CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Özkahya’nın kartları genelde doğruydu!

Hakem Halis Özkahya genelde kartları doğru yerlerde kullandı. Bazı ikili mücadelelerde maalesef hatalar yaptı. En basitini söyleyim size; Tolga Ciğerci, Yusuf'un altında kambura yatıyor. Yusuf sakatlanıyor, faulü Yusuf yiyor. Bu tarz kararlar verdiğinizde sahadaki futbolcular ve kenarda yedek kulübede oturanlar senin futbolu ne kadar bildiğini anlarlar. Yoksa standart hakemlik yapmak öyle aman aman bir iş değil. Üst liglerde bu tarz detaylar çok önemlidir.

Sabırla bugünlere geldiler

Trabzonspor'da yönetim değişikliği, teknik adam ve yönetim anlayışı, transferler... Sabırla geldiler bugünlere... Ama daha çok gidecek yolları var. Trabzonspor'un bu yönetimi Trabzonspor için son şanstır. Eğer bunlar da başarılı olamazlarsa, Trabzonspor önümüzdeki yıllarda düşmeye oynar. Şehir destek verirse, bu sefer de yukarılara çıkarlar. Trabzonspor, takım olarak Galatasaray'a göre daha iyi mücadele etti. Herkes birbirine yardım etti. Ersun bu haliyle takımını iyi tanıyor. Ama Galatasaray Teknik Direktörü için aynı şeyleri söylemeyeceğiz. Çünkü Tudor bu takımı daha henüz tanımıyor. Bu kadar alemin değişik olduğu yerde ahenk hemen gelmez. Şimdi Galatasaray'da bir Sneijder gerçeği var. Bu oyuncu iyi bir oyuncu, tamam. İyi oynadığı zaman çok faydalı olan bir oyuncu. Ama Sneijder uzun zamandır Galatasaray'da değil. Galatasaray'dan kopuk. Takımın içinde de değil. Sneijder böyle olunca ikinci adam Selçuk da takımın içine giremiyor. Çünkü Sneijder'in getirdiği bir teknik adam vardı. Yönetim bu işi bilmiyor. Çıkıp saçma sapan beyanatlar veriyorlar televizyonlara, gazetelere. Yani sahadaki takım ayrı telden çalıyor, Galatasaray Yönetimi ayrı telden çalıyor. Telleri keserler mi kesmezler mi bilmiyorum ama artık bu maçtan sonra nereye gideceklere belli. Yeni gelen teknik adam bir iki maç , üç maç ara gazla işleri götürebilir. Ama üç, dört maçtan sonra futbolcu ve teknik adam birbirlerinin açıklarını öğrenmeye başlarlar. Ve böyle büyük kulüplerde bazı futbolcular teknik adamlarla oynamaya kalkarlar. Yönetim de kuvvetli duramazsa iki taraf da yara alır. Bakın Galatasaray için maçın tekniğini konuşmuyoruz, yazmıyoruz. Perde arkasında olabilecekleri yazıyoruz veya olanları. Trabzon'da öyle değil. Trabzonspor'da Ersun yavaş yavaş sistemini futbolculara anlatmış ve yapmaya başlamış, Herkes, her yerde rakibe basıyor. Topla oynayan rakibin etrafında en az iki veya üç Trabzonsporlu futbolcu görüyorsunuz. Neden? Baskıyı yapınca rakip takım oyuncusu bu topa vuracak. Vurduğu zaman da ahenkli, kontrollü akın yapamayacaklar. Ama Trabzonspor on kişi kalınca bir 15 dakika bayağı zorlandılar. Ancak Galatasaray bundan faydalanamadı. Sebebi topu yan çizgilere indiremediler. On kişi kalmış takımı sahaya yayamadılar. Ortada huninin ağzına sıkıştılar. Trabzonspor'un da istediği zaten buydu.
Dün akşam Trabzon seyircisi mükemmeldi. Ama bir teknik hata yaptılar. Sen ilk golü yapmışsın, Galatasaray belki paniğe girecek ama sahaya karton atarak oyunu durdurup kendi takımını soğutuyorsun. Demek ki Trabzon seyircisinin hala daha tecrübeye ihtiyacı var.

