CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Son pasları yapsa facia olurdu

İddia ediyorum, ligin hangi takımını dün gece G.Saray'ın yerine Fenerbahçe'nin karşısına çıkarsanız çok daha şahsiyetli futbol oynarlar, en azından taraftarlarına daha fazla umut verirler ve hiç olmazsa da bırakın bir golü, bir pozisyon bulurlar.
Diğer bir deyimle dün gece Fenerbahçe'nin kalesini Volkan Demirel değil de U14 takımının kalecisi korusa Galatasaray yine de gol atamazdı.
Galatasaray için tablo dün gece işte bu kadar vahimdi.
Fenerbahçe'nin taktiği klasik. Takım savunmasını mükemmel uyguladılar. Rakipten kimsenin rahat pas yapmasına izin vermediler. Kaptıkları toplarda da gerek Sabri'nin gerekse Carole'un arkasına attıkları toplarla hem pozisyonlar hem de goller buldular.
Top kontrolü G.Saray'da gibi görünse de topu alıp sağdakine vermek oradan sola vermek, oradan geriye oynamak futbol değildir. İşte G.Saray bunu yaptı. Daha doğrusu belki de F.Bahçe'nin taktik anlayışı G.Saray'ın oynamasına hiç izin vermedi.
İlk yarı böyle oynandı, tam devre biterken de F.Bahçe'nin golü geldi.
Alper, Carole'un arkasına oynadı, Şener sıfıra indi, Van Persie bomboştu ona çıkardı, o da ayağı kaydığı halde yine de iyi vurup golü yapıverdi.
İkinci yarıda G.Saray yine malum şekilde oynamaya devam etti. Sağa verdiler, sola verdiler... Bruma halı sahada oynarcasına tek başına bir şeyler yapmaya çalıştı ama hepsi bu. Maç biterken de Serdar Aziz'in maç eksikliği sahneye çıktı. Rakibin geldiğini görmedi, Souza topu kaptı ve Serdar Aziz de penaltıyı yapınca maç bitti.
Sonuçta söylenecek şu, G.Saray asla hak etmedi. Koskoca G.Saray, değil bir pozisyon, yarım pozisyon bile bulamadı ve F.Bahçe son pasları zamanında ve iyi yapsa yine bir facia yaşanabilirdi.
Görünen o ki G.Saray'da futbolculara dayalı bir düzen var. Başta Sneijder ve diğer hiçbir oyuncu Riekerink'i takmıyor. Ne teknik anlamda otorite var ne de takım disiplini. Sonuçta F.Bahçe, G.Saray'ı geçti ve yukarıya yerleşti. Asıl sıkıntı G.Saray için bundan sonra başlıyor.
Cüneyt Çakır için kötü maç yönetti diyemem. Genel olarak maçın kontrolünü elinde tuttu. Ama Volkan-Sabri ilişkisinde ceza alanı hemen dışında Sabri'nin elle oynamasını fark etmedi. Penaltıda bence sarı kart tartışılır. Zira Serdar Aziz, Souza'yı kasten sarılıp indiriyor ve bariz gol şansından dolayı kartın rengi kırmızı olmalıydı diye düşünüyorum.

