CANLI
SKOR
Sinan Vardar

Sinan Vardar

Akıllar kupada

Beşiktaş, Karagümrük beraberliğinin ardından dört gün arayla ikinci maçına deplasmanda Gaziantep karşısında çıkıyor. Beşiktaş sahaya yedek ağırlıklı bir kadroyla çıkıyor. Hem maç temposu hem de salı günü esas hedefimiz olan Türkiye Kupası yarı finalinde Konyaspor'la karşılaşacak olmamız, bu maçta doğal olarak rotasyon yapmamıza sebep oldu. Ben de bunun doğru bir durum olduğunu düşünüyorum. Ayrıca gelecek sezonun kadro yapılanmasında kalacak ve gidecek oyuncuların belirlendiği bu süreçte yedekleri görmek açısından da önemli bir maç. Beşiktaş, Gaziantep karşısında erken gol bularak maça başladı. Kristjan Asllani kornerde çok güzel bir orta açtı, Djalo kafayla topu Gaziantep ağlarına gönderdi ve Beşiktaş 1-0 öne geçti. Erken gol bulmak önemliydi; Beşiktaş sekizinci dakikada öne geçti. Dakikalar 22'yi gösterdiğinde Kristjan Asllani penaltıdan attığı golle farkı ikiye çıkardı. İlk yarıda bir gol, bir asistle oynadı.


Djalo, Jota ve Salih Uçan da Beşiktaş adına ilk yarının iyilerindendi. Rotasyon olarak sahaya çıkan oyuncuların, düzenli ilk 11'de oynayan isimlerden daha istekli ve arzulu oynaması; hem forma bekleyen oyunculara hem de Sergen Yalçın'a verilmesi gereken net bir mesajdır. Beşiktaş formasını, bu forma için savaşan oyuncular giymeli. İkinci yarı iki takım adına da rölantide başladı ve bu şekilde devam ediyor. Yalnız Yasin Özcan'a ayrı bir parantez açmak istiyorum; ortaya koyduğu oyun şu an için Beşiktaş seviyesinde değil. Eğer üzerine koymaz ve kendini geliştirmezse, Beşiktaş'ta kalması zor görünen oyuncuların başında geliyor. Bu eleştiri sadece bu maça özel değil; kendisine verilen süreyi iyi değerlendirdiğini düşünmüyorum. Beşiktaş, Gaziantep deplasmanını kayıpsız geçerek artık odağını esas hedef olan Konya maçına çevirdi. Bu maçı da kazanarak adını finale yazdırması gerekiyor. Ardından kupayı alıp bu kötü geçen sezonun bir nebze de olsa telafi edilmesi şart.

Tatsız tuzsuz!

Ligin artık sonlarına doğru yaklaştığımızda, özellikle büyük takımlar yerini garantilediklerinde onları kalan maçlara motive etmek çok kolay olmuyor. Beşiktaş'ta da ilk yarı itibarıyla gördüğüm tablo buydu. Zaten tribünler, hem pazartesi olması hem de takımın bulunduğu konum itibarıyla dolu değil. İlk yarıda oynanan oyuna baktığımızda da Beşiktaş, hem televizyon karşısında hem de stadyumda maçı izleyenleri çok fazla heyecanlandıracak bir oyun oynamadı. İlk yarıda pas hataları oldukça fazlaydı. Olaitan, Beşiktaş adına ilk yarıda beğendiğim isimlerin başında geliyor. Emirhan Topçu çok erken sarı kart gördü. Defans mevkiinde oynayan bir oyuncunun bu kadar erken kart görmesi, ilerleyen dakikalarda ne olursa olsun sıkıntı yaratabilir. El Bilal Touré çok dağınık oynuyor, ilk yarı performansını beğenmedim. İlk yarının sonlarında Karagümrük uzaktan iyi vurdu ama Devis Vasquez iyi çıkardı ilk yarı eşitlik bozulmadan 0-0 tamamlandı. Karagümrük ikinci yarıya etkili başladı, iki tane pozisyon kaçırdılar. Ardından Beşiktaş gol pozisyonu yakaladı ama dakika 65'e kadar bunlardan faydalanamadı. Karagümrük tamamen geri yaslandı. El Bilal Touré bu kadar kötü oynarken, Sergen Yalçın'ın hâlâ ona tahammül etmesine şaşırıyorum açıkçası. Geçen sefer de yazmıştım; Jota iyi bir performans sergilerken neden kesiliyor, neden oyuna alınmıyor anlamış değilim. Beşiktaş oyunu tamamen Karagümrük'ün yarı sahasına yıktı ama çok fazla etkili olabileceği bir pozisyon üretemiyor. Topu bir sağdan bir sola, bir soldan bir sağa çeviriyor. Takım, hücum organizasyonları anlamında çok zayıf. Bugün izlediğimiz Beşiktaş bu açıdan yetersizdi. Sergen Yalçın bu konuda dokunuş yapamadı. Lige veda etmeye hazırlanan Karagümrük karşısında Beşiktaş sahadan bir puanla ayrıldı. Ortaya konan oyun Beşiktaş'a yakışmadı.