Beşiktaş şükretsin

Sergen, rakip takımları fazla düşünmeden "Ben ne yapabilirim?" diyen teknik direktör tipi.
"İyi futbol oynayayım, yeneyim.
Deplasman, iç saha benim için fark etmez" diyen bir teknik adam. Daha da önemlisi, "Eğer bir yere geleceksem, çabuk geleyim. Çabuk gelemeyeceksem de bu işi yapmayayım" diyen bir adam. "Alt kademelerde fazla kalıp boğulmak istemiyorum" diyen bir teknik adam tipi.
Şenol Güneş son haftalarda fazla iyi oynamadan, oyunu rölantide tutarak, orta sahada top çevirerek, pozisyon geldiğinde gol atıp maçı bitiren bir şekilde oynatıyordu takımını. Fakat dün gece Şenol, Sergen'in ekmeğine yağ sürdü. Ne yaptı? Sahaya Babel, Aboubakar, Cenk üçlüsünü çıkardı.
Daha kafadan bu üçlü sayesinde orta alanı Kayserispor'a bıraktı. İlk yarıda Beşiktaş sahada yok.
İkinci yarı Babel'i çıkarıp Tolgay'ı alınca orta alanda biraz daha etkili olmaya başladılar.
Aslında Cenk ile Aboubakar'ı kafadan yan yana oynatınca rakip defansın onlara fazla markaj yapma şansı ortadan kayboldu. Çünkü Aboubakar da ortaya girdi, Cenk de ortaya girdi. Onlar birbirlerini markaj yaptılar. Yani ikisi bir kişilik pozisyon aldı. E bir de Babel var oyuna fazla etkisi olmayan...
Yani Beşiktaş 1.5 adana eksik oynadı ilk yarı.
İkinci devre Tolgay girdi ama yine de Kayseri kontra çıktığı toplarda orta sahayı çabuk geçerek Beşiktaş kalesinde tehlikeli oldular. Çünkü Sergen'in mantığı, "Katı defans yaparak maçı kazanamazsın" fikriydi.
"Ben gol atayım, rakip düşünsün" mantığında.
Maç 2. yarı iki tarafa gitti geldi.
Bu kadar kötü maçların oynandığı ligde keyifli bir 90 dakika izledik.
4 gol vardı, güzel pozisyonlar vardı, güzel hareketler vardı. Bu konuda iki takıma da teşekkür etmek lazım. Stada gelen taraftarlar, televizyonda seyredenler verdikleri parayı helal ettiler. Aslında dün gece Beşiktaş 3 puan kaybetmedi bence 1 puan kazandı. Onun için aldıkları bu puana şükretsinler. Şenol Güneş de biraz düşünsün bakalım. Sakın Avrupa Kupası'nda oynuyoruz da böyle oluyor demesin.
Cüneyt Çakır da iyi maç yönetti.
Onun da hakkını verelim.

Aslında dün gece Beşiktaş 3 puan kaybetmedi bence 1 puan kazandı. Onun için aldıkları bu puana şükretsinler.

Voleybola yollayın!

