CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Bu oyunla sınıfı çok zor geçer

Evinde tek mağlubiyetini 18 Eylül'de 1-0'lık sonuçla Samsunspor müsabakasında alan Gaziantep karşısında son dış saha maçında iki puanı çöpe atmış Galatasaray için kazanmanın formülü, geçen haftada olduğu gibi kalesini gole kapatmaktı. Transferde gelenler, gidenler, dedikodular bir takım üzerinde en büyük gölge.. Morata transferiyle, beklerinden performans alamayan Okan Buruk'un, sezonun çıtası olan Tottenham maçındaki dizilişe döneceği ve bunun provasını dün akşam yapacağı belliydi.
Belli olmayan ise Yunus ve Barış'ın yokluğunda Jelert ve Sallai'nin ortaya koyacağı performanstı. İlk maçında heyecandan ayakları titreyen Ahmed Kutucu'nun golü, ilk yarıda ön alanda iyi baskı yapan ve kovaladığı hatalardan pozisyon bulduğunda son toplardan skor bulamayan sarı-kırmızılı takımın tek sayısıydı. Lucas Torreira ve Gabriel Sara'nın ilk yarıda gördüğü kartlarla orta saha direnci azalırken, Galatasaray ilk yarıda Kaan ve Ahmed, ikinci yarıda da yine Ahmed, Sara ve Davinson ile rakibinin fişini çekecek ikinci golü bulamadı. Savunmada Abdülkerim, rakibi karşılarken sıkıntılı. Sezonun soru işareti Jelert için o soru işareti yerine bir virgül koymak lazım. Konyaspor maçında olduğu gibi son 15 dakika yine Galatasaray taraftarı için yürek sancısıydı. Önceki gün Milano derbisine çıkacakken dün Gaziantep'te takımla idman yapmadan sahaya sürülen Morata ve Lemina ile Okan Buruk, planını çok daha kolay uygulayacak. Oyun, sınıfı ancak kanaat notuyla geçer ama 3 puan transfer kaosunda en mühimi…

Görkemli kariyeri ile doğru adam!

Bugün Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki 6 puan farkının en basitinden Okan Buruk'un Kadıköy'de kazandığı derbi olduğunu söylersek o günlere dönüp hatırlamamız gereken bir gerçek var. İcardi'nin sakatlığı nedeniyle Galatasaray, Osimhen transferi olmasa Batshuayi ile gidecek ve kuvvetle muhtemel o gün oyun planı sekteye uğrayacaktı. Arjantinli döndü ve sezonu kapattığı Tottenham maçına kadar da Victor Osimhen ile birlikte Okan Buruk'a çift santrfor ve üçlü defans oynama hayalini yaşatıp pratiğe döktürdü. Beklerinden muzdarip takımın bugün yeniden 3-4-1-2 oynayabilmesi için Alvaro Morata elbette ki doğru adam.

NET BİR BAĞLANTI OYUNCUSU
İcardi'nin orta saha derinine gelip oyun kurulmasındaki katkısını, F.Bahçe'de Dzeko'nun yine aynı bölgedeki pas trafiğinde bir tık fazlasını yaptığını bir kenara yazıp, Morata'nın Osimhen'in arkasında oyun aklı ve İspanyol futbolunun akademik öğretileriyle net bir bağlantı oyuncusu ve bitirici, aynı zamanda da takımın hücum-orta sahası arasında katalizör olacağını söyleyebilmek zor değil… Sezon başında geldiği Milan'dan teknik adam değişikliği olmasa ayrılmazdı Morata... Süper Kupa'yı kazanan ve eli kuvvetli olan teknik adam Sergio Conceiçao, saha ortasında futbolcusu Calabria'ya saldıracak kadar tek adamlığını ilan ettiği Milanello'da Santiago Gimenez transferi de imza aşamasına gelmişken Morata'nın da planlarına uymadığı sinyallerini veriyordu.

KARA KARA DÜŞÜNÜYORDU
Osimhen'in cezalı olduğu AZ Alkmaar maçı için bile kara kara düşünen Galatasaray teknik heyeti, Nijeryalı bir aya varan bir sakatlık yaşasa şampiyonluk yarışında büyük yara alacağının farkındaydı. Morata'nın görkemli geçmiş kariyerini anlatmaya gerek var mı? Ara transferde İspanyol Milli Takımı'nın santrforu size "Evet" diyorsa kısmetlisinizdir.

