CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Ali Palabıyık katliamı

40 yıldır futbolun içindeyim, hakemin sonuca etkili bu kadar fazla karar verdiği ve maç sonrası en az 7-8 pozisyonun tartışmaya açık olduğu bir maç daha izlemedim. Şimdi madde madde bakalım...
🔴 Fenerbahçe lehine verilen ilk penaltı. Her ne kadar Medel elini Janssen'in omzuna koysa da ve ardından kafayı vursa da günümüz futbolunda böylesine penaltılar vermek doğru değil. Fenerbahçe lehine verilen ilk penaltı, kimilerince desteklenebilir ama bence doğru değil.
🔴 İkinci kritik karar Quaresma'ya verilen art arda iki sarı kart... İkisi de doğru. Dolayısıyla Quaresma'nın oyundan atılışı kesinlikle haklı.
🔴 İlk yarının son dakikalarında Cenk bariz gol şansıyla gitme ihtimali varken, Neto tarafından durduruluyor. Burada da kırmızı kart kararı doğru.
🔴 Yine ilk yarının son dakikasında bir kornerde, top Ozan'ın kapalı koluna çarpıyor. Hakemin devam kararı doğru. İkinci yarıda da çok fazla hakem pozisyonu yaşandı ve Beşiktaş'ın katliamı aslında bu yarıda oldu.
🔴 En az 1-1,5 metre geriden çıktı, golünü attı ama hakemler maalesef bu buz gibi golü vermediler. Bu iptal edilen hatalı golden sonra Cenk ceza alanına girdi, Fenerbahçeli defans oyuncusu arkadan aşiline bastı, yüzde 100 bir penaltıydı ama hakem 'devam' dedi.
🔴 İsmail Köybaşı'na verilen kırmızı kart doğru. Yüksek ayakla atlıyor, topun üzerinden sıyırıp rakibin kavalına basıyor.
🔴 85. dakikada Ali Palabıyık, Fenerbahçe lehine bir penaltı çaldı. Kaleye şut çekiliyor, Atiba arkasını dönüyor ve top koluna temas ediyor. Negredo Kasıt yok, kollar yukarıda değil, uydurma bir penaltı ve uydurma bir ikinci sarı karttan gelen kırmızı kart.
🔴 Gelelim Güneş'in atıldığı pozisyona... Pepe, Valbuena'ya kesinlikle faul yapmıyor. Hakem bu faulü de uyduruyor. Güneş, dördüncü hakem ile tartışıyor, ardından da arkasını dönüp giderken kendi kendine söyleniyor. Belki bu arada küfür de ed-i yor. Güneş'in atılmasına lafımız yok ama Güneş'in atılmasına vesile olan o tuhaf faul kararını da eleştiriyorum!.

Medel stoper oynamaz!

Beşiktaş yorgundu. Porto zaferi, seyahat ve belki de stres boşalması Beşiktaş'ı yordu. Ama şunu itiraf edelim ki yorgun Beşiktaş bile Konyaspor'a yetti de arttı. Üstelik Şenol hoca rotasyon bile yapmadı. Tabii ki haklı. Hafta sonu Fenerbahçe ile zorlu bir derbi maçları var. Olası bir puan kaybının yaratacağı moralsizlikle Kadıköy'e gitmek istemedi haliyle Güneş. Beşiktaş'ın attığı iki gol de hem kalite hem de vuruş üstünlüğü kokuyor. İlk gole bakıyoruz... Caner öyle bir orta yaptı ki adeta bir basketbol asisti gibiydi. Tam adrese gitti ve son haftaların başarılı golcüsü Cenk Tosun, kafayla kendine has gollerinden birini attı.
Bundan sonra Beşiktaş yine rahat rahat oynamaya başladı. Şurası bir gerçek ki; Talisca gibi, Quaresma gibi bazı oyuncular sadece Beşiktaş'ta var.
Belki de Türk futbolunun en önündeki yıldızlar.
Ricardo Quaresma lig maçlarında gol atmakta çok zorlanıyordu.
Maç boyunca iyi oynadı. Son vuruş ya da son paslara kadar harikaydı ama sonunu bir türlü getirememişti. Ta ki attığı gole kadar. Son ayların en güzel golünü kaydetti Portekizli yıldız. Topu aldı, iki Konyalı futbolcuyu adeta çiğneyip geçti ve dar açıdan vurulabilecek en ölümcül noktaya vurup, Beşiktaş'ın galibiyetini perçinledi.
Atiba ve Tolgay görevlerini yaptılar.
Şenol hocaya tavsiyem: Medel bu takımda stoper oynamaz. Deneyimli ve çabuk ama o mevkide Tosic'ten daha iyi değil.
Sonuçta Beşiktaş'a bakıyoruz, yorgun geldiler, rölanti oynadılar, hemen hemen hiç pozisyon vermeden maçı alıp gittiler. İşte bunu ancak kaliteli ayakları çok fazla olan takımlar becerebilir.
Atiker Konyaspor ise belli ki yaşanan olaylar nedeniyle geri gitmiş.
Bu maç bir hakem için çok kolaydı.
Ancak bir İtalyan hakem gibi son derece yakışıklı, son derece sakin ve mükemmel vücut diliyle Serkan Çınar çok iyi bir maç çıkarttı.