Başka takım olsa acımazdı

Bu tür karşılaşmlaları aslında fazla tartışmamak gerek. "İyi mi oynadık, kötü mü oynadık?", "Şu ne yaptı, bu ne yaptı?" demek gereksiz... Dün gece Antalya'da oynanan maç için söyleyeceğim sadece tek iyi birşey var; o da aldığımız ilk galibiyetle gelen üç puan.
İlk yarı baskı ve oyun kontrolü bizdeydi. Ama sadece bu. Özellikle orta sahamız ne ofansif anlamda ne de takım savunmasına yardım anlamında hiç bir şey yapamadılar. Özellikle bu yarıda tüm kontrol bizde olsa da Selçuk İnan ve Oğuzhan Özyakup sahada yok gibiydiler. Arda Turan aylar sonra milli takıma yeniden döndü. Belki kendini kanıtlamak istiyor. Aslında Arda'nın kendini kanıtlayacak bir durumu yok ama gereksiz top tutmalar, manasız çalımlar sistemi çok zorladı.
Milli Takımımız'da dün gecenin en başarılı ismi öncelikle Volkan Şen'di. Driplingleri, adam eksiltmeleri ile Kosova'yı sürekli rahatsız etti. İlk yarıda gol olmadı. Üstelik bu yarının son dakikasında da az daha golü yiyorduk. Kosova iyi bir takım değil ama çabuk çıkıyorlar. İşte o 45. dakikada da çabuk çıkarak pozisyonu buldular ama top direkten döndü.
İkinci yarı oyuna Mainz'in Türk yıldızı Yunus Mallı girdi ve ciddi bir hareket getirdi. Önce Burak Yılmaz sonra da Volkan Şen'le bulduğumuz gollerle maçı alıverdik. Bu dakikadan sonra takımımız maç bitse de gitsek havasına girdi. Rakip de üzerimize gelmeye başladı. Tuhaf olan şu; dün geceki en kötü şey takım savunmamızdı. Kalitesi, oyun gücü belli olan bir takıma karşı gereksiz şekilde birkaç pozisyon verdik. Üstelik çoğunda da az adamla yakalandık. Bir başka takım olsa acımazdı.
Sonuçta; 2018 Dünya Kupası elemelerinde gruptaki ilk galibiyetimizi aldık. Zaten almamız gerekiyordu. Ama dün geceye baktığımızda Hırvatistan neredeyse grup birinciliğini almış gibi görünüyor. Bundan sonra görünen o ki 2018 Dünya Kupası elemelerindeki bütün mücadelemiz grup ikinciliği için olacak.
Maçın Macar hakemi Tamas Bognar belli ki futboldan gelme... Faul ve faul olmayan pozisyonları çok iyi süzdü. İki tarafa da eşit davrandı. Sadece karşılaşmanın ilk dakikasında Kosovalı bir oyuncuya mutlak vermesi gereken sarı kartı göstermedi.

Çıkış sürüyor

Fenerbahçe, art arda çok önemli 4 maç kazandı. Üstelik bu maçlardan herhangi birinde takılsaydı hem puan hem de huzur açısından sıkıntıya düşeceklerdi. Ama dün gece gördük ki Fenerbahçe Türkiye'nin takım savunmasını en iyi uygulayan takımı. Bir penaltı ve yedikleri gol dışında duran toplar haricinde pozisyon vermediler. Tıpkı 3 gün önce oynadıkları Manchester United karşısında da yaptıkları gibi. İlk yarı çok düşük tempoda geçti. Maç al gülüm-ver gülüm oynandığı esnada sahaya dün gecenin yıldızı Aatif çıktı. Soldan girdi, ayağının dışıyla Van Persie'ye attı ve Van Persie ceza alanında en iyi yaptığı şeyi yapıp ayak içiyle Fenerbahçe'yi öne geçirdi.
Bu dakikadan sonra aslında Akhisar yakaladığı penaltıyı gole çevirse oyuna ortak olabilirdi. Ama kaçırdılar. İkinci yarı Akhisar oyuna daha baskılı başladı. Oyunun kontrolünü ellerine geçirdiler, dönen topları aldılar ama Fenerbahçe savunması bir huni gibi kapanarak rakibe fazla bir şans vermedi.
Aslında bu tür maçları koparan favori takımın ikinci golüdür. Tıpkı dün geceki gibi. Fenerbahçe'nin ikinci golü mükemmel bir organizasyonla geldi. Lens çaprazdaki Emenike'ye mükemmel bıraktı. Emenike kalecinin çıktığını görüp topu hemen yanındaki Aatif'a verdi. O da şık bir vücut hareketiyle rakip defansı açığa düşürüp neredeyse boş kaleye topu yuvarladı.
Üçüncü golü hiç anlatmayalım, uzun yıllardır böylesine tuhaf bir gol görmedim. Kaleci ve defans rahatlıkla topa müdahale edeceklerken defans oyuncusu topa kafa vuracak gibi yaptı, kaleci bıraktı ve eline çarpan top gol oldu. Sonuçta Fenerbahçe potaya girdi diyebiliriz. Puan farkı devan etse de Fenerbahçe'nin yükselişi sürüyor.
Sahada mükemmel bir hakem vardı: Halil Umut Meler... Türk futbolunun fazla tanımadığı bir isim ama inanın bana bundan sonra adını çok duyacağız. Neredeyse her kararı doğru. Özellikle de penaltı kararı ve penaltıda Topal'a verdiği sarı kart.

