CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Hepinize yazıklar olsun!

Herkesin bir işi var. Biri yazar, Biri konuşur, biri koşar, biri atar, biri tutar, biri de çeker... Futbolcu iki iş yapar. Karşı kaleye gol atar, kendi kalesini korur. Gol arayanlar 11 kişi, kalesini koruyanlar da 11 kişi. Çünkü kaleciler de çıkıp gol atabiliyorlar...
Birileri de görev yapıyor, bunları çekiyorlar.
Birileri de yorum yapıyorlar.
Şimdi gelelim sadede...

Belli isimler vardır. Zaten belli! Belli isimler vardır onlar da belli! Şimdi size iki tane isim söyleyeceğim. Bir tanesi Emre Belözoğlu, bir tanesi kaleci Volkan Babacan. Birisi artıdır, birisi eksi!
Yıllardır seyrettiğimize göre. Deriz ki "Emre hep sorunludur, Volkan da hep örnek"... Ben hep diyordum ki; Bu Başakşehir yaptığı işlerle şampiyonluğa oynasın onun taraftarı olayım. Çok güzel işler yapıyorlardı. Emre'de yanılmayız, ne olduğu belli. Ama Volkan Babacan'a yazıklar olsun. Bir çuval inciri berbat etti. Başakşehirli oyunculara da bir çift lafım var; Size ne lig şampiyonluğu yakışır, ne de Avrupa... Size yazıklar olsun.
Bilir misiniz Montofon ineği vardır.
Litrelerce süt verir... Tam sütü sağarsınız arka bacağıyla bir vurur kovaya, tüm sütü döker. Ey Başakşehirli futbolcular. Siz de dün bunu yaptınız!


SİZE AHLAKSIZ DERSEM...

Ben eskiden sizi çok seviyordum.
Ama dünden sonra sizi hiç sevmiyorum.
Neden biliyor musunuz? Görevini yapan insanları dövmeye kalktınız ve dövdünüz.
Ahlaksızca, iğrenç bir şekilde. Bundan sonra bu alemde artık kimseyi bulamazsınız!
Yazıklar olsun size! Seyircinin biri Emre'ye küfretmiş. Onun hakkında davacı olun, onu yakalayın. Görevini yapan adama niye saldırıyor, niye dövüyorsunuz?
O size küfür eden ahlaksız insanlar ile sizin arasında ne fark var, söyleyin bana!
Siz görevini yapan bir insanı döverek, o küfür edenin ahlaksız adamın yüz misli ahlaksızlık yapıyorsunuz! Size ahlaksız diyemeyeceğim. Çünkü ahlaksız dersem, ahlaksızlığa hakaret etmiş olurum. Hepinize yazıklar olsun! Hepinizin suratına tükürmek kalıyor bence.

SİZİ DE DÖVERLER TFF!
Eyy Türkiye Futbol Federasyonu... Bir sporcunun saha içi ve dışındaki davranışları ayırt edilmemeli. Özellikle dünkü olay hiç affedilir bir şey değildir. Eyy Futbol Federasyonu! Bir futbolcu güruhu çıkıp maç sonu görevini yapan bir insanı dövüyor. Sen eğer o olayı yapan Başakşehirli futbolcuları aynen 90 dakikada bu işi yapmış gibi cezalandırmazsan bir gün o futbolcu güruhu, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu'nu dövmeye kalkar! Bunu unutmayın. Ve ona göre hareket edin.
Bu alemin içinde bayağı tecrübe kazandım, çok şey yaşayarak.
Ama tehlike büyüyor... Ondan sonra UEFA'nın aldığı bazı kararlara boyun eğersiniz... Türkiye'de şampiyonluğa oynayan takımın futbolcuları, görevini yapan televizyoncuyu dövdü ve yerde tekme attı diye UEFA'ya rapor gidecektir.
Belki de bu olay haksız ceza alan Beşiktaş'ı bile haklıyken, haksız duruma düşürecektir.
Sırf Türk futbolundaki bu mantalite yüzünden. Eyy Futbol Federasyonu!
Ne olursa olsun görevini yap! Yapmazsan karşına şu çıkar; kıyakçılığın sonu ayakçılıktır.
Gözlerinizden öperim.

