CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Sancılar sürer

Bu maçı G.Saray'ın kazanması sarı-kırmızılıların lehine olmadı. Çünkü sancılar devam edecek.
G.Saraylılar, rakip 10 kişi oynamasına rağmen, sezon başındaki G.Saray gibi oynamadı.
Futbolcularda inanılmaz bir gerginlik var.
Sezon başı oynadığı futbolla seyirciye zevk veren, sahadaki futbolculara keyif veren bir G.Saray vardı, şu anda yok! Bunu yapan kim, kenardaki teknik direktör!.. Futbolcular açısından da hakem açısından da enteresan işler oldu. Akhisarlı Lopes'in atıldığı pozisyon: Hakem; rakibe yaptığı darbeden dolayı değil, bariz gol şansı olduğu için Lopes'i attı. G.Saray'ın 3. golünde de top auta çıkmadı, devam kararı doğruydu.
Muslera'da da inanılmaz bir gerginlik ve gerileme var. Yediği 2 golde de tuhaf çıkışlar yaptı. Aynı çıkışı, bir başka pozisyonda daha yaptı ama rakip uzaktan auta attı.
G.Saraylı oyuncular rahat değiller. Akhisar 4 maçtır gol atamıyordu.
Dün eksik oynarken de eşit oynarken de G.Saray'a göre akıllı işler yaptılar.
Şu da artık net gözüküyor:
G.Saray çok iyi futbol oynayarak değil, ite kaka bu sezonu götürecek.
Eskiden bir film vardı. E vde Tek Başına diye.. Gomis, resmen G.Saray'da onu oynuyor. Yanına çoğalamıyorlar, hiçbir şekilde takımda teknik adam etkisi yok. Gomis gollerini atarken; tek ve en fazla yardım aldığı adam Rodrigues. Ama Tudor onu kesinlikle oynatmıyor. Sebebi "Gomis gol atmasın" demek oluyor sanırım!. Nitekim Gomis'in atılmasına baktığınızda, gereksiz sinirlilik vardı.
Eğer kaybetselerdi, hem seyirci çok azalacaktı hem de bazı şeyler değişecekti.
Tudor'un değişmesi kesin iyi olurdu. Ama maçın dönmesi, G.Saray'ın bundan sonra gene sürünmesine yol açacak. G.Saraylı seyirci ikiye bölünmüş. Birileri Tudor gitsin diyor, daha doğrusu çoğunluk! Azınlık ise kalsın diyor.
Bunda G.Saray sevgisi varsa, G.Saray'ın menfaatleri varsa bir şey diyemem. Ama olayın görünmeyen iç yüzünde maddi menfaatler varsa; işte o zaman işin rengi değişir.

