CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Mükemmel mücadele

Fenerbahçe uzun haftalardır ilk defa böylesine mükemmel oynadı. Özellikle top rakipteyken takım dizilişi, alan daraltma ve hamle zamanlaması konusunda çok başarılıydılar.
Feyenoord deyip geçmeyin.
Bir Barcelona değil ama sonuçta Hollanda ligi lideri ve ilk maçında da Manchester United'ı yendi... Son 10-15 dakikalık bölüm dışında mutlak kontrol Fenerbahçe'de idi. Her oyuncu çok iyi oynadı. Ama bazılarına özel paragraf açmak lazım.
Örneğin Emenike...
İlk yarıda Kuyt çıkarken topu kaptırdı.
Ozan, Emenike'yi gördü. Emenike de çaprazdan çok zor bir pozisyonda vurabileceği yegane yere vurdu ve gol oldu. Gelelim Lens'e; çok yerinde ve başarılı bir transfer...
Fenerbahçe'ye de çabuk uyum sağladı. Dün gece Mehmet Topal, Josef ve Ozan Tufan özelikle top rakipteyken orta saha oyuncularının nasıl oynaması gerektiği konusunda ders verdiler. Ve tabii Hasan Ali...
Belki de Fenerbahçe'nin en iyi niyetli en çalışkan futbolcusu...
Mükemmel bir ilk yarı ve ikinci yarıda art arda kaçan goller... Golleri kaçıran Josef de Souza... Golleri kaçırması kötü ama sürekli ceza alanına girip forveti desteklemesi son haftalardaki olumlu gelişme...
Gelelim Skrtel ve Kjaer'e...
Rakip santrfor Jörgensen'e adeta yapıştılar. Yüzünü dönemedi, topla buluşamadı adeta silindi. Ayrıca Skrtel dün gece belki de galibiyeti kurtaran isim oldu. Topal'ın hatalı geri pasını yakalayan Kuyt'ın vuruşu dışında yakalanan bir pozisyonda Feyenoord tam golü buluyordu ki Skrtel çizginin bir adım gerisinden çabukluğuyla golü kurtardı.
Sonuçta Fenerbahçe sadece skor olarak değil skordan da öte futbol olarak çok ama çok olumlu bir görüntü sergiledi. Şimdi bu görüntünün sadece bir maçla kalmayıp bundan sonraki maçlara da yansıması gerekiyor.. Eğer dün geceki performansı lig maçlarında da sergilemeye devam ederlerse Fenerbahçe tekrar şampiyonluk yarışında iddialı duruma gelebilir. Tıpkı dün gece UEFA Avrupa Ligi'nde iddialı duruma geldikleri gibi...