Helal olsun

Beşiktaş'ın bu turda oynadığı iki maça bakın o kadar çok yorum yapabilirsiniz ki. Hepsi doğru olur. Bardağa dolu taraftan baksanız farklı, boş taraftan baksanız farklı. Oradaki maçta Fabri yaktı, buradaki maçta Fabri kurtardı. Oradaki maçta hakem iyiydi, buradaki maçta da hakem iyiydi. Oradaki maçta rakip takımın başkanı son derece ahlaksızca bir organizasyona girişti başarılı oldu. UEFA da bu ahlaksızlığa çanak tuttu. Buradaki maçta Beşiktaş'ı kilitlemeye kalktı. Ama şunu düşünemediler. O ahlaksız başkan onları yaptırmasa, UEFA da bunları yapmasa dün akşam belki de böyle bir Beşiktaş görmeyeceklerdi. Belki de çok rahat turu geçebileceklerdi. Ama Türk insanını, Türk toplumunu tahrik edersen karşında böyle bir seyirci grubu ve onun baskısıyla böyle bir futbolcu grubu bulursun.
Peki tur hangi takıma yakındı? Hiç kimse ne Fransız takımına, ne de Beşiktaş'a yakındı diyemez. Dün akşam tamamen bir Rus ruleti oynandı. Maç bitmedi tur ikisine de gelirdi. Uzatmalarda da tur ikisine gelirdi. Penaltılarda da tur ikisine gelirdi. Peki iki maçta da bakalım, kimi idam edelim? Bir tek ahlaksız var. Rakip takımın başkanı.
Beşiktaş seyircisi dün gece güzel bir ders verdi. Ama bu dersten bir kısım ahlaksız Fransızlar ve o ahlaksız kulüp başkanı ders aldı mı bilemem. Ama Beşiktaş seyircisi çokw doğru bir iş yaptı. Çünkü UEFA, bombayı Beşiktaş'ın kucağına koydu bir gün evvel. En ufak bir şey olsaydı bırakın bu maçı hükmen mağlubiyetini, seneye büyük ihtimalle şampiyon olacak Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi yolunu kapatacaklardı. Beşiktaş takımında şu kötü, bu iyi deme şansım yok. Hepsi kapasiteleri nispetinde sonuna kadar mücadele ettiler. Yukarıda Allah var bu kadarını beklemiyordum. Ama dedim ya tahrik Beşiktaş takımını inanılmaz derecede ateşlemiş. Harika bir maç oldu. Şu anda Türkiye'yi Beşiktaş'tan başka bir takımın bu tarz mücadele ve futbolla Avrupa'da temsil edeceğini zannetmiyorum. Galatasaray'ı ve Fenerbahçe'yi gördükten sonra bu Beşiktaş'a şapka çıkarmamak imkansız. Ne demişler? Galiptir bu yolda mağlup. Bir tek şey diyebilirim; Teşekkürler Beşiktaş. Şunu da unutmayalım. Oradaki hakem de iyiydi, buradaki hakem de. Seyretsinler Türk hakemleri, özellikle seyretsin Cenk Tosun. O fizikle en ufak bir darbeyle yerlerde sürün "Ah" de, "Vah" de... Hakem seni sallamasın. Sonra yerden kalk depar at. Yakışıyor mu sana Cenk Tosun. Her şeyden önce soyadına saygılı ol. Beşiktaş'ın çok hareketli, top tutan, rakibi rahatsız eden kendi takımını hücuma çıkaracak bir santrfora kesinlikle ihtiyacı var. Cenk bizim çocuğumuz tamam da kapasitesi bu kadar. Aboubakar'ı alıyorsun. Bu maçta oynasa tur kesin gelecek. Ama onun da herhalde beynindeki tellerden birkaçı eksik ki kafa atıp üç maç ceza alıyor. Çok keyifli bir mücadele izledik. Fransız takımının başkanı hariç herkesi tebrik ederim.