Bir kupadan fazlası

Beşiktaş'ın lige kötü başlaması, şampiyonluk anlamında sezonu havlu atması sonrasında Türkiye Kupası bu sezon en büyük hedef oldu. Ligde dördüncülüğün korunabilecek durumda olması fakat bu kadar kötü geçen bir sezonun kupayla tamamlanması, Beşiktaş için Türkiye Kupası'nı bir kupadan fazlası haline getiriyor.

Salı günü Fenerbahçe'nin Konyaspor'a elenmesi, dün de Galatasaray'ın evinde Gençlerbirliği'ne kaybetmesi Beşiktaş'ın az da olsa yolunu açmış durumda. Az da olsa diyorum; çünkü özellikle tek maç eleme formatında da olsa hiçbir maç oynanmadan kazanılmaz. Bunu bu hafta bir kez daha gördük. O yüzden Beşiktaş, ciddiyetini elden bırakmadan Alanyaspor karşısında kazanarak adını yarı finale yazdırmalı.

Taraftar, olması gerektiği yerde takımının yanında; bu da şüphesiz Beşiktaş'a çok büyük güç katacaktır. Siyah-beyazlılar maça etkili başladı. Beşiktaş, çok güzel paslaşmalarla El Bilal Toure'nin golüyle 1-0 öne geçti. Bu maçta atılacak erken bir gol, kilidi açma anlamında da çok etkiliydi.

İkinci yarıya toplu oynama anlamında etkili başlayan taraf Alanyaspor oldu. Beşiktaş oyunu biraz daha kendi yarı sahasında kabullenip özellikle ilk 20 dakika topu Alanyaspor'a bıraktı. Ardından Beşiktaş toparlandı ve oyun ortak hale geldi. Dakika 83'te siyah-beyazlıları rahatlatan gol, Oh ile geldi. 2 dakika sonra sahneye kaptan Orkun Kökçü çıktı ve attığı golle fark 3'e yükseldi. Yarı finalde Beşiktaş-Konyaspor karşılaşacak. Ama bu dakikadan sonra yarı finale uçan Kara Kartal kupanın 1 numaralı favorisi.

Sergen, sende Jota da mı yoktu?

Beşiktaş geçen hafta aldığı Antalyaspor galibiyetinin ardından bu hafta Samsunspor deplasmanına konuk oluyor. Samsunspor Avrupa'da iyi işler yaptı bu sezon. Tabii ki üç kulvarı aynı anda götürmek kolay değil; ligde yarıştan koptular, Avrupa'da ilk senelerinde iyi işler çıkarttılar. Türkiye Kupası'nda da yoluna devam ediyor. Beşiktaş dördüncü olursa buradan Avrupa'ya gitmeyi garantiler ama esas hedefin Türkiye Kupası olduğunu hem yazılarımda hem çıktığım televizyon programlarında bahsediyorum. O yüzden hafta içi karşılaşacağımız Alanyaspor karşılaşması oldukça kritik. Bugüne baktığımızda Beşiktaş ideal on biriyle sahada. Ama Jota geçen hafta gol atmışken ilk 11'de olmasını beklerdim. Beşiktaş ilk yarı özelinde topa sahip olsa da rakip ceza sahasında 13 kez topla buluşma şansı yakalasa da sadece bir isabetli şut çekildi. İç açıcı bir ilk yarı göremedim Beşiktaş adına.