Galatasaray takımında defansta oynayan adamlara birileri şunu söylemeli: Ceza alanı içinde bir tek Muslera elle oynayabilir.
Sizin oynamanız yasaktır. Kusura bakmayın ama Galatasaray'da oyuncular böyle penaltılar yapıyorlarsa demek ki bu forma çok ucuzlamış. Bu adamları Galatasaray'ın voleybol veya basketbol takımlarına göndermek lazım. Ve de hiç alakası olmayan pozisyonlar bunlar. Yalnız şu var; Tudor'un gelmesiyle Galatasaray'da hareketlilik başlamış. İyi futbol mu? Hayır. Zaten bu hemen olmaz.
Ama sosyal sigortalardan emekli olanlar gibi yürüyenler ve mücadele edenler kımıldamaya başlamışlar. Daha 4-5 hafta önce Galatasaray aleyhine atılan kornerlerde defanstaki 6-7 futbolcu tek başına duruyordu, rakipler ayrı duruyordu. Kafayı vuran gol yapıyordu. Dün akşam bütün Galatasaraylı futbolcular rakip futbolcuların yanında, vücut vücuda kafaya çıktılar ve kovaladılar Gençlerbirliği oyuncularını.
En basit değişiklik olarak zaten bu gözüküyor.
Fırat Aydınus penaltılarda haklıydı. Kötü de maç yönetmedi. Ama Podolski'nin kesinlikle atılması gerekirdi. Podolski rakibine dirseğini yapıştırdığı yerde atılmadı. Aynı Podolski, aynı yerden sert bir vuruşla golü yaptı. O dakikadan itibaren Galatasaray, 10 kişi oynamalıydı. Peki yardımcı da mı göremedi?
Onun da günahı boynuna.
Neymiş efendim bilmem kaç kişi sakatlanmış.
Normal sakatlanmaları...
Galatasaray'ın geçmiş dönemde antrenman yapmadığı belliydi.
Sahada yürüyorlardı.
Hatta yürüyecek halleri yoktu, şimdi Tudor'la koşmaya başladılar. Neden? Çünkü sezon sonunda bazıları gidebilir de ondan. Çünkü Galatasaray takımındaki çok oyuncuya bu paraları yurt içinde ve yurt dışında kimse vermez.
Galatasaray takımı çok yana ve geriye pas yapıyordu. Şimdi bu alışkanlıklarından yavaş yavaş vazgeçmeye başlamışlar.
Galatasaray öne geçiyor, seyirci bağırıyor "Yönetim istifa." Maç berabere oluyor "Yönetim istifa." Maç bitiyor, seyirci bağırıyor, "Yönetim istifa." Ey seyirci kardeşlerim siz hiç istifa eden yönetim gördünüz mü! Eğer gören varsa bana söylesin.
Bir cümle de serbest atışlarda baraja giren futbolculara söylemek lazım. Eğer toptan korkuyorsanız o baraja girmeyin. Kuştan korkan darı ekmez. Ya dimdik durun top size çarpsın, eğilmeyin.
Ya da baraja girmeyin.

Galatasaray'da oyuncular böyle penaltılar yapıyorlarsa, bu forma çok ucuzlamış. Bu adamları voleybol veya basketbol takımlarına göndermek lazım.

Şu ‘bip’leme meselesi...

Söz uçar, yazı kalır demişler... Türkiye'de bu değişiyor. Söz uçmuyor, söz bipleniyor. Terbiyesizlik ve ahlaksızlık yapılıyor. 'Bip' yaptığınız kısımla insanlar karalanıyor. Bunu yapanlar da "Biz büyük firmayız" diyorlar. Kayserispor-Fenerbahçe maçında Ender maçı anlatıyor, ben de yorum yapıyorum. Yorumcu olarak fazla konuşmayı sevmem. Çünkü o zaman spikeri maçtan koparıyoruz. Ara ara girer çıkarım.
Bir pozisyonda hakemin maçı niye daha fazla oynatmadığını Ender'le konuşuyoruz.
Zaten maç bir yerde bitmiş, dakika 90+1... Atılacak bir gol bile çok şey değişt-i rir. Tam bu arada benim ağzımdan çıkanların bir kısmı küfürmüş gibi internet sitelerine, "Erman Toroğlu canlı yayında küfür etti" ifadeleriyle servis ediliyor. Akıllılar, bu yayınların hepsi RTÜK'te var. Açık seste dinleyin, küfür olmadığını göreceksiniz.
Çünkü küfür yok. Olur muydu? Olabilir, canlı yayın yapıyorsunuz, ağzınızdan kaçabilir.
O zaman insanlardan özür diler, cezasını da çekersiniz. Hata insanlar için ama yapmadığınız bir şeyden karalanmak insana koyuyor. Şimdi bunu 'bip'letenleri; hürriyet. com.tr, milliyet.com.tr ve cumhuriyet. com.tr 'yi şirketim mahkemeye verdi.
Beni burada 'bip'letenleri ben mahkemede 'bip'leteceğim. Bakalım hangimizin 'bip'letmesi daha etkili olacak.
Ama çamur at izi kalsın. Yolda görenler, "Hoca yayında küfür etmişsin" diyorlar.
Aslıda içimden nasıl bir cevap vermek geçiyor biliyor musunuz sevgili okurlar? Ama vallahi billahi etmedim kardeşim. Etseydim inkar etmezdim ...