Hem reziller hem sefiller

Adama derler ki; kısa kes Aydın havası olsun! Pekala biz de öyle başlayalım.
Galatasaray rezil bir futbol oynadı. Teknik direktör sefil bir takım hazırlamış. Çıkardığı takım sefil oğlu sefil.
Dün gece Victor Hugo'nun "Sefiller" adlı romanı geldi aklıma... Victor Hugo bu maçı seyredebilseydi eğer "Sefiller"in yanına "Reziller" diye bir kelime daha koyardı...
Sahada mücadele eden her takım yönetimlerinin aynasıdır. Yani yukarıda söylediğim her kelime aynen yönetim için de geçerlidir.
Böyle acemi bir yönetim bu Galatasaray'ı felakete sürükler.
Maç kadrosuna baktım.
Podolski ile Sneijder yedekte...
Demek ki sakat değiller. Teknik direktör kapris yapıyor.
Neyin kaprisi kardeşim? Sen Galatasaray olarak cezan bitmiş, Avrupa'ya gideceksin. Bunlar da hala senin futbolcuların. Limonun suyunu son damlasına kadar sıkacaksın. Ama ayağına kurşun sıkmayacaksın!
Başakşehir belki de bu sezonun en iyi futbolunu oynadı. Ama bu skoru Başakşehir çok iyi olduğu için mi kazandı, yoksa karşısında sefilleri ve rezilleri oynayan teknik direktör ve futbolcuları dahil Galatasaray yüzünden mi kazandı? Biz yine yiğidin hakkını yiğide verelim.
İlk yarıda bir pozisyon var inanılır gibi değil. Başakşehir kenardan bir serbest vuruş kazandı. Yalçın ceza alanı içine girdi kafa vurmaya. Onu marke eden kimdi biliyor musunuz? Josue... Yalçın, Josue'ye göre 17 cm daha uzun. Bir de sıçrama olayına bakın Yalçın ile Josue'nin. Yani bir tam bir komedi filmi izledik dün akşam.
İlk yarı skor 2-0... Bu sahaya çıkan Galatasaray kadrosu ne mücadele edip top kapabiliyor, ne hücum yapabiliyor. Podolski ile Sneijder'in 15 dakika ısındırıp maça alması lazım. Ama bu teknik adam dalga geçiyor.
Maç 3 oluyor, 10 dakika daha bekliyor.
Sneijder ve Podolski'yi ikisini birden alıyor oyuna. Bu futbolcular ikili mücadeleye girip, koşup sakatlanma riskine girerler mi artık.
Bu olay şunu gösteriyor: Tudor, futbolcu kalitesi olarak ve insan kalitesi olarak Sneijder ile Podolski'nin altında eziliyor!
Başakşehir aynı standartlarda giden bir takım. Kadrolarını fazla değiştirmiyorlar.
Yan yana oynamanın avantajları var. Ama bu son 1 aydır keyif vermiyorlardı.
Dün akşam bu keyifi verdiler. Eğer mağlup olsalardı işin rengi değişecekti.
Adebayor hayatının en rahat maçlarından birini oynadı. Leblebi gibi gollerinden birini attı. Tahmin ediyorum o da şuna şaşırmıştır: "Bu Podolski ile Sneider, yollarını şaşırıp da bu takıma nasıl düştüler" demiştir.
Galatasaray için ikincilik artık hayal. Bu kafayla ve bu yönetimle Galatasaray'ın seneye de bir şey yapamayacağı net gözüküyor.

Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır

Trabzonspor-Beşiktaş maçından sonra dün geceki karşılaşma hiç çekilmedi... Yalan yok... Yavan, zevksiz, keyifsiz bir maç oynandı dün gece Kadıköy'de. 90 dakika boyunca daha iyi oynayan taraf Akhisar'dı... Daha fazla mücadele eden taraf Akhisar'dı. Daha fazla pozisyona giren takım Akhisar'dı. Gol kaçıran takım Akhisar'dı. Şanssız olan takım Akhisar'dı.
Peki soruyorum: Dün akşam Fenerbahçe ne yaptı? Hiçbir şey...
İlk atılan golde kornerden gelen topa rakip kafayı vuruyor ve kendi ağlarına yolluyor. İkincide kaleye şut attılar, geçen hafta olduğu gibi rakipten birine çarptı Souza'nın önüne düştü. O da golü attı. Üçüncü gol var, zaten artık orada maç bitmişti. Akhisarlı oyuncu, bireysel bir hata yaptı, Lens bireysel becerisiyle gidip golü attı. Zaten dakika 90'dı... Fenerbahçe kalecisi Volkan'ın bir pozisyonu var rakibini indirdiği. Dakika 49... Hakem yorumunu sarı kart olarak yaptı. Orada bariz gol şansı var deyip, tercihini kırmızıdan yana kullansa Fenerbahçe 40 dakika 10 kişi oynayacaktı.
Şimdi hakeme soruyorum:
Volkan'ın, Cikalleshi'yi ilk tuttuğu yer neresi? Sonra tutmaya ne kadar devam ediyor? Volkan, Cikalleshi'yi tutmasa Fenerbahçe'nin iki stoperi Cikalleshi'yi yakalayabilir mi? Volkan, Cikalleshi'yi tutmasa, Cikalleshi topu boş kaleye topu vurabilir mi? Volkan, Cikaleshi'yi indirmese Cikaleshi topla birlikte kaleye kadar gidebilir mi? Evet, evet, üçüne de evet!
Hakem Halil Umut Meler, bu pozisyonda net bir şekilde Fenerbahçe'ye kıyak yaptı. Bütün bunlardan sonra 4-3-2, 4-3-3 yazsak ne olur. Akhisar Belediyespor ligde düşme potasına yakın. Yarın öbür gün düşme hattında daha tehlikeli bir bölgeye girerse hakemin bu konuda vicdanı sızlar mı? Ama siz merak etmeyin genç hakemler... Büyük takımlara kıyak yaparsanız, birileri sizi yükseltir. Size daha çok değer verirler, sürekli büyük takımların maçlarına gönderirler. Ama şunu unutmayın: Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır!
İşin bir ilginç yönü ise Advocaat, hiç oyuncu değişikliği yapmadı. Advocaat ya yedekleri hazır bulmuyordu, ya yedeklere çok sinirliydi ya da sahada olan takımdan çok memnundu. Soruyorum şimdi... Sizce hangisi? Bakınız! Bu kadar yorum yaptık. Hakeme sorular var, Advocaat'a sorular var... Tartışılacak, konuşulacak ise başka konu yok. Şu bir gerçek ki dün akşamın en kötüleri hakem Halil Umut Meler ve Advocaat'tı. Okan Buruk ile Akhisar da gecenin iyileriydi. Yazık oldu Akhisar Belediyespor'a... Bu kadar basit!

Atiba laboratuvarlık!.