Bitmeyen kavga!

Galatasaray'ın memleket sınırları içinde iyi bir teknik direktörü var. Kazandığı iki şampiyonluk, altı puan farkla oturduğu liderlik koltuğu. Avrupa'da ise hâlâ rüşdünü ispat edememiş, Sparta Prag ve Young Boys faciaları sonrasında bu sezon Avrupa Ligi'nde de zayıf rakiplere verdiği puanlarla işini son maça bırakmış bir teknik adam… Galatasaray'ın hastaneden yeni çıkmış bir başkanı var. Kendisi eleştiri dışı bugünlerde, malum insanlık. Bir de futbol şubesinden sorumlu yöneticisi var: İbrahim Hatipoğlu. Arası iyiymiş gibi göründüğü ama gram sevmediği transferleri her zaman olduğu gibi eline yüzüne bulaştıran sportif direktör istifa ettiğinde sırtını Türk bir menajere dayayan Hatipoğlu. "Ben eski gazeteciyim, muhabirleri lehinize yazdırırım" diyen menajerin listesiyle yola çıkan İbrahim Hatipoğlu… Erden Timur'un boşluğu dolmayınca devreye giren ve Hatipoğlu'nun hasım bellediği Abdullah Kavukçu ve dün Ajax maçı öncesinde Morata-Pavlovic sesleri. Galatasaray dün Amsterdam'da namağlup unvanını da bırakıp ilk 8 dışında kaldı. Bilbao pastası önünde pişkin pişkin poz veren İbrahim Hatipoğlu, onunla yola devam edenler, onların karşısında kendilerine başka yol çizenler.
Galatasaray dün çok hücum edermiş gibi göründüğü, Mertens'in bir maç daha, kontrat kaygılı Yunus da yine ortalıkta görünmediği, Berkan'ın sol bek başladığı 90 dakikayı kaybetti. Fazlası ise, Torreira, Osimhen ve Davinson play-off ilk maçında cezalı… Kendi içinde kavgası bitmeyenin dışarıda kazanacak savaşı yoktur. Buyurun birbirinizi yemeye devam edin…

3 puan üç noktalı

Son maç bir referans ise Mourinho evinde golsüz berabere biten ve kendisince istediğini aldığı maçtaki dizilişi ve oyuncu tercihlerinden o kadar memnun kalmış ki dün yine aynı tercihlerle başladı. Ortanın solunda Szymanski, defans üçlüsünde Yusuf. Kostic'in kulübede olması, Tadic'in forvet arkasına geçmesi ve Dzeko'nun 11'e dönmesi. Göztepe ligin flaş ekibi ama deplasmanda kazandıkları maç sayısı Beşiktaş maçıyla sınırlıydı. Dikine oynayan, pas kalitesini önemsemeyen ve bunu atletizmle bertaraf etmeye çalışan bir ekip. F.Bahçe'ye ön alan baskısıyla nefes aldırmadılar. Amrabat üzerine kurdukları baskıdan oyun kuramayan F.Bahçe'de kanatlara top gitmiyor, takım kendini rakip sahaya atamıyordu. F.Bahçe'nin rakip ceza sahasına sadece 4 kez girebildiği, cılız bir hücumla bitirdiği ilk yarıda golü bulan ama 3 net pozisyonu harcayan Göztepe, 2. yarıda bedelini ödedi. Mourinho dörtlü defansa dönüp, kanada Maxi'yi alıp, Szymanski'yi iki santrforunun arkasına yolladı. Göztepe defansının hediyesi ilk golde F.Bahçe rakibini sarstı, 10 kafa golü atmış ev sahibi, Nesyri ile ikiyi bulduğunda Mourinho'nun takımı, rakibini ringe serip saydırdı ama İzmir ekibi 2 dakika sonra Oğuz'un jeneriklik golüyle 9 dakikada nakavt oldu. Çıraklıktan kalfalığa tırmanan Göztepe'ye tribünlerle birlikte usta tokadı… Mourinho yanlışlarla başladığı maçı doğrularla bitirdi ama iki görkemli stoper transferinin ardından Lyon maçı sonrasındaki cümleyi tekrar not düşüyorum: "Yaratıcılığı Tadic'e bağlı takım, o vasat futbol oynadığında ne yapacak?" 3 puan üç noktalı, oyun ise bir ünlem, iki nokta…

