CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Çıkış sürüyor

Fenerbahçe, art arda çok önemli 4 maç kazandı. Üstelik bu maçlardan herhangi birinde takılsaydı hem puan hem de huzur açısından sıkıntıya düşeceklerdi. Ama dün gece gördük ki Fenerbahçe Türkiye'nin takım savunmasını en iyi uygulayan takımı. Bir penaltı ve yedikleri gol dışında duran toplar haricinde pozisyon vermediler. Tıpkı 3 gün önce oynadıkları Manchester United karşısında da yaptıkları gibi. İlk yarı çok düşük tempoda geçti. Maç al gülüm-ver gülüm oynandığı esnada sahaya dün gecenin yıldızı Aatif çıktı. Soldan girdi, ayağının dışıyla Van Persie'ye attı ve Van Persie ceza alanında en iyi yaptığı şeyi yapıp ayak içiyle Fenerbahçe'yi öne geçirdi.
Bu dakikadan sonra aslında Akhisar yakaladığı penaltıyı gole çevirse oyuna ortak olabilirdi. Ama kaçırdılar. İkinci yarı Akhisar oyuna daha baskılı başladı. Oyunun kontrolünü ellerine geçirdiler, dönen topları aldılar ama Fenerbahçe savunması bir huni gibi kapanarak rakibe fazla bir şans vermedi.
Aslında bu tür maçları koparan favori takımın ikinci golüdür. Tıpkı dün geceki gibi. Fenerbahçe'nin ikinci golü mükemmel bir organizasyonla geldi. Lens çaprazdaki Emenike'ye mükemmel bıraktı. Emenike kalecinin çıktığını görüp topu hemen yanındaki Aatif'a verdi. O da şık bir vücut hareketiyle rakip defansı açığa düşürüp neredeyse boş kaleye topu yuvarladı.
Üçüncü golü hiç anlatmayalım, uzun yıllardır böylesine tuhaf bir gol görmedim. Kaleci ve defans rahatlıkla topa müdahale edeceklerken defans oyuncusu topa kafa vuracak gibi yaptı, kaleci bıraktı ve eline çarpan top gol oldu. Sonuçta Fenerbahçe potaya girdi diyebiliriz. Puan farkı devan etse de Fenerbahçe'nin yükselişi sürüyor.
Sahada mükemmel bir hakem vardı: Halil Umut Meler... Türk futbolunun fazla tanımadığı bir isim ama inanın bana bundan sonra adını çok duyacağız. Neredeyse her kararı doğru. Özellikle de penaltı kararı ve penaltıda Topal'a verdiği sarı kart.

İyi sonuç

Beşiktaşlılara maç öncesi, "Maça çıkmayın bir puana razı mısınız?" deselerdi herhalde herkes kabul ederdi. Çünkü maç nerede oynanırsa oynansın Napoli gibi bir takımdan bir puan almak başarıdır. Öyle de oldu. Maça baktığımızda hakkı da aslında beraberlikti. Ama bitime 10 dakikadan biraz fazla kalmışken, öne geçtikten sonra maçın berabere bitmesi bizleri çok üzdü. Aslında Napoli atak gücü çok yüksek bir takım. Sürekli araya ya da rakip defansın arkasına çabuk oynama özellikleri var. Özellikle ikinci yarı çok net gol pozisyonları olmasa da neredeyse her akınlarında tehlike yarattılar. Çabuk, fazla uzun boylu olmayan, topla çok yumuşak Napolili forvet sürekli tehdit unsuruydu. Aslında ilk yarıda en önemli pozisyonu Atiba buldu. Biraz daha iyi vursa gol olacaktı ki direkten dışarı çıktı. Özellikle ilk yarı Beşiktaş'ın ileride baskı uygulaması Napoli'yi etkisiz kıldı. İkinci yarı Napoli çok daha etkiliydi. İyi geldiler, Beşiktaş fazla çıkamadı taa ki kazanılan penaltıya kadar. Penaltı geldiğinde "Acaba bir rüya gerçekleşiyor mu?" dedik. Quaresma çok iyi vurdu, Beşiktaş öne geçti. Maç böyle bitse Beşiktaş 8 puan yapacaktı ki neredeyse gruptan çıkmak garanti olacaktı. Bu dakikadan sonra Napoli art arda oyuncu değişiklikleri ve Hamsik'le kazandıkları gol beraberliği getirdi. Şimdi Beşiktaş'ın 6 puanı var. İçeride Benfica'yı yenerlerse gruptan çıkarlar. Beraberlik asla kötü bir sonuç değil. Bence Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'nde yoluna çok başarılı bir şekilde devam ediyor.

