CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Aynaya bak Lucescu

Beşiktaş 100. yılda şampiyon oluyor. Menajer Sinan Engin, teknik direktör de Mircea Lucescu... Bir yıl sonra bu sefer Beşiktaş, çok puan farkıyla öndeyken şampiyonluğu kaybediyor. Şu anda Milli Takım Teknik Direktörü olan Lucescu, o dönemde beyanat veriyor, "Türkiye Çavuşesku dönemindeki Romanya'ya benziyor" diyor. (Lucescu'nun bunu dediği tarihte Fanatik Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Necil Ülgen bir yazı yazıyor. Bu yazı benim kafamda hala soru işaretleriyle doludur. Bu yazıya o tarihten bu yana kimse çıkıp da bir şey söylemedi).
Ey Lucescu, eğer Necil Ülgen'in yazdıkları doğruysa sen haklısın. Eğer doğruysa, bir sene evvel şampiyon olduğunda da sen haksızsın! Ey Lucescu, ben Çavuşesku dönemindeki Romanya'ya da gittim, sonrasına da... Zaten Türkiye'yi iyi tanıyorum. Sen bizi bir yerde aşağılıyorsun ama benim Futbol Federasyonu Başkanım, senin memleketine, ayağına gidiyor, seni teknik direktör olarak benim milli takımımın başına geçiriyor. Ey Lucescu şimdi sana soruyorum, 100. yılda şampiyon olurken, Türkiye Çavuşesku döneminin Romanya'sına benzemiyordu da bir yıl sonra kaybettiğinde mi Çavuşesku döneminin Romanya'sına benzedi. Bir ülke bir senede bu kadar çabuk mu değişebiliyor. İşine gelince öyle, işine gelince böyle konuşuyorsun. Bak Lucescu, eğer Türkiye, sen Beşiktaş'ta çalışıyorken, Çavuşesku dönemindeki Romanya'ya benziyorsa, bir yıl evvel şampiyon olduğunda da benziyordu, bir yıl sonra şampiyon olamadığında da benziyordu. O zaman insanlar sana sormazlar mı, "Bir sene evvel ne vardı da sen şampiyon oldun. Çavuşesku yok muydu? Bir sene Çavuşesku geldi de mi seni şampiyon ettiler ey Lucescu." Sonra da diyorsun ki, "İnsanlar aptalsa fikirlerinden vazgeçmez." O zaman aynaya bak! Şimdi gelelim sadede... Türk Milli Takımı'nın başına geliyorsun. Kadro seçiyor ve açıklıyorsun. Kadroda Oğuzhan yok. Fakat o Oğuzhan, lig maçından sonra bir açıklama yapıyor, "Biz Lucescu ile konuştuk. Kampta görüşelim dedi" diyor. Ve sen Oğuzhan'ı açıklanan listede kadroya almıyorsun. Enteresan yerlere soruyorum, "Herhalde unuttu abi" diyorlar. Sonra bir anda fikrin değişiyor, Oğuzhan'ı kadroya alıyorsun. Ukrayna maçında ilk oyuna aldığın oyuncu Oğuzhan... Hani senin iğrenç, rezalet bir kadro çıkarıp, iğrenç ve rezalet bir futbol oynattığın maçta. Sonra geliyoruz Hırvatistan maçına... Bu sefer Oğuzhan ilk 11'de ve bu oyuncu, sana maçı kazandırıyor. Bak Lucescu, Milli Takım Teknik Direktörlük makamına Federasyon Başkanlık makamına küfür eden bir adamı, hem de ana avrat; ayağına gidiyorsun, milli takıma çağırıyorsun. Bu oynattığın adam son Hırvatistan karşılaşmasında da resmen el freni. Oyundan aldıktan sonra Milli Takım'ın sürati artıyor ve maçı kazanıyorsun.