Artık herkes potada

Maç öncesi Beşiktaş'ın ne oynayacağı veya ne oynamayacağı zaten belli. Şablonu var, onu uygulamaya çalışıyor. Bazen çok istekli oluyorlar, uyguluyorlar. Bazen olamıyorlar, uygulayamıyorlar. Buradaki olay G.Saray'daydı. Ne yapacağı merak ediliyordu. Çünkü F.Bahçe, Trabzonspor ve Başakşehir maçlarında Tudor'un çıkardığı takımlar ve yaptığı uygulamalar çok değişik olduğu için Neyzen'in sazı gibi nasıl bir ses çıkacağı belli değildi Galatasaray'dan.
Maç başladı, sarı-kırmızılılar maceraya girmeden Beşiktaş'ın hücum alanlarını kapatarak ve daraltarak doğru işler yaptılar. Nereye kadar? İkinci yarının başında Muslera'nın yaptığı büyük hataya kadar. Orada moraller bozuldu, bükülüp koptu. Çünkü Galatasaray bu tarz oyununu 60'a 70'e kadar götürüp sonra Beşiktaş'ın arka tarafına sarkmak istiyordu. Bütün planları bozuldu. Yalnız Muslera değil defansta da inanılmaz hatalar yapmaya başladılar. Beşiktaş da bunları reddetmedi. Ama oyun o hale geldi ki 1-0'dan sonra maç bir anda 5-0 olabilirdi. İnanılmaz pozisyonlar kaçırdılar siyah-beyazlılar. Lig bayağı güzel hale gelmeye başladı. Herkes potaya girdi. Hatta potaya değil tencerenin içine girdiler. G.Saray yönetiminin radikal kararlar alması lazım. Şimdiye kadar diyorlardı ki işte 'Lideriz, şu takımdan bu kadar öndeyiz...' Deniz bitti! Beşiktaşlı futbolcular, Şampiyonlar Ligi maçlarından sonra bu maçın önemini çok iyi kavramışlar ki, Avrupa'da oynadıkları gibi mücadele ettiler. Siyah-beyazlılar bu mücadeleyi yaparlarsa Türkiye'de de başarılı olurlar.
Hakem ilk yarı karşılıklı birer penaltı pozisyonundaki yorumunda 'devam' dedi. Herhalde inanmadı. Birisinde top Gökhan Gönül'ün koluna, diğerinde Belhanda'nın sağ eline çarptı. Gökhan'ınkine yorum hakkı vardı ama Galatasaraylı oyuncuya yok. Oğuzhan'ın pozisyonunda da hakem penaltı düdüğü çalmadı. Oyuncunun kaval kemiğine Fernando'nun bacağı geliyor ama Oğuzhan'ın da kendini bırakma niyeti olunca hakem inanmadı. Bunları verseydi ne olurdu? İki taraf da bin tane bahane bulacaktı. Ama Beşiktaş bu kadar gol kaçırıp, bu golleri de atınca artık iki tarafın da konuşacak bir şeyi kalmadı. Bu da hakemin şansıdır

F.Bahçe ateşin içine düşmekten kurtuldu

Son zamanlarda moda bir cümle var; "Bu maçı versek ne olur veya berabere kalsak ne olur? Dünyanın sonu değil" diye...
Ama dün akşamki Antalya maçı, Fenerbahçe açısından dünyanın sonu olabilecek bir maçtı.
Bunun için de Aykut Kocaman, her şeyi sağlama almış özellikle rakiple dişe diş mücadele edecek, koşacak, rakibe basacak oyuncuları seçmiş kadrosuna. Soldado, geçen hafta 3 tane atmasına rağmen yine yedekte. Valbuena desen, o da yedek... Bir futbolcunun üç gol atması demek bir hafta sonra oynaması da demek değil. O geçen haftanın şartlarıydı.
Nitekim Fenerbahçe dün gece iyi futbol oynamadı. Ama iyi mücadele etti ve altın değerinde 3 puanı aldı. Bundan sonra ne olur? Önümüzdeki hafta Beşiktaş-Galatasaray oynayacak. Yani şampiyonluk yarışındaki rakipleri birbirleriyle oynuyor. Bakınız!
Fenerbahçe, şampiyonluğa giden tencerenin içine girip orada kavrulmak istiyor. Antalyaspor karşısında sarı-lacivertliler mağlup olsaydı veya berabere kalsaydı şampiyonluk tenceresinin dışında kalacaktı. Belki de ateşin içine düşecekti! Fenerbahçe, dün akşam kazanarak o tencerenin içinde kavrulmaya devam ediyor. Peki Fenerbahçe bu oyunuyla ne yapar? Şampiyonluk yarışında işi sona kadar götürür mü? Şunu açıkça söyleyeyim;
İşi zor... Beşiktaş sıkıştığı zaman iyi oynayabiliyor. Galatasaray, teknik direktörü Tudor şımarmazsa, sihirbazlık yapmaya kalkmazsa iyi işler yapıyor, Başakşehir zaten iyi... Fenerbahçe'de kadro sıkıntısı var mı?
Var... Hani bir laf var ya; Kör topal gidiyorlar şu anda! Ama nereye kadar?

Bu skora kimse aldanmasın!

