CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Yanlış düzelince, doğru oyun geldi!

Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ferdi olarak kıçı başı oynayan, sahada koşmayan, devamlı çene yapan, tepki gördüğünde "Türkiye'ye dönünce hesap soracağım" diyen futbolcu istemiyorum. Kusura bakmayın. Ukrayna maçında ilk yarıda milli takım iyi oynamadı.. Ukrayna iyi oynadı. Tamam... Ama ilk yarıda da oynayan milli takımın futbolcuları ellerinden geleni yapmaya gayret ettiler. Oynayamadılar. Ama sahada elleri bellerinde gezmediler, ukalalık yapmadılar. Fatih Terim'in takım tertibi de ilk çıkışta yanlıştı. İkinci yarıda o da doğruyu buldu. O doğruyu bulunca sahadaki futbolcular da doğru oyunu buldular. Birbirlerine yardım ettiler, aslanlar gibi mücadele ettiler. Dün gece ikinci yarıdaki Türk Milli Takımı sahadan mağlup da ayrılsaydı benim için önemli değildi.Y aptıkları mücadele, tekmeye kafa koymaları, yardımlaşmaları 10 numaraydı. Yeni bir takım kuruluyor. Milli takımda, öncelikle federasyon, sonra teknik direktör, sonra futbolcular hiçbir şekilde ukalalık yapmayacaklar. Dava Ay-Yıldız olduğunda her şey teferruat olacak arkadaş. Şahsi egolar, şahsi tatminler şu maçtan evvel rezillikte diz boyuydu.
Maçtan bir gün evvel, bir kamerayla yollara çıksanız "Fatih Terim" deseniz bin tane cevap alırdınız, ki aldınız. "Arda" deseniz yine bin tane cevap alırdınız onu da aldınız. Pek i bu "Arda'yı ve Fatih Terim'i sorduğunuz insanlara milli takım yarın ve pazar günü kimle oynayacak diye sorsanız. Size çok net söyleyeyim. % 80'inden bilmiyorum cevabını alırdınız. % 20'si biliyorum derdi. Ama bu rezil polemiği % 100'ü cevaplardı veya fikir yürütürdü.
Bakınız maç bittiği halde neler konuşuyoruz, neler yazıyoruz! Artık Türkiye'de bu rezilliği kimse istemiyor ve tasvip etmiyor. Emre Mor kabiliyetli bir oyuncu. Ama birisi ona hakemle fazla oynamamasını söylemeli. Daha da önemlisi frikik pozisyonu var. Sorumluluk alması güzel bir şey. Ama haddini aşması da iyi bir şey değil . Frikik ustası varsa kenara çelirsin. Aslında bu çocuk belki çok daha iyi olabilir. Ama milli takımdaki bazı ağabeyler-i nin davranışlarını, hareketlerini ve konuşmalarını görünce o da diyor ki herhalde "Ben de bir haltlar yiyeyim". Ukrayna takımı aman aman bir takım değil. Standart bir takım. 10 üzerinden 8'lik oynamaları zor, ama 10 üzerinden 4'lük oynamaları da zor. 5 ile 7 arasında gidip gelirler. Bu tip demir perde gerisi takımları ne çok gözünde büyüteceksin, ne de küçülteceksin. Dün Emre Mor çok iyi işler yaptı. İkinci golü atan Hakan Çalhanoğlu iyi işler yaptı. Oyuna girdikten sonra Tolga Ciğerci de iyi işler yaptı. Caner de iyi oynadı ama yine kırmızı kart macerasıyla oynadı. O tarz tecrübeli bir oyuncunun artık kendine gelmesi lazım. Neredeyse futbolunun sonunda ama akıllanmıyor.

MİLLİ TAKIMI İSTANBUL'A SOKMAYIN
Hakem 10 numara maç yönetti. Verdiği penaltılar da doğruydu, vermediği penaltı pozisyonları da. Futbolcular ile diyaloğu da çok iyiydi. Zaten fizik olarak avantajı var . Uzun boylu... Futbolcular üzerinde psikolojik olarak üstünlük kuruyor. Oyunu da yakından takip etti. Konya seyircisi yine 10 numara. Bu maç İstanbul'da oynansaydı maçın skoru çok farklı olurdu. Fatih Terim ve futbolcular dahil çok kimse tribünlerden küfür yerdi. Demek ki bu milli takımı uzun yıllar İstanbul'a sokmamak gerekir. Bakınız, Konyalı bir futbolcu kadroda yok. Ama adamlar hiçbir şekilde bunu kapris yapmıyorlar. Bir de bizim milli takım kaptanımızı düşünün. Televizyonlarda arz-ı endam edip, yangına körükle gidiyor. Ve bir milli maçtan evvel , milli maçın içine nasıl edilir onu gösteriyor.