YENİLİNCE HAKEM DE KAZANINCA SEN Mİ?
Ey Lucescu, Hırvatistan'a karşı Ukrayna maçında oynattığın 7 futbolcu yok. Şimdi burada 10 dakika duralım. Hani şehirlerarası otobüsler çay molası veriyorlar ya... Ukrayna maçından sonra soyunma odasına giderken, cep telefonunu eline alıp, hakeme gidiyorsun. Ukrayna'nın ilk golünün ofsayt olduğunu, ikinci golden önce topun auta çıktığını, bir de penaltımızın verilmediğini izah etmeye çalışıyorsun. Maçtan sonra da diyorsun ki, "Bizi hakem öldürdü" ve ilave ediyorsun: "Ukrayna takımının yedek kulübesinde iki tane İtalyan oturuyor. Öğrenin bakın ne olduğunu." Sonra tornistan yapıyorsun, "Bunlar Ukrayna takımının yedek kaleci antrenörüyle kondisyoneri" diyorsun. Hiçbir şekilde hatanı kabul etmiyorsun ve tehlikeli sulara yelken açıyorsun, "Türkiye'de yabancı serbestisi var, tabiri caizse Türk futbolu ölmüş. Benim yapacağım bu kadar. Ben ne yapayım" diyerek... Utanmadan, sıkılmadan devam ediyorsun: "Ukrayna'da bu kadar takımda yabancı var, bu kadar yerli var." Sonra bunların da hiçbiri gerçek çıkmıyor.
Ey Lucescu, Hırvatistan maçında doğruya yakın bir kadro çıkarıyorsun. Ya bunların hepsi Türk kökenli oyuncu. 7 oyuncu değişince bu sefer takım iyi oynamaya başlıyor. Maçın ardından da ekranlara çıkıp, "Futbolcular bugün dediklerimi yaptılar" diyebiliyorsun. Lucescu, futbolcular senin dediklerini yapmadılar. Futbolcuların dediği takımı çıkardın, işler biraz doğruya girdi. Sen çok akıllısın ya, herkes gerizekalı. Ukrayna maçının mağlubiyetini hakeme bağladın. Götürdün ya telefonunu hakemin gözüne soktun, "Bizi yaktı" dedin. Sen daha bunu bile bilmiyorsun. Hakemin ne günahı var. Birisi 30 cm ofsayt, diğerinin auta çıktığı tartışılıyor. Tartışılacak bir pozisyonda hakemi suçluyorsun. O elindeki telefonu göstereceksen önce sen öğren, hakemin yardımcısına göster. Çünkü yardımcısı, hakemi uyarmıyor. Yani maçın hakemine konuşma şansın yok. Ama sen akıllısın, millet keriz. Yardımcıya konuşabilirsin ama sen artistlik yapıp devam ediyorsun, "UEFA'dan bana bir özür dileme şansı var" açıklamanla da...
Ey Lucescu, şimdi dönüyorum son maça. Dakika 10, Hırvat takımı bir serbest vuruş kullanıyor. Burak çok net bir biçimde topu koluyla oynuyor ve çıkarıyor. Oynamasa arkasındaki oyuncu Vida, topa kafayı koyacak. Burak'ın yaptığı hareket çok net bir şekilde penaltı ve kırmızı kart. Golü yeriz-yemeyiz. 80 dakika 10 kişi oynayacağız. Sonra sıkılmadan diyorsun ki, "Burak haklıydı, hakem de haklı olarak koluna çarpan topa penaltı vermedi." Lucescu, sen o pozisyonda "Top ele kola çarpsa dahi penaltı verilmez" diyecek kadar oyun kurallarından kopmuş, oyun kurallarından bi haber, değişiklikleri bilmeyen bir adamsın. Yaşın icabı senin için bazı suçlamalar yapıyorlar, onu ben bilemem. O seninle bunu yazanlar arasındaki sorun. Ama sana bir şey söyleyeyim. Ukrayna maçında yardımcı hakemin bir tane kesin, ikincisi tartışılıyor, bayrak kaldırıp kaldırmaması konusundaki hareketi sonrası sen UEFA'ya kadar gittin. Türkiye'de 100. yılda şampiyon oldun, bir sene sonra olamadın iğrenç şeyler söyledin. Eğer bunları söylerken, şampiyon olduğunda da söyleseydin bir şey demezdim.
Ey Lucescu, sende kabahat yok. Senin ayağına kadar gelip, Türkiye'ye getirenlerde kabahat. Sana ben bir şey daha söyleyeyim. Bu takım finallere gider ya da gitmez, sen Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaret demeyeyim ama çok tenkitler yaparak gittin. Sonra bulunmaz Hint kumaşı gibi seni getirdiler. Bak Lucescu, burası Romanya değil Türkiye Cumhuriyeti Devleti, herkesi aptal, kendini akıllı zannetme.



BURAK'IN POZİSYONU...
Her türlü yorumu yapmaya serbestsiniz ama bu yorumları yaparken, göstere göstere bazı şeyleri yapmaya ya da yapmamaya hakkınız yok. Maçtan bir gün sonra bütün gazeteleri okudum. Bir tek Fotomaç'tan Zeki Uzundurukan, Burak'ın pozisyonuna, "Kesin penaltı ve kırmızı kart" dedi. Hatam varsa, bir başka yazan varsa özür dilerim. Ya arkadaşlar bu kadar mı gözünüz kör, bu kadar mı fanatiksiniz, duygusalsınız. Duygu ve fanatizm ile bir yere gidemezsiniz. Basın olarak her şeyi ortadan yazmaya mecbursunuz. Eyyam yaparsanız, sağınız-solunuz, başınızkıçınız oynarsa işinizi yapmıyorsunuz demektir

Şenol’un esas sınavı bu sezon

Şenol Güneş hangi takımlarda çalıştı? Bolu, İstanbul, Antalya, Sakarya, Milli Takım, Seoul, Trabzon, Bursa, Beşiktaş… Bazı şeylere bakarken geçmişini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim derler.
Şenol teknik direktörlük hayatında ilk defa bir büyük takımda çalışıyor. Trabzon kendi memleketi, onu ayırıyorum. Orada ne yaparsa yapsın, gider gelir, evi. Onu ayırdım. Milli Takım'ı da ayırdım, orası başka bir yer… Bursa'da çıkış yaptı ama çalıştırdığı oyuncular hep "Kafasına vur, ekmeğini al" oyuncular.
Beşiktaş'ta iki senede çalıştığı oyuncuların tipine bakın, Sosa, Gomez vs. Deve dişi gibi oyuncular. Şimdi Talisca var. Bir de Quaresma… Yedek kulübesine bak, Medel, Lens, Negredo, bir de Tolgay. Bu zaman anlarım ben teknik direktörlüğü. Yaparım, ederim ile olmaz bu kadroyla.
Şenol Güneş ayrıca sinirli bir tip… Yöneticilerle çok iyi geçinemiyor. Bu evlilik yürüyor ama Şenol sinirli. Bence huzursuz. Şenol Güneş bu transferlerin bir kısmını istemedi. Pepe'yi aldınız ama Marcelo'yu niye verdiniz diyordur. İstemediği oyuncular geldi. Başta Mitrovic mesela… Bu tip takımı yönetmek kolay değil, elinde bombayla oynuyor. Mesela yedikleri golü amatör takım yemez. Bu gruptaki takımları para versen kurada vermezler. Porto, Monaco, Leipzig… Daha kolay neyi çekeceksin?
Ama bakıyorsunuz, Beşiktaş'ın oynadığı futbol mu? 90 dakika seyrettim. Seyirci süper, hava harika... Peki hani futbol? İki tane ite kaka gol. Neredesiniz? Bir gün önce Galatasaray'a bak, toplama takımın oynadığı futbola bak. Bu işler böyle.