Ey Sivassporlu oyuncular. Şimdi size diyecekler ki, "Bu kadar sinirlenmeye ne gerek var?
Kendinizin faul yaptığı pozisyonda bile hakeme büyük tepki gösterdiniz, bu tepki niye?" diyecekler.
Siz derdinizi anlatamayacaksınız.
Neden? Siz verilen bütün kararlarda kurbanlık koyun gibi hakemin verdiği kararlara itiraz etmeyeceksiniz.
Onlar ne karar veriyorsa "Peki" diyeceksiniz, top oynayacaksınız.
Kartlar, büyüklere ayrı uygulanır küçüklere ayrı uygulanır. Verilen kartlar var, peki verilmeyenler...
Mesela hangisi?
25'inci dakikada İsmail Köybaşı atılır mı, kırmızı kart olur mu? Evet, olur. Dirar, hakemin gözünün önünde Emre'nin kaşını yardı. Yine direkt kırmızı...
Ama yok! Eee maç 4-1.
Sivasspor kötü, Fenerbahçe çok iyi. Filmin sonu böyle biter. Bu yıllarca böyle bitti, hala aynı bitiyor.
Sarı-lacivertliler, eski maçlara göre daha bir diri oynadılar, birbirlerine yardım ettiler. Fark açılınca da rahatladılar. Top iki defa direkten dönüyor, vuranlar hep Fenerbahçeli oyuncular...
Sivasspor defansı, havan topu seyreder gibi seyrediyor.
Öyle seyredersen, bombayı kalenin ağlarında görürsün.
Soldado daha sonra girmesine rağmen üç gol atınca rahatladı.
Pskilojik olarak fayda sağladı.
Kimse skora aldanmasın.
Fenerbahçe iyi mücadele etti, sadece o kadar. Ama net bir skor elde etti.

***


"Maçın sonucuna hakemin etkisi netti. Hakem, futbolcuyla mücadele edemez."

Başka bir gözle izlerseniz...
Maalesef ama maalesef bu skorda hakemin etkisi netti.
Hakem, futbolcuyla mücadele edemez. Hakem futbolculara sinirlenip karar veremez, kart gösteremez. Sen adalet dağıtıyorsun. Adaleti sen dağıtamazsan bu sefer futbolcu futbolcuya adalet uygulamaya başlar. Fenerbahçeli Mehmet Topal'a çıkan sarı kart doğruydu.
Şener'e gösterilen sarı kart ise yanlış. Şener'in pozisyonunda temas vardı. Penaltı olmaz ama, kart da hatalıydı.
Maçı bir gözle seyrederseniz 4-1'lik skoru görürsünüz, başka bir gözle seyrederseniz hakem kararıyla bir takımın nasıl kazandığını görürsünüz.

İgor Tudor batıyor!