Hakem Ulusoy farklı konuşmuş

Dün akşam (önceki akşam) eve geldim, saat 01:00'di. Televizyonu seyrediyordum, İlker Yağcıoğlu aradı… "Mehmet Topal seni aramak istiyor, telefon numaranı verdim" dedi. Sonrasında İlker'i ben aradım, 'Beni aramak istemiş ama benimle konuştuktan sonra duyulacaktır, başkanı sinirlenecektir, Mehmet Topal zarar görebilir' uyarısını yaptım. İlker Yağcıoğlu bana "Herhalde tek başına karar vermemiştir hocam" dedi ve kapattık. Daha sonra Mehmet Topal beni aradı. "Çok üzgünüm" dedi… 'Huzurlu yatacaksan beni bağlamaz' cevabını verdim ve sonra 'Hakem sana pozisyonu sordu mu?' dedim. Çünkü bana haber geldi, hakem Alper Ulusoy, Mehmet Topal'a sormuş ama Topal cevap vermemiş. Ancak Mehmet Topal cevap vermiş, "Elime çarptı" demiş. Mehmet Topal bunu doğruladı, hakeme söylediğini belirtti.
Bana bu haberi veren arkadaşla konuştum, "Erman Hocam, hakem yalvarır şekilde iki defa sormuş. Eğer 'Elime çarptı' deseymiş, golü iptal edecekmiş" ifadelerini kullandı. Hakem bunu söylemiş bu arkadaşa... Bu arkadaş da hakemin amiri, öyle söyleyeyim. Hakem, üst tarafa durumu böyle bildiriyor. Birinden biri yalan söylüyor, ya futbolcu ya da hakem futbol ahlaksızlığı yapıyor. Futbol yalancısı… Birinden birini Türk futbol aleminde bitireceksiniz. Bu kadar net konuşuyorum, beni mahkemeye de verebilirler. Yeter artık Türkiye'de gerçekler ortaya çıksın. Ama sonra hakemi yine aramışlar, bir kere daha sormuşlar, "Ben sevinmelerini bekledim, Mehmet Topal tek kalınca sordum" demiş. Alper Ulusoy, Mehmet Topal'ın "Dizimden sekti, vurdum gol oldu. Elime çarpmadı" dediğini aktarmış. Birincide Alper Ulusoy, "Mehmet'e sordum ama cevap vermedi" diyordu şimdi böyle söylüyor! Gerisi sizlere kalmış...