Hal ve gidişat iyi değil

OSMANLI - F.BAHÇE
Osmanlıspor'un oyun anlayışı ve şekli Fenerbahçe'ye ters. Neden? Osmanlıspor telaş yapıp topa vuran değil, futbol oynamak isteyen bir takım. Boşa çıkıp ayağa top yapıyorlar. Haliyle Fenerbahçeli oyuncular da bu tarz oyunu sevmiyorlar. Neden? Çünkü Fenerbahçeli oyuncular baskı yaparak, Fenerbahçe ismini de kullanarak rakipleri topa vursun istiyorlar. Yani topa kolay sahip olmak istiyor, zoru seçmiyorlar. Öyle olunca da Osmanlıspor takımı, dün akşam rahat rahat futbolunu oynadı.
Tabii şu da var: Fenerbahçe'nin penaltı pozisyonunda Volkan hareketini rakibe yapmadı. Topa müdahale etmeye kalktı bacağını biraz yerden kaldırdı. Regattin ayağını Volkan'ın bacağına soktu, sokarken alçıya aldı, taktı kendini attı. Yani hakeme yedirdi.
Fenerbahçe'nin attığı golde Osmanlısporlu bir oyuncunun önce ayağı kalıyor, sonra orta diğer Osmanlısporlu oyuncuya değiyor ve sonra Van Persie'nin kafasına geliyor. Yani tesadüf bir gol. Şöyle bir Osmanlıspor'un oynadığı futbola bakın, bir de Fenerbahçe'nin... Peki Fenerbahçe'nin yaptığı yatırıma bakın bir de Osmanlıspor'un...
Fenerbahçe'nin şunu demeye hakkı yok: "Ben Avrupa kupası maçında oynadım." Osmanlı da oynadı. Yani şartlar eşitti. Hatta seyircide bile Fenerbahçe dezavantajlı değildi. Bu sonuçlar F.Bahçe için iyi değil. 3-4 maç daha böyle giderlerse, yukarıyı unuturlar. O zaman da çok farklı boyutlara gider takım.

İmitasyon takım!

Türkiye'de yeni moda var "rotasyon" diye... Bir de Türkiye'de yıllardır "imitasyon" var. Hem de her şeyin imitasyonu var. Saatin, çantanın, ayakkabının... Haliyle bu rotasyonda da fazla şans bulamayan, kaliteleri daha düşük oyuncular, yani imitasyonlar oynuyor. Sonra bakıyorsunuz imitasyonlardan bir şey olmayacak, tekrar gerçeğe dönüyorsunuz. Bunun adına "rotasyon" diyorlar. Bu rotasyondan ben bir şey anlamıyorum. Dünyanın büyük takımları, yani bu işin babaları hiç rotasyon yapmıyorlar. Onlardaki oyuncular insan değil, uzaydan gelmişler. Üç günde bir maç oynayamazlar. Bizim futbolcular dışarıdan da gelseler, içeriden de olsalar. Hepsi altın ve pırlanta oldukları için rotasyon yapmak lazım.
Birileri çıkıp bana desin ki; Beşiktaş iyi futbol oynadı... Hiç kimse bunu diyemez. İkinci yarı biraz mücadele ettiler o kadar.
Onda da Rizespor, Beşiktaş'ın arka tarafına gidemedi. Bu gidememek fikir olarak değil, tamamen Beşiktaş'ın etkisi altında kalmaktan kaynaklı. Beşiktaş'ın geçen seneki futbolunun yerinde yeller esiyor. Geçen yılki o organizasyon yok, şahsi becerilerle oynuyorlar.
Aboubakar diye bir futbolcu aldılar, enteresandır Şenol onu rotasyona sokuyor, ikinci yarıda oynatıyor. Hani Aboubakar her maç gol atıyor ya, muazzam da yoruluyor. Adamcağızı dinlendirmek lazım! Bakınız, birisi bana sorsa "Aboubakar dün ne yaptı?" diye... Şu cevabı veririm; 90+3'te süper bir iş yaptı. Beşiktaş'a dün gece en faydalı hareketi oydu.
Peki ne yaptı? Golü atan Adriano'nun şutunda kafasını eğdi, vücudunu çekti topun önünde... Beşiktaş cumartesi günü oynamaya isyan ediyor. Şimdi Beşiktaş'ın isyanına millet diyor ki; "Kardeşim Fenerbahçe perşembe oynadı, pazar oynuyor. Beşiktaş çarşamba oynadı cumartesi oynuyor." Zaten buna kimse bir şey demiyor. Ama Beşiktaş şunu söylüyor: Kardeşim bu ligde şampiyonluğa giden 3 tane takım olacak bu belli. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş... Beşiktaş, "Bizim rakibimiz Galatasaray cuma veya cumartesi oynamıyor da pazar öğleden sonra oynuyor. Pazar öğleden sonra ben de oynayabilirdim" demek istiyor ama şimdiden "Galatasaray'a koltuk çıkılıyor" demek işlerine gelmiyor.
Beşiktaş'ta Tosic, kaleci Fabri iyi işler yapıyor, bir de Caner... Beşiktaş'ın geçen yılki keyifli futbolunu hala göremedim. Dün de uzaktan tesadüf golle kazandılar. Ama şu bir gerçek ki bu böyle gitmez. Şenol Güneş de "rotasyon" diye milleti uyutmasın.
Cüneyt Çakır, Tolgay'a gözünün önünde faul yapıldı. Mesafesi 5 metre... Es geçti. İtiraza sarı kart gösterdi. Gözlemcisi de Çakır'ın bu 5 metreden görememesini görmüştür sanırım. Onun haricinde zaten hakemlik bir şey olmadı.