Şu çok net, Tudor kaşınıyor! Her hafta değişik bir şeyler icat ederek 'Ben büyük teknik adamım' demek istiyor ama her hafta bataklığa batıyor. Türkiye'nin en doğru top oynayan takımı Başakşehir'e karşı çift santrfor macerasıyla çıkarsan, bu sonuç sürpriz olmaz. Bazıları diyorlar ki, Emre ile Mahmut'u görmeyince böyle oynattı. İyi de kardeşim, özellikle Emre olduğu zaman top en çok onunla buluşuyor. Psikolojik olarak futbolcular da meşin yuvarlağı ona atıyorlar. Yani bir yerde Emre iyi top kullanmasına rağmen, zaman zaman da el freni vazifesi yapıyor. Dün Emre yokken Başakşehir çok daha hızlı oynadı. Sen ileride kalabalıklaşıp, Başakşehir'in pas yapmasını engelleyip, kaleci Volkan'ı degaj yapmaya zorlayayım diyorsun ama; Başakşehir topa basarak, boşa çıkarak, üst üste 4-5 pas yaparak çıkınca, en az 5 G.Saraylı arkada kaldılar. Yani orta alanda Başakşehir istediği gibi oynadı.
Başakşehir, işi bitirdikten sonra biraz geriye çekildi. Bu kez G.Saray oynuyor gibi göründü. Aslında oyun tam da Başakşehir'in istediği gibi oldu. Bakmayın G.Saray'ın bir gol attığına, bence o pozisyonda da Gomis kötü vurmadı ama golü yiyen kaleci Volkan'dı. Sezon başında G.Saray, Rodrigues'in getirdiği toplar ve Gomis'in vuruşlarıyla kaç gol attı. Rodrigues'e bakıyorsun yedek kulübesinde. Zaten oyuna girer girmez de yaptığı hareketlerle 'Niye beni kenarda tutuyorsun' dedirtti. Bu G.Saray kadrosunda sahaya sürülecek takımı oturup futbolcular yapsınlar, kadro seçiminde çok daha başarılı olurlar. Bu net görünüyor.
Kerim Frei yine her zamanki gibi. Girdi, işini yaptı. Tebrikler Başakşehir'e! Bu aldıkları skor hiçbir zaman sürpriz değil, doğru transfer yapmanın, doğru ve uzun vadeli çalışmanın bir emeğidir bu. Yıllarca büyüklerin yazılı ve görsel basındaki adamlarıyla, şişirme transferleriyle gelen büyükler neredeler, Başakşehir nerede? Ama bu iş hemen olmuyor, biraz emek istiyor.
Hem Başakşehir'i, hem teknik direktörlerini tebrik etmek lazım, hem de hakemi.. Tudor'a da bir tek şey yazmak lazım: Yuh olsun sana! Bir takımı, ne halden ne hale getirdin. Şahsi kaprislerinle!
Hakem Ali Palabıyık, sahada futbol oynatmaya çalıştı. Zaten sahadaki oyuncular da ona ve birbirlerine karşı art niyetli değillerdi. Bu kadar hakem hatasının olduğu yerde, böyle bir maçı temiz yönetti. Aslında, bu Ali Palabıyık havaya girmese, her maça aynı ciddiyet ile çıksa, farklı olacak. Çünkü vücut dili ve kişilik olarak sahaya yakışıyor. Ama şunu söyleyecek; 'Bu maç benim son maçım olabilir.' O zaman daha yukarılara gideceğini sanıyorum. Bu kadar yalaka hakemin olduğu yerde, futbolculara karşı tavrı ve duruşu çok iyi.

Sadece eğitim yetmez! Şahsiyetli olun

1973'te İstanbul Mithatpaşa Stadı'nda oynadığımız bir maçtan sonra hakem olmaya karar verdim. Futbolculuğum ve yedek subaylığım bittikten sonra, yani 1983'te hakem oldum. Bir prensibim vardı. Her maçım son maçım olacak! Hakemlik olayında para da yoktu. İstanbul'a, İzmir'e gittiğ-i mizde zar zor yetiştirip belki de içeri girerdik. Şimdi hakemlerin her şeyi var. Ben bu hakemlere soruyorum. Sizlere MHK'ler eğitim veriyor. Doğru, yanlış… Peki siz üst düzey hakemler bir odaya girip, "Arkadaşlar, biz bir yerde hata yapıyoruz. Biz şunları şunları yaparsak bir şeylerin önünü keseriz. Bunları bunları da yapmamamız lazım" dediniz mi? Futbolcular sizlerle şamar oğlanı gibi oynuyorlar. Hakaret ediyorlar, yeri geliyor küfür ediyorlar, duymuyorsunuz. Sonra da FIFA hakemi oluyorsunuz. Size adam değilsin, korkaksın diyorlar, cevap veremiyorsunuz. Küçük takımın futbolcusunu atıp büyük takımınkini atamıyorsunuz. Hadi eskiden yani benim zamanımda hakemler belli grupların adamıydı. Şimdi artık öyle değil, belli grupların elinde değil… O belli grupların bitiminde de benim baya bir payım var ama hakemlerin eğitim seviyeleri yükseldi. Peki hakem kalitesi yükseldi mi? Hayır. Neden? Arkadaşlar, üniversite mezunu olmak güzel bir olaydır. Eğitim güzeldir ama şunu hiçbir zaman unutmayın. Bu cümlem genele, sakın kimse alınmasın: "Tahsil cehaleti alır, eşeklik baki kalır." Yalnız eğitimle bir şey olmuyor. Aileden kalma kalıntılar, kendi vizyonunuz… Bunları ortaya koyamazsanız sizden hakem olmaz. Oyun kuralları hikaye, öğrenirsiniz. Hakemlik kişiliktir. Yine söylüyorum, hakem olunmaz, hakem doğulur. Bari pozisyonları bilmiyorsunuz, hiç olmazsa kişiliğinizi, şahsiyetinizi yedirmeyin. Ayaklar altına aldırmayın. Yanlış penaltı, yanlış faul verebilirsiniz ama sizin kişiliğinizle, şahsiyetinizle, insanlığınızla oynuyorlar. Tavır koyun. Eğer biraz yüreğiniz varsa…