Beşiktaş’a rahat batıyor

Öyle veya böyle aradaki puan farkı Beşiktaş'ı olumlu etkilemiyor. Beşiktaş'ın doğru dürüst pozisyonu yok. Gol pozisyonu var o da çok enteresan. Sol bek ortaladı, sağ bek gol yaptı. Şimdi sol bek ortalar, sağ bek gol yapar iyi de bunlar ileriye gittikleri zaman ortadakiler ne yapar? Veya hücumda oynayanlar ne yapar? Orası tartışılır. Sağ bekin, sol bekin bunları yaptığı yerde stoperleriniz yerinde durmazsa orta alanlar buraları kapatmazsa habire kontra top yersiniz.
Beşiktaş'ın kalesinde iyi bir kaleci var. Defansının arasına atılan toplara iyi çıkıyor. Çünkü Atınç bu mevkide ağır kalıyor. Hele sarı kart aldıktan sonra iyice teklemeye başladı kırmızı görmeyeyim diye. Aslında rakip teknik direktör ve hücumcular, Atınç gibi oyuncular eğer sarı kart alırlarsa ben olsam öyle oyuncunun üzerine oynarım. Araya top atarım. Onunla mücadeleye girerim. Onun ikinci sarı kart görmesini sağlarım. Ama maalesef takımlar bu kapasitede değiller.
Beşiktaş'ın en iyisi kim derseniz? Gökhan Gönül. Ama Beşiktaş, o bildiğimiz Beşiktaş gibi... Ne Galatasaray maçında oynadı ne de dünkü Rize maçında oynadı. Şunu da diyebilirsiniz: "Belki rahatlık onlara batıyor..." Ama rahatken iyi futbol oynanır. Puan farkı bu kadar açıkken iyi işler yaparsınız. Dün son 15 dakika Beşiktaş için kabus gibi geçti.
Quaresma, göze hoş gelen hareketler yapıyor, tamam. Golden önce attığı topuk pası çok şık, o da tamam. Ama Quaresma çok kopuk kopuk oynayan bir futbolcu. Oyundan çıkarken yine sinirleniyor. Hakemi alkışlayarak sarı kart alman, bu takımı sabote etmekten başka bir şey değil. Çıkarılman normal. Ama şunu diyebilirsin: Benden önce Babel çıkmaz mıydı?.. Cenk de iyi değil ama Cenk'i çıkardığı zaman oraya Aboubakar'ı alman lazım.
Hakem Yaşar Kemal Uğurlu'ya gelecek olursak... Rahat maç yönetiyor. Vücut dili de iyi. Büyük takım baskısı altında da kalmadı. Kartları yerinde kullandı. Bir penaltı pozisyonu var. Verir misiniz, vermez misiniz? Tuhaf bir pozisyon. Atınç yere düşüyor, top omuz kol arası kalıyor. Hakem o andaki fotoğrafa bakıp karar veriyor. Hakem için de zor bir pozisyon. Ama maçın içinde çaldığı ve çalmadığı düdüklerle Rizeli futbolcuları ezdirmedi. Hem de bu kadar seyirci baskısına rağmen.

F.Bahçe’nin yakasından düşün!