Işığı yakaladılar!

Dünkü 60 dakikada son 2 yıldaki en iyi F.Bahçe vardı sahada... Arkayı ve ortayı kalabalık tutup, kontratakla gittiler. Gittiklerinde Emenike ve Sow'u yalnız bırakmadılar. Orta dörtlüden, hatta arka dörtlünün iki yanından takviyelerle geldiler. Çok da doğru futbol oynadılar. 60'tan sonra fizik hastalığı kendini göstermeye başladı. Bu da normal. Çünkü giden teknik direktör çok farklı işler yapıyordu. Bu F.Bahçe bundan sonra kötü gitmez. Sebebi ne? Bu teknik direktör klasik 11'i bulma yolunda hızla ilerliyor.
Bakınız, Türkiye'de bir son moda çıktı; rotasyon diye... Neymiş efendim lig maçı varmış, Avrupa kupası varmış, kupası varmış. Geçiniz beyler. Bir takımın klasik 11'i vardır, çıkar oynar, iyi oynayamayan veya sakatlanan olursa kenara gelir yerine başkası girer. Aynı kalitede iki tane sağ bek, aynı kalitede iki tane sol bek, aynı kalitede iki tane orta saha gibi futbolda aptal aptal yorumlar olamaz. Önce iyi olan oynar, duruma göre sonra öteki.
Yarım saat F.Bahçe iyi işler yaparken, bireysel olarak hatalar yaparak rakibe pozisyonlar verdiler. Aslında bu pozisyonları takım olarak vermediler. Bakın, bireysel hatalar diyorum. Aynı futbolcular, devamlı oynadıklarında birbirlerini ezbere bilecekler. O zaman çok daha iyi bir görüntü çıkacak. Düşünün, bir Pereira dönemindeki kulübedeki yüz ifadelerini, bir de Advocaat göreve başladıktan sonra kulübedeki yüz ifadelerini... Demek ki bağırıp çağırarak olmuyor. Sahadaki futbolcuyu eğer iyi oynatmak istiyorsanız kulübeyi iyi hazırlayacaksınız. Sahada oynayan futbolcu kulübeye baktığında "Ben sallanırsam o girer" derse siz teknik adam olarak başarılı olursunuz. Futbolcuyu teknik direktör tehdit etmez, futbolcuyu teknik direktör yedek futbolcuyla tehdit eder.
Ön önemlisi dün mücadele etmeyen futbolcu yoktu. Herkes bir şeyler yapmak istedi. Zaten kaliteli oyuncular da var. Bence Fenerbahçe ışığı yakaladı. Aynı yolda devam ederlerse birkaç hafta sonra çok daha iyi bir Fenerbahçe izleyeceğiz. Bakınız, dün F.Bahçe Feyenoord takımının tekerleğine çomağı soktu. Onu döndürtmedi. Bununla da yetinmedi, topu aldığında zaman zaman çok iyi hücum teşebbüsleri yaptılar. Bu maç berabere biter miydi? Bitebilirdi. Ama hiçbir zaman bu yazının şekli değişmezdi. Çünkü bu yazıyı skora göre yazmıyorum. Sahadaki şekle ve mücadeleye göre yazıyorum. Peki Fenerbahçe için bunları yazdıktan sonra Fenerbahçe mükemmel mi diyeceksiniz. Ama çok yapacak işleri var. Bir gün önce Beşiktaş oynadı. Ama Beşiktaş'a göre Fenerbahçe çok daha göze hoş gelen futbol oynadı.