"Quaresma ve Talisca gibi yıldızlar sadece Beşiktaş'ta forma giyiyorlar..."

Fındıkkurdu Valbuena!

Fenerbahçe, çok kritik haftada rakipleri yol almış giderken, çok ama çok önemli bir galibiyet aldı. Çok mu iyi oynadılar? Hayır... Ama bir adam var ki zaman zaman halı saha futbolu gibi oynasa da inanılmaz bir özveri, inanılmaz bir mücadele örneği gösteriyor. Bu adam fındıkkurdu kadar küçük, yaşı bir hayli ilerlemiş bir Fransız... Dün gece iki gol attı, bir golün de neredeyse asistini yaptı. Kimse ona, "Yok geri gelmiyormuş, yok rakibini kovalamıyormuş" gibi toz kondurmaya kalkmasın. Allah korusun 3-5 hafta sakatlık durumu gelse Fenerbahçe çok şey kaybeder.
Fenerbahçe dün geceye iyi başladı. İlk yarım saat kontrol Sarı Kanarya'daydı. İşte bu dakikalarda Valbuena çok iyi ortaladı, Josef de Janssen'in önüne indirdi o da golü yaptı.. Ne olduysa bu dakikadan sonra oldu. Alanya elini kolunu sallayarak Fenerbahçe'nin üzerine gelmeye başladı. Pozisyonlar buldu ve öyle bir gol attılar ki, amatör takım bile böylesine bir pozisyon hatası yapmaz. Emre Akbaba bomboş pozisyonda ceza alanı içinde topla buluştu ve 1-1 yaptı. "Yine mi sıkıntı" diyordu ki Fenerbahçe, Valbuena bu golden sonra hemen Fenerbahçe'yi yine öne geçirdi. Yeni transfer Janssen, yararlı bir transfer gibi görünüyor... Penaltı kazandırdığı pozisyonda ekmeğini taştan çıkarttı. Gitti faulle karışık topu kaptı, ceza alanına girdi ve penaltıyı aldı. Üstelik Janssen arkadaş canlısı ve sıcakkanlı bir çocuğa da benziyor.
Gelelim Fenerbahçe'nin asıl problemine;
Fenerbahçe takım savunmasını beceremiyor.
Ceza alanı içinde inanılmaz yerleşim hatası yapıyorlar ve iki kalecisi de hala formsuz.
Ne Neto ne Neustadter ne de dün gece oynamayan Skrtel bu takımın savunmasını toparlayamazlar. Her şey iyi giderken bir bakmışsınız Fenerbahçe çok komik çok anlamsız bir gol yiyivermiş. Tıpkı dün geceki ya da daha önceki maçlarda yedikleri gibi.
Ve son söz hakem Mete Kalkavan için;
Alanya ilk yarıda iki elle oynama penaltısı bekledi bana göre hakemin devam kararı doğru. Birinde mesafe çok yakın diğerinde ise vücuttan sekip eline çarpıyor.
Janssen'e yapılan harekette penaltı kararı doğru ama penaltı öncesi Janssen bence topu faulle kazandı.

