CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

G.Saray artık ‘Lise’nin okul takımıdır

Bülent Tulun geçenlerde A Spor'daydı… Dayanamadım canlı yayına bağlandım. Bazı şeyler sordum o da cevap verdi… Tabii ki verdiği cevap kendi dönemi yani Ünal Aysal döneminin cevabıydı. Sizin bu sütunlarda gördüğünüz tablolar arka arkaya 4 önemli dönemin rakamlarını içeriyor. İtiraz eden varsa buyursun etsin onu da yazarız. Galatasaray niye böyle? Tartışmaya hiç gerek yok… Galatasaray Liseliler "Ufak olsun bizim olsun" diyerek kulübü bu hale getiriyorlar. Yoldaki Galatasaraylı taraftarla da dalga geçiyorlar. Bakınız Adnan Polat diyor ki, "Benden evvelki dönemde bırakın yönetimi, GS Store'larda çalışanları işten çıkardım. Mahkemeye versem hepsi hapis yatardı. Ama Ünal Aysal gelince hepsini işe aldılar." Galatasaray'da bazı şeyler değişmiyor. Yıllardır İnan Kıraç vardı. Hala var ama şu anki veliahtı Duygun Yarsuvat. Ekipte Çene Serdar, Ahmet Ocaklı var. Bir de ilave KDV Cenk Ergün var. Kulübe girecek üyeleri onlar seçiyor. Yani Galatasaray'ın geleceğini belirliyorlar. Bunlara karşın bir de Fatih İşbecer diye genç, heyecanlı, bilgili ve dürüst bir iş adamı vardı. Bu arkadaşı hiç tanımam. Bir gün dedi ki; "Galatasaray Kulübü gittikçe fakirleşiyor, kulüp fakirleştikçe birileri zenginleşiyor."
Peki Fatih İşbecer bunu söyledi ve sonu ne oldu? Ben söyleyeyim. Datça bademi oldu, San Francisco'da yaşıyor. Galatasaray'da da orta oyunu devam ediyor. Birileri birilerini yine yiyecek. Çünkü o ARGE şirketine yaptırılan araştırma kasada duruyor. Bu dört dönem içinde ARGE şirketinin yaptığı araştırmada verdiği belgede en düzgün dönem Adnan Polat… Ben şu anki Başkan Dursun Özbek'e yine soruyorum, "Bu listeyi niye açıklamıyorsunuz." Ya da Adnan Polat'a şöyle bir cümle söylediniz mi, "Senin dönemin yolsuzluğun en çok yapıldığı dönem olsa liste çoktan açıklanırdı." Sonra Galatasaray takımı çıkıyor, hayatında ilk defa Avrupa kupalarına katılan bir takımdan 2 gol yiyor. Bence az bile yedi. Bu kadar şahsiyetsiz ve kişiliksiz oynayan bir Galatasaray takımı görmedim. Normal kulüp başkanları seyirci ile oynuyor. Bunları alan teknik direktörler futbolcularıyla kişilik savaşına giriyorlar, sonra da Galatasaray kaybediyor.
Aslında kaybeden Galatasaray değil, Galatasaray Spor Kulübü. Uzun zamandır Galatasaray Lisesi okul takımıdır. Arkadaşlar son yıllarda Galatasaray'a gelen teknik direktörleri şu andan geriye doğru sayalım… Tudor ne yapmış, kariyeri ne? Sıfır… Ondan önceki Riekerink, Mustafa Denizli, Hamza Hamzaoğlu, ondan evvel de Prandelli… Teknik direktörlükte ununu eleyip eleğini asan Denizli hariç diğer isimler Galatasaray'ı çalıştıracak kapasitede isimler mi bir bakın.
Peki başkanlara geçelim; şu anda Dursun Özbek… Yolda görseniz tanımazdınız. Ondan önce Duygun Yarsuvat, öncesinde Ünal Aysal… Bu başkanlara bakınca 'Galatasaray niye buralarda' tartışmaya gerek yok. Bundan sonra da Galatasaray'ın işi zordur.

İŞTE O BELGE
Bir araştırma şirketi tarafından Galatasaray'da art arda 4 dönemin incelendiği raporlara göre en düzgün dönem Adnan Polat'ın. Bu belge kulübün kasasında duruyor.

****************

Papağan kafada aslan beyni olmaz!

Bakınız yabancı futbolcular, şöyledir ya da böyledir.... Ama yıllardır benim dikkatimi bir şey çekiyor. Alman Milli Takımı'na bakıyorum, saç-sakal, dövme neredeyse sıfıra yakın. Hepsinin genel durumları klasik ama futbolları farklı. Bizimkilere bakıyorum başkalarına özeniyorlar. Kimisi kendini papağan gibi yapıyor. Kimisi başka kuşlara benzetiyor. Galatasaray'ın 2-0 yenildiği maçı seyrediyorum, Yasin'in saç yapısına baktım ve gülmek geldi. 'Çocuğun herhalde geçmişinde bir papağan nesli var' diye düşündüm. Sağ açıkta futbolunuzla farklılık yaratın, saçlarınızla ve dövmelerinizle değil. Yoksa yalnız fotoğraflarda kalırsınız. Kafanızın dışını değil içini değiştirin. Oraları yenileyip, cilalayın. Ondan sonra da diyorlar ki "Seyirci Yasin'e tepkili." Neymiş sakatmış Çeşme'ye tatile gitmiş. Bu kafadaki adamdan ne bekliyorsunuz? Kafasının dışı böyleyse, içi kim bilir nasıldır? Papağan görünümlü bir başta aslan beyni olacağını sanmıyorum.

*************

Ey Federasyon ses ver!