Beşiktaş’ın kaptanı yok!

Şenol Güneş, sahaya sürdüğü kadroyla şunu söylemek istiyordu: "Benim adım Hıdır, yapacağım budur." Yani; "Geçen yıl oynattığım takımdan kalan bu. Gelenler oldu, gidenler oldu. Bu sene Şampiyonlar Ligi'nde çıkarabileceğim, elime verilen en iyi kadro bu" dedi. Bundan evvelki Güneş'i, "Bunu neden oynattın, şunu neden oynatmadın" diye tenkit edenler, bu çıkan kadroya hiçbir şey diyemezlerdi. Yani Güneş, basının da seyircinin de yönetimin de tenkit yollarını bu kadroyla kesti.
Şuna dikkat edelim: Dün kaptan Atiba'ydı. Peki bu Atiba, Beşiktaş'ta kaç yıldır oynuyor? Üç sezondur Beşiktaş'ta, bu sezon dördüncü sezonu... Bu ne demek? Beşiktaş yavru bir takım, yeni doğmuş ve yeni yeni serpiliyor. Peki geçen yıllarda temeli iyi atılan bu Beşiktaş'ın bu yılki kiralık oyuncu sayısı kaç? Bugün sahaya ilk 11'de çıkan üç oyuncu kiralık. Gelelim sadede: Oyunun kaptanı yok!
Beşiktaş, maçın 60-70 dakikasında hakimiyeti elinde tuttu. Maçın çoğu siyah-beyazlıların hakimiyetinde geçti. Geçti ama nasıl? Beşiktaş, öne geçti ama hala inanılmaz derecede kontrolsüz hücum yapıyorlar. Saçma sapan paslar atıyorlar, tempoyu yükseltiyorlar. Gereksiz yere efor sarfediyorlar. Ne yapmaları lazım? Oyunun ve maçın direksiyonunu eline almaları lazım.
Güneş, kenardan ne kadar buna hakim olabilir. Biraz zor... Peki o zaman bunu kim halledecek? Sahanın içinde Beşiktaş'ın oyun kaptanı, lideri... Peki dün Beşiktaş'ta maçın temposunu ayarlayabilecek, oyunculara direktif verecek, oyunun temposunu arkadaşlarıyla beraber ayarlayacak bir futbolcu var mı? Bence yok.
Beşiktaş, hala takıma bir oyun kaptanı bulamıyorsa bu işi zor çözer. Siyah-beyazlılar, 1-0 öne geçiyorlar, artık burada maçı çevirmeye mecbur takım Kiev ne yapacak? Saldıracak. Sen ise oyunu daraltacak, hareket alanı bırakmayacak ve öldürücü darbeyi vuracaksın ama Beşiktaş tam tersini yaptı... Yedikleri golde defans ve kalecinin hatası vardı.
Kaçan balık belki büyük oldu. Yenselerdi yolu yarılayacaklardı. Şampiyonlar Ligi, Türkiye Ligi'ne benzemiyor. En kötü pozisyon, en ufak hata çok büyük dertler açabiliyor. Beşiktaş, tecrübesiz bir takım. Gerçi Türkiye'de şu anda daha tecrübeli takımlar da var, onları da görüyoruz. Unutmayalım: Talisca'nın 90'da attığı golle Benfica'dan dönen Beşiktaş, sanki dün akşamki Kiev gibi şansa ayrılmıştı. Futbol işte, bu iş böyledir. Üzülmeyeceksin, ders almaya bakacaksın.

İte-kaka 3 puan!