***

ÖNCE İLKENİZ OLSUN
Bu seçilen kadro, Emre'nin ve Arda'nın milli takımıdır. Menajerlerin milli takımıdır. Bakın, kimlerin futbolcuları var içeride, kimlerinki dışarıda. Türk futbolunu menajerler mi yönetiyor? Günaydın… Oğuzhan formsuz olabilir ama banko oynuyor. Selçuk'la Ozan'ın olduğu yerde bu çocuk yoksa ayıp alıyor. Önce ilken, standardın olacak. Şahsiyetin olsun yeter ki, gerekirse gitme Dünya Kupası'na. Ona küfür edeceksin, bunu yapacaksın, sonra bunun ayağına gidilecek. Hadi oradan.

Tek suçlu Aziz Yıldırım

Bahçıvansınız biberiniz yok, dallamasınız haberiniz yok... Böyle bir cümle ile yazıya başlamak istemezdim ama beni mecbur ettiniz. Dünkü maçın ilk ayağını seyretmemiştim ama Fenerbahçeli spor yorumcuları, bazı spikerler öyle bir anlattılar ki Vardar sanki mahalle takımı... Fenerbahçe de bu takımı beşe, altıya katlar, daha da öteye gittiler, parçalarlar.
Dün seyrettiğim Vardar takımı her şeyden önce takım. En başta haddini ve nasıl oynayacağını biliyor. Asıl önemlisi nasıl oynamayacağını daha da iyi biliyor. Fenerbahçe takım değil, nasıl oynayacağını bilmiyor, nasıl oynanmayacağını da bilmiyor. Şunun da altını çizeyim; Vardar'ın çok futbolcusunun futbol taktiği, oyun taktik yapısı Fenerbahçeli oyuncuları beşe-ona katlar. Beğenilmeyen takım buysa vay haline medyanın...
Şimdi gelelim sadede: Vardar takımının teknik direktörü rakibini çok iyi analiz etmiş, mükemmel taktik vermiş, futbolcular da bunu harfiyen uyguladılar. Bakmayın maçın bu sonuçla bittiğine... Vardar'ın biraz şansı olsa daha da farklı olurdu. Adamların iki tane direkten dönen topu var.
Arkadaşlar, Türk futbolunda artık Lale Devri bitti. Mesela neden? Türkiye'de eskisi gibi takımlar, yöneticiler rahat rahat şike yapamayacaklar. Artık Türkiye'de hakemler kolay kolay satın alınamayacaklar. Artık Türkiye'de çok hakemin kıçı-başı oynamayacak. O zaman da büyüklük ancak sahada karar verilecek bir sonuç olacak. Dün gece Fenerbahçe'nin sahadaki halinin hiçbir mazereti yok. Rezaletler... Pazar günü eğer Ersun Yanal, biraz düzgün hareket etse biraz cesaretli olsa belki biraz da Fenerbahçe'yi düşünmese (!), Trabzonspor da bu Fenerbahçe'yi 3'lerdi, 4'lerdi...
5-6 hafta sonra ne olur, onu bilemem. Ama bu durumları Trabzonspor maçı dahil, Göztepe maçı dahil içler acısı... Daha da doğrusu bu takım seyircisinin içini acıtıyor. Bu işin sorumlusu kim? Tabii ki Aziz Yıldırım. Neden? Bu takım Yıldırım döneminde şampiyonluklar kazandığında Yıldırım şu cümleleri kullanmıştı: "Bu takımı teknik direktörler mi şampiyon yaptı ben yaptım." Eğer teknik direktörler, o zaman o takımları şampiyon yapmadıysa; bu takımın rezilliğinden sorumlu bir kişi vardır, o da Aziz Yıldırım'dır.