Böyle güzel bir ülkede öyle spor olaylarına rastlıyoruz ki bize şunu gösteriyor; bu ülkenin spor basını hatta magazin basınında ekmek bitmez tükenmez. Aziz Yıldırım çıkıyor kadın basketbol maçında rakip takımın başkanı Işık Eyigüngör'e tokadı geçiriyor ve diyor ki; "Bir daha karşıma çıkarsa yine döverim." Başakşehirli futbolcular gazetecileri dövdüler, Federasyondan yedikleri cezalar komik ama bu sefer mahkeme, "Şu kadar zaman maç seyredemezsiniz" diyor. Ama bunu yapanlar, sahada futbol oynayacaklar.
Olacak işler değil, garip işler. Dönüyoruz, Milli Takım'ın kaptanı Arda Turan, gazeteci Bilal Meşe'ye, "Seni uçağa alanın" diye ana avrat küfrediyor. Ettiği küfürler, Fatih Terim ve Yıldırım Demirören'e gidiyor, Bilal Meşe dava açacağım diyor ama ortada dava yok. Federasyon Başkanı, futbolcu Arda'ya sahip çıkıyor, çalışanı Bilal Meşe için bir şey demiyor. Durun daha bitmedi. Türkiye Futbol Direktörü, Bodrum'dan telefon açıp arabaya atlayıp Alaçatı'ya gidiyor. Yumruğu boşa sallıyor, dayağı yiyince de kaçıp gidiyor. O günden bugüne kadar restoran sahibi devamlı konuşuyor, Türkiye Futbol Direktörü'nden ses yok.
Bakınız beyler, bir mekanda karşılaşırsınız, birbirinize gıcıksınızdır. Birden laf düellosu olur ve birbirinizi döversiniz... Bunu bir yere kadar anlarım. Ama sen futbol direktörüsün, kişiyle konuşuyorsun, oraya gidiyorsun ve dayağı yiyorsun. Bu nasıl iştir beyler… Birileri çıkıp bir şeyler söylesin. Fatih Terim'in bastığı mekanın sahibi TFF yönetim kurulu yedek üyesidir. Birkaç yıl önce bu Adana kebapçısı olan arkadaş Adanalı olan Fatih Terim'e elleriyle acılı Adana kebabı yediriyordu. Fatih Terim bu sefer Alaçatı'ya acılı Adana kebabı yemeye gitmedi. Kebap dükkanını dağıtmaya gitti ama duble porsiyon acılı Adana yiyerek geri döndü. Bugüne kadar da hala konuşmuyor. Ey Federasyon, ey Spor Bakanım, ey Demirören lütfen ses verin. Rica ediyorum.

Dipnot
Bazı durumlarda, mahkum olursanız, yazamaz ve konuşamazsınız. Yıllar önce Yıldırım Demirören, TFF Başkanı olduğunda, Milliyet gazetesinde çalışan Mehmet Demirkol, Milliyet'ten istifa ederek bir başka gazete Fanatik'e gitti. Neden? Federasyonun başkanının gazetesinde çalışsaydı Federasyon hakkında konuşup yazabilir miydi? Mehmet Demirkol'u çok tanımam ama yaptığı bu olay Türkiye'de derstir. Allah kimsenin başına birilerine mahkum yaşamayı vermesin.

Veresiye satan peşin satan…

Tarih 14 Mayıs 1996... Yer Rize Dedeman Oteli... Şadan Kalkavan, Ali Şen'i arıyor, "Oğuz'la Aykut geçen hafta oynanan Samsun maçının primlerini istiyorlar" diyor. Ali Şen donup kalıyor. Sonra diyor ki, "Yarın Trabzonspor'la hayati maç yapacağız, yenersek şampiyonuz. Böyle bir günde bu prim olayı nedir?" Ali Şen cin gibi... Önce yabancıları çağırıyor teker teker. "Siz prim istediniz mi" diye soruyor. Onlar şaşıyorlar, "İstemedik" diyorlar. En son Oğuz'la Aykut'u çağırıyor odasına, gece saat 12. O zaman Oğuz'un lakabı İmparator, Aykut'un lakabı Kral. "Beyler" diyor, "Siz böyle bir şey istediniz mi?" Evet diyorlar. "Fenerbahçe'de kimsenin parası kaldı mı" deyince cevap veremiyorlar. Ali Şen'in cümleleri çok net... "Beyler, yarınki maçta 5'er tane gol atsanız, biz kazansak bile sezon sonu ikinizi de göndereceğim." Ertesi gün Oğuz ve Aykut'un golleriyle Fenerbahçe şampiyon oluyor.
Ortalık yangın yerine dönüyor. Herkes böyle bir şey olur mu diye birbirine soruyor. Aynı gün rahmetli Şadan Kalkavan bir beyanat veriyor, "Benim olduğum yerde Aykut ve Oğuz gönderilemezler." Ali Şen yönetim kurulunu topluyor, Kalkavan'a "Doğru mu" diyor. "Evet" cevabını alınca "O zaman benim seni gönderme şansım yok ama yetkilerini alıyorum diyor" ve devam ediyor kurula. "Beyler" diyor, "Oylama yapacağız. Ben Aykut ve Oğuz'u göndermekten yanayım. Eğer siz gitmesinler derseniz ben istifa edeceğim, ben ayrılacağım" diyor. Ve Oğuz ile Aykut gönderiliyorlar.
Dönelim takriben bir sene önceye. Bir prim olayıdır sürüp gidiyor. Arda, Caner, Burak, Selçuk, hepsinin adı belli noktalarda kesişiyor bu olaylara. Devreye Fatih Terim de giriyor. İş, temelden çözülemeyince sulana sulana uçaktaki olaya geliyor. Basın alemindeki en sakin, en beyefendi kişi günah keçisi oluyor: Bilal Meşe. Yumruğu, küfürleri yiyor ama bu yumruklar, küfürler aslında Meşe'ye değil, daha yukarılara... Mesela Meşe'nin müdürlerine... Mesela Meşe'nin gazetelerde çalışan baron abilerine... Federasyon Başkanına... Futbol Direktörüne... Yani Türk futboluna. Bakınız, işi Ali Şen gibi başından kesemediğiniz müddetçe bu işler daha çok uzayacak. Bilal Meşe, "Ben mahkemeye gideceğim" demiş. Patronu Demirören, "Mahkemeye gitmeyeceksin" derse Meşe mahkemeye gidebilir mi? Sizlere soruyorum.