Mertens ve Yunus vasattı

Küme düşme hattındaki Hatay deplasmanında galibiyet serisine son verip, Avrupa Ligi'nde 6 maçta 1 gol atmış D.Kiev'den kalende 3 gol görüp, benzer tabela senaryosunu bu sezon 4. kez yaşarsan, üstüne bir de 7 şampiyonluk kazanmış kulüp tarihinin en çok forma giyen ismini, Muslera'yı taraftar yuhalarsa, yetmedi iki maç arasını transfer dedikoduları, gelmeyen imzalar ve yöneticilerin ego savaşlarıyla geçirirsen Rams Park'ta cezalı 20 bin taraftarın yerini doldurmuş dolu tribünlerin önüne gergin çıkarsın. İki maçtaki Berkan denemesinden vazgeçip, Kaan Ayhan ile başlamak doğru karardı. Sara'nın yokluğunda üretkenlik getirecek isimler Mertens ve Yunus'un yine vasatın altında kalan oyunları, Halil Umut Meler'in zırt-pırt çaldığı düdüklerle birleştiğinde futbol adına can çekişen bir 45 dakika izledik. Buruk'un beklerinin çizgiyi kullanmadığı savunmada Sallai'nin, Yusuf Erdoğan karşısında yavaş ve titrek kaldığı yarının pekiyi alanları 26 uzaklaştırma yapan defans göbeği ve penaltıyı getiren pozisyonda ekmeğini taştan çıkartan Osimhen idi.
İkinci yarıda biraz kıpırdasa da G.Saray yine soru işaretleriyle dolu bir 45 dakika oynadı. Bardağın dolu tarafında uzun zamandır kalesini gole kapatan bir Okan Buruk takımı izledik, Konya'nın isabetli şutu yoktu. Ahmed Kutucu ilk maçının heyecanına yenik düştü ve top ayaklarına dolandı. Maçı 3 stoperle bitiriyorsa G.Saray, yolunda gitmeyen şeyler vardır elbette. 3 puan mühim ama Amsterdam'daki sınav için yolu aydınlatan bir futbol farı yok maalesef…

Başka formül bulmalı

Maçtan önce "Bize iki maçta iki puan yeter" diyen Mourinho, metin altında Lyon'a kaybetmeyelim de haftaya Danimarka'da en azından 1 puan alırız fikri yatıyordu. Sakatları, Avrupa listesinde olmayanlarıyla hafta sonunda da zorlu Göztepe maçı varken kendisi açısından pragmatik bir yorum olabilir ama sonuçta 50 bin taraftar Kadıköy'e Fenerbahçe'nin galibiyetine şahit olmak için çıkıp geliyor evinden. Dzeko'nun kulübede olduğu En-Nesyri arkasında Tadicİrfan Can ikilisinin oynadığı ev sahibi ekibin ortanın solunda Szymanski ile defans üçlüsünde genç Yusuf ile maça başlamasının sıra dışı olduğu ortada. Sonuçta yarından itibaren yeni transferlerle defans üçlüsü değişecek ve ligin ardından tur geçildiğinde Avrupa listesi de yenilenecek. Fenerbahçe'nin ilk yarıda isabetli şutu yokken, Fransızlar daha fazla topa sahip olan ama üretkenlikten uzak olan taraftı. İlk yarıyı 3 hücumla tamamladıktan sonra 46-80 arasında orta sahayı da oyunu da aldılar. Tadic sahada vardı, oyunda yoktu, İrfan Can Kahveci de. Mourinho'nun takımı defans üçlüsü, Szymanski ve Fred ile oyuna tutundu ama iki isabetli şut olarak geçen iki cılız atağı da ancak 80. dakikadan sonra izletebildi taraftarına… Amrabat ve Fred kalenin çok uzağında kaldı. Mourinho yenilerle daha sağlam defans yapabilir ama Tadic'in yaratıcılığına bakan ön tarafın görüntüsü, derine gelip oyunu rahatlatan Dzeko yedek başladığında iç açıcı değil. Kapının eşiğinde olan Maximin-Cengiz gibi adamların da yolcu olduğunu düşünürken Mourinho üretkenlik adına başka bir formül üretmeli…

Yarmolenko’nun tokadı var!