Bu futbolla bir şey olmaz

Fenerbahçe taraftarı dün stadı doldurdu. Peki Fenerbahçe taraftarı ne ister? Güzel futbol oynayan, paslı, bol pozisyonlu, bol gollü takım ister. Yıllarca buna alışmışlar.
Peki bu Fenerbahçe, beklentileri karşılayabiliyor mu? Hayır. Karşılayabilir mi? Hayır. Bir de şu olay var; Galatasaray çıkıp iki haftadır futbol şov yapıyorsa ve Fenerbahçe de böyle oynuyorsa seyirci tabii küser. Fenerbahçe Giuliano'yu alıyor, Van Persie'yi çıkarıyor. Bir oyuncu daha alıyor, Mehmet Topal'ı stopere alıyor. Yani bir oyuncu değiştiriyorsunuz, dört oyuncunun pozisyonu değişiyor. Bir teknik direktör bu işlere girdi mi yandı demektir. Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel aslında üç senedir yok. Artık toplara yan atlayamıyor. Denize atlar gibi planjon yapıyor. Haliyle topları elinden yumurtluyor.
Sarı-lacivertliler için 'İyi bir şey yazalım' diyebileceğimiz bir olay yok. Bir tek Alper Potuk bir şeyler yapmaya çalışıyor ama onun da kapasitesi belli. Aykut Kocaman defansın önüne çift ön libero koymuş. Yani hala defansına güvenmiyorsun demektir bu. O zaman takımı ileriye nasıl iteceksin? Bakmayın siz, dün gece Trabzonspor çok fazla Fenerbahçe'nin arka tarafına sarkamadı. Yarın bir gün başka takımlar bu işi Trabzonspor'a göre çok daha fazla yaparlardı. Fenerbahçe mağlup da olur, berabere de kalır, galip de gelir. Ama bu futbolla hiçbir şey olmaz.
Gelelim Trabzonspor'a... Bakınız, insanlar yaşlandıkça korkaklaşıyor. Ben bu Ersun Yanal'ın eskiden çalıştırdığı takımların maçına özellikle giderdim. İyi top oynatıyor, cesaretli top oynatıyor diye...
Fenerbahçe gibi bir takımı yakalamışsın, kalecisi yok, 40 bin seyircisi gelmiş takımla barışacak, rakip antrenör 1 oyuncu değiştiriyor, 4 oyuncunun yeri değişiyor. Hepsi tedirgin... Bir darbe vursan kaleyi yıkacaksın. Yahu Yanal korkuyorsun ya! Kadıköy'de mağlup olsan ne olurdu.
Burada galip gelsen Trabzonspor'u çok farklı bir boyuta getirirdin. Rakibin üç gün evvel 4. kalite bir takıma yenilmiş. Ey Ersun Yanal... Elinde süratli adamların var. Al onları oyuna, at arka tarafa... Sen Fener'i üstüne çekiyorsun. Sonra da Ersun Yanal büyük teknik direktör! Hadi ya sen de!
Maçın hakemi Ali Palabıyık'a ilk yarıda fazla iş düşmedi. İkinci yarıda oyun biraz hareketlendi ama maçta konuşulabilecek hakemlik tek konu penaltı kararıydı. Penaltı pozisyonunda Aatif sağdan ortasını yapıyor. İçeri bakıyorum Fenerbahçeli oyuncu var mı? Var... Trabzonsporlu oyuncunun kolu açık mı? Açık... Topa kolla veya elle müdahale var mı? Var... Penaltının penaltı olması için gerekli her şey var bu pozisyonda. Tartışmasız penaltı!

Beşiktaş paranın karşılığını vermiyor

Bir Beşiktaş takımının maliyetine bakın, bir de Kasımpaşa takımını maliyetine... Oynanan futbol, aradaki fark... Şunu açık ve net söyleyebilirim:
Paranın karşılığını vermiyor Beşiktaş. Siyah-beyazlılar 3 senedir ileriye gideceğine geriye gidiyor. Ne açıdan? Futbol açısından. Her sene futbol keyfinde eksiye doğru gidiyor.
Şampiyon olursun, kupalar kazanabilirsin bunların hepsi tamam.
Ama izleyenler de maçı seyrederken senden keyif almalı. Her şey galibiyet değil!
Diyorlar ki, 'deve dişi' gibi oyuncular alıyorum. Ama bu deve dişleri oynarlarsa sana fayda sağlarlar. Sen bu deve dişlerini fazla kenarda oturtursan köpek dişi gibi olurlar.
Dönüp seni ısırırlar. Yedek kulübesinde oturan kaliteli adamlar oynayan futbolcuya tehdittir. Bu doğru ama ahenk bir bozulursa ve o kaliteli adamlar oynayamazlarsa köpek dişi gibi seni ısırırlar. Büyük sorunlar olur. Kulübedeki oyuncu hem kaliteli oyuncu, hem de fazla sorun çıkarmayacak tip olacak. Mitrovic'i alıyorsun büyük paralar veriyorsun, sonra satmaya kalkıyorsun. O zaman niye aldın? Alırken zaten teknik adamın bunu istemiyor. Çin'de kamp yapacağım diyorsun, teknik adamın istemiyor ama yine gidiyorsun. Hatta teknik adamına diyorsun ki "Sen benim çalışanımsın. Ben ne dersem o olur." Ne demişler, "Ankara'dan abim geldi. Ben ne dersem o olur". Bu işler hassas dengelerdir.
Ben yaptım oldu ile olmuyor.
Dün akşam Beşiktaş yener, berabere kalır, yenilir hiçbirisi önemli değil.
Eski Beşiktaş gibi mi? Keyif veriyor mu, vermiyor mu? Ben seyrederken zorlandım. Bana keyif vermedi.
Herhalde taraftara da vermiyordur.
Galip gelirken de insan bir şeylerden keyif almak istiyor. Yarın bir gün rakiplerine sallayacaksın, hakeme sallayacaksın kendini kurtarmaya çalışacaksın. Talisca'nın golden önce Veysel Sarı'ya yaptığı harekette itme varsa sarı. Ama dirsek veya tokat varsa kesinlikle kırmızı kart olmalı. Naklen yayındaki görüntüden bu tam olarak gözükmüyor.
Onun için de yorum yapma şansı zor.
Bakın vurma ile itmeyi iyi ayırt etmek lazım. Vurmanın sarısı olmaz, itmenin de kırmızısı.

Klasik Cüneyt Çakır faciası!