ADAMIN KARARLARI DOĞRU
Bizim hakemler, sanırım dün akşamki İngilizi ağızlarının suyu akarak izlemişlerdir. Adamın her kararı doğru. Boşu boşuna dünyanın en iyi hakemi olmamış. Penaltı veriyor "gık" yok. Düdük çalıyor "çıt" yok.
Oyuncularla seviyeli bir samimiyet içinde ve maç bittiğinde de her iki takım oyuncuları ona olan saygılarını kucaklayarak gösteriyorlar.

Fırat kalkanı

Türk futbolunda bana bundan sonra bir çok şeyin rahmani olduğunu anlatmasınlar... Geçen hafta Fenerbahçe, Bülent Yıldırım'ın Konya lehine çalmadığı bir penaltı sonrası galip geldi. Dün gece de Fırat Aydınus sahne aldı. Adeta Fenerbahçe'nin yeni başkan adayı ya da hamisi edasıyla ilk 20 dakikada maçı bitiriverdi. Hangi Fırat Aydınus'tan bahsediyorum biliyor musunuz? Hani şu geçen hafta Galatasaray- Trabzon maçını yöneten. Orada Podolski omzundan tutulup, düşürülüyor, Fırat Aydınus "devam" diyordu. Dün gece ise çok daha hafifi bir pozisyonda "cart" diye penaltıyı verdi. Daha sonra itirazlar filan Ceyhun'a ilk sarı kart, kısa bir süre sonra da ikinci sarı karttan gelen kırmızı kart.
Aslında maç, orada bitti. Fenerbahçe hem öne geçmiş hem de rakip 10 kişi kalmıştı ki bu maçın dönmesi söz konusu bile olamazdı. Zaten de öyle oldu. Sıkıntı şu; Fenerbahçe'nin hakeme ihtiyacı olmamalı. Doğru-düzgün hakem kararlarıyla maç 11'e 11 oynansaydı, Fenerbahçe yine kazanabilirdi ama dün gece yaşananlar futbol adına utanç vericidir. Aslında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, geçen yıl "Kaşar hakemleri istemiyoruz" demişti. Kaşar hakemi "Yaşlı ve yolun sonuna gelmiş" hakemler olarak kastettiğini biliyoruz. Yani Konyaspor- Fenerbahçe maçının hakemi Bülent Yıldırım ve dün geceki karşılaşmanın hakemi Fırat Aydınus gibi. Kaşar hakemler Fenerbahçe'yi ve Aziz Yıldırım'ı iki maçla hayata döndürdüler. Görünen o ki bundan sonra Aziz Yıldırım da tam bir kaşarsevici olacak.
Bir gizli güç, 3 büyüklerin lig yarışından erken kopmalarını istemiyor. Sanki kara bir el, düğmeye basıp belli yerlerde devreye giriyor ve ligi dengeliyor. Bu söylediğim asla senaryo değil. Bunu geçtiğimiz yıllarda da gördük. Galiba TFF Başkanı Yıldırım Demirören çok haklıymış. İki hafta önceki özel röportajında "Fenerbahçe mutlaka yukarı çıkacaktır" dedi ve Sayın Demirören'in bu öngörüsü de hemen gerçekleşiverdi.