Fenerbahçe bildiğiniz gibi... İte kaka... Her şeyi bir tarafa bırakalım, Fenerbahçe seyircisi maça gitmiyor. Sebebi de takımının kötü futbol oynaması. Hatta televizyondan da seyretmiyor çoğu. Haklılar mı? Haklılar. Neden? Belli bir ekonomin olur, bazı şeyleri yapamazsın, para harcayamazsın, iyi futbolcular alamazsın, iyi oynayamazsın. Ama bu kadar para harcayıp, sonunda böyle bir takım kurup ve böyle futbol oynarsan, seyirci maça gelmez.
Gaziantep aman aman bir takım değil. Fenerbahçe'nin sıkletinde değil. Ama onların da kafa yapıları arızalı. İkinci yarı başlıyor, 1-0 mağluplar. Biraz top oynamaya başlıyorlar, Golü de buluyorlar. Öldürücü darbeyi vursalar Fenerbahçe nakavt olacak. Hep küçük düşünce var ya 'ufak olsun benim olsun'. Başlıyorlar topa vurmaya. Bakınız beyler! İstanbul'da üç büyüklerden puan alacaksanız topa uzun uzun vurarak alamazsınız. Pas yaparak, topa basarak, boşa çıkarak, rakibi eksilterek oynarsanız ancak puan alabilirisiniz. Gaziantep saçma sapan işler yapmaya başlayınca hiç olmayacak bir korner oluyor. Haliyle de duran toptan bir gol. Sonra Antep 2-1 mağlubiyete düşünce bu sefer yine pas yapmaya başlıyorlar, topa vurmamaya başlıyorlar, Fenerbahçe gene oyundan düşüyor.
Sarı-lacivertlilerin bu orta saha yapısıyla başarılı olması zor. Ne yapacakları onların sorunu. Ama yarın biraz ciddi takımlarla oynayınca bütün hatalar gözükecek. Geçen hafta 2. Lig'e düşecek Kasımpaşa ile oynadılar, herkes methiyeler yazdı. Peki dün akşam ne oldu? Yine aynı görüntüler.
Fenerbahçe Yönetimi'nin ne yapıp edip seyirciye çözüm bulması gerekir. Bu yönetim ve başkan bütün diğer taraftarları ve takımları Fenerbahçe'ye karşı bir cephe haline getirdiler. Aslında bunu yapmak büyük bir başarı! Kolay kolay kimse yapamaz. Hangi takım şampiyonluğa oynarsa diğer bütün takımlar onun yanında hareket edip, Fenerbahçe'ye cephe alıyorlar. Peki bu bir organize iş mi? Hayır. Bu, verilen saçma sapan beyanatlar ve ikili münasebetlerin sonucu. Olayı yalnız sahada ararsak çözemeyiz. Saha dışı da saha içine yansıyor.
Bu sene Merkez Hakem Kurulu hakemlere herhalde biraz avantaj uygulayın talimatını verdi. Aslında iyi de bir olay. İkili mücadelelerde avantaj riskinde yüzde 10 hata olabilir. Ancak hiç olmazsa zaten seyir zevki olmayan futbolumuzda biraz tempolu maçlar seyrederiz.

Doğrular ve yanlışlar...