Stattakilerin, televizyon başındakilerin verdikleri paraları helal ettiren bir maç oldu. İki takım da futbol oynamayı düşündü. Oyunu çirkinleştirmediler, herkese keyif verdiler. Bu maç Beşiktaş'ın bence şampiyonluk maçıydı. Eğer bu maçta Beşiktaş mağlup olsaydı hem kendilerinin aklı karışacaktı hem de rakipleri iştahlanacaktı. Şimdi rakiplerinin hevesleri kursaklarında kaldı. Dün gece bence maçın kilit adamı Cenk Tosun'du. Güzel bir gol attı. Sonra inanılmaz 2 gol kaçırdı. Sonra ceza alanına kendi arkadaşlarına Trabzon kornerinde yardıma gitti, Rodallega'ya gol attırdı.
Yani maçın Beşiktaş açısından gizli ve eksi kahramanı Cenk'ti. Aboubakar bu takıma kesin şart. Çünkü attığı gol kolay gol değil.
Yalnız bu Atiba'yı Amerika'ya özel bir laboratuvara gönderip bu adamda nasıl bir adale, ciğer var ve beyin var inceletmek lazım. Adamı yolda görsen pek de futbolcuya benzetemeyebilirsin. Takım elbise giydirsen, kravat da taksa düzgün bir muhasebeci tipi olabilir.
Ama adam saçından, ayak tırnaklarına kadar futbolcu.
Bunu 4. golü attığı için söylemiyorum, sahada yaptığı işlerden dolayı söylüyorum. Beşiktaş'ta şu gitse kötü olur, bu gitse kötü olur diyorlar. Atiba giderse ne olacağını hep beraber göreceğiz. Bu maçın çok fazla tekniği, taktiği olmaz çünkü öyle bir maçki Rus ruleti gibi. İki tarafa da dönebilirdi ama daha fazla ihtiyacı olan kazandı.
Trabzonspor için kolay bir maç değildi. Çünkü Trabzonspor henüz yeni kurulan bir takım. Yeni yapılan statla birlikte takımı hazırlamaya çalışıyorlar ama eski Trabzon şu anda yok. İyi yolda giden bir Trabzonspor var. Herkes mücadele ediyor, herkes iyi niyetle koşuyor. Takım olarak oynuyorlar. Ancak dün Beşiktaş karşısında bir hata yaptılar... 60. dakikadan sonra Gökhan Gönül'ün üzerine daha fazla çalışsalardı maç da farklı olabilirdi.
Bir türlü Gökhan'ın o bölgesine fazla giremediler. Halbuki her geldikleri ve girdikleri yer, tehlike yarattıkları yer o taraftı.
Trabzonspor sadece kaybetti. Ama ben Trabzonspor'u beğendim, iyi yoldalar...

***

Hakem çok iyiydi

Beşiktaşlıların ikinci devre kola geldi diye itiraz ettikleri bir pozisyon. Bence o top kola gelmedi, göğsünün sağ üst tarafıyla aldı.
Talisca'nın frikik attığı pozisyondan önce de Trabzonlular "Faul değil" diyorlar. Ama bence faul var. 7 golün atıldığı bir maçta hakem Ali Palabıyık da sınıfı geçti. Size önemli bir not daha vereyim. 4-5 gündür bu maçın hakemi Hüseyin Göçek'ti sonra değiştirildi diye yaygara yaptı bir kısım insanlar. Maalesef kılavuzları onların kargaydı. Çünkü bu maçın hakem tartışmasında Hüseyin Göçek'in adı dahi tartışılmadı.

Beşiktaş bildiğini okuyor!

