans ülkeye de tesir ediyor. Oradan çıkamıyorlar. Hep söyledim; sempatik olmaya mecbur değilsiniz ama antipatik olmayacaksınız. Türk Milli Takımı'nda teknik direktörseniz, Türk halkına hesap vermeye mecbursunuz. Bak Fatih Hocam, Türkiye'de maalesef, "Türk Milli Takımı mağlup olsun da bu Terim gitsin" diyen çok adam var. Bu cümleyi de söyleyene değil söyletene bak. Dost acı söyler.

Nihayet doğruları bulduk!

Rahat bir maç oynadık. Bize 2 farklı galibiyet lazım, rakibe de galibiyet... Peki dönüp bir soralım kendimize... İyi futbol oynadık mı? Hayır. Kazandık mı? Evet... Peki ne yaptık? İyi mücadele ettik, koştuk, her topa girdik. İşte seyircinin de Milli Takım'dan istediği zaten buydu! Bu maçı berabere de bitirebilirdik, 2-1 de kaybedebilirdik. Önemli değil. Adamlar ilk yarıda 4 pozisyona girdi. Ama iyi mücadele ettik. Her topa kafamızı soktuk, ayağımızı koyduk. Böyle mücadele edildiğinde de zaten seyirci hiç kimseye bir şey demez, alkışlar.
Peki ilk iki maçta öyle rezil mücadele edip kişiliksiz futbol oynandıksa, dün akşam da bu mücadeleyi ortaya koyduysak ve bunları yapan aynı futbolcularsa o zaman futbolcuların ve Terim'in aynaya bakıp "Biz nerede ne yaptık?" demesi lazım. Hep karşı tarafta suçlu aramayacaksın.
Hep "Benim her yaptığım doğru" demeyeceksin. İlk iki maçtaki Milli Takım'ın mücadelesine bakın, bir de dünkü mücadeleye... Eğer dün de Milli Takım, ilk iki maçtaki görüntüyü verseydi başta Terim ve takımdaki birçok oyuncu büyük yara alırlardı. Fatih hoca ve yetkililer çıkıp, "Bu çocuklar değil mi geçmiş başarıları getiren" diyor. Ona kimsenin bir şey dediği yok ki. Bu ülkenin insanları bu çocuklardan mücadele, heyecan ve tempo istiyor. O kadar basit! Yenersin, yenilirsin o fark etmez. Mesela dün gece Arda...
Yine iyi değildi. Tek yaptığı ilk golde Emre Mor'a attığı toptu. Emre'de kesinlikle ısrar edilmesi gerekir. Bence bu turnuvada şu ana kadar takımın en istikrarlı tek oyuncusu kaleci Volkan Babacan'dır. Ne artistlik yapıyor ne de ukalalık. Yalnızca işini yapıyor.
Bir türlü karar veremedik ne tarz oynayacağımıza... Golü bulduktan sonra üstümüze çok geldiler. Topu kalemizden uzakta tutamadık. Ceza alanı içine gömüldük. Orada birinin çıkıp oyun kaptanlığını alması gerekirdi. Bu Arda da olabilirdi, Selçuk da... Ama ikisi de yapamadı.
Fatih hoca sahaya çıkardığı oyun tertibiyle bence şunu demek istiyordu: Beyler aranızdaki bazı oyuncuların durumu belli, yaptığınız hatalar da belli. Sizi oynatmazsam, sizler haklı çıkarsınız. Buyrun kardeşim bu iki maçta bunları yaptınız. Ya bunu temizlersiniz ya da ben sizi temizlerim!
Zaten seyirci de bunu çıplak gözle göreceği için size gereken dersi verecektir. Ve Terim, bu düşünceyle bu kadroyu Çek maçına çıkardı. Bazı futbolcular da zaten bunun bilincindeydiler. Yani öyle bir hale geldi ki olay, nerede trak orada bırak olacaktı. Ama şimdi Fatih hocanın eli güçlendi. Şimdi oyunculara soruyorum: Şu mücadeleyi İspanya ve Hırvat maçlarında yapsaydınız 1'er puan çıkaramaz mıydınız? Bence çıkarırdınız.