Fenerbahçe bildiğiniz gibi ve bildiğimiz gibi... Gaziantep ilk yarı çıkamıyor. Pas da yapamıyorlar. Fenerbahçe böyle bir takıma karşı bile yine baskı kuramıyor. Birer tane gol var o kadar. İkinci yarı Gaziantep kımıldamaya başlıyor. Kımıldamaya başlıyor ama iki takımın da defansları ile forvetleri arasında inanılmaz büyük mesafe var. Defanslar çıkmıyor, arkada çakılı kalıyorlar. Orta sahada kocaman bir alan. Ve bu yarı Gaziantep oyuna çıkarken inanılmaz şekilde pas hatası yapıp, Fenerbahçe'ye topu bırakıyorlar. Böyle bir durumdan bile sarılacivertliler faydalanamıyorlar.
İki tane tehlikeli akını var Fenerbahçe'nin... Gaziantep kalecisi yerinde müdahaleler yapıyor.
75. dakikadan sonra maç iki tarafa da gidip geliyor. Nitekim 90+4'te belki de maçın fırsatı Gaziantep'e geldi. Aynı pozisyonun daha zorunu birinci yarı Lens gol yaptı. Daha kolayını Kangwa vücudunu gelen topa göre ayarlayamadığı için sağ ayağını kullanma hatasını da yaparak kaçırıyor.
Volkan Şen ne yapıyor oynadığı maçlarda bir düşünün. 15 dakika rakiple konuşuyor, 20 dakika hakeme itiraz ediyor! Ne bir tehlikeli orta var, ne bir tehlikeli şut var. İhtiyar kadınlar gibi konuşuyor vıdı vıdı...
Alper fazla üretken değil. Bir tek golün ortasını yaptı çok güzel o kadar. Peki Mehmet Topal; zaten arkada kaldı, hücuma fazla gelemedi. Ozan Tufan ne oynadı? Kendisine sormak lazım. Tamam, Souza oynamasın ama onun yerine oynattığın adamlar onu mumla arattılar. İsmail Köybaşı gene gayretli. Kısa süre oynamasına rağmen Aatıf gene bir şeyler yapmaya çalıştı. Gaziantep istediği bir puanı aldı.
Şu artık net bir şekilde gözüküyor: Bu Fenerbahçe yönetimi, başkan dahil Fenerbahçe'nin başından gitmeliler. Fenerbahçe'nin yakasından artık düşün. Fenerbahçeli taraftara verdikleri eziyet, işkence son bulsun. Fenerbahçe kalkanının arkasına gizlenerek kabadayılık yapmasınlar. Eğer gitmezlerse bu taraftar yemin ediyorum çok enteresan şeyler yapabilir. Çok değişik tepkiler koyabilirler. Başkan ve yönetimle alay etmeye başlarlarsa o daha da acı olur. Çünkü, Galatasaray taraftarları, Beşiktaş taraftarları resmen alay ediyorlar. Yazık oluyor Fenerbahçe'ye.
Hakem tempolu oynatmaya çalışıyor, avantaj oynatmaya çalışıyor. Bunu yaparken de kaçırdığı pozisyonlar oluyor. Biraz daha rahatlarsa daha iyi olacak gibi. O da maç idare ede ede olur.

Saygı duyacaksınız

Hani bir laf vardır ya; ne kadar ekmek o kadar köfte... İlk baştaki skor 3-1 olunca, diğer 90 dakika içindeki mücadelede böyle oluyor. Beşiktaşlı oyuncular, duruma göre gaza bastılar, duruma göre arabayı rölantiye aldılar; bazen de frene bastılar. Baktılar ki pabuç pahalı olacak bu sefer de Şenol kenardan olaya el koymaya başladı. Mesela Oğuzhan ismini attı sahaya. Biraz sıkışsa Atiba'yı ortaya atacaktı. Ama Oğuzhan kafi geldi. Neye karşı: Grip olursunuz ya... Önce antibiyotikten başlamazsınız. 'İki aspirin alıp başlayım' dersiniz. Şenol bir aspirin ile halletti. Halledemeseydi bu sefer Atiba'yı alacaktı oyuna...
'Şenol'un şansı' dersek haksızlık ederiz. Şenol, 17-18 kişiyi her an oynayacakmış gibi hazırlıyor. Bir teknik adamın en büyük özelliği budur. Hiçbir futbolcuyu, 'Ben seni asarım, keserim, kadro harici bırakırım' diyerek oynatamazsınız. Futbolcu maça çıkıp oynarken yedek kulübesine bakar. 'Ulan' der; 'Ben çıkarsam yerime bu girecek. Sonra da bir daha oynamayabilirim.' Bu riski futbolcu hissettiğinde sahada düzgün mücadele eder. Onun için de bir futbol takımının en büyük itici gücü yedek kulübesidir. Sahadaki 11'i tehdit eden; ensesinde boza pişiren... Bunu da yapacak adam teknik direktördür. Şenol da Türkiye'de bunu iyi uygulayan teknik direktörlerden biri... Bu kadar basit.
Dün akşamki maçı şöyle bir göz önüne getirin; bu anlattıklarımı net bir biçimde görürsünüz. Aboubakar oynuyor; golünü atıyor. Sakatlanıp çıkıyor; Cenk giriyor. Topa öyle bir vuruyor ki sanki bütün içini boşaltıyor. O da gidip gol oluyor. Yani Cenk'in buradaki vücut dili hem hırs hem istek hem sonuç hem keyiftir.
Beşiktaş, Türkiye liginde de tek başına gidiyor. Büyük terslik olmazsa, tuhaf işler olmazsa hedefe yakın. Avrupa'da da tek başına kaldı Türkiye'den. Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Bunlar bir çalışmanın eseridir. Saygı duyacaksınız. Hiçbir şey tesadüfen olmaz. Osmanlıspor maçını seyredemedim. Ama Fenerbahçe'yi ve Beşiktaş'ı gördükten sonra Fenerbahçe için 'hadi yürü git oradan' derim. Beşiktaş için de, 'Sen de hayırlısıyla yolunda git.' Teşekkürler Beşiktaş...