Kritik viraj

Fenerbahçe çok sorunlu günler yaşıyor ve puan olarak da zirveden çok geride kalmışken gelen bu galibiyet sadece 3 puan değil. Bu galibiyet takımı da belli oranda toparladı. Fenerbahçe çok mu iyi oynadı, hayır... Çok pozisyona mı girdi, o da hayır... Ama Fenerbahçe'nin bu galibiyete çok ama çok ihtiyacı vardı. Aslında maç beklenildiği gibi gitti.
Kontrollü, tedbirli oynayan bir Konyaspor bekliyorduk, onu da gördük. Maçın başından sonuna dek kompakt oynamaya çalıştılar.
Fenerbahçe işte bildiğimiz Fenerbahçe... Çabuk adamlarıyla pozisyona girmeyi düşünen ve bunu belli oranda da dün gece Lens ile başarmış bir takım. Lens'i kutlamak lazım. Çok güçlü, tekniği yüksek, iyi bir oyuncu. Dün gece tek başına, kişisel gayretiyle bir penaltı yaptırdı ve Fenerbahçe'ye maçı kazandıran isim oldu.
İkinci yarıda da Fenerbahçe'nin Van Persie ile kaçırdığı mutlak bir gol var. Birkaç saniye içinde 3-4 pozisyon art arda kaçtı. İlkinde Van Persie 2 metreden vurdu, üst direkten döndü, topa Van Persie tekrar kafayla vurdu, tekrar vurdu ama gol olmadı.
Son 15 dakika oyunun kontrolü Konyaspor'da görünüyor gibi olsa da hiçbir pozisyon üretemediler. Sadece aldılar, sağa-sola iyi pas yaptılar ama Fenerbahçe iyi kapandı. Sonuçta Fenerbahçe kazanamasaydı her türlü sıkıntı büyüyebilirdi. Üstelik hiç kimse de Konyaspor karşısında Konya'da alınmış bu galibiyeti küçümsemesin. Fenerbahçe futbol olarak fazla bir ışık vermese de bu birçok şey için dönüm noktası olabilir.
Hakem Bülent Yıldırım ruhen ve bedenen miladı dolmuş bir hakem görüntüsünde. Fenerbahçe lehine verdiği penaltı doğru. Emenike'nin penaltı atışında da bir duraksaması var. Yeni kural 'Futbolcu kaleciyi aldatmak için duraksama yaparsa aleyhine vuruş' diyor. Emenike'nin pozisyonu net bir aldatma değil. Topa çok yakın değilken duraksıyor, ondan sonra hareketleniyor ve golü yapıyor.
İkinci yarıda Konyaspor bir penaltı bekledi. Top 20 metreden orta geliyor, top Konyalı oyuncudan sıyrılıyor ve Skrtel'in koluyla temas ediyor. Topun uzaktan gelmesini göz önüne alarak, Skrtel'in kolunu çekebilmesi gerekir diye düşünüyoruz ve bence penaltı.

Noel Baba!

Başlık bir çoğunuzun garibine gelebilir. Beşiktaş bu kadrosuyla hatta bu şansıyla ve hatta doğru rotasyonlarıyla doludizgin yoluna devam ederken yılbaşında yani devre arasında, en yakın rakiplerine büyük farkla şampiyonluğu matematik olarak değil ama büyük oranda garantileyebilir. Aboubakar haftalardır tutuktu, önce Napoli'de patladı, sonra da dün gece attığı ve attırdığı golle coştu. Hele ilk devrenin son dakikasında attığı bir gol var ki belki de Avrupa'da haftanın golü. Yine son dakikada arkası dönükken Talisca'yı görüp ona asist yapması takdire şayan.
Aslında maç çok dengeli başladı. Hatta ilk yarının büyük bir kısmında Antalyaspor bizi çok şaşırttı. Kesinlikle oyuna ortaktılar. Orta sahayı çok rahat geçiyorlardı ve üstüne üstlük ciddi pozisyonlar da yakaladılar.
Maçın kırılma anı 45. dakikada... Aboubakar ceza alanı dışında çaprazdan öyle bir vurdu ki top 90'da direğe vurup içeri girdi. Kırılma noktası dediğimiz şu; Beşiktaş hem skor avantajını yakaladı hem de itirazdan dolayı Antalyasporlu Diego Angelo oyundan atılıp takımını 10 kişi bıraktı.
İstanbul'da mağlupken 10 kişi kalıyorsanız bu maçı kurtarmak Antalyaspor için çok güç olurdu. Öyle de oldu.
İkinci yarıdaki Beşiktaş'ın attığı ikinci gol hazırlanış açısından süper. Kaleci Fabri'den başlayıp mükemmel paslaşmalarla ve en sonda da Quaresma'nın ortasıyla gelen Talisca'nın kafa golü her şeyi bitirdi.
Beşiktaş'ın avantajı şu; her tür rotasyon fayda veriyor. Talisca birkaç haftadır sallantıdaydı, dün gece iki gol attı. Aboubakar'ın kendine güveni geldi. Tolgay iyi oynadı. Fabri ise bence haftalardır mükemmel oynuyor. Sonuçta bakıyoruz, Beşiktaş doludizgin ilerliyor.
Hakem açısından maçın en kritik anı, Abubokar'ın golünden önce Tosic'in kazandığı top. Antalyasporlular faul diye itiraz ettiler ama bence hakemin kararı doğru. Çünkü Tosic'in her ne kadar tabanı gösterip müdahalesi olsa bile bu taban yandan yapılmış olup Antalyasporlu oyuncu için bir tehlike teşkil etmiyor.