Tuhaf bir maç

İddia ediyorum, ilk 10 dakikayı izleyen herkes 'Maç 4'e, 5'e gidiyor' demiştir. Hele hele sarı-lacivertliler müthiş başlayıp korkunç bir tempo ile oynadığı dakikalarda gol de gelince, "Fenerbahçe eski kimliğine kavuştu. Toparlandı, Gaziantepspor'u darmadağın edecek" yorumları yapılmıştır. Gerçekten de ilk yarı Fenerbahçe müthiş oynadı. Buna belli oranda Gaziantepspor da çanak tuttu. Zaten Fenerbahçe'nin forvetleri çok sprinter oyuncular. Emenike olsun, Lens olsun, Volkan Şen olsun geniş alan bulduklarında korkunç birer silah halindeler. Gaziantepspor defansını bu yarıda sürekli ileriye çıkartmaya çıkardı. Manasız bir taktik, adeta bir intihar taktiği.
Böyle olunca da Fenerbahçe ilk yarıda şov yaptı. Sadece defansın arkasına atılan toplar değil, özellikle Lens ve Volkan topla 30'ar 40'ar metre yol kat ettiler. Pozisyonlar art arda geldi. Ama bir türlü ikinci gol gelmedi.
İkinci yarı Gaziantepspor'un çözülmesini bekliyorduk. Tam tersi oldu. Dakikalar ilerledikçe Gaziantep oyunu kontrol etti. Davy Claude Angan diye bir oyuncu var. Bir maestro gibi Gaziantep'i yönetti. Fenerbahçe'nin ilk yarıdaki görüntüsünden eser yoktu. Sıkıntılı anlar yaşadılar ve adeta her şey tersine dönüyordu.
Sözüm ona ligin en iyi stoperlerinden biri olan Simon Kjaer hem rakibi hem topu kaçırdı ve bitime 10 dakika kala Ghilas iyi vurup beraberliği yakaladı. Eğer dün geceki maçı Fenerbahçe kazanamasaydı başlığımız 'kamera şakası' olurdu ama ligin en kötü takımlarından biri olan Gaziantepspor'da futbolcular son 10 dakika skora kendileri bile inanamadılar. Dan-dun oynamaya başladılar, panik yaptılar ve son dakikalar adeta Gaziantep ceza alanında oynandı. Ve pek tabii ki böylesine güneşe kar dayanmaz misali Lens'in kullandığı kornerde Fenerbahçe'nin Brezilyalı oyuncusu Josef de Souza topu ağlarla buluşturarak Fenerbahçe'yi ipten aldı.
Sonuçta ilk yarıda Fenerbahçe evet ama ikinci yarıdaki Fenerbahçe'yi anlayabilmek mümkün değil.
Hakem Fırat Aydınus dün gece sahanın en başarılı ismiydi. Neredeyse her kararı doğru her kartı yerindeydi.

Tarihe geçecek 2 dakika

Dün gece çok tuhaf bir maç izledik. 70 dakika boyunca çok iyi bir futbol sergileyen, deplasmanda oynayan bir takımın nasıl oynaması gerekirse öyle oynayan bir Galatasaray vardı sahada. Üstelik daha ilk yarıda 2-0'lık sonucu da yakalamışlardı. Chedjou olsun Hakan Balta olsun çok soğukkanlılar. Selçuk İnan, Tolga Ciğerci, Wesley Sneijder oyunu çok iyi kontrol ediyorlardı. Bruma ise aldığı toplarla müthiş işler yapıyordu. Daha ilk dakikalarda Galatasaray Eren Derdiyok ile öne geçmeyi başardı. Bir kornerde top Caner Erkin'den direğe, ön direkten de arka direğe sıçradı.
O noktada da Eren Derdiyok bomboş topu gol yaptı. Bu yarıda Beşiktaş diye bir takım sahada yoktu. İki pas yapamadılar, Quaresma yine halı sahada oynar gibi ciddiyetsiz oynamaya devam etti. Tam devre bitiyordu ki Bruma 40 metre top sürdü, defansın arasından deldi geçti ve müthiş bir gol kaydetti. İkinci yarı Beşiktaş takımı toparlanır diye düşünüyorduk ama 70. dakikaya kadar tık bile yoktu. İşte ne olduysa bu dakikadan sonra oldu. Bir kornerde Marcelo çok iyi yükseldi ve kafayla Beşikkaş'ın ilk golü geldi.

?BEŞİKTAŞ KAZANABİLİRDİ...
Bu tür maçlarda bu tür goller kötü de oynasa ev sahibine büyük bir dinamizm, rakibe ise bir panik havası getiriyor. İşte bu dakikadan sonra tüm kontrol Beşiktaş'a geçti. Neredeyse her akın tehlike yaratıyordu ki yine bir kornerin devamında Cenk Tosun ile beraberlik golü geldi. Karşılaşmanın bitmesine sadece 10 dakika vardı ve aslında Beşiktaş kazanabilirdi de. Ama uzatmanın son 2 dakikası tarihe geçer. Önce Galatasaray, Josue ile mutlak bir gol kaçırdı, dönen topta da Beşiktaş adına Quaresma golü atabilirdi. Ve ardından da maç bitti. Belki kalite olarak değil ama heyecan ve maçın gidip-gelmesi açısından çok iyi bir derbi izledik.