18 yıldır hep aynı hikaye

Aziz Yıldırım'dan masallar: "Aslanım, koçum, sen en büyüksün. Biz şike yapmadık. Herkes şike yaptı. Hakem hakkımızı yedi. Herkesi mahkemeye vereceğiz. Futbol Federasyonu'nda Beşiktaşlı kimse kalmayacak. Futbol Federasyonu, Galatasaray'ın istediklerini yapıyor. Tahkim ve Disiplin Kurulu'ndaki bütün Fenerliler istifa etsin. MHK Başkanı'nın acilen istifa etmesi gerekir. Ne yaptımsa Fenerbahçe için yaptım. İnşaattan da anlarım, futboldan da anlarım. Federasyonun yaptığı ihale geçersiz. İhalede fesat var. Naklen yayınlar böyle yapılmamalı. Bütün takımlar şike yapıyor. Biz temiziz. Hakemler aleyhimize düdük çalıyorlar."
Bunlar, benim hatırladığım cümlelerin bir kısmı. 18 yıldır bunları dinliyoruz. 18 yıl sonra Krasnodar isimli bir Rus takımı geliyor. 2.5-3 ay lig maçı yapmamış. Ben dünya yıldızlarını almışım. Tabii bu yıldızlar kime göre. Kendine göre. Çıkıyorlar maça dün gece... Ne yaptığını bilen takım Rus takımı. Defansta oyunu daraltıp, 4-5 pas üst üste yapıp, hücuma çıkan takım Rus takımı. Ters top göndererek, depara kalkıp, orta atıp, şut atan takım Rus takımı. 4 tane top yapamayan takım Fenerbahçe. 3-5 pastan sonra aut çizgisine inip orta yapamayan takım Fenerbahçe. 60. dakikadan sonra santradan rakip defansın göbeğine top şişiren takım Fenerbahçe. Bu şişirdikleri toplara kafa vurdurup kendi ülkelerinde neredeyse milli takıma seçtirecek oyuncuları yaratan takım Fenerbahçe. Hakemin takdir haklarını dün gece tereyağ gibi kendine kullanan takım Fenerbahçe. Rakibin geldiği pozisyonlarda kalesinde devamlı tehlike gören takım Fenerbahçe. Doğru dürüst gol pozisyonuna giremeyen takım Fenerbahçe. Böyle tereyağ bir hakemi bulduktan sonra ona yine itiraz eden takım Fenerbahçe. Böyle bir rakibe elenen takım Fenerbahçe.

SUÇLU FEDERASYON OLUR!
Karşılaşmanın sonuna doğru "Yönetim istifa" diyen kulübün taraftarları, F.Bahçe taraftarları. 18 sene aynı başkanı ısrarla seçen kulübün kongre üyeleri, Fenerbahçeliler. Mutlak suretle dün geceki maçın sorumlusu da bu Futbol Federasyonu olacaktır, bu MHK olacaktır. Bu Disiplin ve Tahkim Kurulu olacaktır. Utanmasalar, sıkılmasalar salı günü bu beyanatı verirler. Ben ne söyleyeceklerini tahmin ediyorum: Vatan, millet, Cumhuriyet. Çünkü bir Cumhuriyet onlarda var. Bizde yok. Bizimki Türkiye Cumhuriyeti...