Samsunspor da yine aynı şekilde topu Beşiktaş'a bırakarak oynamaya çalıştı ama onlar da kazandıkları topları etkili kullanamadılar ve ilk yarı golsüz beraberlikle noktalandı. Bir futbolsever olarak ilk yarı çok fazla tat vermedi. Samsunspor ikinci yarıya hızlı başladı. Bu sezon Samsunspor adına beğendiğim oyunculardan olan Carlo Holse köşeye harika vurdu, burada kalecinin yapabileceği bir şey yoktu. Samsunspor bu golle 1-0 öne geçti. Tam bu golü yazarken Coulibaly ilk golün birebir aynısını atarak takımını 2-0 öne geçirdi. Arka arkaya bu kadar benzer iki gol yenmez.

Jota geçen hafta bu takımın en iyisiydi. Forma aldığı süre boyunca da elinden gelen en iyi performansı gösterdi. Sergen Yalçın seni severim bilirsin ama bir teknik direktör bu tip inatlaşmalara girmemesi gerekiyor, forma adaletini sağlaması gerekiyor. Ama Sergen Yalçın maalesef bunu başaramadı. Hayretler içinde kaldım. Kiralık, sezon sonu gidecek bir futbolcuya penaltı attırmak Sergen'e nasip oldu. Şimdi önümüzde kupa maçı var. Yazımın başında da bahsettiğim gibi ilk hedefimiz kupa olmalı ama Beşiktaş'ın oynadığı oyun kupa için hiç ümit vermiyor. Güzel bir bahar gününde, uğurlu gelen Turgut'un yerinde kahredici bir maç seyrettim. Uzun yıllardır bu kadar kötü, bu kadar aciz bir Beşiktaş izlememiştim. Emeği geçenlere yazıklar olsun.

Sırat köprüsü

Kulübümüzün geçtiğimiz hafta sonu yapılan son divan toplantısında açıklanan Denetim Kurulu raporu benim için sürpriz olmadı. Bu rapor; maalesef Beşiktaş camiası adına maalesef büyük bir şok yarattı. Beşiktaş'ın borçları; sekiz ay gibi kısa bir sürede yaklaşık % 40 artarak 24 milyar TL. seviyesine ulaştı. Üstelik bu rakam son beş ayı kapsıyor ve transfer harcamaları dahil değil. Onları da eklediğimizde, borcun 30 milyar TL.'ye yaklaştığını üzülerek görüyoruz.

Sayın Serdal Adalı'yı daha önce birlikte yöneticilik yaptığımız dönemlerden de tanırım. Başkanlık koltuğuna oturduğu ilk günden bu itibaren; "Futbolu çok iyi biliyorum, kimseyi karıştırmam" yaklaşımıyla hareket etti. Ancak üzülerek görüyorum ki; özellikle de ilk transfer döneminde, kendisi ve yakın çevresiyle birlikte kulüp bütçesinden oldukça yüksek ve gereksiz harcamalar yaptı. Defalarca Bankalar Birliği borcunun kapatılacağını ifade etmesine rağmen bu konuda somut bir adım atılmadı. Aksine, Halkbank'tan 1 milyarın üzerinde yeni kredi kullanıldı. Sportif anlamda ise temennim; Türkiye Kupası'nı kazanmamız ve ligi en az dördüncü sırada bitirerek Avrupa kupalarına katılabilmemizdir. Ancak Sayın Başkan'a şunu sormak gerekiyor: Bu kadar büyük harcamalara rağmen ortada bir sportif başarı yoksa, bu harcamalar ne için yapıldı?

Ve, aklıma şu soru geliyor: "Biz bu hatayı neden yaptık?" Elbette bu değerlendirmeyi yaparken Türk futbolunun genel yapısını da göz ardı etmemek gerekir. Sorun sadece Beşiktaş'a özgü değil; neredeyse tüm kulüpler ciddi bir borç yükü altında. Bunun en önemli sebeplerinden biri de hâlâ transfer politikalarında akılcı ve sürdürülebilir bir model oluşturulamamış olmasıdır. Camiamızın bir ağabeyi olarak açıkça söylüyorum: Artık çok daha akıllı transferler yapmalı, elimizdeki değerleri dikkatle korumalıyız. Beşiktaş bugün adeta bir sırat köprüsünde... Bir taraf uçurum. Sayın Başkan ve yönetimini sağduyuya davet ediyorum. Bu ekonomik çöküşe nasıl bir çözüm yolu bulacaklarını çok merak ediyorum.