DİREKTÖR NE İŞ YAPAR?
Bakın beyler... Arda Turan'ın da haklı olduğu yerler vardır. Fatih Terim'in de haklı olduğu yerler vardır. Bunları çözecek merci Futbol Federasyonudur. Yani otorite. Anlaşılıyor ki bu kan davası daha sürecek. Peki bunun bir başka sebebi ne? Fatih Terim göreve başladığında bir apolet taktılar ona, veya kendi taktı: Türkiye Futbol Direktörü. Peki arkadaş, birinci günden beri hem görsel hem yazılı basında soruyorum, hiç cevap alamadım. Futbol Direktörü'nün görevleri nelerdir? Hangi konularda yetkilidir? Sabaha karşı mı işe başlar, akşam kaçta biter işi? Eğitimden mi sorumludur, teknik adamlardan mı? Transferlere bakar mı? Yerli ve yabancı futbolcunun adedinde yetkisi var mıdır? Hakem ofsayttan golü verirse bu işe girmeli midir? İsmi üstünde Türkiye Futbol Direktörü. İsmin manasından çıkardığım sonuç futbol takımları yöneticilerinden de sorumludur, futbolculardan da, hakemlerden de, masörlerden de. Yani sorumludur oğlu sorumludur. Peki bunu yapan dünyada başka bir ülke var mı? Bu titri almak için uzaydan gelmiş olmak lazım. Eğer uzaydan da gelirseniz bu sefer Türkiye'de bu kadar işi nasıl yapacaksınız? Yaparsanız da sonuçları böyle olur. Bir futbolcu çıkar, ana avrat hepinize küfür eder.
Gelelim Arda'ya. Arda, en büyük hatayı şurada yaptı: Sen dışarıda kalarak haklı da olsan istediklerini yapamazsın. Sen içeride çok iyi futbol oynayarak çok kuvvetli kalarak mücadele edersin. Yeri gelir teknik direktörü de gönderirsin, yeri gelir direktörün iletişimde kullandığı adamları da gönderirsin. Anladığım kadarıyla Arda, yüz yüze konuşmalarda karşı taraflarla sıkıntı yaşamıştır. Arda belki cepheden oynamıştır ama ona arkadan dolanmışlar ki çıldırmış. Bak Arda. İçeride kalıp iyi futbol oynasaydın çok daha güçlü olurdun. Sana arkadan saldıranlara sen de içeride arkadan saldırarak hedefine ulaşırdın. Belki de haklıyken haksız oldun. Zekisin, o belli. Ama akıllı hareket etmedin. Akıllı olmak başkadır, zeki olmak başka. Bir şey yapmadan, konuşmadan önce derin nefes alacaksın, 1, 2, 3, 4 diye sayacaksın. O zaman farklı hareket edersin.

TERİM'İN OTORİTESİ SIFIRLANDI
Federasyon Başkanı, futbol ailesi toplantısındaki konuşmasına göre Arda'ya bazı konularda hak veriyor demektir. Küfrü yemesine rağmen. Belki de "Bu küfrü ben de hak ettim" diyordur. Biz çok şeyi bilebiliriz. Bize çok yerden istihbarat gelebilir ama ailede, karı koca arasında, yatak odasını kimse bilemez. O, ikisinin arasındadır ama dışarıdan herkes ahkam keser. İş o hale geldi ki "Arda giderse ben de giderim" diyen futbolcular var. Türk Milli Takımı mahalle takımı mı? Sizi milli takıma Arda mı çağırdı beyler?S iz Arda'yla birlikte askerlik mi yaptınız? Düşünün Milli Takım'daki otorite zaafını… Fatih Terim, Arda'yı tekrar çağırdıktan sonra "İçime sinmedi" demişti. Bu aslında şudur: "İstemeye istemeye aldım, mecbur kaldım." Sonucunda da Terim'in milli takımdaki otoritesi sıfırlanmıştır. 20 sene önce peşin peşin cezasını kesen Ali Şen ve bugün veresiye çalışanlar... Fark ortada.