Sahaya doğru bir 11 çıkaran Riekerink, sahaya yanlış bir 11 çıkaran Şenol Güneş... Skor: 2-0. İkinci yarı doğru oyuncu değişiklikleri yapan ve yanlışlarından dönen Şenol Güneş; Şenol Güneş'in yaptığı hamleleri ve doğruları sadece seyreden ve hiçbir şey yapamayan Riekerink... Bu sefer Beşiktaş; 2-0.
Birisi eşeği kaybettirdi, sonra buldurdu, sevindirdi. Diğeri eşeği kaybetmedi, sevindirdi. Sonra kaybetti, taraftarını üzdü. Maalesef diyorum teknik adamlar bazen duygusal işler yapıyorlar. Futbol duygusallığı ve dikkatsizliği kaldırmıyor. İlk devre Galatasaray istediği gibi oynadı. Beşiktaş da Galatasaray'ın istediği gibi... İkinci yarı tam tersi oldu. Bu tamamen teknik adamlarla ilgiliydi. Bir teknik adamın maçın üzerindeki etkisi ne olur, ne olamaz dün gece bunları yaşadık. Galatasaray 2-0 galip... İkinci yarıya başlıyorsun... Biraz dikkatli top kullansalar maçı 3, 4 yaparlar. Ama orta alan çöktü Galatasaray'da. Bir türlü de toparlanamıyor. Ve gol geliyorum diye bağırmaya başlıyor ve bağıra bağıra geliyor.
Cenk Tosun, Beşiktaş'ta hala daha yerinde banko olamadığı için huzursuz. Saçma sapan işler yapıyor. En büyük yaptığı saçmalıklar kendisini yere atıp pozisyon dilenciliği yapması. Cenk kardeşim; sana yakışıyor mu? Hakemden pozisyon dilenme! Bruma'nın şekli belli. Çok büyük bir kabiliyet. Aslında bu oyuncudan Galatasaray istediği gibi faydalanamıyor. Bu oyuncuyu sahada ona göre kullanmak lazım. Bruma düzgün bir Avrupa takımına giderse çok daha farklı işler yapabilir. Ama Galatasaray'da bundan fazla olmaz. Sneijder ve Selçuk'un doksan dakika çıkaracak fizik güçleri yok. Galatasaray'ın fizik olarak kat edeceği yollar var. Bu konuda Beşiktaş dün gece Galatasaray'a göre daha iyiydi. Galatasaray defansı bir gol yiyor; yan top. İki Beşiktaşlı kafaya çıkmışlar bir Allah'ın kulu Galatasaraylı yanlarında yok. İlk yarı Galatasaray'ın oyununa tepki koyan bir Beşiktaşlı oyuncu yok, bırakın takımı... Sosa'nın yerine Oğuzhan oynuyor, Gomez'in yerine Cenk. Neredeler? Hikaye... Zemin güzel. Atmosfer güzel. Dört gollü bir maç. Peki maçın hakkı neydi? Bence beraberlikti. Son iki dakikada iki taraf da alabilirdi. Ama biri alsaydı diğerine yazık olurdu. Hem takım açısından, hem teknik adam açısından.
Böyle bir derbide hakem oyunu çomaklamadan, mümkün olduğu kadar yakından izleyerek genelde doğru kararlar verdi. Bir iki pozisyon tartışılabilir, o da bu tip maçlarda çok doğaldır. Ama hakemin üzerine yıkılacak bir maç olmadı. Maç başlayana kadar misafir seyirci ile ev sahibi arasında bir olay haberi gelmedi. İnşallah bu yazıyı yazdıktan sonra da gelmez. Herkes deplasmana gider.

Kasımpaşa çok büyük bir şanstı

Önce Kasımpaşa'yı yazalım. Fenerbahçe kimle oynadı? Kasımpaşa, aynen Galatasaray'ın oynadığı Rizespor gibi. Rize ile Kasımpaşa'yı karşılaştırdığımızda Rize, Kasımpaşa'ya göre bir tık önde. Yani gösterdikleri görüntülere göre, Kasımpaşa ligde işini bitirmiş, okeye dönüyor. Uzatmaları oynuyor. Rizespor bir şeyler yapabilirse belki kalır. Galatasaray böyle bir takıma karşı oynadı, yendiler hava yaptılar. Şimdi de Fenerbahçe böyle bir takıma karşı oynadı. Bu skora sakın aldanmasınlar. Aynen Galatasaray gibi.
Fenerbahçe'de olaylar yine aynı, bireysel. Futbolcular tek tek bir şeyler yaparsa rakip karşısında pozisyon yakalayabiliyorlar. Kombine çalışılmış bir şey yok. Ama sarı-lacivertlilerde şu var... Geçen maçlara göre daha istekliler.
Fenerbahçe'nin şu sıkıntılı döneminde Kasımpaşa ile karşılaşması büyük bir şanstı. Sarı-lacivertliler bundan iyi faydalandılar. Ama bunun gerisini getirmeleri lazım. Çünkü şampiyonlukta mücadele etmeyen Fenerbahçe'siz bir lig, tatsız-tuzsuz olur.
Biraz daha iyi mücadele etme görüntüleri var. Hep diyoruz ki, sezon başı bazı takımların sezon başında bu kadar fiziksel olarak düşük olmaları düşündürücü. Eğer bu görüntü böyle devam ederse Türkiye Ligi maçlarında heyecan kalmaz. Neden? Tamamen yukarıdakiler ve aşağıdakiler şeklinde ikiye ayrıldı lig. Şöyle bir bakıyorsunuz sıralamaya, Başakşehir, Beşiktaş, Galatasaray, Osmanlı, Bursa, Konya... Fenerbahçe de buraya girecek. Biraz tuz biraz biber diyelim 8 takım oluyor. Peki buyurun buraya başka sokacak takımınız var mı? Trabzon, Neyzen'in sazı gibi. Ne ses çıkaracağı belli değil. O yüzden ona bir şey diyemiyorum. Bunların arasında Karabük var çok iyi mücadele ediyor, maçı bırakmıyor, resmen kavga ediyor. Onun için de sempatik geliyor.
Devam edelim zorlanıyorsunuz. O zaman baktığınızda tam aşağıdakiler yukarıdakiler çıkıyor. İşin daha kötü tarafı düşmeye namzet takımlar havlu atarlarsa onların maçlarında galibiyet değil kaç farklı mağlup olacakları konuşulur. Biz yine de iyi niyetle bakalım alttakiler transfer ve doğru idarelerle "Kımıldarlar" diyelim. Hakem olacak yazılacak hiçbir şey yok. Çünkü hakemi zorlayacak en ufak bir pozisyon olmadı. O da zaten oyunu çomaklamadı.