İyi sonuç

Beşiktaşlılara maç öncesi, "Maça çıkmayın bir puana razı mısınız?" deselerdi herhalde herkes kabul ederdi. Çünkü maç nerede oynanırsa oynansın Napoli gibi bir takımdan bir puan almak başarıdır. Öyle de oldu. Maça baktığımızda hakkı da aslında beraberlikti. Ama bitime 10 dakikadan biraz fazla kalmışken, öne geçtikten sonra maçın berabere bitmesi bizleri çok üzdü. Aslında Napoli atak gücü çok yüksek bir takım. Sürekli araya ya da rakip defansın arkasına çabuk oynama özellikleri var. Özellikle ikinci yarı çok net gol pozisyonları olmasa da neredeyse her akınlarında tehlike yarattılar. Çabuk, fazla uzun boylu olmayan, topla çok yumuşak Napolili forvet sürekli tehdit unsuruydu. Aslında ilk yarıda en önemli pozisyonu Atiba buldu. Biraz daha iyi vursa gol olacaktı ki direkten dışarı çıktı. Özellikle ilk yarı Beşiktaş'ın ileride baskı uygulaması Napoli'yi etkisiz kıldı. İkinci yarı Napoli çok daha etkiliydi. İyi geldiler, Beşiktaş fazla çıkamadı taa ki kazanılan penaltıya kadar. Penaltı geldiğinde "Acaba bir rüya gerçekleşiyor mu?" dedik. Quaresma çok iyi vurdu, Beşiktaş öne geçti. Maç böyle bitse Beşiktaş 8 puan yapacaktı ki neredeyse gruptan çıkmak garanti olacaktı. Bu dakikadan sonra Napoli art arda oyuncu değişiklikleri ve Hamsik'le kazandıkları gol beraberliği getirdi. Şimdi Beşiktaş'ın 6 puanı var. İçeride Benfica'yı yenerlerse gruptan çıkarlar. Beraberlik asla kötü bir sonuç değil. Bence Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'nde yoluna çok başarılı bir şekilde devam ediyor.

ADAMIN KARARLARI DOĞRU
Bizim hakemler, sanırım dün akşamki İngilizi ağızlarının suyu akarak izlemişlerdir. Adamın her kararı doğru. Boşu boşuna dünyanın en iyi hakemi olmamış. Penaltı veriyor "gık" yok. Düdük çalıyor "çıt" yok.
Oyuncularla seviyeli bir samimiyet içinde ve maç bittiğinde de her iki takım oyuncuları ona olan saygılarını kucaklayarak gösteriyorlar.

Fırat kalkanı

Türk futbolunda bana bundan sonra bir çok şeyin rahmani olduğunu anlatmasınlar... Geçen hafta Fenerbahçe, Bülent Yıldırım'ın Konya lehine çalmadığı bir penaltı sonrası galip geldi. Dün gece de Fırat Aydınus sahne aldı. Adeta Fenerbahçe'nin yeni başkan adayı ya da hamisi edasıyla ilk 20 dakikada maçı bitiriverdi. Hangi Fırat Aydınus'tan bahsediyorum biliyor musunuz? Hani şu geçen hafta Galatasaray- Trabzon maçını yöneten. Orada Podolski omzundan tutulup, düşürülüyor, Fırat Aydınus "devam" diyordu. Dün gece ise çok daha hafifi bir pozisyonda "cart" diye penaltıyı verdi. Daha sonra itirazlar filan Ceyhun'a ilk sarı kart, kısa bir süre sonra da ikinci sarı karttan gelen kırmızı kart.
Aslında maç, orada bitti. Fenerbahçe hem öne geçmiş hem de rakip 10 kişi kalmıştı ki bu maçın dönmesi söz konusu bile olamazdı. Zaten de öyle oldu. Sıkıntı şu; Fenerbahçe'nin hakeme ihtiyacı olmamalı. Doğru-düzgün hakem kararlarıyla maç 11'e 11 oynansaydı, Fenerbahçe yine kazanabilirdi ama dün gece yaşananlar futbol adına utanç vericidir. Aslında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, geçen yıl "Kaşar hakemleri istemiyoruz" demişti. Kaşar hakemi "Yaşlı ve yolun sonuna gelmiş" hakemler olarak kastettiğini biliyoruz. Yani Konyaspor- Fenerbahçe maçının hakemi Bülent Yıldırım ve dün geceki karşılaşmanın hakemi Fırat Aydınus gibi. Kaşar hakemler Fenerbahçe'yi ve Aziz Yıldırım'ı iki maçla hayata döndürdüler. Görünen o ki bundan sonra Aziz Yıldırım da tam bir kaşarsevici olacak.
Bir gizli güç, 3 büyüklerin lig yarışından erken kopmalarını istemiyor. Sanki kara bir el, düğmeye basıp belli yerlerde devreye giriyor ve ligi dengeliyor. Bu söylediğim asla senaryo değil. Bunu geçtiğimiz yıllarda da gördük. Galiba TFF Başkanı Yıldırım Demirören çok haklıymış. İki hafta önceki özel röportajında "Fenerbahçe mutlaka yukarı çıkacaktır" dedi ve Sayın Demirören'in bu öngörüsü de hemen gerçekleşiverdi.