ÖNCE SALLADI SONRA MEKTUP YAZDI!​

"Ben Euroleague'e karşıyım, hırsızlık organizasyonu. İspanyol şirket kurmuş, kulüplere yüzde vermiş. Büyük sponsorlar var. O kadar para harcayacağım, para şirketin cebine girecek. Maçları yöneten de şirketin para verdiği hakem. F.Bahçe'nin şampiyonluğu değerli ama kulüp olarak zarar ediyorsun, karşıyım." Bu cümleler Fikret Orman'a ait ama bu Eurolegaue'in başında da Türk Hava Yolları ismi var, yani milli havayolumuz bunun sponsoru ve Barcelona'dan Messi, ABD'den Kobe Bryant, reklamlarında oynuyorlar. Yani THY bir dünya markası… Sen Fenerbahçe'ye sallayacağım diye 220 ülkede gösterilen bir finali cümlelerinle mundar ediyorsun. Daha da kötüsü Türk Hava Yolları'nın ismini de aynı kategoriye sokuyorsun. Söylediğini kulağın duymuyor. Sonra da THY Genel Müdürü'ne mektup yazıp günah çıkarmaya çalışıyorsun. Yetmiyor, "Bu Erman Toroğlu'nu mahkemeye verin" diyorsun avukatına. O da tokat gibi cevap veriyor, "Erman Toroğlu senin cümlelerini kullanarak konuştu, dava açarsak savcı reddeder" diyor. Orman sinirleniyor ve 30 yıllık arkadaşı, avukatının işine son veriyor. Sonra da avukat bir açıklama yapıyor. Yenilir yutulur gibi değil: "Bu nasıl bir ülke, bunlar nasıl kulüp başkanları?" Yıllar önce "Ahmet Dursun, Seba gitsin" diyenler şimdi ektiklerini biçiyorlar. Bekleyin bakın, daha nelere şahit olacaksınız.

NOT: Duyumuma göre; Fikret Orman'ın Turkish Airlines Euroleague hakkında yaptığı açıklamadan sonra THY, Beşiktaş armalarıyla süslenmiş Anadolu Jet'teki uçağı hangara çekiyor. Uçak hala hangarda duruyor mu, hangardan çıktı mı, veya uçuyor mu?

Güneş’in başarısı

Beşiktaş, uzun bir maratonun sonunda şampiyon oldu. Bu başarıda futbolcuların ve hocanın payı büyüktür. Ama ben burada yönetime de hakkını vermek isterim. Doğru teknik adamı getirmiştir, doğru kadroyu kurmuştur. O zaman kulüp başkanının başarısıdır bu. Ben işin en başındakine bakarım arkadaş. Ama... Aması var bu işin....
Türk basınında geçmişte Fenerbahçe etkinliği vardı. Şimdi Beşiktaş hakim. Fikret Orman, şu anda Aziz Yıldırım'ın girdiği işlere giriyor, hatta onu geçti. Herkes Aziz Yıldırım'ı suçluyordu ama Orman daha fazlasını yapıyor. Ama bu artık ters teper. Beşiktaş seneye bunun neticesini görür. Bugün Beşiktaş için güzel bir gün, şampiyonluğu doyasıya kutlasınlar ama doğruyu da bugün söylemek gerek. Fikret Orman da zaten çıkıp, "Kimse Beşiktaş'ın şampiyon olmasını istemiyor" dedi. Doğru bir tespit!
Beşiktaş'ın bu başarısında başroldeki isim Şenol Güneş'tir. İki sezon üst üste Beşiktaş'ı şampiyon yaptı. Türkiye'de FIFA'dan madalya alan tek adam.Bakın! Tekrar ediyorum Türkiye'de Şenol Güneş hariç hiçbir hocanın madalyası yok! Şenol Güneş'in Dünya üçüncülüğü madalyası var.
Şenol Güneş'in takımda kalıp kalmayacağı konuşuluyor. Ama ben burada söyleyeyim; Şenol Güneş, 2+1 yıllık sözleşmenin opsiyonun kullanılmasını istemiyor. Beşiktaş'ı iki sene üst üste şampiyon yaptı ve yeni bir sözleşmeyi sonuna kadar hak etti.
Güneş şimdi gidip yönetimle masaya oturur ve "Fatih Terim+1 milyon Euro" isterim der. Bakın bunu bir yerden duyum alıp, ya da birileriyle görüşüp söylemiyorum. Bana bir yerlerden gelir böyle duyumlar! Şenol Güneş Türkiye'nin en iyi, tek madalyalı teknik direktörüdür. Terim ne alıyorsa 1 fazlasını isteyebilir, ister de! Sonuna kadar hakkıdır!
Şimdi birileri çıkıp bana "Ortalığı karıştırıyor" diyecek belki ama bunu söylemeden geçemem. Şenol Güneş ile yönetim oturur, konuşur, anlaşır anlaşmaz bilemem. Ama tribünün sesine bakacaksın arkadaş! Beşiktaş iki senedir şampiyon oluyor. Tribünlerden gelen "Şenol Güneş" seslerini, ona duyulan sevgiyi görüyorsunuz. O tribünler hiç Fikret Orman lehine bağırdı mı? Hayır... Orman'ın bunu da bir düşünmesi lazım.

Kandıramazsın!