"Yok geri gelmiyormuş, yok rakibi kovalamıyormuş... Allah korusun Valbuena sakatlanıp 3-5 hafta takımdan uzak kalsa, F.Bahçe çok şey kaybeder"

Sıcak çarptı

Dün geceki beraberlikten sonra artık Süper Lig'de puan kaybetmeyen hiçbir takım kalmadı. Daha önceki 3 maçta bol gol ve gol pozisyonu bulan Galatasaray'dan Antalyaspor karşısında eser yoktu. Üstelik yine sezon başından beri yedikleri gollere bakıyoruz, hep yan top... Dün gece de yine bir yan toptan gol yiyip, iki puan kaybettiler.
Aslında maça baktığımızda kısır bir mücadele oldu. Galatasaray'ın attığı gol dışında pozisyonu yok. Herhalde yediği gole de pozisyon demezsek verdiği pozisyon bile yok. İlk devre Galatasaray diğer maçların aksine, saldırmadan ileride pres yapmadan, kontrollü başladı. Tipik İtalyan takımlarının oynadığı gibi iyi kapanmaya çalıştılar, alan daralttılar ama bir şeyi eksik yaptılar. Topa sahip olamadılar, ileride top tutamadılar. Tam işler sıkıntılı hale girmişti ki ortaya Belhanda, Rodrigues ve Gomis üçlüsü çıkıverdi. İşte bu üç ayaktan ancak kaliteli olanların yapabileceği tipte bir gol geldi. Rodrigues çok çabuk bir şekilde sağdan defansın arkasına sarktı, Belhanda onun önüne çok iyi yuvarladı, Gomis de daha önce attığı gollere benzer bir şekilde sağdan gelen topa ayak içiyle dokunuverdi. Herhalde Gomis'in en rahat attığı, adeta bir meleke haline gelmiş gol tipi dün geceki attığı gol... Sağ ayak içini şartlar ne olursa olsun çok iyi kullanıyor. Baskıda da olsa, açısı dar da olsa mutlaka boşluğu bulup, golü yapıyor. Bu golden sonra sıcağın da etkisiyle tempo çok düştü. İkinci yarı Galatasaray bütün inisiyatifi rakibine kaptırdı. Özellikle son 15 dakika manasız bir şekilde geriye yaslandı ve futbolun ilahi adaleti Galatasaray'ı cezalandırıverdi. Antalyaspor korneri hızlı kullandı ve Eto'o markajsız bir şekilde 3 metreden topu kafayla ağlara yolladı. Aslında baktığımızda da maçın hakkı beraberlikti. Sahada en önemli yıldızlardan biri hakem Halis Özkahya'ydı. Zor bir maç olmasa da kusursuza yakın bir yönetim gösterdi.