Kritik viraj

Fenerbahçe çok sorunlu günler yaşıyor ve puan olarak da zirveden çok geride kalmışken gelen bu galibiyet sadece 3 puan değil. Bu galibiyet takımı da belli oranda toparladı. Fenerbahçe çok mu iyi oynadı, hayır... Çok pozisyona mı girdi, o da hayır... Ama Fenerbahçe'nin bu galibiyete çok ama çok ihtiyacı vardı. Aslında maç beklenildiği gibi gitti.
Kontrollü, tedbirli oynayan bir Konyaspor bekliyorduk, onu da gördük. Maçın başından sonuna dek kompakt oynamaya çalıştılar.
Fenerbahçe işte bildiğimiz Fenerbahçe... Çabuk adamlarıyla pozisyona girmeyi düşünen ve bunu belli oranda da dün gece Lens ile başarmış bir takım. Lens'i kutlamak lazım. Çok güçlü, tekniği yüksek, iyi bir oyuncu. Dün gece tek başına, kişisel gayretiyle bir penaltı yaptırdı ve Fenerbahçe'ye maçı kazandıran isim oldu.
İkinci yarıda da Fenerbahçe'nin Van Persie ile kaçırdığı mutlak bir gol var. Birkaç saniye içinde 3-4 pozisyon art arda kaçtı. İlkinde Van Persie 2 metreden vurdu, üst direkten döndü, topa Van Persie tekrar kafayla vurdu, tekrar vurdu ama gol olmadı.
Son 15 dakika oyunun kontrolü Konyaspor'da görünüyor gibi olsa da hiçbir pozisyon üretemediler. Sadece aldılar, sağa-sola iyi pas yaptılar ama Fenerbahçe iyi kapandı. Sonuçta Fenerbahçe kazanamasaydı her türlü sıkıntı büyüyebilirdi. Üstelik hiç kimse de Konyaspor karşısında Konya'da alınmış bu galibiyeti küçümsemesin. Fenerbahçe futbol olarak fazla bir ışık vermese de bu birçok şey için dönüm noktası olabilir.
Hakem Bülent Yıldırım ruhen ve bedenen miladı dolmuş bir hakem görüntüsünde. Fenerbahçe lehine verdiği penaltı doğru. Emenike'nin penaltı atışında da bir duraksaması var. Yeni kural 'Futbolcu kaleciyi aldatmak için duraksama yaparsa aleyhine vuruş' diyor. Emenike'nin pozisyonu net bir aldatma değil. Topa çok yakın değilken duraksıyor, ondan sonra hareketleniyor ve golü yapıyor.
İkinci yarıda Konyaspor bir penaltı bekledi. Top 20 metreden orta geliyor, top Konyalı oyuncudan sıyrılıyor ve Skrtel'in koluyla temas ediyor. Topun uzaktan gelmesini göz önüne alarak, Skrtel'in kolunu çekebilmesi gerekir diye düşünüyoruz ve bence penaltı.

Noel Baba!