***

Tazminatları cebinizden ödeyin!

Bu Lucescu'yu kim bulup getirdiyse, onu tebrik ederim. Onu öperim de, her yerinden, yanaklarından… Yazıyı fazla uzatmayacağım. Fatih Terim'i kim kovduysa, Lucescu'yu kim getirdiyse bu ikisinin tazminatlarını kusura bakmayın, ne kulüplerden ne de benim vergilerimden ödemeye hakkınız yok. Bu tazminatları Yıldırım Demirören başkanlığındaki yönetim kurulu ve karar alanlar çatır çatır çatır ödeyecekler. Hiçbiri kıvırmayacak.


Fatih Terim'e telefon açacaksın, istifa ettirtmeyeceksin, sonra görevden atacaksın. Sonra da Lucescu denen orası burası ayrı oynayan bir adamı getireceksin. Benim bildiğim bir fıkra var, ihtiyar- muhtar diye, ona benzeyen bir adam. İtalya'da ayrı, Türkiye'de ayrı, Romanya'da ayrı konuşuyor. Bu Lucescu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına yakışmıyor. Enteresan, Arda'ya gidip sağını solunu yalaya yalaya Milli Takım'a geri getirdi. Milli Takım teknik direktörüne ve hocasına küfür eden adamı… Şimdi de duyuyorum, Galatasaray Başkanı bu adamı almaya gitmiş. Ona da hayırlı işler…

***

Külliyen!

Yıllar önce şike olayında Fenerbahçe kafilesi Trabzon'a giderken otobüse Rıdvan Dilmen geliyor ve Aykut Kocaman'la o zamanki Federasyon Başkanı'na gidiyorlar, Mehmet Ali Aydınlar'a… Ben de bunu televizyonda söylüyorum. O zamanki Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman, "Bu külliyen yalandır" diyor. Ben de "Külliyen doğru" diyorum. Sonra Fenerbahçeli idareci Cihan Kamer çalıştığım kanalda programa geliyor ve bana diyor ki," Fenerbahçe'nin teknik direktörü hakkında yalan söylediniz". Ben de "Hayır" diyorum. "Özür dileyeceksiniz" diyor. Ben de, "Eğer yalansa özür dilemesini bilirim ama doğru olduğum kanıtlanırsa siz ne yaparsınız, özür diler misiniz" diyorum, "Dilerim" diyor. Birkaç ay sonra Rıdvan bizim programa bağlanıyor ve şunu diyor: "Evet Erman abi, biz o seyahatte Aydınlar'a gittik." Soruyorum Rıdvan'a canlı yayında, "Yanınızda genç birisi daha vardı, o girdi mi? Avukat olabilir." Rıdvan, "Girmedi abi, sekreterin yanında oturdu" diyor. O günden sonra benden ne Kamer ne de Kocaman en ufak bir özür dilemiyor. Külliyen…