Penaltı da kırmızı kart da doğru

Önce şunu belirteyim ki, eski Beşiktaş daha gelmemiş. Takım fizik olarak iyi değil, belki de daha doğrusu hazır değiller. Özellikle son yarım saat oyundan düştüler. İlk 30 dakikaya bakıyoruz, Beşiktaş'ın takım boyu istenen seviyedeyken rakibe büyük baskı kurdular. Aslında maç başında 2-3 net gol pozisyonundan birini değerlendirebilseler sonuç farklı olurdu. Ama art arda kaçırdılar. Ta ki 30. dakikaya kadar. Bu dakikadan sonra orta saha direnci yavaş yavaş azalmaya başladı. Lens ve Babel çizgiye çok yakın oynuyorlar. Halbuki onlardan beklenen, zaman zaman ortaya kat etmeleri.
Gelelim Negredo'ya: Kariyerine hiçbir lafım yok. İstanbul'da baskılı oynarken de Beşiktaş adına etkili olabilir ama özellikle deplasmanda ne kadar katkı vereceğini bilemiyorum. Her ne kadar istediği topları almasa da bir santrfor için ağır bir görüntü çiziyor. Özellikle Beşiktaş'ın çabuk oyununa ne kadar yatkın kestiremiyorum.
İkinci yarı Beşiktaş kontrolü çoğu zaman Karabük'e bıraktı. Oyun sıkıntıya girmişti ki penaltı imdada yetişti. Fakat Türkiye'nin en kaliteli oyuncularından biri olarak gösterdiğimiz Oğuzhan çok kötü bir vuruşla topu üstten auta atarak penaltıyı kaçırdı. Hemen sonrasında da Tosic'in ikinci sarı karttan atılmasıyla Beşiktaş 10 kişi kaldı. Tosic'i anlayamıyorum. Adeta kendini attırmak için rakibe hamle yapıp ikinci sarıyı gördü. İşte bu dakikadan sonra başta Şenol hoca ve tüm camia belki de bir puana razılarken, sahneye kalite farkı çıktı.
Oğuzhan, Babel'in koşu yoluna öyle bir top attı ki buram buram kalite kokuyor. Babel de çaprazdan kaleci ile karşı karşıya kalıp paniklemeden çok güzel bir vuruş yaptı ve golü getirdi. Ama son 10 dakika var ki şampiyon, ağır baskı yedi. Özellikle oyuna sonradan giren Seleznyov'un vuruşlarından biri gol olsa maç orada bitmişti.
Sonuçta Beşiktaş daha hazır değilken üstelik 10 kişi kaldığı bir maçı kazanmasını bildi. Şampiyonluk maratonunda böylesine galibiyetler çok büyük anlam taşıyor.
Gelelim hakem Ali Palabıyık'a... Bu sezona çok iyi başlamıştı: Dün de iyi buldum. Verdiği penaltı kararı doğru. Sanırım yardımcı hakemin uyarısıyla çaldı. Biraz geç çaldı ama doğru çaldı. Tosic'e gösterdiği kartlar için söylenecek bir şey varsa, o da Tosic'e olabilir. Bir adamın her hamlesi böylesine sert olursa tabii ki oyundan atılacak.

Hakem kötü ama biz skandalız!

Önce şunu belirteyim ki mübarek bayram günü acı çekiyoruz. Yenildiğimiz için değil, ortaya koyduğumuz daha doğrusu hiçbir şekilde ortaya koyamadığımız futbola benzeyen o oyunumuz için. Üstelik bizim maçtan önce İzlanda, Finlandiya'ya yenilmiş ve bize gün doğmuştu. Ama maç bir başladı ki o da ne, zavallı bir Milli Takım. Kendi yarı sahasında sağa-sola pas yapan, orta sahayı geçemeyen, ileriye top atamayan, attığında defans bloğunu ileriye çıkarttığında da sürekli pozisyon veren bir Milli Takım gördük. Şener ve Serdar Aziz'in arkasına atılan her top ya gol oldu ya pozisyon oldu. Sakın tek sorumlu Şener, Serdar diye anlamayın takımda vasat oynayan oyuncumuz bile yoktu. Sağ ve sol bekimiz Fenerbahçe'de direkt oynayamıyorlar, Topal devşirme bir stoper, Ozan tartışılıyor, Cengiz, Roma'da oynamıyor... İşte bizim Milli Takımımız böyle bir Milli Takım.
Lucescu'nun da yanlışları var.
Yaratıcı özelliği olmayan, dripling yapıp adam geçme özelliği olmayan oyuncularla başlamış.
Millet olarak gerçekten büyük acı çekiyoruz. Oysa biz böyle miydik... Daha birkaç yıl öncesine kadar iyi takımdık. Ukrayna gibi bize yakın takımlarla rahatlıkla oynar, yener, yenilir ama ezilmezdik. Dün gece ezildik...
Bizden çok daha iyi olmayan bir takım, bizi darmadağın etti... Beklerimiz komik duruma düştü. 6 metre arkasından koşup, 16 metre topla buluşup pozisyon yakaladılar.
Artık karar verme zamanıdır. Görünen o ki bu turnuva da bizim için bitti. Süper Lig'deki Anadolu takımlarına bakıyorum, onlarda bile 7-8 vasıfsız yabancı oynuyor. Çok üzücü.
Çarşamba gecesi Hırvatistan maçımız var.
Normal şartlarda Hırvatistan bizi, hırdavat gibi yapar. Millet olarak böyle bir futbolu, böylesine skorları asla hak etmiyoruz.
Kabul, sahada da hokkabaz bir hakem vardı. Yediğimiz ilk gol açık ofsayt. İkinci gol top dışarıdan çevrilmiş olabilir. Ayrıca ikinci yarıda da Cengiz'e yapılan mutlak bir penaltı es geçildi ama bu rezil hatalara rağmen hiçbir şey diyemiyoruz. Hakem kötü ama biz Milli Takım olarak skandalız.