İlk 45 dakika iki takım da hiçbir şey oynamıyor.
Sow'un attığı bir gol var. Çok net ofsayt. Hem de 1.5-2 metre. Bu pozisyon için bazıları çıkıp "Kaleciden geldi kardeşim" diyebilirler. Kesinlikle öyle bir şey yoktur. Kural kitabını açtığınız zaman bu ofsayt golün fotoğraflı anlatımını görürsünüz.
Bu şunu gösterir: Bu tip goller eskiden kafa karıştırırdı, demek ki FIFA'ya yazıldı.
Onlar da bunu herkes daha açık anlasın diye görüntülü olarak kitaba koydular.
İkinci yarı sahneye Trabzonspor çıktı.
Yere daha sağlam bastılar. Vakit geçtikte F.Bahçe'nin fizik gücü düşmeye başladı.
Ama Trabzon maçın sonuna kadar ayakta kaldı. Trabzon'a gol noktalarında etkili olacak 1-2 adam lazım. Trabzon'un kalecisi Onur'un, Sow ofsayt da olsa bu pozisyonu vermemesi gerekirdi.
Orada ayağındaki sakatlığı bahane etmesi doğru bir iş değil. Eğer ayakta duramıyorsan kaleni arkanda bekleyen yedek arkadaşına bırakırsın.
Ama Trabzon'da demek ki hala takım yapımında kulisler etkili oluyor.
Trabzonspor'un kalesini Esteban korur, Onur yedek kalır. Bence doğrusu bu... Zaten ikinci yarıdaki hareketlerle bunu net bir şekilde gördük.
Emenike çıkarken yine protesto edildi.
Bence de dün gece Emenike'ye haksızlık yapıldı. Çünkü Emenike iyi mücadele ediyordu.
Ama Van Persie'nin kımıldayacak hali yoktu. Maalesef seyirci taktığı zaman bu da futbolcuyu kötü etkiliyor.
Sarı-lacivertli taraftarlar için artık azap saatleri bitti. Fenerbahçe taraftarını basketboldaki başarıyı göstererek kandıramazsınız.
Fenerbahçe seyircisi için futbol başka şeydir. Takımını orada iyi görmek ister. Bu kafa yapısıyla da seneye Fenerbahçe işleri nasıl halleder bilemem. Bir yerlerden para bulup gene Emenike'yi 10-15 milyon Euro'ya (!) bir yerlere satıp yeni transferler yaparlar mı bilemem.
Hakem Ali Palabıyık istikrarlı maç yönetti. Verdiği kartların hepsi doğruydu.
Eyyam yapmadı. Sow'un golünde yapacağı bir şey yoktu. Yardımcı hakemin büyük hatası vardı.

Trabzon'un kalesini Esteban korur, Onur yedek kalır. Zaten ikinci yarıdaki hareketlerle bunu net bir şekilde gördük.

Kalite yok, gol var!

Beşiktaş işi sıkı tuttu Kasımpaşa maçında. Bu maçta oynadığı ciddiyetle Başakşehir'le oynasaydı şu anda işini bitirmişti. Demek ki hem teknik adam olarak hem futbolcu olarak hayatta ders alma bitmiyor. Ne demişler: Tecrübe pahalı bir olaydır.
Maç 2-1 oldu yine de bir tedirginlik vardı hem seyircide hem sahada. Ne zaman üç oldu herkes rahatladı. Bundan sonraki iki maçta ne olur? Normale baktığında, Beşiktaş geçer gözüküyor. Ama işte futbolda kazın ayağı öyle değil. Dün bütün futbolcular birbirlerine yardım etti. Kimse sahada şöhret olmak istemedi tek başına. Yalnız şunu söyleyebiliriz; Quaresma'yı son iki yılda ilk defa bu kadar mükemmele yakın gördüm. Talisca'yı da geldiğinden beri ilk defa bu kadar etkisiz. Yalnız Aboubakar ile Talisca ikilisinin attığı gol dünya standartlarının üzerinde. İşte kalite farkı dediğimiz olay bu.
Peki maç 1-1 bitseydi maçın hakemi ne olurdu? Bu çocuklar futbolu bilmiyorlar. Neden bunu söylüyorum, sahada duracakları yeri bilmiyorlar. Şunu kesinlikle söylerim, bunun yorumu yoktur; iyi bir hakem maçın topuyla çarpışmaz. Futbolcuların oyun alanları içine girmez, onların pas ve şut yollarını kesmez. Bu hakem geçtiğimiz yıllarda komiteye müracaat edip, "Ben İstanbul hakemiyim. Onun için de İstanbul'da büyük takımların maçlarını idare edemiyorum. Ben Kırıkkale, Edirne veya Lüleburgaz'a gideyim. İşimi buralara tayin ettireyim. Bana İstanbul'da maç verin" diyen birisi... Cevap olarak da, "Sen hakem ol, İstanbul'da da görev yapsan biz sana İstanbul'da maç veririz" olduydu. Ama işte düşünün maç 1-1 bitse, Süper Lig'in kaderi değişecek. Belki de Beşiktaş değil, Başakşehir şampiyon olacak hakeme çarpan topla. Bakınız beyler; top hakeme çarpmaz. Hakem topa çarpar. Nerede durduğunu bilmezse.
Aboubakar çok hareketli bir santrfor, çok ofsayta düşmüyor. Faydalı bir santrfor tipi. Geçen yılki Gomez'den çok daha farklı ve artı özellikleri var. Beşiktaş dün geceden sonra şampiyonluk ipini iyice eline geçirdi. Bakalım bitirebilecek mi? Tabi bu yalnız ona da bağlı değil. Bugün Trabzon-Başakşehir maçı ne getirir, ne götürür. Futbol ailesi olarak kötü geçen bir sezondan sonra hiç olmazsa, dün dolu tribünler önünde nispeten heyecanlı bir futbol maçı seyrettik. Kalite yoktu ama futbolun meyvesi goller vardı.

Beşiktaş hakem kararlarıyla...