Beşiktaş, Şenol Güneş'le şöyle bir özelliğe kavuştu; maça yüzde 80'le başlamıyorlar, hani var ya bir şarkı, "Aheste çek kürekleri, mehtap uyanmasın" şeklinde...
Rakip o sıralar baskı da kursa, Beşiktaş bildiğini oynuyor, acele etmiyor. Mümkün olduğu kadar pas yapıyor, rakibi koşturmaya çalışıyor. Beşiktaş'ın imha planı ikinci yarı başlıyor. Dün gece de aynen bu olayı yaşadık.
Gençlerbirliği öne geçer miydi? Geçerdi.
Fabri, tehlikeyi inanılmaz şekilde önceden fark edip kendisini rakibin önüne attı.
Gelen şutla da gözünden sakatlandı.
Bir kaleci ancak onu yapabilirdi, o da onu yaptı.
Fabri, dün gece maçı iki yönlü kurtardı; önce gol vuruşunu fedakar şekilde engelledi.
6 dakika tedavi oldu. Bu sefer hakem, 6 dakika uzatma verdi. Beşiktaş, uzatmanın 5. dakikasında golü attı. Beşiktaş ceza alanının rakibe göre hücum yönünün sağ tarafında serbest vuruş kazanırsa bunların Talisca tarafından kullanılması gerekir.
Ama maalesef Quaresma buraya da burnunu sokuyor. Quaresma da atar mı atar?
20 taneden 1 tane atar. Talisca 20 taneden 5 tane atar. O zaman orada Quaresma bulunacak ama dekor olarak.
Quaresma ilk golden önce güzel işler yaptı. O güzelliği Babel devam ettirdi, Oğuzhan bitirdi. Üçüncü golde de Babel, her zaman yaptığı işlerden birini yaptı. Vuruşla bitirdi. Atılan üç golde de şahsi beceri büyük. Bu şahsi becerilerde biraz daha yardımlaşma olunca olay çok daha lezzetli ve keyifli oluyor. Beşiktaş seyircisinin şuna dikkat etmesi lazım. Tamam Fabri iyi oynuyor ama oynamayan kalecilerine de sahip çıkmaları gerekir. Dün gece gördünüz Tolga sahaya girerken moralsizdi ama pozisyonlar ilerledikçe kendine geldi.
Seyirci, sporcusunu ve teknik adamını bu kadar kolay satmamalı. İkinci yarı başlarken Özat dedi ki: "Bu maç zaten kayıp.
Devreye de berabere giremedim. O zaman mümkün olduğu kadar hücum edeyim.
Atarsam atarım, atamazsam da üç yerim." Birinciyi yapamadı, ikinciyi yaptı, üç yedi.
Aslında haklıydı da. Beşiktaş maçı zaten kayıp. Ancak gol veya goller atarsan puan çıkarabilirsin İstanbul'dan. Gençlerbirliği sırat köprüsünde. Onun için de gerginlerdi.
Bir söz de dördüncü hakemlere...
Yedek kulübelerine ve teknik adamlara hakim olacaklar. Ümit Özat devamlı teknik alan ihlali yaptı, çizgiyi aştı. Ümit çizgiyi 1 metre aşsa ne olur, aşmasa ne olur. Dönüp diğer tarafa bakıyorsunuz Şenol Güneş 2 pozisyonda sahanın içinde. Bırakın teknik alan ihlalini. Bu dördüncü hakemin disiplinsizliği.
Ey dördüncü hakem, eğer otoriteyi orada sağlayamazsan yarın idare edeceğin maçlarda nasıl sağlarsın!

Hani bir şarkı var ya "Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın" diye... İşte Beşiktaş yapıyor.

Ayaklarınıza sağlık diyemeyeceğim!

Hani bir laf vardır ya 'Ununu elemiş eleğini asmış' diye. Fenerbahçeli oyuncular aynı onun gibiler. Şöyle bir bakın Fenerbahçe'nin yaptığı, ürettiği pozisyonlara ilk yarı tek Jeremain Lens var. Sağ kanatta tek başına bir şeyler yapmaya çalıştı. İkinci yarı o da yoruldu. Fenerbahçe bir gol attı; tamamen şans. Sow kaleye vurdu, çok zayıf giden topu Van Persie stop etti ve golü yaptı.
Van Persie'nin maç boyunca yaptığı tek iyi hareket. Vuruş hakikaten usta işi. Onun haricinde sahada yok. İyi güzel de kim var sahada? Hakkını yemeyelim Fenerbahçe'nin kalecisi. Dün gece sarı-lacivertliler üç puan çıkarttılarsa kalecilerine dua etsinler. Karabükspor, teknik direktör değişkiliğinden sonra eski havasını kaybetmiş. Oynamaya çalışıyorlar, baskı yapmaya çalışıyorlar ama onların da akordu bozulmuş. Teknik adam değişince bu tip şeyler maalesef olur. Doksan dakikayı seyrediyoruz zaman zaman uyku bastırıyor. Hani zar zor seyrediyorsunuz. Sonra da diyorsunuz ki maçlara seyirci gelmiyor.
Volkan Şen girdi. Sonra bir ayak çekme hareketi yaptı. Advocaat da kenardan kementi attı. Sonra da Volkan Şen diyor ki 'Beni niye aldın?' Volkan Şen bal yapmayan arı. Vızıldıyor vızıldıyor sonuç yok. Fenerbahçe teknik adamı seneye değişeceğine göre futbolcular da kafalarına göre takılıyor. Bu tip şeyler ayıp değil. Söylersin, 'Seneye bana şu teknik adam gelecek' dersin, açıklarsın. Dedikodu dedikodu... Bu olay da futbolcuları haliyle yıpratıyor. Çünkü onlar da önlerini göremiyorlar.
Başakşehir kaybediyor. Yarın Fenerbahçe iki-üç maç üst üste alırsa ikinci olma şansı da olabilir. Ama bu görüntüyle zor.
Yorumcu olarak bu yazıyı yazdırırken zorlanıyorum. Neden? Çünkü maçta yazılacak şey yok. Hani şöyle tempolu maç olur, hop oturup hop kalkarsın, teknik dersin, taktik dersin, hakem dersin... İki takım futbolcuları da bize bu tarz bir yazı yazdıramadılar dün gece...
Onun için de ayaklarına sağlık diyemeyeceğim...