Uydurma penaltı

Fenerbahçe kazandı ama her tarafıyla tel tel döküldü. Maalesef kazandığı bir maçtan sonra hiçbir oyuncusu, hiçbir şeyi, taktiği, oyun anlayışı hakkında olumlu bir şey söyleyemiyoruz. Sadece kazandılar ve milli ara öncesi kâğıt üzerinde 3 puanı aldılar.
Önce şunu söyleyelim, Neustadter ve Skrtel yan yana oynayamazlar. İçeridedışarıda oynadıkları her maçta rakip gol ve goller bulabilir. Orta saha üretmiyor, ileriyi desteklemiyor. Sadece Valbuena çabalıyor, o da kopuk kopuk oynuyor. Yaptığı umumiyetle soldan alıp çizgiden içeriye girip orta atmak. Eğer dün Gençlerbirliği'nin oyuncusu Halil İbrahim kendi kalesine kafayla golü atmasa Fenerbahçe'nin gol falan atacağı da yoktu. İki gol bulan Fenerbahçe'nin maç boyunca yakaladığı pozisyon sayısı 2, bilemediniz 3... Üstelik rakip bir devre 10 kişi, son 5-10 dakikada ise 9 kişi kaldı.
Skrtel, nasıl Liverpool'da oynadı, inanılır gibi değil. Şu anda en formsuz defans oyuncularından biri. Soldado belki iyi oyuncu ama fizik olarak çok eksik, bitik ve asla ne istediği topları alabiliyor ne de diğer arkadaşları ona yardımda bulunabiliyor.
'Giuliano yeni Alex olur mu?' dediler...
Belki çok erken ama onda da fazla bir şey göremedim.
Devre hakemin uydurma penaltısıyla berabere bitti, hemen ardından da Rantie oyundan atıldı.
Rantie'ye verilen kırmızı doğru.
Yerdeyken Hasan Ali'ye tokat attı.
İkinci yarı acı ve garip olan şey şu; Fenerbahçe gibi bir takım, 10 kişi oynayan Gençlerbirliği'ne asla hakimiyet kuramadı. Gol de bir anlık defans hatası.
Sağdan orta yapıldı, top kaleciyi ve herkesi geçti, Ozan da boş kaleye golü yaptı. İşte 90 dakikanın maalesef özeti bu.
Gelelim hakeme... Verdiği penaltı asla penaltı değil. Topa Ahmet İlhan vuruyor, daha sonra da Skrtel ile Ahmet İlhan kafa kafaya çarpışıyorlar. Böyle bir penaltı olmaz. Süper Lig'de böyle penaltılar çalan hakem de hakem olamaz. Ama gerek Rantie'ye gerekse Murat Duruer'e ikinci sarı karttan verdiği kırmızı kartlar doğru karar.