Kartal’a teselli

Beşiktaş, derbi mağlubiyetinin ardından evinde Antalyaspor'u konuk etti. Tribünlerde yer yer boşluklar vardı ama Beşiktaş, maçın ilk düdüğü itibarıyla sahada boş yer bırakmadı ve golü buldu. Beşiktaş'ta bu sezonun flaş golcülerinden biri olan Orkun Kökçü, çok klas bir şekilde topu ağlara gönderdi. Bu tip maçlarda erken gelen gol, rakibin direncini kırar. Beşiktaş da ilk dakikalarda golü bularak bunu başardı. Ardından son haftalarda yedek kalan Jota sahneye çıktı ve Beşiktaş farkı ikiye çıkardı. İlk 10 dakikada % 90'a % 10 topla oynama oranıyla Beşiktaş 2-0'ı buldu. Derbi yenilgisi sonrası iştahlı ve iyi bir başlangıç yaptı. Korner: 5, gol: 2. Üçüncü golü ararken kontra ataktan kalesinde golü gördü. Fakat bu sezon izlediğim Beşiktaş adına en iyi ilk yarı performansı oldu.


İlk yarıya iyi başlayan Beşiktaş, ikinci yarıya aynı şekilde başlayamadı. Yine top sağ kanada geldi, Samuel Ballet sezonun en güzel gollerinden birini atarak skoru 3-2'ye getirdi. Soyunma odasından gol yiyerek dönmek Defalarca hem televizyon programlarında hem de gazetede yazılarımda Kartal Kayra Yılmaz'a şans verilmesi gerektiğini belirttim. Çok güzel pres yaptı, topu kazandı, iyi vurdu; dönen topu da Hyeon-Gyu Oh ağlara gönderdi. Aferin Kartal Kayra, böyle devam. Oh'dan santrfor golleri gelmeye devam ediyor. Beşiktaş'a geldiğinden beri takipçilik, ters ayak ve tek vuruş özellikleriyle öne çıkıyor. Beşiktaş, Antalyaspor'u rahat bir oyunla yenerken moral buldu. Hedef bu sezon Türkiye Kupası'nda şampiyonluk kazanmak, gelecek sezon ligde şampiyonluk ise o zaman çok daha fazlası gerek.

Ersin ne yapsın?

İstanbul'da güneşli ve güzel bir havada oynanan Fenerbahçe – Beşiktaş derbisi, beklendiği gibi büyük heyecana sahne oldu. Ancak bu maçta kalite yoktu. Daha 30. saniyede Nene'nin yakaladığı pozisyonla Fenerbahçe etkili başlamak istedi. İlk bölümde iki takım da temkinliydi. Kontrollü oyun, ani çıkışlar ve geçiş hücumları dikkat çekti. Beşiktaş ise bulduğu iki net fırsatlarda savunmayı ve kaleci Ederson'u geçemedi. İlk yarıda oyun dengeliydi. Fenerbahçe kanatlardan, özellikle Musaba üzerinden etkili olmaya çalıştı. Ancak Rıdvan o bölgeyi iyi kapattı. İki takım da golü bulabilecek pozisyonlar yakaladı ama tabelada değişen bir şey olmadı. İkinci yarı başladığında ise sahadaki oyun bambaşka bir hâl aldı. Orta saha adeta ortadan kayboldu. Fenerbahçe baskıyı artırırken Sergen hoca maçı sadece seyretti! Murillo'nun kafa travması şüphesiyle oyundan çıkması, Beşiktaş savunmasının dengesini bozdu. Yerine giren Gökhan Sazdağı zorlandı. Ama orada bir isim vardı: Ersin Destanoğlu. Karşı karşıya kurtarışları, refleksleri ve soğukkanlılığıyla sadece takımını değil maçı da ayakta tuttu. Hele hele Guendouzi'nin köşeye giden topunu çıkarması müthişti. Helal olsun sana evlat! Açık konuşalım... Ersin olmasa Beşiktaş bu maçtan çok farklı bir sonuçla ayrılabilirdi. İkinci yarıda Fenerbahçe daha baskılıydı. Beşiktaş ise hatalarla dolu bir görüntü verdi. Bu tablo içinde ayakta kalan tek oyuncu Ersin'di. Agbadou ise beklentilerin çok uzağındaydı. Takımını yakan isimdi. Fenerbahçe tartışmalı bir penaltı vuruşuyla şampiyonluk yarışına tutuldu. Cherif diye bir oyuncu izledik. Kaç paraya transfer edildi. Agbadou ve Cherif gibi oyuncular yetenekli Türk gençlerinin önünü kesiyor. Gerçekten çok yazık!