Cumhurbaşkanı Erdoğan keşke 30 yıl önce gelseydi

Bazıları der ki; "Erman yağcı..." Benim siyasetle hiç işim olmaz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan faydalanın abi... Spora yatırım yapıyor. Futbolu çok seviyor. "Yerli oyuncu göremiyoruz" diyor. Görsek yatırım yapacak. Faydalanın. İstesen ceketini verecek çünkü. Keşke 30 yıl önce gelseydi.
Karşılaşma öncesi kadroyu gördüğümde hücum olarak bir şeyler yaparız ama defans dönüşlerinde kolay kontratak yer miyiz diye düşündüm. Ama golleri erken bulduk, oyuna da hakim olduk. Daha da önemlisi bütün takım rakibin her topuna bastı. Bizim takımın teknik kapasitesi yüksek. Rakibin teknik kapasitesi ise zayıf. Üçlü-dörtlü baskı yiyince sonunda topa vuruyorlar. Bizim baskıyı da çözemiyorlar. O zaman da biz kaptığımız topları iyi kullandık. Bunu ilk yarı boyunca yaptık. 2-0 da önde oynayınca çok rahat ettik.
Dün akşamki en önemli şey şuydu: Takımda kötü oynayan oyuncu değil, takımda kötü mücadele eden oyuncu yoktu. Eee zaten bu takım, iyi mücadele ederse rakip takımın teknik kapasitesini götürür.
En az Finlandiya kadar koştuk. O zaman da Finlandiya'dan daha başarılı olduk.
İkinci yarı ilk 15 dakika biraz durduk.
Yunus Mallı yoruldu. Ama Fatih Hoca biraz bekledi. Tahmin ediyorum sakatlıktan korkuyordu.
Üç değişiklik yaptı. Özellikle Emre Mor'u oyuna alınca işin rengi tam değişti.
Maçları İstanbul'da oynarsak seyirciler stadın oynandığı takımın futbolcularına bir şey demiyorlar, diğerlerine küfür ediyorlardı.
Ama Allah var iyi tezahürat yapıyorlardı.
Antalya ve Konya'da statlar doluyor, bu çok iyi ama istenilen tezahürat yapılmıyor. Bu statlarda maç yapacaksak seyirciyi organize edecek çareler üretmeliyiz.
Bazı futbolcular, kadro harici kalınca ders almışa benziyorlar. Saçları başları oynamaya başlamıştı, havalarından geçilmiyordu sahada.
Dün maç boyunca süt dökmüş kedi gibilerdi.
Hep söylenileni yaptılar. Hareketleriyle ukalalık yapmadılar. Demek arada sırada ders vermek lazım bazılarına. Matematik olarak bitmezse futbolda her zaman şansın vardır. Tamam, her maçını kazanacak halin yok ama her maçını kazanamayacağına kim hükmedebilir senin. Bu şans futbolcuların elindedir. Bu takım ne maçlar kaybettiği gibi ne maçlar da kazandı. Sporcu yeter ki istesin, sahada adam gibi mücadele etsin. Sağı solu oynamasın. Teknik direktörünü dinlesin ukalalık yapmasın. Başarı işte o zaman gelir.