Başlık bir çoğunuzun garibine gelebilir. Beşiktaş bu kadrosuyla hatta bu şansıyla ve hatta doğru rotasyonlarıyla doludizgin yoluna devam ederken yılbaşında yani devre arasında, en yakın rakiplerine büyük farkla şampiyonluğu matematik olarak değil ama büyük oranda garantileyebilir. Aboubakar haftalardır tutuktu, önce Napoli'de patladı, sonra da dün gece attığı ve attırdığı golle coştu. Hele ilk devrenin son dakikasında attığı bir gol var ki belki de Avrupa'da haftanın golü. Yine son dakikada arkası dönükken Talisca'yı görüp ona asist yapması takdire şayan.
Aslında maç çok dengeli başladı. Hatta ilk yarının büyük bir kısmında Antalyaspor bizi çok şaşırttı. Kesinlikle oyuna ortaktılar. Orta sahayı çok rahat geçiyorlardı ve üstüne üstlük ciddi pozisyonlar da yakaladılar.
Maçın kırılma anı 45. dakikada... Aboubakar ceza alanı dışında çaprazdan öyle bir vurdu ki top 90'da direğe vurup içeri girdi. Kırılma noktası dediğimiz şu; Beşiktaş hem skor avantajını yakaladı hem de itirazdan dolayı Antalyasporlu Diego Angelo oyundan atılıp takımını 10 kişi bıraktı.
İstanbul'da mağlupken 10 kişi kalıyorsanız bu maçı kurtarmak Antalyaspor için çok güç olurdu. Öyle de oldu.
İkinci yarıdaki Beşiktaş'ın attığı ikinci gol hazırlanış açısından süper. Kaleci Fabri'den başlayıp mükemmel paslaşmalarla ve en sonda da Quaresma'nın ortasıyla gelen Talisca'nın kafa golü her şeyi bitirdi.
Beşiktaş'ın avantajı şu; her tür rotasyon fayda veriyor. Talisca birkaç haftadır sallantıdaydı, dün gece iki gol attı. Aboubakar'ın kendine güveni geldi. Tolgay iyi oynadı. Fabri ise bence haftalardır mükemmel oynuyor. Sonuçta bakıyoruz, Beşiktaş doludizgin ilerliyor.
Hakem açısından maçın en kritik anı, Abubokar'ın golünden önce Tosic'in kazandığı top. Antalyasporlular faul diye itiraz ettiler ama bence hakemin kararı doğru. Çünkü Tosic'in her ne kadar tabanı gösterip müdahalesi olsa bile bu taban yandan yapılmış olup Antalyasporlu oyuncu için bir tehlike teşkil etmiyor.

Üç puandan çok daha fazlası...

Kim ne derse desin, Beşiktaş dün gece hem kendi tarihinde hem de Türk futbol tarihinde önemli yer tutacak bir galibiyete imza attı. Kolay değil! Napoli, İtalyan futbolunun an itibariyle en iyi takımlarından biri. Üstelik geçen maçta Benfica'yı paramparça etmişlerdi ama dün gece Beşiktaş, kendisini gruptan çıkarmaya çok ama çok yardımcı olacak bir galibiyet aldı.
Aslında Beşiktaş, ilk yarı çok mahkum oynadı. Bu ilk yarıda top kontrolü çoğunlukla Napoli'deydi. Fakat Beşiktaş, maç boyunca dünyada çok az rastlanan bir şeyi yaptı; yakaladığı her pozisyonu golle değerlendirdi. Mesela ilk yarıda müthiş bir Napoli baskısı varken, Tolgay Arslan'ın pasına Ricardo Quaresma hareketlendi, arka direğe harika bir pas yaptı, Adriano da golü attı. Bu dakikadan sonra Napoli'nin baskısı devam etti ve Caner'in arkasına atılan bir top ile ortaya çevrilen pasta da Napoli beraberliği yakaladı. Bu tür goller, ürkütücü gollerdir. Ama Beşiktaş hemen bu dakikadan sonra ikinci golü buldu. Rakip defansın hatalı pasını iyi değerlendiren Aboubakar, Beşiktaş'ı öne geçirdi. İkinci yarı Beşiktaş'ı daha iyi bulduk. En azından baskı yemedi. Bol bol pas yapma imkanı buldu ama defans ve kaleci hatalarından da arka arkaya penaltılar geldi. İlkinde kaleci Fabri, rakibe kontrolsüz girince penaltıya sebebiyet verdi. Allah'tan bu penaltı gol olmadı ama hemen ardından başka bir penaltıda Napoli beraberliği yakaladı.
Herhalde tüm Beşiktaşlılar, beraberlikten sonra "İnşallah maç böyle biter" derlerken son dakikalarda sahneye yine Aboubakar çıktı. Attığı kafa golü, Beşiktaş için sadece 3 puan değil aynı zamanda bir tarihti.
Hakeme kimse kızmasın... Bence Rus hakem çok iyi maç yönetti. Beşiktaş aleyhine verdiği iki penaltıda da haklı. İlkinde Fabri'nin kontrolsüz hamlesi, ikincisinde de Caner'in rakibin boynuna gereksiz bir sarılması vardı. Ayrıca yüzde yüz emin olmasam da Beşiktaş'ın attığı son golde Aboubakar, orta yapıldığında ofsayttaydı.