Sırat köprüsü
Kulübümüzün geçtiğimiz hafta sonu yapılan son divan toplantısında açıklanan Denetim Kurulu raporu benim için sürpriz olmadı. Bu rapor; maalesef Beşiktaş camiası adına maalesef büyük bir şok yarattı. Beşiktaş'ın borçları; sekiz ay gibi kısa bir sürede yaklaşık % 40 artarak 24 milyar TL. seviyesine ulaştı. Üstelik bu rakam son beş ayı kapsıyor ve transfer harcamaları dahil değil. Onları da eklediğimizde, borcun 30 milyar TL.'ye yaklaştığını üzülerek görüyoruz.
Sayın Serdal Adalı'yı daha önce birlikte yöneticilik yaptığımız dönemlerden de tanırım. Başkanlık koltuğuna oturduğu ilk günden bu itibaren; "Futbolu çok iyi biliyorum, kimseyi karıştırmam" yaklaşımıyla hareket etti. Ancak üzülerek görüyorum ki; özellikle de ilk transfer döneminde, kendisi ve yakın çevresiyle birlikte kulüp bütçesinden oldukça yüksek ve gereksiz harcamalar yaptı. Defalarca Bankalar Birliği borcunun kapatılacağını ifade etmesine rağmen bu konuda somut bir adım atılmadı. Aksine, Halkbank'tan 1 milyarın üzerinde yeni kredi kullanıldı. Sportif anlamda ise temennim; Türkiye Kupası'nı kazanmamız ve ligi en az dördüncü sırada bitirerek Avrupa kupalarına katılabilmemizdir. Ancak Sayın Başkan'a şunu sormak gerekiyor: Bu kadar büyük harcamalara rağmen ortada bir sportif başarı yoksa, bu harcamalar ne için yapıldı?
Ve, aklıma şu soru geliyor: "Biz bu hatayı neden yaptık?" Elbette bu değerlendirmeyi yaparken Türk futbolunun genel yapısını da göz ardı etmemek gerekir. Sorun sadece Beşiktaş'a özgü değil; neredeyse tüm kulüpler ciddi bir borç yükü altında. Bunun en önemli sebeplerinden biri de hâlâ transfer politikalarında akılcı ve sürdürülebilir bir model oluşturulamamış olmasıdır. Camiamızın bir ağabeyi olarak açıkça söylüyorum: Artık çok daha akıllı transferler yapmalı, elimizdeki değerleri dikkatle korumalıyız. Beşiktaş bugün adeta bir sırat köprüsünde... Bir taraf uçurum. Sayın Başkan ve yönetimini sağduyuya davet ediyorum. Bu ekonomik çöküşe nasıl bir çözüm yolu bulacaklarını çok merak ediyorum.