***

Dans-öz

Biz Türkiye'de yaşıyoruz. Yıllarca çok dans çeşidi gördük. Çarliston, çaça, vals, twist, rock'n roll, slow… Bunlar dışarıdan ithal danslar, zaman zaman yapıldı. Bizim öz danslarımız derseniz aşağıdan yukarıya horon, zenne, rakkase, oryantal gelir. Şimdi bunu niye yazdım? Herkesin kafasına bin tane soru gelecek. Arkadaşlar… Futbolcuyken, teknik direktörken veya gazeteciyken kelime oyunları oynamayacaksınız. Oynarsanız kimseye bir şey söyleyecek haliniz kalmaz. Televizyonlara çıkıp beyanat verirken çok açık olmalısınız, çok net. Kıvırmaya müsait cümleler kurarsanız, milleti kaosa sokarsanız, herkese bin tane yorum yaparsanız bu oryantale girer. Benim tanıdığım Türkiye'de çok kaliteli oryantaller vardı. Hala da çok iyi oryantaller çıkıyor…

NOT: Başlığın anlamı şudur. Dans yapabilirsiniz ama bunun özünü yapanlar var. Aklınıza farklı bir şey gelmesin.

İzmir’de antrenman!

Beşiktaş ile Göztepe arasında kadro olarak büyük fark var. Siyah-beyazlılar, 90 dakikayı çok rahat götürdü. Seyrederken şunu görüyorsunuz; Göztepe bir atsa, Beşiktaş sıkarsa iki atabilir. Avrupa'da da rahatlayınca lig maçlarına biraz daha sarıldılar. Ama şu bir gerçek; Beşiktaş'ın orta sahasında hala bir sorun var. Bakınız! Quaresma, Cenk, Babel ve Talisca... Bunlarda bir sorun yok. Topu bu oyunculara getirirseniz, bunlar işi becerirler. Ama onlar orta sahaya yardıma gelmeye başlıyorlar. Eğer rakip orta saha ile bu dört ismin bağlantısını keser ve bu oyuncuları ortaya ve defansa yardıma getirirse o zaman Beşiktaş'ın işi zorlaşıyor. Çünkü bu dört oyuncu, enerjilerinin çoğunu top çıkarmak için geriye gelirken harcıyorlar. Bu sefer hücum güçleri azalıyor. Göztepe takım olarak bu bağlantıyı kesebilecek kapasitede değil. En üst düzey hücumcuları da olmayınca maçı çok rahat kaybettiler. Çünkü onların rakibi Beşiktaş değil. Öyle olmasına rağmen Fabri, özellikle oyunun başında birkaç pozisyonda iyi yer tutarak daha büyük tehlike çıkmadan pozisyonları engelledi.
Beşiktaş'ın bir avantajı sahaya çıkacak 11'in hemen hemen 8'i 9'u belli. Bu önemli bir avantaj. Dün de bunu çok rahat gördük zaten. Ama bir dezavantajları var kenarda oturan yedekleri hemen hemen hep aynı yerlerin adamları. Yani Beşiktaş'ın orta alanda en az bir hatta iki etkili alternatif futbolcusu olması gerekir. Eğer Avrupa'da daha fazla gidip, Türkiye Ligi'nde sezon sonuna kadar şampiyonluğu kovalayacaksa...
Bu kadar kolay maçta bile Hüseyin Göçek çok rahat düdükler çalamadı. Göztepe'nin attığı golde ofsayt var. O onun hatası değil. Ama ikinci yarıda gelişen bir Beşiktaş hücumunda Göztepeli Kadu'nun Beşiktaşlı Talisca'ya yaptığı hareket ceza alanı içinde mi çizgide mi dışında mı? Bu tartışılır. Ama pozisyonun nerede olduğu önemli değil. Neden? Çünkü hareket kesin faul ve bariz gol şansı olduğu için yapana kırmızı kart. Hüseyin Göçek, göstere göstere 'devam' dedi. Maç iki farklı devam etmese iş çok zorlaşacaktı. Beşiktaş, İzmir'de güzel bir antrenman yaptı ve rahat kazandı.