Zafer inananlarındır!

Milli takımımızın 24 yıl aradan sonra yeniden Dünya Kupası'na katılma başarısı, ülkemiz adına büyük bir gurur ve kıvanç kaynağı oldu. Bugün gelinen noktayı doğru analiz etmek gerekir. Futbolda her zaman savunduğum temel prensip; genç ve yetenekli futbolcuların bir araya getirilmesi ve onlara fırsat verilmesidir. Bu anlayışı milli takıma ilk kazandıran isim Lucescu olmuştur. Sonrasında göreve gelen Montella ise, Türk futbol kamuoyunun zaman zaman desteğini alamamasına rağmen, yapılan eleştiri ve baskılara olgunlukla cevap vererek bu başarıyı sağlamayı başardı.


Temmuz 2024'te Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Sayın İbrahim Hacıosmanoğlu'nun, başta Mecnun Otyakmaz olmak üzere teknik ekiple yola devam etme kararı son derece doğru bir adım oldu. Ben de Sinan Vardar olarak ve Vardar ailesi adına bu kararı destekledik. Bugün görüyoruz ki doğru bir duruş sergilemişiz. Dünya Kupası sürecine baktığımızda, milli takımımızın sahip olduğu geniş ve yetenekli kadro yapısıyla orada da başarılı olacağına yürekten inanıyorum. Ancak Türk futbolunun önünde çözülmesi gereken önemli sorunlar da bulunmaktadır. Ülkemiz uzun süredir yabancı futbolcu mezarlığı haline geldi. Bu anlayıştan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor. Kulüp başkanlarımızın artık daha bilinçli hareket ederek kulüplerin ekonomik yapısını koruması şarttır. Bunun yolu da Türk gençlerine yatırım yapmaktan geçiyor.


Özellikle Süper Lig ve 1. Lig'de genç futbolculara daha fazla süre verilmesi, hem kulüplerimizin geleceği hem de milli takımımızın sürdürülebilir başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Bugün milli takımımıza baktığımızda net bir santrfor eksikliği dikkat çekiyor. Ancak alt liglerde çok sayıda yetenekli genç oyuncunun olduğunu en iyi bilenlerden biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim. Yıllardır söylediğim gibi; Türk futbolunun kurtuluşu kendi gençlerimizdedir. Bu vesileyle başta Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Sayın İbrahim Hacıosmanoğlu'nu, İkinci Başkan Mecnun Otyakmaz'ı, yönetim kurulundaki arkadaşları, teknik heyeti ve tüm futbolcularımızı ve emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Ve tabii ki; Spor Bakanımız Sayın Osman Aşkın Bak'ın spora ve özellikle milli takımımıza verdiği destek son derece kıymetlidir. Kendisine de teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. Dünya Kupası yolculuğunda milli takımımıza başarılar diliyorum.