PALABIYIK RÜŞTÜNÜ İSPATLADI
Gelelim kariyerinde ilk kez bir derbi
yöneten hakem Ali Palabıyık'a... Birkaç hatası var. Böyle maçlarda da bunları normal karşılamak lazım. Ama benim kriterlerime göre çok iyi bir maç yönetti. Baskı altında kalmadı. Sükunetini bozmadı. Kartlarını olabildiğince yerinde kullandı ve bundan sonraki derbi maçlarının akla gelecek ilk isimlerinden biri oldu.

Kritik viraj için biçilmiş kaftan

Fenerbahçe, Kasımpaşa karşılaşması öncesi camia olarak büyük problemler yaşıyordu.
İçeride ve dışarıda kaybedilen puanlar, kurnaz antrenörü Dick Advocaat'ın 5-6 oyuncuyu açıklamalarıyla ateşe atması ortalığı çok sıkıntılı bir duruma getirmişti.
Eğer Fenerbahçe, dün akşam da kazanamasaydı sorunlar katlanacaktı. Bu maç hem skor olarak hem de bazı oyuncuların performansı açısından ortalığı yatıştırdı.
Emenike ve Ozan, hocaları tarafından ağır şekilde eleştirilmişti. Ama dün gece sadece Emenike ve Ozan Tufan değil, attığı golle Josef de Souza, yaptığı asistlerle Jeremain Lens ve haftalardır ortaya koyduğu performansla Volkan Şen çok göz doldurdular.
Fenerbahçe, maça adeta galibiyetle başladı. Emenike fizik gücüyle topu rakibinden kurtardı, Josef de Souza'ya müthiş bir pas çıkardı, o da iyi vurdu. İkinci golde de yine çok eleştirilen Ozan harika bir kafayla F.Bahçe'ye golü getirdi. Bu iki golde de iyi taraf şu, ikisini de defansif özellikleri fazla olan orta saha oyuncuları attı.
Üstelik gerek Josef de Souza gerekse Ozan aylardır rakip ceza alanı içerisine fazla girmiyorlar diye eleştiriliyorlardı.
Fenerbahçe, ilk devreyi çok net bir skorla 3-0 öne bitirdi. Aslında Fenerbahçe'nin şansı, böylesine kritik bir virajda Kasımpaşa gibi ligimizin en dirençsiz takımı ile oynamış olmasıydı. Dün gece Emenike, Volkan ve Lens sahanın en iyileriydi.
Ama dikkat edilirse Fenerbahçe neredeyse tüm gollerini rakibi az adamla yakaladığında buldu.
Hatta bazı goller, müthiş kontratak çıkışlarından geldi. Ama Fenerbahçe'de set oyununda hala sorunlar var. Sevgili Ömer Üründül'ün deyimiyle, kanatlar arasındaki bağlantılar iyi değildi. Rakip çok adamla kapandığında bu kadar rahat pozisyon bulamayabilirler. Üstelik kanat bekleri, hala geçen yılki kanat beklerinin performanslarının altındalar.
Sonuçta Fenerbahçe dün gece aldığı farklı galibiyetle rahat bir nefes aldı. Önemli olan da buydu. Ama kısmen de olsa sorunların devam ettiğini söyleyebiliriz.
Karşılaşmanın hakemi Hüseyin Göçek bu sene hakemlik açısından altın çağını yaşıyor. Lige çok iyi başladı. Dün gece de oyun genelinde çok başarılıydı.