Penaltı pozisyonuna büyüteçle baksınlar
G 4 ene yayıncı kuruluştan bahsetmeden geçemeyeceğim. En az 10 defa gösterdiler. Darbe var mı yok mu ben çözemedim. Mutlaka birileri çözmüştür! Çünkü Adem Büyük olur olmaz kendini yere atan bir oyuncu. Ama böyle bir maçta böyle görüntülerle olayı çözemedik. Israrla başka başka kameralara girdiler, çözen varsa beri gelsin. Akşam maçla bir büyüteçle en son gösterdikleri görüntüyü incelerler. Ama büyüteç şart. Yalnız büyüteci kullanırken fazla ışık altında kullanmasınlar etraftaki kağıtları falan yakarlar.

Makine tam çalışmıyor tekliyor!

Maç başlıyor top da ortada dolanmaya başlıyor. 10 dakika geçince iki takım arasında bayağı fark olduğu gözüküyor. Nitekim gol de geliyor. İyi güzel de gelen golden sonra Beşiktaş yine aynı şekilde oynamaya devam ediyor. Halbuki senin elindeki imkanlar farklı. Golü atmışsın, hala kontrolsüz hücum ediyorsun. Bunun yüzünden de kalende saçma sapan gol pozisyonları görüyorsun. Tamam fazla etkili değil ama yine de görüyorsun. O zaman ne yapacaksın. Zaten golü atmışsın istediğin zaman gaza basacaksın istediğin zaman frene basacaksın. Beşiktaş henüz bu kapasitede değil. Bazen aynı ritimde oynuyor. Bazen gereksiz süratleniyor, bazen de duruyor.
Şenol Güneş'in kafasında acaba ilk 11 belirlendi mi? Yani gözü kapalı sayabileceğiniz. Bence değil. Rotasyon, rotasyon diyorlar.
Arkadaşlar iyi güzel de rotasyon motasyon sonunda olur atimasyon. Onun için futbolda sağlam oynayacaksınız. Futbol maceraya gelmez. Futbol; "Ben daha iyiyim" demeye gelmez. Futbol; "Ben daha büyüğüm" demeye gelmez. Mesela Beşiktaş, Gomez'in yerini doldurmuş değil. Gomez gidiyor. Gomez kim? Alman Milli Takımı'nın santrforu. Gomez geldiğinde banko oynuyordu, Cenk yedekti. Sen Aboubakar'ı aldın, Aboubakar hala maça bakar! Bazen yedek kulübesinden bakar, bazen sahanın içinden. Senin santraforun çok para verdiğin Aboubakar mı Cenk mi? Talisca iyi bir transfer belli. Zaten bakın ilk gol iki orta saha adamından geliyor. Gökhan İnler veriyor, Talisca atıyor. Ama Beşiktaş'ın daha hala bir şekle ihtiyacı var. Neden? Çünkü geçen seneki şekil bozuldu. Geçen seneki şekildeki iki assolist Gomez ve Sosa yok. Şenol şimdi yeni şekille uğraşıyor. Siyah-beyazlı idareciler atıp tutuyorlardı: 500 Euro, 1000 Euro verirsek Gomez bizde kalır diye. Şimdi yöneticiler "Gomez, Wolfsburg'a bu paraya gider mi" diye kovalıyorlar. Dün gece oynayan kaleci Fabri iyi kumaş. Israr etmek gerekir. Siyah-beyazlılar zorlanmadan kazandı. Niye? Çünkü Akhisar ne geçen sene ne de evvelki seneki Akhisar değil. Onların da kimyası bozulmuş. Beşiktaş'ta makine henüz tam çalışmıyor. Bazen işliyor, bazen tekliyor. Bunların galip geldiğin gün görmezsen yarın mağlup olduğunda ağlamayacaksın. Bülent Yıldırım az hatayla maç yönetmeye başladı. Eski eyyamcılığını bırakmış.
Herhalde diyor ki: Bu saatten sonra büyüklere yağ çekmeye gerek yok. "Ne görüyorsam onu çalayım" diyor. Bence doğru da yapıyor. Tosic'in pozisyonu tartışılıyor. İyi güzel de yayıncı kuruluş bir pozisyon gösteriyor rakip kendini atıyor, bir pozisyon gösteriyor sanki mücadelede bir darbe var. Çözebilene aşk olsun. Nasıl olsa Digitürk'ün bir sahibi yok. Bir günü biri hesap sorar o gün düzgün çekim yapmaya başlarlar.