Facia ‘geliyorum’ dedi

Uzun yıllardır Türk Milli Takımı'nın oynadığı futbolu, bu kadar kişiliksiz, bu kadar ruhsuz, bu kadar şahsiyetsiz görmedim. Fatih Terim, EURO 2008'e takımı çok iyi hazırlamış, maçların uzatmalarında bile kazanan düzgün bir Milli Takım yapmıştı.
Ama aynı Fatih Terim, şu andaki Milli Takım'ın oynadığı zavallı futbolun da mimarıdır. Çünkü üst üste o kadar büyük hatalar yaptı ki facia 'geliyorum' dedi. Aslında dünkü maçın 55. dakikadan sonra iki tane özeti var: Birincisi Fatih Terim, oyuncu değişikliklerini, "Fazla fark yemeyim" diye yapmaya başladı. İkincisi ise İspanyollar, 3-0'dan sonra zaten maçı bıraktı. Zavallı futbol oynamadık, zavallı top oynadık. Aslında Türk futbolunun bir şeye ihtiyacı var ama bunu halledemiyoruz. Neye? Köklü bir değişikliğe...
Fatih Terim geldiğinde kartvizitine "Türkiye Futbol Direktörü" yazdırdı. İyi güzel de bu Türkiye Futbol Direktörü'nün sınırları neydi? Yarışmacı teknik adam mı, yoksa Türk futbolunu yönlendirecek teknik adam mı?
Onun cevabını bir türlü alamadık.
Günlük yaşadık, bugünlere geldik. Yöneticilik şahsi egolarla olmaz. "Ben yaptım oldu" ile de olmaz. Her şeyi bilinçli, dikkatli ve kontrollü yapacaksın. Bayern Leverkusen'in stoperini Gökhan Töre yüzünden almıyorsun. Gökhan Töre oyundan atılmış, iki maç cezası var onu kadroya davet ediyorsun. Hakan Çalhanoğlu, "Ben burada oynayamam" diyor, alıştığı yerin dışında oynatıyorsun. Mehmet Topal'dan stoper yapmaya kalkıyorsun. Mehmet Topal'ın hiç oynayamayacağı bir yer stoperdir. Topal, stoperde diye o bölgede bekleneni veremeyen Ozan Tufan, ön liberoda oynuyor. "Stoperim yok" diyorsun, Ersan Gülüm'ü Çin'e gitti diye almıyorsun. Ama Çin'de oynayamayan, sakat olan Burak'ı çağırıyorsun. İlk maçta Cenk'e top gelmiyor. İkinci maçta bütün takım var, Cenk yok. Arda Turan'ın yürüyecek hali yok, ısrarla oynatıyorsun. Caner kendi takımında oynamıyor, oynatıyorsun. Ve bu takım Avrupa Şampiyonası'nda zavallı hale düşüyor.
Ondan sonra çıkıp da "Alman basını suçlu, Türk basını suçlu, yok Amerika basını suçlu" demeye hakkın yok. İyiyken fatura kime çıkarsa, kötüyken de ona çıkar. Bu takımı Avrupa Şampiyonası'na götürürken eğri veya doğru bir şeyler yapan Fatih Terim, orada mayayı tutturdu. Oysa ki 24'te 1şansımız vardı ama Avrupa'ya çıkınca takke düştü, kel göründü. O zaman da bu takımı bu hale getiren tek sorumlu Fatih Terim'dir. Hesabı ondan isteriz.
3-0'dan sonra İspanya frene bastı. Herhalde Del Bosque dedi ki "Kaybetmeyelim." Rezillik olmasın! Teşekkürler İspanya... Bize 6-7 fark atmadığın için. Tebrikler Türk Milli Takımı'nın oyuncuları... Bizi rezil ettiğiniz için. Tebrikler Fatih Terim. Böyle bir kadroyu hazırlayıp çıkarttığın için. 3 de yersin, 5 de yersin ama çıkarsın erkek gibi mücadele edersin, çatır çatır tekmeye kafa sokarsın. Kimin payı varsa helal olsun!

Biz bitmişiz kardeşim!

Bazı şeyleri tadında bırakmıyoruz. B..unu çıkarıyoruz. Neymiş efendim, "Biz bitti demeden bitmezmiş..." Yahu kardeşim! "Biz bitti demeden bitmişi" bırakın zaten biz bitmişiz.
Arda Turan çıkana kadar bir kişi eksik oynadık. Arda Turan, Türkiye'ye gele gide, reklam filmi çevire çevire fazla yorulmuş olmalı! Bakınız, futbol çeneyle oynanmıyor, koşarak oynanıyor. Bir tarafta Arda Turan diye bir oyuncu var, Milli Takımımızın el freni... Yürüyecek hali yok. 20 metrekarede futbol oynuyor. "Her topu bana verin" diyor, "Her topu ben atayım" diyor. Sağa sola konuşuyor.
Bir de rakip takımda Modric diye bir oyuncu var. Adam sahanın her yerinde mücadele ediyor. Koşuyor, topu almak için boşa çıkıyor. Bizdeki Arda Turan gibi arkadaşının ayağından gidip topu alıp, oyunu yavaşlatmıyor. Bir orta sahamız var. Ver geriye, ver yana. Tut, tekrar geriye ver. İleriye oynayan yok. Böyle futbolu rahmetli babam da oynar mezardan çıkıp. İlerde bir tane futbolcu bırakmışız kaderine, adama top gitmiyor. Adamı oyundan alıyoruz. Neye göre oyundan alıyoruz anlamak mümkün değil. Adama on tane top attınız da adam gol mü kaçırdı, topu mu ezdi? Adama top veremediniz ki!
Peki arka taraf ne yapıyor? Çekilmişler geriye, beyefendilere bir de okey masası kuracaksın taş oynayacaklar. Ne güzel dünya! Niye ileri çıkamıyorlar? Çünkü rakip takımın her futbolcusuyla teke tek kalırlarsa adamlar çalımı basıp gidecekler. Doksan dakika maçı televizyondan izledim, doksan dakika boyunca maçın hareketli anlarında bizim en geride oynayan adamla en ilerde oynayan adam arasındaki mesafe açıklığı yüzünden bizim takımın on futbolcusu bir arada ekranda gözükmedi. Ama Hırvat takımının ben on futbolcusunu sıkça gördüm.
Dün zavallı bir futbol ortaya koyduk. Bu durumun da tek sorumlusu vardır: Fatih Terim. Maçta bizim takımdan 'şu çok iyi oynadı' diyeceğiniz kim vardı? Yediği şanssız vuruş golünde topa geç yatmasına rağmen maçın genelinde kaleci Volkan iyi işler yaptı. Ne hücum yapabildik ne defans. Maç 1-0 bittiyse futbol adına şansımız vardı ondan.
Hakem maçın genelinde iyiydi. Yine alakasız yerlerde sarı kartlar gördük. Maç yarım saat daha uzasa veya Volkan Şen maça yarım saat erken girse gene atılacaktı. Şimdi rakibimiz daha zor; İspanya. İşimiz mucizelere kaldı. Anlaşılıyor ki bu kafada devam edersek bırakın "Biz bitti demeden bitmeyi", son maça çıkmadan da dönebiliriz.
Maalesef Türkiye'de oynanan futbolun Milli Takım daha da altına düştü.