Üç puandan çok daha fazlası...

Kim ne derse desin, Beşiktaş dün gece hem kendi tarihinde hem de Türk futbol tarihinde önemli yer tutacak bir galibiyete imza attı. Kolay değil! Napoli, İtalyan futbolunun an itibariyle en iyi takımlarından biri. Üstelik geçen maçta Benfica'yı paramparça etmişlerdi ama dün gece Beşiktaş, kendisini gruptan çıkarmaya çok ama çok yardımcı olacak bir galibiyet aldı.
Aslında Beşiktaş, ilk yarı çok mahkum oynadı. Bu ilk yarıda top kontrolü çoğunlukla Napoli'deydi. Fakat Beşiktaş, maç boyunca dünyada çok az rastlanan bir şeyi yaptı; yakaladığı her pozisyonu golle değerlendirdi. Mesela ilk yarıda müthiş bir Napoli baskısı varken, Tolgay Arslan'ın pasına Ricardo Quaresma hareketlendi, arka direğe harika bir pas yaptı, Adriano da golü attı. Bu dakikadan sonra Napoli'nin baskısı devam etti ve Caner'in arkasına atılan bir top ile ortaya çevrilen pasta da Napoli beraberliği yakaladı. Bu tür goller, ürkütücü gollerdir. Ama Beşiktaş hemen bu dakikadan sonra ikinci golü buldu. Rakip defansın hatalı pasını iyi değerlendiren Aboubakar, Beşiktaş'ı öne geçirdi. İkinci yarı Beşiktaş'ı daha iyi bulduk. En azından baskı yemedi. Bol bol pas yapma imkanı buldu ama defans ve kaleci hatalarından da arka arkaya penaltılar geldi. İlkinde kaleci Fabri, rakibe kontrolsüz girince penaltıya sebebiyet verdi. Allah'tan bu penaltı gol olmadı ama hemen ardından başka bir penaltıda Napoli beraberliği yakaladı.
Herhalde tüm Beşiktaşlılar, beraberlikten sonra "İnşallah maç böyle biter" derlerken son dakikalarda sahneye yine Aboubakar çıktı. Attığı kafa golü, Beşiktaş için sadece 3 puan değil aynı zamanda bir tarihti.
Hakeme kimse kızmasın... Bence Rus hakem çok iyi maç yönetti. Beşiktaş aleyhine verdiği iki penaltıda da haklı. İlkinde Fabri'nin kontrolsüz hamlesi, ikincisinde de Caner'in rakibin boynuna gereksiz bir sarılması vardı. Ayrıca yüzde yüz emin olmasam da Beşiktaş'ın attığı son golde Aboubakar, orta yapıldığında ofsayttaydı.