Fenerbahçe yavaş yavaş eriyor

Fenerbahçe açısından değişik bir olay yok. 'Büyük Fenerbahçe' diyorsun, iyi tamam da orta sahada Valbuena denen bir adam var, her şeyini ona bağlamışsın. Adam da aman aman bir şey yapmıyor. Alıyor topu veriyor, sakatlanıp çıkıyor, Fenerbahçe duruyor. Bu koca Fenerbahçe dediğin takım bir futbolcuya mı bağlı oynuyor? Böyle bir olay olur mu!
Fenerbahçe'de iki oyuncu sakatlanıyor. İki sakatlık da kameradan görüldüğü kadarıyla adale sakatlığı. Bunun bir tek izahı var, ya iyi çalıştırılmıyorlar ya da kendilerine bakmıyorlar.
İki futbolcu ilk yarı çıkınca oyuncu değişikliği için artık oyunun sonunu bekleyeceksin. Ama şu bir gerçek Osmanlıspor iyi top yapmaya başladı. Üstüne her şeyiyle geliyor. Bir oyuncu değiştirme hakkın daha var. Artık bu riski 75'te, 78'de kullanacaksın. O riski Aykut hoca alamadı. Bu Fenerbahçe'nin ne tadı var ne de tuzu...
Osmanlıspor ligin sonuncusu. Fenerbahçe'den daha derli toplu oynadı. Siz bakmayın o yüzde kaç Fener oynamış, yüzde kaç Osmanlı oynamış. Oyunun bütün hakimi doksan dakika Osmanlıspor'du.
Fenerbahçe için öyle şeyler olabilir diyorsun ki, bir tık bir şeyler yapsa yukarıya oynayacak, ama işte o bir 'tık'ı Fenerbahçe yapamıyor. Kaç haftadır o 'tık'ı yapıp yukarıya çıkamadı ama o 'tık'ı yapmayıp hep aşağılara indi.
Hani hasta bir adam vardır ya, Allah korusun, adamı görürsün yavaş yavaş eriyordur, yok oluyordur. Fenerbahçe şu anda aynen ona benziyor.
Osmanlıspor da bu futbolunu daha evvelki maçlarda oynamadı. Herhalde büyük takımı görünce motive oldular.
Osmanlıspor'un seyircisi yok. Gençlerbirliği'nin seyircisi yok. Ankara'da seyircisi olan bir takım var; Ankaragücü. O bir al t kümede oynuyor. Ama maalesef Süper Lig'de oynayanların da işi zor öyle gözüküyor.
Kestirme olarak söylüyorum, dün akşamki maç kimin hakkıydı? Yoksa beraberlik doğru netice miydi? Bu soruya cevabım net. Hayır, beraberlik doğru netice değildi. Maçın hakkı Osmanlıspor'undu. Aslında dikkat edin hep bu cümleyi söylüyoruz her takım için Fenerbahçe maçları bittikten sonra. Dün gece veya bu gece bu takım Fenerbahçe'yi elinden kaçırdı. Bu yılki Fenerbahçe'nin ana fikri bu...