Seyircisiz maçta stadın tribünlerindeki dev pankarta Süleyman Seba'nın "Beşiktaş'ı üzmeyin" sözünü yazmışlar. Antalyasporlu futbolcular da herhalde bu pankarttan etkilenmiş olacak ki Beşiktaş'ı üzmeyecek şekilde oynadılar. Antalya'nın yaptığı transferlere göre daha farklı bir oyun şeklinde oynaması gerekirdi. Beşiktaş'ı zorlayamadılar. Rakibin Beşiktaş, kalite olarak senden iyi... Ne yapacaksın? Süper Kupa'daki Konyaspor gibi önce bozacaksın, sonra oynayacaksın. Ama ne yaptı Antalya? Hiçbir şey! Yedikleri ilk golde defans ve kalecinin topyekün büyük hatası var. Arka direkte Pepe çok rahat bir kafa vuruşu yaptı.
İkinci gol penaltıdan... Rezalet bir karar... Uzaktan yakından penaltıyla ilgisi yok. Klasik Cüneyt Çakır faciası. Beşiktaş'ın böyle bir penaltıya ihtiyacı yoktu. Ama büyüklere şirin gözükmeye de mecbur. Sebebi, babası her taraftan camianın içinde kalmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Baba-oğul bazı mücadelelerin içindeler. Zaten Türkiye'de hakemlik ne çekiyorsa, sülale boyu onlardan çekiyor. Amcaoğlu, dayıoğlu dolu. Yine aynı işleri yapıyorlar.
Beşiktaş, rakibinin oyununa göre iyi oynamadı. "Kazandım" diye aldanmasın. "Al sen oyna, ben seni karşılarım" mantığıyla oynadı Antalyaspor... Tribünde taraftar yoktu. Bu Beşiktaş için dezavantaj mıydı? Hayır... Beşiktaş bu Antalyaspor'u taraftarı olsa da olmasa da yenerdi zaten.
Bakınız! Dün dikkatimi çeken bir olay da Quaresma'nın oyundan çıkarken takındığı tavır. Tabelada numarasını görünce söylendi. Bu sefer gidip Şenol Güneş'in elini sıktı ama tavırlar yine aynıydı. Bu şunu gösteriyor: Lens ve Negredo gelince Quaresma ve Babel bu sezon bıçak sırtı olacak. Yani Quaresma'nın bu sinirli hallerini bu sezon daha fazla görebiliriz. Futbolda şiddeti önlemek, sahaya gireni, suç işleyeni bulmak için Passolig çıktı. İyi güzel, tamam! Ama 'Şiddeti önleyeceğim' derken kurunun yanında yaşı da yakıyorsun. Hatayı yapanlar, suçu işleyenler kulüplere zarar veriyor. Dün maça gelemeyen taraftarın suçu neydi? Son şampiyonun açılış maçındaki görüntü hoş muydu? Buralarda doğru işler yapılmazsa Türk Futbolu daha çok kan kaybeder.

Yeterli değil

Fenerbahçe'de bir farklılık vardı. İki yabancı teknik adamdan sonra Aykut Kocaman ile sanki futbolcular biraz daha ciddiler. Biraz daha kenara bakarak oynuyorlar. Ama Fenerbahçe'nin oyunu ve mücadelesi yeterli mi? Hayır. Neye göre değil? Yatırılan paralara göre. Ne yatırdın, ne oynadın, ne kazandın ona bakacaksın.
Volkan Demirel yalnız bu maçta değil 3 yıldır hep geriye gidiyor. Ama maalesef aldıkları ikinci kalecilerle onu tehdit edemiyorlar. Kameni iyi ama kaleyi alamadı. Fabiano da iyi kaleciydi ama o da kaleyi alamamıştı. Böyle Volkan'a da iyilik yapmıyor. Demek ki birileri yukarıdan karışıyor. Üstüne gelen topta uçmasına gerek yoktu. İyi kaleci iki ayağı mümkün olduğu kadar yerde olan kalecidir. Fazla uçan kaleci makbul değildir. Volkan gelen topa önce yumruk mu atayım tutayım mı dedi kararsızlık geçirdi. Topu iki eli arasında yumurtladı.
Fenerbahçe bu sene bolca transfer yaptı. Göztepe de yaptı. Tabii iki takımın da aldığı futbolculara yatırılan paralara baktığınızda sarı-lacivertlilerinki bayağı bir meblağ tutuyor. Ama sahaya bakıyorsunuz arada bir fark göremiyorsunuz. Oyun olarak Göztepe iyi mücadele etti, iyi yardımlaştılar. Bu puan kayıpları ve bu oyun başta belki su götürür ama böyle devam ederse, seyirci de küserse Fenerbahçe'nin işi çok zor olur.
İki takımın oyunları aynıydı. Zaten skor da eşit. Burada kazançlı olan kim Göztepe. Kayıp olan Fenerbahçe. Ligin ilk 5-6 haftası hem şampiyonluk için hem düşme hattı için çok önemlidir. Bu 5-6 haftayı kayıpsız atlatanlar düşme hattına girmezler, şampiyonluğa oynuyorlarsa yukarıda kalırlar.