Sadece 3 puan aldı

Futbolun edebiyatında bir laf vardır; "Kötü oynarken de kazanabilmek önemlidir" diye... İşte Beşiktaş, dün gece bunu yaptı. Asla iyi oynamadılar. Rakip Akhisar, Beşiktaş'tan çok daha fazla pozisyona girdi ama kazanan konuk ekip oldu. Peki bu galibiyetteki ana faktör neydi? Biraz oyuncu kalitesi, çokça da futbol şansı...
Oyuncu kalitesi dediğimizde Beşiktaş'ın ilk golünü örnek gösterebiliriz...
Bana göre; Beşiktaş'a çok iyi uyum sağlamış, bu sene olumlu işler yapacak iki isim var; Gökhan İnler ve Talisca...
İşte bu ikisinden pası atan Gökhan İnler, koşuyu yapan Talisca'ydı. Aynı Talisca topla buluştu, kalecinin çıktığını gördü, ayak ucuyla dokundu ve köşeden golü yaptı. Pasla kalite, vuruşla kalite... Talisca'nın yerinde başkası olsa alır, topu düzeltmeye kalkar, bu arada kaleci daha fazla yaklaşır, ya panik yapıp vurur ya da kaleciyi geçmeye çalışır, pozisyonu ezer. İşte bu kalite kokan ilk gol, Beşiktaş'ı kısmen rahatlattı. Bir de bunlara devre biterken futbol şansı ilave oldu.
Caner'in kullandığı frikik tehlikeli yerdendi. Caner iyi de vurdu ama top Rodallega'nın kafasından sekip gol oldu. Beşiktaş gibi takım Akhisar gibi rakibi karşısında 2-0 öne geçmişse maçı büyük olasılıkla kazanıyor.
İkinci yarı Beşiktaş tüm kontrolü rakibe bıraktı. Direkten dönen top, yakalanan pozisyonlar, bir de bunlara maçın başından beri halı sahada futbol oynamaya çalışan bir ihtihar görünümündeki Quaresma eklenince tüm oyun inisiyatifi Akhisar'a geçti. Geçti de ne oldu?
Hiçbir şey olmadı...
Lizbon'dan yorgun dönen Beşiktaş, Akhisar gibi bir deplasmandan oynamadan, fazla pozisyon bulmadan, rakibine de fazla pozisyon vererek galip gelmesini bildi. Ama Beşiktaş'ın kadro derinliğine baktığımızda bu ligde onu kim zorlayacak işte bu sorunun cevabı kolay değil.
Hakem Bülent Yıldırım şaşırmış...
Tuhaf bir maç yönetti.
Bariz faulleri vermiyor, kafasına göre kartlar uyguluyor ve hele hele son dakikalarda Tosic'in yaptığı bariz gol şansı pozisyonunu es geçiyor. O da sanki plaj futbolunda hakemliği bırakmış eski bir hakem gibi performans gösterdi.

3T (Tolga-Tosic-Talisca)

Önce Tolga'dan bahsedelim... Beşiktaş gol yediğinde topu adamın önüne yumrukladı. Her ne kadar yenen golde defans kademe hatası yapmış da olsa ya da Marcelo'nun müdahale eksikliğinden bahsetsek de Tolga'nın topu Benficalı oyuncunun önüne tokatlaması, golü getirdi. O anda herhalde tüm Beşiktaşlılar, "Yine bir Portekiz faciası mı yaşayacağız? Üstelik Tolga'nın hatasıyla" derlerken maçın bitimine 8-10 dakika kala aynı Tolga maçı kurtardı. Bu dakikada Quaresma, futbola ihanet edercesine topla kendi ceza alanı önünde rakip santrforu geçmeye kalktı ve topu kaptırdı. Kurtarılması çok zor bir pozisyondu ama Tolga kurtardı.
Gelelim Tosic'e...
İlk 11'in tartışılabilir ismi olabilirdi. Üstelik Beşiktaş'ta hep yumuşak karın olarak görülen bir futbolcu ama dün gece birinci dakikadan son dakikaya kadar inanılmaz iyi oynadı. Çok doğru hamleler yaptı. Çok iyi mücadele etti.
Ve Talisca...
Görünen o ki Beşiktaş takımının en kaliteli futbolcusu. Güçlü olduğunda bırakın Beşiktaş'ı, Avrupa'nın her takımında banko oynar. Çok ama çok iyi bir transfer. İşte o uzatmanın 3. dakikasında yaklaşık 30 metreden öyle bir frikik attı ki bu altın gibi gelen 1 puan Beşiktaş'ı hem grupta moral olarak hem de puan olarak çok diri tuttu.
Aslında Beşiktaş ilk yarıda kötüydü. İyi başladılar, hemen kötü bir gol yediler, ardından da devre sonuna kadar Benfica, Beşiktaş'a oynama fırsatı vermedi. Ama ikinci yarı Beşiktaş'ı çok daha etkili bulduk. Oyun genelde Beşiktaş'ın kontrolündeydi. Cenk önemli bir gol kaçırdı. Ondan önce de Quaresma tabii. Ama sonuçta Beşiktaş 1 puanı kesinlikle hak etmişti. Onu da son saniyede buldu.
Beşiktaş dün gece çok ama çok önemli bir hakem şanssızlığı yaşadı. Sırp hakem Avrupa'nın en iyilerinden biri. Oyun genelinde de Beşiktaş'ı ezdirmedi ama ikinci yarıda Talisca'ya yapılan müdahaleyi fark edip penaltıyı veremedi.