Ömer Kağan’ın gülüşü

Süper Lig'de Beşiktaş, uzun süredir kazanamadığı Kasımpaşa'yı yenerken lösemiyi yenen minik Beşiktaşlı Ömer Kaan'ın maç sonu futbolcularla saha içinde üçlü çektirmesi harikaydı. Onun gülüşü her şeye bedeldi. Beşiktaş'ın büyüklüğü böyle bir şey; Biz büyük bir aileyiz!
İlk yarıda sahada çok daha istekli, daha planlı bir Beşiktaş vardı. İki usta ayak; Oh ve Orkun Kökçü, attıkları gollerle siyah-beyazlıları rahatlattı Cerny'nin performansı açıkçası beni en çok mutlu eden detaylardan biri oldu.
Ara transfer döneminde yapılan takviyelerin takıma güç kattığı artık tartışmasız bir gerçek. Murillo ikinci golde yaptığı harika asistle kalitesini ortaya koyarken, Asllani topsuz oyundaki dinamizmiyle dikkat çekti Orkun'a ayrı bir paragraf açmak şart. Genç yaşına rağmen kaptanlık sorumluluğunu kusursuz taşıyor.

Forma aşkını profesyonellikle birleştirmiş bir lider… Sahada adeta bir maestro gibi oyunu yönlendiriyor.
Rıdvan ise her zamanki gibi sahada yüreğini ortaya koydu. İkinci yarıda oyunun temposunun düşmesi sürpriz değildi. Skorun verdiği rahatlıkla Beşiktaş biraz daha kontrollü bir oyun tercih etti. Ancak kalesinde gördüğü gol sonrası kısa süreli bir panik yaşandı.
Türkiye Kupası dahil son 20 maçta 1 yenilgi alan bir takım var karşımızda.
Jota Silva gibi yetenekli bir oyuncu neden forma şansı bulamıyor? Beşiktaş sadece bir maç kazanmadı. Aynı zamanda derbi öncesi özgüven kazandı.

Türk futbolunun geleceği

Ramazan ayını geride bıraktığımız bu günlerde, Ramazan Bayramı'nızı en içten dileklerimle kutluyorum. Bayram sürecinde İtalya'nın, Roma şehrinde bulunacağım için bu vesileyle sizlere buradan seslenmek istedim. Geçtiğimiz gün toprağa verdiğimiz değerli tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın sıkça dile getirdiği bir tavsiyesi vardır: "Bol bol seyahat edin." Bu söze katılmamak mümkün değil. Ancak özellikle altını çizmek isterim ki, önce kendi ülkemizi tanımalıyız. Çünkü dünyanın en güzel coğrafyalarından birine sahibiz. Anadolu, Hititler'den günümüze kadar uzanan sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış, eşsiz bir tarih hazinesidir.

Bu nedenle, tarihi ve kültürel değerlerimizi yerinde görmek, anlamak ve korumak hepimizin sorumluluğudur. Bir turizmci olarak, ülkemizin bu zenginliklerini mutlaka keşfetmenizi içtenlikle tavsiye ediyorum. Bu yazımda Sayın İlber Ortaylı'ya yer vermekten ayrıca gurur duyduğumu da ifade etmek isterim. Gelelim futbola... Büyük Beşiktaş taraftarının uzun süredir özlediği sonuçlar, ne yazık ki şu an için çok yakın görünmüyor. Bir mucize gerçekleşmezse, elde kalan tek somut hedef Türkiye Kupası gibi duruyor. Elbette bu kupanın kazanılmasını tüm kalbimle istiyorum. Ancak bazı gerçekleri dile getirmeden de geçemem. Kulüplerimizin sınırlı kaynaklarını adeta yok edercesine harcayan yöneticilerin bu anlayışı artık sona ermelidir. Türk futbolu için tehlike çanları hiç olmadığı kadar yakından çalıyor. Defalarca ifade ettiğim bir görüşü tekrar vurgulamak isterim:

Başkanlar ve yöneticiler, kulüplerin borçlarını artırdıkları ölçüde bu borçlara şahsi kefalet vermeli ve sorumluluğu üstlenmelidir. İşte o zaman tablo değişecektir. Bu şartlar altında birçok kişi kulüp yönetimine talip olmaktan vazgeçecek; bunun yerine ekonomiyi bilen, futbolun içinden gelen, dünya futbolunu yakından takip eden ve en önemlisi Türk gençlerine değer veren isimler ön plana çıkacaktır. Öz kaynaklara önem veren, sürdürülebilir bir yapı kurabilen yönetimler ise Türk futbolunun gerçek kurtuluş reçetesi olacaktır. Benim en büyük temennim de tam olarak budur.