Söz uçar yazı kalır Aziz bey

SABAH ve Fotomaç gazetelerinde 8 Ağustos 2015 tarihinde yukarıdaki yazılarım yayınlanmıştı. Orada Fenerbahçe yönetimine bazı sorular yöneltiyorum. Aradan tam 2 yıl geçiyor. Kemiksiz net 2 yıl sonra Aziz Yıldırım, NTV Spor'a çıkıyor. Biliyorsunuz kasaptan et alırken, kemiksiz kıymanın fiyatıyla, kemikli kıymanınki aynı değildir. Ben hayatımda hiç kemikli kıyma almadım.
Hep kemiksiz aldım; sebebi de ne aldığımı, ne yapacağımı bildiğim içindir. Kasap hele biraz cambazsa istediğine kemiği fazla geçirir, istediğine de az geçirir! O kemik bana hiç geçmesin diye ben hep kemiksiz almışımdır.
Türkiye'deki futbolcu transferleri de buna çok benzer. Bizim yöneticiler hep kemikli alırlar, sonra bin tane bahane uydururlar. Meselaaa... Fenerbahçe, Robin van Persie'yi alıyor. Ben de 2 yıl evvel bu yazıyı yazıyorum. Soruyorum "Sakatlık var mı" diye cevap gelmiyor. Şimdi yine soruyorum:
1- O zamanki kulüp doktorunun, Hipokrat yemini eden o doktorun Van Persie'nin muayenesinden sonra "Ben bunun altına imza atmam" dediği doğru mu?
2- Aziz Yıldırım'ın "Sen ne diyorsun... Seyirci havaya girmiş bu saatten sonra sakat dersek bizim durumumuz ne oluruz" dediği doğru mu?
3- Bir oyuncu alınırken doktor, heyet kontrolünden geçip mukaveleye imza atılmaz mı?
4- Terraneo'nun dediğine mi inanırsın yoksa kendi doktorunun dediğine mi? Terraneo'ya salla, nasılsa yolladın o vazifesini yaptı.

'HARCANAN PARALARA BAKIN'
Şimdi gelelim sadede...
Bakınız Türk futbolunda bunlar çok, bir tane değil. Ama Aziz Yıldırım NTV Spor'a giderek insanların gözünün içine baka baka doğru söylemiyor.
Oradaki iki arkadaş da Aziz Yıldırım'a zaten çanak sorular yöneltiyorlar. Bakınız ben müneccim miyim, 2 yıl evvel o yazıyı yazayım. Siz kendinizi temize çıkarmaya kalkın. NTV Spor'daki arkadaşlar Aziz başkana bunları sormadılar mı, yoksa soramadılar mı? Peki aynı Aziz Yıldırım'a Boluspor'a giden kaleciyi de mi sormadılar? "Bu paraya bu kaleci nasıl gitti" diye. Allah'tan bu yazıları kaleme alıyoruz. Ne demişler: Söz uçar yazı kalır... Ama bazıları göstere göstere insanları gerizekalı yerine koyuyor. En başta da kendi seyircilerini aldatıyorlar. Aslında futbolumuzun adına federasyonu, teknik adamı dahil her sezon bir isim koyuyoruz. Ben olsam çok daha değişik isimler bulurum. Her senenin başına 'Bu sezon Türk futbolunun yalan rüzgarıdır' diye yazarım. Çok yalan söylüyoruz çünkü. Neler yapıyoruz? Sahada millet birbirini yiyor kavga-dövüş... Sonra Spor Toto Süper Lig maç başına 5 bin kişiye oynuyor. Harcanan paralara bakın, sonuca bakın. Fenerbahçe 32 yaşında yeni bir isim daha alıyor. Sakatmış son 5 ay oynamış. Yoksa kulübün uçuruma gidecek yeni paraları mı var? Ben Aziz Yıldırım'ın yerinde olsam yeni bir Terrenao daha getiririm. Sonra da yollarsın, arkasından da sallarsın.

Müfettişler dikkat!

6222, 3828, 6811... Devlette görevliler bunları hep söylüyorlar, ben tabii ki biraz egzajere ediyorum. Hiç uygulamıyorlar, sonra da diyorlar ki, "Yeni bir kanun çıkaralım." Yeni bir kanun çıkıyor, onu da uygulamıyorlar. Yahu kardeşim, önce var olan kanunu uygula, neresi uymuyorsa ikinci kanunu ona göre çıkarın.
Bazı kulüpler, bazı taraftarlar, bazı başkanlar devletle dalga geçiyorlar. Sizi uyarıyorum, yarın bir gün bu kadar para veren yayıncı kuruluş, "Ben bu malın bu kadar mundar olduğunu bilmiyordum. Para mı geri verin. Bu işten çıkıyorum" derse ne yaparsınız?

ORMAN BEYANINDA HAKLI!
Eskişehir'deki Başakşehir-Konyaspor Ziraat Türkiye Kupası Finali, Göztepe-Eskişehir Süper Lig'e çıkma maçı, ardından Samsun'daki seyirci olayları açısından rezil olan maç... Çok kısa yazacağım. Eskişehir'deki kupa finalinde bütün olayları çıkaranlar Konyaspor'un 'bir grup' seyircisi. Son Samsun'daki Beşiktaş-Konyaspor maçında bütün olayları çıkaranlar yine Konyaspor'un bir grup seyircisi. Ancak Konyaspor Başkanı'nı dinliyorum, hala lafları yuvarlıyor. Konya Başkanı'nın konuşmaları bana inandırıcı ve samimi gelmiyor. Bunu çok net söylüyorum. Fikret Orman ise önceki günkü beyanatında son derece haklı...

FEDERASYONLARIMIZ AKILLI!
Arkadaşlar bir orta oyunu oynanıyor. Bakın, sarı kartlar kendi kategorilerindeki müsabakalarda uygulanıyor. Yani kupa maçlarındaki sarı kartlar kupada, lig maçlarındaki ligde. Peki bir futbolcu oyundan atıldı, yönetmelik ne diyor: "Bir sonraki resmi maçta veya maçlarda oynayamaz." Bu net. Ancak bizim federasyonlarımız akıllı! Kulübe ceza vereceksiniz eğer, takım kupa maçında olay yapmışsa önündeki kupa karşılaşmasında ceza alıyor. Ne güzel dünya! Futbolcu atılınca, bir sonraki maçta oynamıyor. Kulüp her türlü haltı yapıyor ama bir sonraki resmi maçta sahası kapanmıyor. Daha sonra Çatladıkapı ile oynadığı kupa maçında sahası kapanıyor! Seyirci de idareci de bunu biliyor ve ona göre hareket ediyor. Devletle dalga geçiyorlar.