İlk 45 dakikada Quaresma öyle veya böyle mutlak suretle atılmalıydı. Beşiktaş'ın Cenk ile attığı golden önce de net faul var.
Hakem Bülent 'Eyyam' Yıldırım her zamanki gibi!... Bakınız, geçen hafta Fırat Aydınus, bu hafta Bülent Yıldırım, aynı haltları yiyorlar.
Artık Quaresma'ya sarı kart göstermek mecburi ya kartı gösteriyorlar sonra dönüp giderek kartı gösterdikleri futbolcuyu arkalarına alarak kartı yazmaya başlıyorlar.
Neden? Çünkü futbolcuların yapacağı ikinci sarı kartlık hareketleri görmemek için. Bunlar akıllı hakemler. Biz eskiden bunlara kaşar derdik, eski kaşar! Aynı Bülent Yıldırım, Bursasporlu oyuncuya kart gösterirken vücuduna bakıyor, suratına bakıyor.
Herhalde bunlara MHK diyor ki, "Kardeşim kartı büyük takım oyuncularına gösterirken arkanızı dönün gidin ki ikinci hareketten kırmızı kartı vermeyin." Yukarıda Allah var ya, vallahi ben bundan şüphe etmeye başladım.
Bu maç çok önemliydi.
Maalesef maça Beşiktaş değil, Bülent Yıldırım damga vurdu.
Ben MHK'nın yerinde olsam eğer Beşiktaş son maçta şampiyon olup tur atacaksa, Bülent Yıldırım'ı o maça dahil ederim. Kupada Bülent Yıldırım'ın da tuzu olacak. Bursaspor kendi çapında elinden geleni yaptı. "Pozisyonları var mıydı?"derseniz. Belki de maçın en iyi pozisyonunu yakaladılar. Ama Fabri'nin üstüne vurdular. Peki Beşiktaş etkili oynadı mı? Hayır. İnanılmaz gerginlerdi. Maç başlamadan evvel bu yüzlerinden okunuyordu.
Bakınız! Şenol Güneş, Quaresma'ya o kadar güveniyor ki ilk 45 dakikada yüzde yüz atılması gereken Quaresma, Şenol Güneş tarafından ikinci yarıda oyundan alınmıyor.
Yani Şenol Güneş şunu biliyor. Bu Bülent Yıldırım, Quaresma'yı oyundan atamaz.
Ondan sonra da Türkiye'de kimseyi keriz yerine, aptal yerine koymayın. Bu tip maçlarda teknik-taktik çok zor. Çünkü iki takım futbolcuları da gerginler. Kemanın telleri gibi...
Bir de Bursaspor'un Beşiktaş'a karşı her zaman bir hesabı vardır. Çünkü Beşiktaş'a atacakları bir çelme şimdiye kadar aldıkları bütün kötü neticelerin üstünü örtecekti.
Onu yapamadılar. Ama iyi mücadele ettiler.
Beşiktaş resmen sırat köprüsünden geçti.
Şimdi Trabzon'a dua edecekler. Ama şunu hiçbir zaman unutmamak lazım: El, elin eşeğini ıslık çalarak ararmış! Siyah-beyazlılar, Başakşehir maçında berabere kalarak çok rahat kazanabilecekleri bir şampiyonluğu buralara soktular. Hakem kararlarına muhtaç hale geldiler. Sorun Beşiktaşlı oyunculara beni onaylayacaklardır.

Beşiktaş resmen sırat köprüsünden geçti. Şimdi Trabzon'a dua edecekler.

Anlat babam anlat!

Fenerbahçe'nin rezalet maçlarından biri daha... Görevim olmasa bu maçları seyretmem. Çünkü eziyet. Ama Antalyaspor'un hakkını yemeyelim. Onlar Fenerbahçe'ye göre çok daha derli toplu oynadılar. Maçı hak ettiler ama bu skoru hak etmediler. En az 3-4 fark olması gerekirdi.
Çünkü Antalyaspor'un bir şekli var, oyun planı var. Belli şekilde mücadele ediyorlar.
Fenerbahçe'nin ne oyun planı var ne şekilleri var. Mücadele derseniz o da yok. Zorluyorsunuz sarı-lacivertlilerden iyi bir şeyler yazalım diye, bulma şansınız yok. Ama bu kaçıncı maç. Böyle oynadığı çok maçta Fenerbahçe son dakikalarda gol atarak ya berabere kaldı, ya kazandı.
Şansı yaver giderek. Aslında bu sezon oynadığı futbola göre Fenerbahçe'nin aldığı puan çok iyi. Rakipler isimden korkuyor.
Rahat hareket etseler, karşılarında Fenerbahçe'nin değil de başka takımın olduğunu düşünseler bu maçlar 3-4 olur.
Hakem Mete Kalkavan'ı zorlayacak bir maç olmadı. O da zorlanmadı.
Mete Kalkavan'ı Fenerbahçeli oyuncular zorlayabilirdi. Ama bırakın zorlamayı kendilerini zorlayacak halleri bile yok.
Rakiplerini zorlayacak halleri yok. Nasıl Mete Kalkavan'ı zorlasınlar.
8 bin seyirci var diyorlar tribünde.
Bu futbola bu seyirci çok bile. Zaten olayları gören mantıklı, düzgün, akıllı Fenerbahçeliler artık "Kral çıplak" diyebiliyorlar.
Fenerbahçe firmasına yazık oluyor.
Bazıları onunla oyuncak gibi oynuyorlar.
Bu kongreyle oynamaya da devam ederler.
Her sene La Fontaine'den masallar. 3 sene şampiyonluk, seneye şampiyonluk. Anlat babam anlat.

ETO'O'YA SAYGI
Antalyaspor'da Samuel Eto'o ve arkadaşları var. Kamerunlu yıldız futbolcu Eto'o'ya saygı duyuyorlar bu takımda. Onun etrafında birleşmişler. Rıza'nın da (Çalımbay) antrenman şekliyle ve duruşuyla, kırmızı-beyazlılar bu sene Süper Lig'de gerçekten iyi şeyler yaptılar. Tabii bunu kesinlikle yeterli görmemek lazım. Çünkü Antalyaspor ekibi sınıf atlamaya çok müsait bir takım. Hem de her şeyiyle.