Kazan fokur fokur kaynıyor

Koskoca Fenerbahçe ligde 3 haftayı geride bıraktı ama sadece bir puanı var. Belki yarım yüzyıldan beri yaşanmamış bir tablo. İstatistiklere de bakmak lazım. Sadece 3 puan değil Fenerbahçe çok şeyini kaybetmiş durumda. İnanın bana Volkan dışında maçı kazanmak için bir şeyler yapmaya çalışan, gayret eden tek futbolcusu yok. İkinci yarıdaki baskı biraz umut verdi ama sonuçta baktığımızda puan kayıpları art arda geliyor.
İlk yarıda berbat bir Fenerbahçe izledik. İki pas yapamayan, top tutamayan, sürekli top kaybeden bir takım vardı. Üstüne üstlük bu yarıda golü de yediler. Soldan yapılan ortada Batalla, o kısacık Batalla kafayla golü attı.
Bu Neustadter ne iş yapar, bunu Fenerbahçe'ye kim aldı hala anlayamadık. Fenerbahçe'nin en önemli silahlarından biri kanatlardır. Aslında Lens kuvvetli ve iyi bir futbolcu ama daha alışamadı. Volkan ise Fenerbahçe'nin en iyisiydi. Aslında Volkan için dün gece söylenecek tek söz, şanssız olduğuydu. İkinci yarıda çok önemli işler yaptı. Soldan girdi, sağa çekti, çok güzel vurdu, top direkten döndü. Ve daha sonra benzeri pozisyonu bir kez daha yaşadı. Bu sefer de Bursasporlu Aziz insanüstü bir refleksle çizgiden çıkarttı.
Son 20 dakikayı seyrettiğimizde Fenerbahçe puanı almalıydı. Hatta galip bile gelebilirdi ama şunu söyleyeyim, Van der Wiel önemli bir transfer olarak alınmasına rağmen çok güçsüz. Fenerbahçe orta sahasındaki Josef ve Ozan asla yaratıcı değiller. Dün gecenin en büyük hatası ise maça Sow'u ileride tek santrfor olarak başlatmaktı. Sow asla en ileride tek oynamaz. En ileride oynayan santrforun yanında ve arkasında gezerse çok daha başarılı olur. Sonuçta Fenerbahçe'de kazan fokur fokur kaynıyor. Artık top Aziz Yıldırım'da. Nasıl başarıda bütün pay onunsa, artık bugün de hesap verme zamanı onundur.
Sahanın en iyisi hakem Bülent Yıldırım'dı. Fevkalade ve kusursuz bir maç yönetti.