Biz bunları hak etmedik

Fatih Terim, sabote eder gibi takım çıkarmaya devam ediyor. Ukrayna gibi bir takıma karşı çift santrfor oynayıp orta saha direncini azaltıp ilk yarıda darmadağın olduk. İkinci yarı çocuklar gayrete geldiler, Konya seyircisi de müthiş bir destek verince bir puanı kurtardık. Dün geceye bakıyoruz, kamera şakası gibi. Cenk yok, yani diğer bir deyimle, santrforsuz oyuna başladık. Komedi gibi. Üstelik Avrupa'nın belki de fizik gücü en yüksek takımına karşı.
Maçın 1. dakikasından 90. dakikasına kadar sahada Türkiye diye bir takım yoktu. Ne ikili mücadelelerde vardık ne de organizasyonda. Emre için yıldız olur mu derken, dün gece Emre kalite ve etkinlik olarak saha kenarında top toplayan çocuklarla aynıydı.
Ömer Toprak, kurtarıcı diye getirildi. Türkiye liginde onun kadar stoper oynayacak en az 5 oyuncumuz var. İzlanda'nın attığı ikinci gol çok tuhaf. Konya'da Ukrayna'dan yediğimiz ikinci golü andırıyor ama tablo daha da vahim. Mehmet Topal'ın birkaç metre arkasından depara kalkıp 20 metrede Topal'ın birkaç metre önüne geçip golü yapıyor İzlandalı.
İlk yarıda 3-5 dakika oynadık, daha doğrusu pas yapmaya çalıştık, topu ceza alanına indirdik ama atacak golcümüz yok.
Dedim ya, Terim'i anlayamıyorum. Tanımasam takımı sabote ediyor diyeceğim. 4-6-0 diye takım var mı? Forvetimiz pigme topluluğu gibi. Bu adamlar dev gibi İzlandalılarla nasıl mücadele edecek? Edemediler de ve tabii rezil olduk.
Adamların yılda en fazla kazanan futbolcusu, bizim en az kazanan futbolcumuzun altında. Şimdi hesap zamanı. Grupta şansımız çok azaldı. Ama İmparator 'yaptım oldu' diyor, birileri de alkış tutuyor. Biz bunları hak etmedik. Yazıklar olsun!

İkinci yarıda akıl devreye girdi

Bu tür maçlar şampiyonluğa oynayan takımı inanılmaz havaya sokuyor. İlk yarıda mağlupsunuz, hemen hemen hiçbir gol pozisyonunuz yok, ceza alanına kadar iyisiniz, baskınız var ama kötü bir golle mağlupsunuz. İşte Galatasaray'ın ilk yarıdaki görüntüsü buydu. Ama ikinci yarı muhteşem diyemesek de çok ciddi bir geri dönüşle hem 3 puanı aldılar hem de her geçen hafta kendilerine güveni artırarak devam ediyorlar.
İlk yarıda Tolga kötü pas attı, top kapıldı ve Antalyaspor soldan yaptığı orta ile golü buldu. Aslında bu dakikadan sonra Galatasaray golü bulabilir mi diye beklerken az kalsın ikinci golü de Antalyaspor atıyordu. İlk yarıda G.Saray şuursuzca bir baskı koydu. Ama inanın bana bir tek pozisyon bile üretmedi.
İkinci yarı ise çok daha akıllı, çok daha sabırlı oynadılar. Üstelik Sneijder de sakatlanmış çıkmış, yerine Podolski girmişti. Bu tür maçlarda fizik gücü çok önemli. Antalya fizik olarak 60 dakikalık bir takım. Nitekim önce Selçuk'un alıştığımız klasik süper frikik gollerinden biri geldi, ardından da sahneye Podolski çıktı.
Son 15 dakika Antalyaspor diye bir takım kalmadı. Bütün kontrol, bütün ofansif aksiyon Galatasaray'ın elindeydi ki Bruma soldan daldı, Podolski golü yaptı. Hemen akabinde de Sinan sağdan daldı, kaleciden dönen topu Podolski yine gol yaptı.
Galatasaray'ın avantajı şuydu, Eren Derdiyok durunca Podolski sahneye çıkabiliyor. Üstelik fiziği eksik, sakatlıktan yeni dönmüş Podolski.
Ama Galatasaray şunu hiçbir zaman unutmasın ki şampiyonluğa oynayan takımlar arasında rakibine en tuhaf, en kolay pozisyon veren takım da kendileri.
Gelelim hakem Özgür Yankaya'ya... Koskoca maçta 1 hatası var, o da belki de sonucu etkileyebilecek cinsten. İkinci yarıda Antalyaspor'un golünü faul diye iptal etti. Pozisyona baktığımızda Hakan Balta rakibin elini sırtında hissettiğinde kendini yere bırakıp faul istiyor. O sırada da Eto'o golü yapıyor. Kesinlikle ama kesinlikle faul değil. Ama Özgür Yankaya bu, ne zaman ne yapacağı belli olmuyor!