Aslan vura vura geliyor

Galatasaray çok ama çok tuhaf bir takım olmuş. Mükemmel mi oynuyorlar? Tabii ki hayır. Hata yapıyorlar mı? Tabii ki evet. Ama bu seviyede böylesine kariyer sahibi oyuncular, futbola yeni başlamışçasına büyük bir özveri ve mücadele içinde oynuyorlar. Hata yapsalar da yardımlaşma ve konsantrasyon maksimum seviyede. Üstelik takımdaki bu anlayış bazı oyuncuların seviyesini korkunç yükseltmiş. Bunların başında da Tolga Ciğerci geliyor.
Biz onu geçen sene de seyrettik. 'Eh işte' dedik. Bu yıl bambaşka bir mevkide, bambaşka bir anlayışla oynuyor ama seviyesini çok yukarı çekmiş ve art arda goller atıyor. Sonra Rodrigues... O da geçen sezon bu takımdaydı. 'Nereden çıktı bu çocuk?' diyorduk ama inanılmaz tempolu, inanılmaz çabuk bir oyuncu. Yalnız hala futbolu olgun değil, eksikleri var. Sonra Linnes... 'Asla Galatasaray'ın oyuncusu değil' derken, o da iyi niyetle sol bekte fena işler yapmıyor. Mesela Tolga'ya attırdığı ikinci gol Linnes'in eseri. Soldan girdi, içeri çekti, ortaya çıkarttı, Tolga da ceza alanı dışından uzak köşeye vurdu. Ve Belhanda... Hücum organizasyonlarının kilit ismi. Şut çekiyor, araya oynuyor, top kapıyor ama zaman zaman kopuk kopuk oynuyor. Fakat şu bir gerçek ki Galatasaray dosta güven, düşmana korku veren bir görüntüde.
Özellikle ilk yarıda çabuk oynamakla telaşlı oynamayı birbirine karıştırdılar. Top rakipteyken korkunç bir baskı uyguluyorlar. Bu esnada da iki risk alıyorlar. Oyunculardan biri manasız faul yapınca baskı boşa çıkıyor. Ayrıca zaman zaman bu baskıyı şuursuzca yaptıklarında rakip oyuncu o hengameden çıktığında birçok oyuncu boşta kalabiliyorlar. Özellikle bu zaafları ilk yarı zaman zaman gördük. Ama sonuçta Galatasaray vura vura geliyor. Seyirci inandı, futbolcular inandı. Sivasspor'un en iyi transferi forvet Kone. İlk yarıda iyi de oynadılar. Ama ikinci yarıda performanslarını hiç beğenmedim. Gelelim hakem Ali Palabıyık'a. Geçen hafta F.Bahçe-Trabzon maçını mükemmel yönetti. Dün gece de öyle. Sadece verdiği kararların doğruluğu değil, sükuneti, vücut dili ve oyunculara yaklaşımı kusursuzdu.

Kusursuz yönetti

Uzun yıllardır bir maçın böylesi gidip geldiğini ve sonunda da berabere bittiğini görmedik. Aslında her iki tarafın da rahat kazanacağı bir maçtı . Mesela ilk yarıya baktığımızda kaleci Volkan'ın hatasından yararlanan Burak, kendisine has, güzel ama zor gollerinden birini attı.
Bu dakikadan sonra Fenerbahçe baskıyı kurdu. Fazla gol pozisyonu üretmese de Trabzonspor ne top yapabildi ne de topu tutab-il di. Sadece savundular ve mücadele ettiler.
Devre biterken sahneye Alper çıktı. Solda sıfıra inip iki Trabzonsporlu oyuncuyu ekarte edip, çaprazdan iyi vurdu. Bu gol hem Alper'in becerisi hem de Trabzonspor defansının çok kolay ekarte edilmesinden doğan bir gol oldu.
İkinci yarı Aykut Kocaman, bir kez daha hoca olmadığını ispat edercesine santrforsuz oynamaya başladı. Van Persie'yi oyundan alıp yerine Giuliano'yu koymanın ne tür bir mant-ı ğı olabilir. Tabii ki futbolun ilahi adaleti yine cezasını kesiverdi. Fenerbahçe çıkarken topu kaptırdı, Yusuf, Olcay'a attı. Olcay da çok sert vurup golü yaptı.
Olcay'ın vuruşu güzel, üstelik sert ama sezonun hayal kırıklığı Volkan, bu golde de ağır kusurluydu. Fenerbahçe bir kez dana mağlup duruma düştü ve üstelik bu golden sonra baskıyı da kuramadı. İşte Kocaman büyük hoca ya, mağlup duruma düştükten sonra Soldado'yu oyuna aldı. Aslında Trabzonspor maçı defans oyuncusu yüzünden kaybetti. O ana kadar gerek yan, gerekse duran toplarda mükemmel oynayan Trabzon defansı manasız bir penaltı yaptı. Yapılan ortaya kafa vurmak istedi, eliyle vurdu, penaltı geldi ve bitime az dakika kala Fenerbahçe beraberliği yakaladı. İşte ne olduysa bu dakikadan sonra oldu. Fenerbahçe son 5-10 dakikada bence galibiyeti kaçırdı. Soldado kafayı iyi vursa, Fenerbahçe maçı kazanmıştı bile. Sonuçta Fenerbahçe iyi değildi. Volkan bitmiş, defans çok hata yapıyor. Üstelik gerek Van Persie, gerek Soldado sahada 'ahları gitmiş, vahları kalmış' gibi bir durumdalar.
Dün gecenin mükemmel ismi hakem Ali Palabıyık'tı. Zor maçı kusursuza yakın yönetti.