Kıyak emeklilik için Yıldırım’a biat etmiş

🔴 Dick Advocaat, "Hakemler faul kararlarıyla maçı çok kesiyor" eleştirisinde bulundu. Sizce bu eleştiri günü kurtarmak için miydi, yoksa doğruluk payı var mı?
Ben Dick Advocat'a inanmıyorum. Fenerbahçe'ye de sadece iyi bir para aldığı için geldiğine inanıyorum. Tamamen tribünlere oynuyor. Popülist konuşmalar yapıyor. Hakemlere sallarsa olası başarısızlıkların faturası şimdiden belli olacak. Ayrıca Başkan Aziz Yıldırım ve yöneticilere tam biat etmiş durumda. "Aziz Başkan'la sistemi konuşacağız" diyebilecek kadar teslim olmuş durumda. Görünen o ki Türkiye'de en fazla 1 yıl çalışıp, birkaç milyon Euro alıp evine dönecek. Zaten emekli olmuştu, bu birkaç milyon Euro da ona kıyak emekliliği getirmiş olacak.

ÇÖZÜM ESKİLERDE Mİ?
🔴 Fenerbahçe transferin son günü Lens ve Sow'u aldı ama orta sahaya istenilen takviye yapılamadı. Sizce bu Fenerbahçe'nin hedeflerini etkileyecek mi, yoksa kadro içinden çözüm bulunabilir mi?
Sow, golcü olarak alındı. Yanlış transfer değil… Lens da çabuk bir kanat oyuncusu… Volkan Şen türünde bir oyuncu ama sezon başladıktan sonra yapılan transferlerin ne kadar faydası olur, tartışılır. Üstelik Fenerbahçe yönetimi, yaptıkları yanlışların ispatını belgeler gibi. Fenerbahçe'nin kadrosuna bakın. Gönderdikleri oyuncuların çoğunu geri aldılar. Sow, Emenike, Salih Uçan, Stoch gibi zamanında gözden çıkartılmış oyuncular şimdi kurtarıcı olarak takıma döndü. Üstelik duyduğumuz kadarıyla transferin bitimine saatler kala Emre Belözoğlu'nu da geri almak istemişler ama başaramamışlar. Şu anda henüz sezon başındayız… Taraftarın az da olsa bir umudu var ama kırgınlar, küskünler. İlerleyen haftalarda işler kötü giderse tartışılacak o kadar çok şey var ki… Vitor Pereira'nın gönderilme zamanlamasından tutun da Dick Advocaat'ın niye getirildiğine, zamanında gönderilen futbolcuların niye geri alındığından tutun da Gökhan ve Caner'in Fenerbahçe'den niye uzaklaştırıldıklarına kadar…

Fatih Terim'in çıkışı manidar

🔴 Riekerink, son basın toplantısında Fatih Terim konusunda ilginç açıklamalar yaptı. "Ben kimim ki onun Galatasaray kariyerini değerlendireyim", "TFF ile 7 senelik sözleşmesi var" dedi. Bunları nasıl okumak gerekiyor?
Fatih Terim krizi, Hırvatistan maçının sonrasındaki basın toplantısında başladı. Terim'in konuşmalarını defalarca dinledim. "İstanbul'a döndüğümüzde Galatasaray meselesini konuşmaya başlayacağız" gibilerinden bir takım laflar etti. Bu lafları nereye çekerseniz çekin ama sağdan bakıyorum, arızalı. Soldan bakıyorum, manidar… Yani bu sözlerin tercümesi, "Galatasaray'ı da veya sadece Galatasaray'ı çalıştırabilirim" anlamı taşıyor. Riekerink ise çok sağlıklı ve çok gerçekçi bir açıklama yapmış. Söylemlerinde Terim'in Galatasaray kariyerini övüyor ama onun Futbol Federasyonu'yla da uzun süreli olan sözleşmesinden dem vuruyor.