Futbol hatayı affetmiyor

Futbol böyle bir oyun... Ukalalığı, şımarıklığı, hatayı affetmiyor. Hakemin bitiş düdüğü çalmadan maç bitmez. Bu cümleleri herkes yazar, herkes söyler. Ama şunu iyi görmek lazım: Sahanın içinde bir takım kaptanı vardır, bir de oyun kaptanı olmalı.
Maç bu şekle gelmiş, 30 saniye sonra bitecek. Üstelik rakip de iki kişi eksik. Sen böyle bir gol yersen, bunda kalecinin de hatası vardır, tüm takımın da hatası vardır.
Şimdi bu golün üstüne bin tane yorum yaparsınız. Fabri, topu tutmaya gitti, vurmaya gitse bu gol olmazdı. Fabri, çıkmasaydı arkadaşları zaten düello ediyordu, yine gol olmazdı. Bütün Beşiktaş takımı, 11 kişi arkaya geçseydi, yine gol olmazdı. Olmazdı oğlu olmazdı! Ama işte oluyor beyler!
Beşiktaş bu maçı kazansaydı 3 puan almış olacaktı, 2 puan kaybetti. Ama Beşiktaş geçen hafta Başakşehir ile berabere kalsaydı 6 puan kazanmış olacaktı. Yani neresinden bakarsanız bakın Beşiktaş takımı, kendi yapıyor, kendi bozuyor. Demek ki bir noksanlık var.

İKİNCİ GOLÜ BULACAKSIN!
Fenerbahçe'nin beraberlik golüne bakın: Ceza sahasında Beşiktaş'tan kaç kişi var, Fenerbahçe'den kaç kişi var? Fenerbahçe serbest vuruş kazanmış. Gidip bir Beşiktaşlı sarı kart görme pahasına topun önünde dursa bu golü yine yemezler. Bütün futbolcular da bunu yapabilir. Ama dedik ya sahada bir oyun kaptanı olmalı. Oğuzhan bunu yapamıyor.
Beşiktaşlılar, maçın içinde futbolun gerektirdiği işleri yaptılar. Ama bunu yaparken ikiyi bulacaksın. Gerekli yerlere topu atacaksın. Mesela Quaresma... Son dakikalarda ceza sahası içinde rakibini çok iyi geçti. Ayağının içiyle arka tarafta bomboş durumdaki Talisca'yı görse Beşiktaş ikinciyi de atacaktı. Ama olmaz! Kahraman olacak, golü kendi atacak ya. Gitti kaleye vurdu, Beşiktaş yüzde yüzlük pozisyonu kaybetti. Peki Fenerbahçeliler ne yaptı? Sadece koştular. Beşiktaş'ı bozmaya çalıştılar ama bozamadılar. Sonra kendileri bozuldu. Maçın stresi ve temposuna dayanamayıp peş peşe sarı kartlarla 9 kişi kaldılar. Ama sonunda yine rakibi bozdular.

'ŞAMPİ' DİYORLARDI, 'ŞAM' KALDI
Düşünün 1-0 öndesin, rakipten iki kişi fazlasın. Şimdi Beşiktaş takımı, başta Şenol Güneş olmak üzere kimseyi suçlamasın. Dönüp bir kendilerine, aynaya baksınlar. Yalnızca iyi oynamakla maçı kazanamazsın. Maçı kuralına göre oynayacaksın. Aslında Beşiktaş'a bu golün tehlikesi 7-8 dakika önce geldi. Emenike'yle... Tek topla 6-7 kişi oyundan düştüler.
Emenike iyi vursa gol olurdu ama top Fabri'nin üzerine gitti. Şu bir gerçek; rakibini yakalarsan parçalayacaksın. Yoksa işte böyle parçalanırsın. Beşiktaşlılar "Şampi..." diyorlardı tamam. "Şampi" de "şampi"nin "pi"si başkalarının eline geçti, şu an ellerinde "şam" kaldı!

***

Çok güzel bir dört hafta bekliyor bizi

Bu maçtan çıkan skor şunu gösteriyor: Artık bir-iki belli. Her şey normal giderse Fenerbahçe üç olacak. Ama dikkat edin her şey normal giderse. Ama bir veya ikinin kim olacağı belli değil. Güzel bir dört hafta bekliyor hepimizi.... Korku filmi gibi, kemanın telleri gibi! Birisi ağaçtan düşecek bakalım o kim olacak? Hakem Fırat Aydınus, aynı pozisyonlara bazı yerlerde sarı verdi, bazı yerlerde vermedi. Ama tıpa tıp aynı pozisyonlarda... Bu işi iki takıma karşı da yaptı. Yani eyyam yaptı. Sonlara doğru baktı ki olmuyor işler göstere göstere oluyor. Bu sefer kırmızılara girdi.

Hiç ders almamış!