Sadece coşku

Türkiye'de en büyük coşku ve özveriyle oynamaya çalışan takım Galatasaray. Olabildiğince disiplini elden bırakmıyorlar ve herkes takım savunmasına özen gösteriyor. Dün gece tüm bu pozitiflikleri ilk 70 dakika sahada her bölümde gördük.
Galatasaray maça adeta golle başladı. Bir yan topta Maicon kafayı iyi vurdu ve Galatasaray'ı öne geçirdi. Bu dakikadan sonra devre sonuna kadar aç kurtlar gibiydiler. Osmanlıspor kafayı çeviremedi. İnanılmaz bir pres, inanılmaz bir baskı ile Galatasaray kaybettiği her topu tekrar geri kazandı. Üstelik ilk yarı Galatasaray, sol kanadı hiç kullanamazken, sağ kanadı yolgeçen hanı gibi kullanmaya başladı.
İşte bunlardan birinde sahanın başarılı isimlerinden Rodrigues, sağdan sıfıra indi ve Gomis'e çok iyi bir pas çıkardı. Kimse Gomis'in attığı gol, kolay bir gol zannetmesin. Bu durumda bir vuruş hakkınız var, rakip burnunuzun dibinde ve işte Gomis vuracağı en ölümcül yere vurdu. Ayak içiyle çok sert, üst direğin altına çarptırarak Galatasaray'ı iki farklı öne geçirdi.
İkinci yarıda da Tolga'nın golüne kadar Galatasaray dengeli, rölanti oynamaya çalıştı. Ne de olsa 2-0 öndelerdi ve bu arada Tolga ile de üçüncü golü buldular. İşte ne olduysa bu golden sonra oldu. Özellikle son 20-25 dakika o istekli, teknik kapasitesi yüksek, disiplinli oynayan Galatasaray yok oluverdi. Bu arada golü de yediler. Galatasaray hemen her maçta yan toptan bir gol yiyor. Ama sonrası yedikleri golden de kötüydü. Topu tutamadılar ve Osmanlıspor çok rahat gelmeye başladı. Hele hele Serdar Aziz'in ayağındaki topu rakibine 'al da at' dercesine bıraktığı pozisyon gol olsa, maç büyük sıkıntıya girerdi. O pozisyonun aut olması, gol olmasından 10 kat daha zor. Ama Regattin zor olanı yaptı.
Şayet bu gol olsa ve maç 3-2'ye gelse son 10-15 dakika Galatasaray büyük panik yaşayacaktı. Coşku ve istek büyük, pres de öyle ama zaman zaman bol pas yaparak topun ayakta kalması lazım. İşte Galatasaray son 15-20 dakikada bunu hiç beceremedi. Sonuçta Galatasaray, 2'de 2 yaptı ama tam olarak hazırlar mı, 'evet' diyemiyoruz.
Hakem Umut Meler, mükemmel maç yönetti ve bence sahanın en iyisiydi.