Soyadın Aboubakar ama bakmıyorsun

Şimdi kamuoyunun bir kısmı diyecek ki; "Aboubakar, gereksiz yere Avrupa maçında atıldı. Bu maçta prim verir gibi niye oynatıyorsun?""Al sana prim" dedin atıldı.
Peki bir kısmı da diyecek ki; "Adam zaten kiralık. O maçta atıldıysa ne olacak? Bu maçta oynatırım. Etinden, sütünden, derisinden sonuna kadar yararlanırım." İki farklı bakış açısı...
Maç tatsız tuzsuz. Bazen bahane buluyoruz ya "Seyirci yok, zemin kötü, yağmur çok, çamur var, kar yağıyor v.s." diye... Onlar yok! Ama futbol da yok.
Beşiktaş, yarım saat 10 kişi oynuyor. Senin bu Beşiktaş'ı sağdan soldan, indire bindire ezmen lazım. Nasıl yapacaksın? Ayağa oynayarak.
Takımında bu kapasite var. Ama Antalyaspor bunu yapamadı. Herhalde Beşiktaş'ın isminden çekindiler. Siyah-beyazlılar, 90 dakikanın hiçbir bölümünde maça hakim olamadı.
Beşiktaş takımında kaleci hariç, "Şu çok iyi oynadı" diyebileceğiniz kim var? Ne Quaresma, ne Talisca'nın oyuna etkisi var.
Teknik direktör Şenol Güneş'e, "Arkadaş biz yorgunuz, bizi oynatma" diyebilirlerdi. Sahaya çıkacak futbolcu maça çıkmadan evvel teknik adamına ne gerekiyorsa söylemeli. "Tam verimli olamayabilirim" veya "Bugün beni oynatma" diyebilmeli.
Peki hakem de mi yorgundu?
Oğuzhan'ın koluna gelen top kesin penaltı. Top, kol açıkken geliyor, Oğuzhan topun gelişini görüyor, top koluna vurduktan sonra kolunu kapatıyor.
Hakemin gözü önünde ama hakem de "Kapalıyken vurdu" diyor. Aboubakar'ın ilk gördüğü sarı kart yüzde 100 doğru. Peki ikinci sarı kart doğru mu? Degaj sırasında kaleciyi sakatlayıcı bir hareketi yok, tehlikeli bir hareket yok, ikisi arasında temas da yok. Gerekirse faul verirsin ama sarı kart fazla. Adaletli değil. Degaj yapılacağı zaman top, elden çıkıp vuruş yapılana kadar kalecilerin kontrolünde sayılır. Top, ayaktan çıkana kadar kalecinin elindeymiş gibi kabul edilir. Yani bir başka oyuncu tarafından müdahale edilmemesi gerekir. Ama kaleci topu istediği yere zaten vurdu, temas da yok. Faul verirsin ama sarı kart ağır olur... Benim yorumum. Ama şu da var: Ey Aboubakar! Senin bir sarı kartın var. Sen artık sinekten yağ çıkartacaksın. Hakemlere fazla güvenmeyecek, yoruma açık hareketler yapmayacaksın. Gördüğün kartlar takımının defansında oynayan futbolculardan fazla. 6 kırmızı kart çıkmış, 3'ünü sen görmüşsün. O zaman aynaya bakacaksın Aboubakar. Soyadın Bakar diyor, ama sen bakmıyorsun. Sen bakmazsan, hakemler sana bakar! Aboubakmaz, hakem bakar!