Şampiyonluğu Aboubakar belirler

🔴 Beşiktaş'ın yeni transferleri milli maçlar arasında görücüye çıktı, geçen sezona kıyasla yeni Beşiktaş'ı nasıl buluyorsunuz?
Beşiktaş için en kritik nokta golcü pozisyonu… Geçen sene Beşiktaş şampiyon oldu, tüm takım iyiydi ama Mario Gomez farklıydı. Şimdi o yok. Takımda birinci golcü olarak Aboubakar var. Aboubakar'ın gol performansı belirleyici olacak. Beşiktaş'taki defans zaafiyeti ya da defansın göbeğindeki sıkıntı, Türkiye Ligi maçlarında telafi edilebilir ama iki sene önce kadro aynıydı, Demba Ba vardı. Geçen sene ise Mario Gomez… Demba Ba sezonun ikinci yarısında durdu, Beşiktaş şampiyonluğu kaybetti. Mario Gomez istikrarlı bir şekilde oynadı, düzenli goller attı ve Beşiktaş şampiyon oldu. Sonuç olarak Aboubakar'ın gol performansı, Beşiktaş'ın Türkiye Süper Ligi'ndeki en belirleyici unsuru olacaktır. Ben Cenk'in, Aboubakar'ı keseceğine ihtimal vermiyorum. Zaten Cenk, Aboubakar'ı kesebilecek kadar bir tablo oluşturmuşsa ya da bir diğer deyimle Aboubakar, Cenk tarafından kesilebilecek kadar performans eksikliği yaşıyorsa Beşiktaş şampiyonlukta çok zorlanır.

Galatasaraylılar inanmakta haklı

🔴 Galatasaray'da bir ay önceki ruh halinden eser yok, taraftarlar takımdan oldukça memnun gözüküyor. Bu değişimin nedeni nedir?
Galatasaray, sezonun hemen başında büyük bir karamsarlık halindeydi. Taraftar Dursun Özbek yönetimini ağır beceriksizlikle suçluyor, transfer yetersizliğinden yakınıyor ve hatta istifalarını istiyordu. Fakat bu dakikadan itibaren art arda transferler gelmeye başladı. Serdar Aziz, Eren Derdiyok, Tolga Ciğerci ve son olarak da De Jong. Tüm bunlar Galatasaray'da tabloyu birden değiştiriverdi. Taraftar önceleri Riekerink'e güvenmiyordu. Sempatik ve iyi bir insandı ama Galatasaray için yeterli miydi, bu belli değildi. Ve bu tabloyla lig başladı. Galatasaray 2'de 2 yaptı ve taraftar haklı olarak takımına inanmaya başladı. İki ay önce "Biz uzun yıllar daha şampiyonluk göremeyiz" diyen taraftar, şu anda inanın, "Şampiyonluğun en büyük adaylarından biri biziz" demeye başladı bile...

Köy takımı

Maçı seyretmesek alınan 1 puan kesinlikle başarı deriz. Aslında Hırvatistan gibi bir takıma karşı alınan 1 puan tabii ki büyük bir başarı. Ama ortaya koyduğumuz futbola baktığımızda çok iyimser olamayacağız. Bence şansımıza dua edelim. Özellikle ilk yarıda direkten dönen 3 top var. Bir de son dakikalarda Volkan Babacan'ın kurtardığı yüzde 100 gol pozisyonu. Yine attığımız gole baktığımızda da Hırvat barajından seken top diğer köşeye gol olarak gidiyor. Topyekün baktığımızda dün gece futbolun ilahları bize 1 puan getirdi.
Peki hiç mi iyi tarafımız yoktu? Tabii ki vardı. Çocuklar çok iyi niyetle, çok iyi mücadele ettiler. Özellikle yan toplarda çok iyi savunma yaptık. Mehmet Topal olsun, Şener olsun, çoğu zaman Okay olsun iyi oynadılar.
İlk sözümüz Emre'ye. Tanrı ona büyük yetenekler vermiş. Topla çabuk adam eksiltiyor ama son kararlar çoğu zaman yanlış. Futbol bilgisi çok eksik. İlk yarıda öyle bir penaltı yaptık ki amatör takımlar 'efendiler liginde' yapmaz.
Modric ceza alanının köşesinde topu taç çizgisine doğru çekerken İsmail Köybaşı'nın yaptığı penaltı inanılmaz bir penaltı. Bereket versin mağlup duruma düştükten 1 dakika sonra beraberliği sağladık. Hakan Çalhanoğlu yaklaşık 35 metreden vurdu ama gol Çalhanoğlu'nun meziyetinden değil Hırvat oyuncusunun kafasına çarpmasından dolayı kaleci kontrpiyesinden geldi.
İkinci yarıya bakıyoruz, tüm kontrol Hırvatistan'daydı. Oyunu istedikleri gibi yönlendirdiler. Modric büyük bir futbolcu, çok da müthiş oynadı.
Kaleye gitmekte çok zorlanıyoruz. Bu tür maçlarda iyi niyetli, insanüstü mücadele 1 puan getirebilir ama uzun vadede kalite düşüklüğü ve kaleye gidememe grup birinciliğini getirmez.
Dün gece her türlü şanslıydık. Üstelik seyircisiz oynamak ayrı bir şanstı. Bir diğer şansımız da Polonyalı hakem oldu. İyi maç yönetti. Aslında istese ya da seyirci olsa frikikten gol bulduğumuz pozisyonda faulü vermeyebilirdi.