Hatay maçının ziyan olan ilk yarısında tek suçlu Berkan değildi elbette ama Sara'nın yokluğunda Buruk'un dün yine aynı pozisyonda ona şans verirken açıklaması "Ön alan baskısı için"di. Karşındaki 11'inde yabancı futbolcu olmayan, savaşın gölgesinde yaşayan ve Avrupa Ligi'nde 6 maçını kaybederken sadece bir gol atabilen Dinamo Kiev. G.Saray'ın kornerden golü bulduğu ilk 10 dak-i kalık dilimden sonra D.Kiev ayağa paslarla çok iyi çıktı. Ev sahibinden çok daha isabetli ve pozisyon almasını bilen oyunlarına Abdülkerim'in golü darbe vursa da vazgeçmediler. Osimhen'in atletizmi, takım arkadaşlarının elbette önünde ve her ofsaytta kaldığında ya ona geç top atan bir G.Saray ya da kontrolsüz çıkan bir Osimhen izledik. Barış'ın VAR'dan dönen kırmızısı ve penaltı olmasa Okan Buruk ilk mağlubiyetini alabilirdi. 90 dakika sabrettiği Yunus'un derdi neyse odasına çağırıp sormalı, hiç oyuna girmeyen vücut dili bozuk Yunus'a da yönetim ne kontrat verecekse vermeli. Bu sezon iki hatta 3 farklı öne geçip de kazanamadığı maçlar arşivde taze dururken dün de bunlara bir yenisi eklendi. G.Saray yönetiminde demeçlerinden kibir ve olmamışlık akan Metin Öztürk ve UEFA Kupası-Bilbao pastasının önünde gülümseyerek poz veren İbrahim Hatipoğlu'nu sahneden çeksin Başkan Özbek. Bir Bilbao hayali varsa ortada eksiye koşan bir futbol gerçeği ve 36'lık usta Yarmolenko'nun tokadı var… Bir de dün kalesinde yediği hatalı gollerden sonra yuhalanan "efsane" Fernando Muslera…

Tadic girince...

Futbolda oyuncu orijinal mevkisinde başlayacak diye bir kural elbette yok ama dün Mourinho'nun 11'i ve dizilişi ilginç bir başlangıç notu içeriyordu. Djiku, Kostic ve Nesyri dışında kalan 7 isim de kariyerlerini inşa ettikleri pozisyondan farklı bir görevle sahadaydılar. Mert ve Levent üçlü defansın iki ucunda, Fred 6 numarada, İrfan Can forvet arkasında ve bir kanat forveti olan Oğuz, orta dörtlünün sağında… Bunun iki sebebi olabilir. Mourinho, Lyon maçını hedeflerken Tadic'i dinlendirmek istemiş olabilir ama kart cezasından dönen Amrabat'ın, İsmail de sakatken kulübede başlaması ilginçti. Bir diğer sebep ise Portekizli hocanın arayışları sürüyor, 3'lü defansın önünde yeni kurgusunu arıyor. Bu arayış kısır bir ilk yarıyı beraberinde getirdi. Nesyri'nin direkten dönen topu, İrfan Can'ın cılız şutu. 33'te kendi adına maçın kader anına imza atan Adana Demir, net fırsatı Aliou ile harcarken, 45 dakika boyunca Maestro ile F.Bahçe orta sahasını süpürdü.
G.Saray'ın puan kaybı yaşadığı haftada temposu düşük, dizilişi problemli ve inandırıcılıktan uzak oyuna el atması gerekiyordu Mourinho'nun. Devrede giren Osayi ve Çağlar değil maçı çeviren 66'da giren Tadic'ti. Bu değişiklikten 10 dakika önce Yusuf Barasi atılınca 10 kişi kalmış Adana Demir, iki pozisyonda VAR kararıyla tabelayı 0-0'da tutarken bile sonun başlangıcı belliydi. Tadic, 3 dakikada 2 asistle, En-Nesyri de 5 dakikada 2 gol, 1 asistle ev sahibinin fişini çabuk ve rahat çekti. Mourinho, belli ki 3'lü defansla devam edecek. Bu üçlüde 1 ay sonra Mert ve Levent'in yerinde 2 yeni transferin oynayacağını söylemeye gerek var mı?