Geçen hafta Adanaspor maçı Beşiktaş'ın ne olacağını biraz gösterdi. Ne futbolcular ne de Şenol Güneş bu işten ders almışlar. Beşiktaş, öyle bir maçı kaybetti ki berabere bile kalsa kendisine büyük avantaj sağlayacağı bir maçtı. Yani belki de ligi bitirecekti. Şimdi yeniden başladı.
Sakın bunu bir trafik kazasıdır deyip geçiştirmesinler. Daha çok başları ağrır eğer öyle bakarlarsa...
Bazıları diyebilir ki; Adebayor'un attığı golden evvel pozisyon ofsayt. Evet ofsayt!
Atiba'nın gidip ayak tarak kemiğine basan Holmen'i hakem atmadı. Ona da peki! Ama 90 dakika boyunca Beşiktaş hücum ediyor, Başakşehir defansından dönen bütün toplar yine Başakşehirli oyunculara gidiyor. Başakşehir hücum ediyor, bu sefer Beşiktaş defansından dönen toplar yine Başakşehirli oyunculara gidiyor.
Bu bir tesadüf müdür? Kesinlikle hayır. Başakşehirli oyuncular sahayı en ufak santimetre karesine kadar doğru kullandı.
Başakşehir'in bu maçı almasındaki en büyük etkenlerden biri de oyunun yükü bütün futbolcularına eşit bölündü. Yani bir futbolcu diğerinden fazla koşmadı, az da koşmadı. Herkes birbirine yardım etti. Dünkü skora baktığınızda Başakşehir oyunuyla ve mücadelesiyle bunu hak etti.
Beşiktaş, Fenerbahçe maçını da kaybederse işte o zaman ne olur, onu iyi düşünmeleri gerekir. Başakşehir son haftalarda iyi futbol oynamıyordu. Nitekim puanlar kaybettiler. Ama dün bütün kaybettiği puanların acısını Beşiktaş'tan çıkardılar.
Daha da önemlisi bu kaybettiği puanları Beşiktaş'tan aldı. Çünkü rakibiydi.
Şenol Güneş'in şuna artık bir karar vermesi gerekir. Eğer Aboubakar ile Cenk 18 kişilik maç kadrosunda varsa, sahaya önce Aboubakar çıkar. Sonra Cenk oynar. Atiba'da düşüş var. Bu da normal. Quaresma ismiyle oynuyor, futboluyla değil. Yani şunu söylemek lazım: Beşiktaş'ta maçın yükü her futbolcuya ayrı ayrı biniyor. Kimine fazla, kimine az... Bazıları topu birileri kapsın ben oynayayım diyor, bazıları mücadele etmeye bile zahmet etmiyorlar. Sonuçta da bu netice çıkıyor. Karşılarında düzgün bir takım bulunca dağıldılar.
Beşiktaş'ın bu hafta ikinci büyük şansı var. Faydalanır mı bilemem. Fenerbahçe maçını kazanırlarsa rahatlarlar.

Fener Tudor sayesinde

İki takımın futboluna baktığınızda kötü.
Galatasaray, topla çok eveleyip geveledi.
Topla çok fazla oynadı ama hikaye.
Çünkü topların yönünü değiştirerek rakibin üzerine gidemedi. Yani rakip defansın dağılmasını sağlayamadı.
Fenerbahçe, tamamen defans yaptı.
"1-2 pozisyon yakalarsam atarım" dedi, nitekim birini attı. İki takım da bu sezon bulundukları yeri inkar etmeyen bir futbol oynadılar. Peki bu maç neyi gösterdi?
Bu maç kesinlikle şunu gösterdi: Tudor'dan Galatasaray'a teknik direktör olmaz.
Fenerbahçe'den daha fazla top yapan bir orta sahan var. Biraz da topu kenarlara indirebildin.
Çok da korner attın. Topları kenara indirdiğinde, çok korner attığında gol yapma şansın yüzde 5. Yüzde 10 bile değil. Her topu Volkan aldı, her topa defans vurdu. Galatasaray'da kafa topu vuracak oyuncu yok. Pardon var! Peki kim bu? Eren Derdiyok. Peki o nerede? Tudor'un yanında. Peki Tudor, onu kaçıncı dakikada oyuna sokuyor? 80. dakikada. O girdikten sonra rakibin stoperleri zor duruma düşüyorlar. Sarı kart görüyorlar ve Galatasaray faul kazanıyor. Peki, Podolski'yi en uçta oynatıyorsun, Derdiyok girene kadar Podolski yok. Niye? Çünkü yeri orası değil.
Lukas Podolski ceza alanı dışında pozisyon bulacak, şut atacak.
Peki, Yasin ile Bruma ne yapıyorlar? İkisini toplasan bir adam yapıyor. Yine peki.... O zaman Galatasaray takımı sahaya kaç futbolcu eksik çıkmış oluyor?
Yasin artı Bruma 1, Podolski de kayıp etti 2. Derdiyok kafadan yok etti 3.
Teknik adam kim, Tudor. Geçin beyler. 80. dakikadan sonra Galatasaray normal dizilişini buldu. Ama iş işten geçmişti.
Podolski ne zaman tek santrafor oynar sende?
Galip olursun, topu ileride tutmak gerekir, Podolski kalçasını, baldırlarını ve aklını kullanarak rakip defansa top vurdurmaz, topu saklar. Yani tek santrfor oynadığında vakit geçirmeye yarar, gol atmaya değil.
Keçi boynuzu tadındaki maçı Fenerbahçe kazandı o kadar. O da Tudor'un sayesinde...

Bu derbi bize kesinlikle şunu gösterdi: Igor Tudor'dan Galatasaray'a teknik direktör olmaz...

*********

Kalite yüzde 10!

Fenerbahçe'ye bakıyorsunuz, yazacak fazla bir şey yok. Defans dörtlüsü ve kaleci, birbiriyle anlaşan oyuncular.
Defansın önündeki ikili de anlaşmış ikili. Yani arka tarafta sıkıntı yok. Hücumda sıkıntı var. Koca Fenerbahçe bir maçta bir kaç pozisyon yakalar. Zaten 2 tane yakaladı, birini attı.
Bu şunu gösteriyor: İki kötünün biri kazandı. Biz 2 hafta önce Trabzon-Beşiktaş maçını seyrettik, muazzam. O maçla bu maçı karşılaştırıyorum; o maçtaki futbol kalitesi yüzde 90'sa bu maçtaki kalite ve heyecan yüzde 10. O zaman şu andaki puan sıralaması bence adaletli. Fırat Aydınus, son zamanlarda iyi maçlar yönetiyor. Dün gece de iyi maç yönetti bence. Tek kusuru var, ihtiyar kadınlar gibi futbolcularla fazla konuşuyor. 45. dakikadaki pozisyonda penaltı çalar mıydı, çalmaz mıydı, onun takdir hakkı, bir şey diyemem. Zaten iki takım da onu zorlayacak kapasitede değildi.