FİNALLER İSTANBUL'DA OYNANMALI
Beyler, Samsun'da ya da Eskişehir'de oynanan maçta; o otobüslere bindirilen kıtalar, otobüsle yemekleri kendi ceplerinden mi veriyor, yoksa kulüpler mi karşılıyor? Hepsini kulüpler ayarlıyor hem de yemeklerine varana kadar. Sonra televizyonlarda özür dileyeceklerine artistlik yapıyorlar. Peki bu rezilliğe çanak tutan kulüplere ne yapmak lazım? Size çok net yapılacak formülü sunayım. Süper Lig'e çıkma maçlarını, Türkiye Kupası Finali'ni, Süper Kupa'yı hiçbir şekilde şehirlere vermeyeceksiniz. Bu maçları mutlaka İstanbul'daki Olimpiyat Stadı'nda oynatacaksınız. İstanbul polisi bu konuda çok daha deneyimli ve profesyonel oldu. X-ray cihazlarını koyacaksınız, bu seyircileri Atatürk Stadı'nın üst tribünlerine alacaksınız. Her türlü tedbiri de alacaksınız. Hiçbir şekilde olay çıkmadan bu işler biter. Ama, "Hasan Bey istedi buraya, Hüseyin bey istedi buraya" derseniz, olacağı budur.

O BIÇAK YA PEPE'YE SAPLANSA!
Şimdi size soruyorum, sahaya giren seyirci, bıcağı Pepe'nin kalbine saplasaydı, Türkiye Devleti bunu nasıl temizlerdi? Bu temizliğe deterjanlar yeter miydi? Bir de bıçakla giren seyirci maçın bitimine 30 saniye kala elindeki bıcağı Beşiktaşlı futbolculardan birinin baldırına soksaydı, hakemin bir tek yapacağı iş vardı. Maçı tatil etmek... Tribünden görüyorum. Hepsi organize ve çok planlı işler. Maçın durmasını istiyorlar. Hangi takım ister bunu? Favori olmayan... Yahu kardeşim Konyaspor, Beşiktaş karşısında mükemmel top oynuyor. Bu kadar para harcayan Beşiktaş'a karşı oyunun hakimi ve bir grup geri zekalıya uyup arka taraftakiler de sahaya giriyor. Ne gereği var! Konya Başkanı maçtan sonra özür dileyeceğini söyleyip, kameraların karşısına geçiyor. Ancak özür dilemekten vazgeçiyor ve laflarını yuvarlıyor.

BEŞİKTAŞLILAR SAHAYA İNSEYDİ...
Samsun'daki maçta bütün olayların başlamasına sebep bir grup Konya seyircisidir. Bu seyircilerden bir grup, kale arkasındaki Beşiktaşlı seyircileri tahrik etmek, sahaya çekmek için her şeyi yaptılar. Şimdi burada duralım. O Beşiktaş seyircisi, Anadolu'dan gelen seyirci olmasaydı da İstanbullu kemik seyirci olsaydı, bu tahriklere karşı sahanın içine girerdi. Acaba o sahanın ortasından kaç tane ceset kalkardı biliyor musunuz? Size şaka gibi geliyor ama en az 40-50 ceset kalkardı. Allah'tan Beşiktaş seyircisi bu işte ısrarcı olmadı. Beşiktaş tribünlerinde de 5-6 meşale yakıldı ama hiçbiri sahaya atılmadı. Konyaspor seyircisi olduğu gibi meşaleleri sahaya attı. Sonra da Beşiktaş tribününe yolladı. Beşiktaşlılar da o meşaleleri iadeyi taahhüt yaptılar. Benim tribünden izlediklerim ayna gibi bunlardı.

MİLLETİ APTAL SANIYORLAR!
Bazı kulüp başkanları, yöneticiler şunları söyleyebilirler, "Ben kazanayım de ne olursa olsun. Her şeyi yaparım maçları kazanırım." Kazanırsınız da Türk futbolununda çok hasar bırakıyorsunuz. Milleti aptal zannediyorsunuz. Zaten seyirci sayısı az olan ülkede, bu olaylar yüzünden kim; eşini, çocuğunu, sevgilisini maça götürür! Yıllar önce bir spor yazarı, "Tel örgüleri kaldırmayıp, hatta bu tel örgülere elektrik verin" diye yazmıştı. Çoğu kimse bu fikre karşı geldi, "Tribündekiler hayvan mı elektrikli tel yapalım" dediler. Yıllar geçti ama herhalde elektriğe ihtiyacımız olacak!

MÜFETTİŞLERE TAVSİYE
Bakınız, İçişleri Bakanlığı bu son maçı soruşturması için bir müfettiş ekibi görevlendirmiş. Benden sayın müfettişlere bir tavsiye... Sezon sonu Eskişehir'de oynanan Medipol Başakşehir-Konyaspor maçında olaylara karışanların görüntülerini seyredin. Sonra Beşiktaş-Konyaspor maçındaki görüntüleri de inceleyin. Hep aynı şahısları göreceksiniz başrollerde. Maalesef kulüpler bunların hepsini biliyorlar. Bunları oralara götüren kulüpler. Biliyorum, bazılarına ters geleceğim ve sinirlendireceğim ama gerçek bu.
Eğer müfettişler bu şahısları teşhis ederse, emniyet de onları çok rahat evlerinden alacaktır. Bütün stattlardaki kameralar seyircilerin gözünün rengine kadar görüyor.
Bu kadar paralar niye yatırıldı ki tesislere.