Hercai ve laubali futbolla golü yedi

Geçen sezon şampiyonluk yolunda sezon ortasında kaybettiğin tek maç Hatay deplasmanı. Öncesinde bu deplasmanda 4-2 ve 3-0 yenilmişsin. Rakibin kadrolarından ve ruh halinden bağımsız sana ters geliyor. Sadece bu istatistik bile maç toplantısında taktik konuşmanın önüne geçer. Belli ki geçmemiş… Galatasaray karşısında o galibiyetleri alan Hatay kadrolarıyla kıyasladığımızda çok daha defolu, eksik, her şeyden önemlisi kalecisi Erce'nin cezalı olduğu bir takım vardı. İlk yarıda sarı-kırmızılı takımda Yunus ve Barış'ın kanatları bırakıp iç kulvarda sürekli top araması, Berkan'ın teknik yetersizliği nedeniyle kurulamayan oyuna çare olarak geriden stoperlerin attığı uzun toplar ve Osimhen'in boğuşması… Hercai ve de laubali bir futbol oynuyordu Galatasaray, golü de öyle yedi. İlk yarıyı Süper Lig'de bu sezon ilk maçına çıkan bir kaleci karşısında sadece 8 hücum ve bir isabetli şutla bitirmenin elbette bir telafisi 45 dakika vardı. İkinci yarıda fabrika ayarlarına döndü gibi görünebilir G.Saray ama bu Sara'nın yokluğunda kim oynarsa oynasın dublörü bile olamayacağını değiştirmiyor. Beraberlik golü sonrasında ev sahibini boğan Galatasaray net fırsatları ya harcadı ya da ofsayta takıldı. Icardi'sizlik böyle bir şey işte… Batshuayi değişikliği gereksiz, 90+5'te Jelert anlamsızdı. Okan Buruk momentumu bozan adam, belli ki kontrolü kaybetti. Hakem Cihan Aydın gözünün önündeki penaltıyı yabancı VAR'a bıraktı. İlk yarıda G.Saray'ın verilmeyen bir penaltısı var. Türkiye'de dokunulmayan adam MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu. Utanması olmadığından o koltukta oturmaya devam ediyor…

Sırtını yaslamış...

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç'un kendi döneminde üçlü defans ile iyi hatıraları yok, başkanı olduğu kulübün futbol takımının bu dizilişle başarıya ulaşabileceğine inanmıyordu. Mourinho kupa dahil son üç maçta defansı üçlü kuruyor, bu hem En-Nesyri hem Dzeko'nun sahada olması demek, üstüne sezona sağ kanatta başlattığı Tadic'e de forvet arkasında özgürlük tanımak manasına geliyor. Dün F.Bahçe lig tarihinde kalesinde en erken gördüğü golde rakibi üçlü karşılayan Çağlar'ın çaresiz fotoğrafını verdi. Altıncı dakikada Livakovic, Kramer'in şutunu çıkarmasa başka bir maç izleyecektik.
Portekizli hocamın rakip analizden daha çok bence kadro tercihinde kariyeri boyunca Avrupa futbolunda iz bırakmış, tecrübeli isimlere sırtını yaslamak fikri var. Kim bunlar? Dzeko, Tadic, Kostic ve Fred. Amrabat ve İsmail'in olmadığı orta sahada oyunun hamallığını hücum yönü güçlü ikili Fred ve Szymanski'ye yüklemek, gol atsa da maç boyunca Tadic'i takımın sırtında taşımak, bunları Mourinho görmüyor mu? Görüyor…
Dün F.Bahçe ikincisi aut olan iki duran toptan ilk yarıda iki gol, bir de rakip kalecinin hatasıyla "akan oyunda'' Tadic ile üçüncü golü buldu. Oyuna iki golle ortak olan Konyaspor son bölümde beraberlik sayısını da bulabilirdi. Mourinho üçlü defansla yola devam edebilir, edecek gibi de görünüyor ama bu dizilişte ne yeni kontrat imzalamış İrfan Can'a ne maliyeti yüksek Cengiz'e ne de 1 yıllık külfeti 8 milyon Euro olan Maximin'e yer var. Eldeki derin kadroyu isteseniz bu kadar daraltamazsınız.