G.Saray’da disiplin eksikliği var

Şöyle enteresan bir maç... Trabzon teknik direktör değişikliğinden sonra bir büyük maçta ne yapacak? G.Saray, oynayacağı bu zor deplasman maçında ne yapacak? Önce Trabzon'dan başlayalım; Teknik direktör değişikliği yüzde 100 kendini göstermiş. Trabzonlu futbolcular üzerlerinden ölü toprağı kalkmış gibi mücadele ettiler. Galibiyet kesinlikle bordo-mavililerin hakkıydı. Hem hücumda çoğaldılar, hem defansta çoğaldılar, hem rakipten kaptıkları topları alıp hücuma kalktılar hem kendi defanslarından topları alıp hücuma çıktılar. Rıza Hoca'nın geldiği net bir biçimde belliydi.
G.Saray'a dönüyoruz...
Teknik direktör ile bazı futbolcuların arasında kopukluk var. Mesela benim dışarıdan gördüğüm Gomis'le... Eğer Gomis istediği topları alır da verimli olamazsa tamam. Ama eğer Gomis'e topu getiremezsiniz, ne yapsın? Dün gece meşin yuvarlağı Gomis'e getiremediler.
Muslera da bazı yan toplarda gereksiz çıkıyor, bazılarında da gereksiz kalede kalıyor. O da eski Muslera değil.
Rıza hoca, Yusuf Yazıcı'yı daha çok sağ açık tarafına kaydırarak oynattı. Sol ayaklı olan bu oyuncu hem içeriye, hem dışarıya çalım atarak G.Saray defansına zor anlar yaşattı. Ayağına da hakim olduğu için kolay top kaptırmadı. Rıza hoca, takımını bu kadar kısa sürede tanıyıp gerekli işleri yaparken, Tudor'a bakıyorsunuz, şansı da yaver gittiği halde daha hala sahaya çıkacak kadroda ve takımın içinde otorite sağlayamamış. Takımına hakim değil. Öncelikle G.Saray'da disiplin noksanlığı var. Geçen hafta Belhanda'nın atıldığı pozisyonda disiplin eksikliği var. Bu hafta Feghouli'nin atıldığı pozisyon... Bunların hepsi takımdaki hoca disiplinsizliğini gösterir. İlk yarının sonunda Olcay ile Feghouli'nin atıldığı pozisyonda bence verilen kırmızı kartlar doğru. Ama ilk yarıda Trabzonsporlu Bero'nun, Galatasaraylı Fernando'ya girdiği pozisyon kesin kırmızı kart olmalıydı. Ndiaye'nin gördüğü ikinci sarı tartışılır. Öyle veya böyle şunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Trabzonspor bu maçı almayı hak etti. Galatasaray da kaybetmeyi hak etti. Öküz altında buzağı aramaya gerek yok.

Şenol Güneş kapıyı kırdı

Alanyaspor çok gol atıp çok gol yiyen bir takım, tamam. Bu ne demek, hücumu iyi yapıyorlar ama defansta iyi değiller. Peki o zaman ne yapacaksın? Alanya'yı kendi üzerine çekip, hücum gücünü kapatarak kendin seri çıkacaksın ki Beşiktaş bunu yapabilecek kapasitede bir takım. Ama özellikle ikinci yarı Beşiktaş inanılmaz bir baskı kurdu. Ancak Alanya çok kapandı. Yani bir türlü kapıyı kıramadılar. Kenarlardan çok da orta yaptılar.
Yalnız şu var, ilk yarı boyunca oynadıkları müddetçe hem Talisca hem de kaptan Oğuzhan istenileni veremediler dün gece. Bence Şenol onlara biraz fazla tahammül etti. Nitekim baktı ki olmuyor, bu kadar da akın yapıyorlar, Alanya da çıkamıyor, o zaman Negredo'yu oyuna soktu. Çünkü başka şansı kalmamıştı. Kapıyı açamıyorsan kıracaksın. Öyle oldu.
Çok adamla defans yapan Alanya, baskıyı yiyince adam kaçırmaya başladı. Çünkü Alanya forvetleri kendi defanslarını hiç rahatlatamadılar. Beşiktaş'ın defans hattı dahil üzerlerine gelmesini sağladılar. Öyle olunca da ikinci golü yediler. Büyük takımlara bu tarz oynarsan işin zor.
Siyah-beyazlılarda bazı futbolcular iyi mücadele ettiler. Hiç gereksiz bir şekilde kalecisine pas atan Babel iyi mücadele edenlerden biriydi. Quaresma'yı da bunun yanına koyalım. Yani dün gece yük siyahbeyazlıların her futbolcusunun üzerine eşit binmedi. Bazıları fazla enerji harcadılar, bazıları az. Demek ki bazılarını kenara alarak ders vermek lazım.
Alanya'nın aman aman hücumu yok. Attıkları gol de bir vuruş golü. Vurursun girer... Yani dün gece Alanya oyun şekliyle mağlubiyeti hak etti. Hak etti ama 'Beşiktaş iyi mi?' derseniz maalesef onun için de çok iyi şeyler söyleyemeyiz. Quaresma'nın penaltı pozisyonunda rakip, ayağını Quaresma'nın yoluna soktu, baldırıyla da hamle yaptı.
Quaresma penaltı niyetiyle gitti ama zaten yapılan penaltılıktı. Ama düşüş ve kendini atış biçimi hakemin kafasını karıştırdı ki penaltı çalamadı hakem.