Sıkıntı büyük...

Fenerbahçe, sezona hiç iyi başlamadı. Dün gece de belki de ligin en zayıf takımlarından biri olan Kayserispor'u yenemediler.
Üstelik 90. dakikada yediler, uzatmada da beraberliği sağladılar. Atılan goller dışında Fenerbahçe'nin tek pozisyonu yok. Ciddi bir golcü sıkıntısı var. Sezon başından beri Fernandao, Robin van Persie ve Emenike, değişerek oynuyorlar.
Fenerbahçe'nin santrforu şudur diyemiyoruz.
Aslında belki de kimse diyemiyor.
Fenerbahçe'nin o alıştığımız kanat akınlarından eser yok. Gökhan Gönül ve Caner Erkin'i kaybetmenin sıkıntıları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Maça bakıyoruz, Kayserispor ilk yarıda duran toptan birbirine benzer iki gol attı.
Sözüm ona en uzun, hava hakimiyeti en yüksek stoperler Fenerbahçe'de ama yenen goller tam bir komedi. İki yan topta da o Avrupa'nın önemli stoperleri Kjaer ve Skrtel, Kayserisporlu oyunculara kafayı vurdurdular.
Yönetimin ciddi hataları olduğunu düşünüyorum. Kaybettikleri oyunculara bakıyoruz; kurtarıcı denilen oyunculara bakıyoruz. Miroslav Stoch kurtarıcı olabilir mi? Emmanuel Emenike madem iyi bir oyuncuydu, niye Katar'a yolladınız?
Yenilerden Roman Neustadter'in takıma faydası nedir? Kim transfer etmiştir? Hangi mantıkla Fenerbahçe'ye kazandırılmıştır? Bu soruların cevabını sadece biz değil tüm Fenerbahçeliler arıyor. Fenerbahçe'nin iki maçı geride kaldı ama sadece 1 puanı var.
Üstelik ışık vermeyen, pozisyon üretemeyen, santrforu belli olmayan, oyuncu kalitesi vasatı aşamayan bir takım görüntüsünde... Bu iş Stoch'la, Alper'le, Aatif Chahechouhe'yla olmaz. Van Persie, ne iş yapar? Yeni hoca Dick Advocaat vatandaşı ama sahaya girip de bırakın kurtarıcı olmayı, emekli bir oyuncu görüntüsünde.
Fenerbahçe'yi iyi günler beklemiyor.
Üstelik hakem şanssızlığı da Fenerbahçe'den yanaydı. Bariz gol şansından Kjaer'in atılması doğru karar ama bu pozisyonun başlangıcında Stoch'a açık bir faul var.

F.Bahçe ışık vermeyen, pozisyon üretemeyen, santrforu belli olmayan, oyuncu kalitesi vasat bir takım görüntüsünde