NOT: Yukarıda bu kadar yazı yazdık. Şimdi size soruyorum. Samsun'da oynanan maçta birisi lig şampiyonu, diğeri kupa şampiyonu. Cezayı hangi statüye sokarak vereceksiniz. Kılıflar hazır mı? Hani kupa, lig ligdeydi. Haydi buyrun bakalım cenaze namazına.



KONYA , BEŞİKTAŞ VE ORMAN PFDK'YA SEVK EDİLDİ
Samsun'da çıkan olaylar nedeniyle Beşiktaş ve Konyaspor kulüpleri, Disiplin Kurulu'na sevk edilirken, Fikret Orman da önceki gün yaptığı, "TFF bize ceza verirse, dünyayı ayağa kaldırırım" açıklaması nedeniyle PFDK'ya yollandı. Cezalar yarın belli olacak.

**************************

Şenol'la 70'li yıllarda çok maç yaptım!

Çarşı Grubu bildiri yayınlamış 'Erman Efendi' diye. Cevap verecek iki yer var... Beşiktaş-Konya maçının 60. dakikası Şenol, iki futbolcu değişikliği yapıyor. Ben de canlı olarak yorum yapıyorum, "Şenol, bütün riskleri aldı. Maçı çevirmeye oynuyor. Bu değişiklikle çevirdi çevirdi, çeviremedi kuzu çevirme olur" dedim. Çarşı diyor ki, "Sezon sonu biz şampiyon olacağız. Seni kuzu çevirme yapacağız." Yahu arkadaşlar ben bir maçla söylüyorum, siz sezondan bahsediyorsunuz. Sezon sonunda kimin kuzu çevirme olacağını kestirmek çok zor. İkincisi, Şenol Güneş'e, 'Şenol hoca' diyeceğime 'Şenol' demişim. Arkadaşlar, siz bu yazıyı kaleme almışsınız ama ben şimdiki teknik direktörünüz Şenol ile 70'li yıllarda karşı karşıya çok maç yaptım. Ama sizin bunu bilmemeniz doğal. Çünkü siz o zamanlar babanızda bile değiliz. Herhalde portakal bile değildiniz.

Orman ve Güneş ders alsın!

Samsun'un pidesi, döneri meşhur... Dün Konyalı bir taraftar çakıyla daldı sahaya! Çakıyla değil, döner bıçağıyla gelseydi bari! Konya taraftarı ikinci defa yapıyor bu işi. İyi bir ders vermek lazım, bu rezilliği çıkaranlara...
Yazık günah! Bu kadar güzel top oynayan bir Konyaspor takımı var. Keyifle izledi tüm Türkiye. Bırakın arkadaş! Kupayı da keyifle alsın takımınız... Allah muhafaza maç sonunda Konya seyircisi sahaya girdikten sonra, kale arkasındaki Beşiktaş seyircisi sahaya girmek için ısrar etse ne olurdu? O kale arkasındaki Beşiktaş taraftarının 20'si sahaya girse, Konyasporlu taraftarla bire bir temasa geçse ölü çıkar o sahadan! Ateşle oynuyoruz resmen. Dün Konyaspor teknik direktörü sınıfı geçti, takımı sınıfı geçti, ama seyircisi sınıfta kaldı.
Bir paragraf da Konyaspor'un hocası Mustafa Reşit Akçay'a açmak istiyorum. Milli takıma yabancı hocayı getiriyorsun. Akçay'ın ne eksiği var? Avrupa'da kaç maç üst üste yenilmedi. İnsanları teşvik etmek lazım.
Bakınız... Beşiktaş ligin en büyük şampiyonluk adayı gösteriliyor. Ama... Bu Beşiktaş'ın işi zor. Üç senedir ileriye gideceğine geriye gidiyor. Para harcayıp, Pepe'yi alarak transferde başarılı olamazsın.
Gördünüz mü Pepe'yi? Pepe'nin üstüne tepe tepe geldi Konyaspor. Orta sahan nerede? Direkt Pepe ile sıcak temasa giriyor rakip takım. Forvetin nerede? Takımın nerede? Kademeye girmiyor... Beşiktaş takımında kim vardı dün bana sayar mısınız?
Beşiktaş dün takım mıydı? Değildi... Gol pozisyonuna da bireysel girdi. Konyaspor takım mıydı? Takımdı... Konyaspor keyif verdi mi? Verdi... Konyaspor kupayı hak etti...
Fikret Orman ve Şenol Güneş bu maçtan ders çıkarsın. Öyle konuşmakla, fotoğraf vermekle olmuyor bu işler!
Hakem Fırat Aydınus, dün kötü bir yönetim sergiledi. İlk yarıda Tosic'in Konyasporlu rakibine yaptığı faule "Devam" dedi. Adam otobandan giderken, resmen yan yola attı rakibini! Aynı pozisyonun kopyasında Konyasporlu oyuncuya sarı kart gösteriyorsun. Bunun adı eyyam!
Beşiktaş'ın penaltı beklediği pozisyonda top önce vücuda sonra kapalı olan kola çarpıyor. Devam kararı doğru. Konya'nın kazandığı penaltıda Pepe faulü yapıyor. Temiz, net bir penaltıydı.