Harika, süper, inanılmaz bir röveşata

Hangi takımdan başlasak? İsterseniz önce Çaykur Rizespor'dan başlayalım. İstanbul'a gelmişler, Galatasaray'la oynayacaklar, 11 kişiyle yarı sahaya dizilecekler, 0-0 bitirecekler. "Hani araya bir tane kıstırırsak" diyorlar, 'Galip geliriz.' Bu zihniyet çok eskide kaldı. Mağlup ol ama adam gibi top oyna, adam gibi mücadele et. Diyelim ki 'helal olsun Rize'ye öyle mücadele etti ki gücü bu kadardı yenildi.' Nerdeee? Ara ki bulasın öyle bir takımı.
Dönelim Galatasaray'a. Yan top, geri top, yan top, geri top. Arada bir ileri top. Top bizde kalsın.
Rakip nasıl olsa dandik. Üstümüze gelmek istemiyor.
Bizi de çok pozisyona sokmak istemiyor.
Biz nasıl olsa kalite olarak daha iyiyiz. Yakalarız 2-3 pozisyon bitiririz. Çaykur Rizespor o zihniyette olursa, Galatasaray da bu zihniyette oynar.
Haliyle Galatasaray'ın göle attığı maya tutar. Peki seyirciye futbol zevki nerede? Yok. İkili mücadele?
Yok. Gol pozisyonları? Yok. Bir de bunlara yayıncı kuruluşun rezalet maç yayını ilave olunca çekilmez bir 90 dakika izledik. Hakkını yemeyelim iki tane pozisyon hariç. Kim bu hakkını yemeyeceğiz adam?
Derdiyok. Şahane bir kafa golü, harika, süper, inanılmaz bir röveşata golü. Derdiyok'un attığı ilk gol, bu seneki en iyi atılan ilk 5 golün içine kesinlikle girer.
Galatasaray bu Derdiyok'a kenarlardan daha fazla top getirebilse bu oyuncu hiçbir şekilde gelen topları inkar etmez. Derdiyok hem iyi yere depar atıyor hem de iyi yükseliyor. "Çok iyi kafaya çıkar" diyorlardı ama dün gece hem kafasını çalıştırdı hem ayağını.
Demek ikisi de iyiymiş.
Maç 2-0 olmuş, 90 artıları oynuyorsunuz, penaltı kazanılıyor. Derdiyok 4 maçta 4 gol atmış. Artık orada bırakın penaltıyı bu çocuk atsın.
Akıllı bir kaptan, akıllı bir teknik direktör bunu yapardı. Ama ego bu insanların önüne geçiyor. Seyirci Selçuk'un üzerine gitti diye Selçuk penaltı atıyor.
Karadenizli'nin sorduğu gibi: Noldi şimdi...
Eğer Çaykur Rizespor bu kafada futbol oynayacaksa ve oynuyorsa şu ana kadar Türkiye Ligi'nde seyrettiğim en zayıf 3 takımdan biri.

Arkadaşlar kapsınlar, bize versinler!
Sneijder'de kımıldama var ama biraz. Selçuk da seyirciden zılgıtı yiyince biraz kımıldamaya başlamış. Ciğerci yine çok faydalı. Hem de tam bir hamal. Hem top kapıyor hem oyuna sokmaya çalışıyor.
Sneijder ile Selçuk "Arkadaşlarımız kapsınlar bize versinler oynayalım" diyorlar. Ohhh ne ala dünya! Hakem oyun yorumu kötü olan bir hakemdir. Kapasitesine göre daha üstlerde maç yönetiyor. Oyun yorumu kötü, avantajları kesiyor, faul yorumları kötü, kart yorumları kötü, penaltı yorumları kötü. Ne kaldı geriye? Ama hala maç veriyorlar.
Demek ki şu andaki MHK'de dişinden sorunlu yöneticiler var! Ya protez yaptıracaklar ya da implant herhalde. Ki hala bu hakeme maç veriyorlar. İsim önemli değil. Ben yorumdan bahsediyorum, hakem kalitesinden bahsediyorum.