CANLI
SKOR
Sinan Vardar

Sinan Vardar

Kartal tura uçtu!

Beşiktaş, ilk maçta daha farklı bir skorla ayrılabileceği Midtjylland karşısına çıkıyor. 1-0 da olsa skor avantajımız var. Umarım bunu koruyarak turu geçeriz. Maç başladı ancak Beşiktaş, oyuna henüz sahaya çıkmamış gibi başladı. Midtjylland- Beşiktaş maçında savunma prensibi adeta yoktu. İlk 5 dakika içinde maçta 3 net pozisyon yaşandı. İlk maçta kaldığı yerden devam eden Olaitan da net bir fırsatta topu auta gönderdi. İlk bölümün ardından oyun bir süre iki takım adına dengelense de, 30. dakikada Midtjylland ani bir kontra atakla yine çok tehlikeli geldi ve top direkten döndü. Beşiktaş'ın oyunun kontrolünü aldığı anlar olsa da, kalan dakikalarda Midtjylland kontra ataklarla etkili olmaya devam etti. İlk yarı golsüz eşitlikle tamamlandı. Bu skor ilk yarı itibarıyla Beşiktaş'a yetiyor ancak topa daha fazla sahip olan ve daha tehlikeli ataklar geliştiren taraf Midtjylland'dı. İkinci yarıda buna mutlaka çözüm bulunması gerekiyor.


İkinci yarı Beşiktaş açısından iyi başladı. Midtjylland, ilk maçta olduğu gibi bu karşılaşmada da 10 kişi kaldı. Bu avantajı değerlendirmek gerekiyordu. Bu kez direğe takılan taraf Beşiktaş oldu. Orkun harika vurdu ancak top direkten oyun alanına döndü. Kırmızı kartın ardından oyunun hakimi tamamen Beşiktaş oldu. Rashica ise oyuna girer girmez sahneye çıktı ve bizi rahatlatan golü attı. Beşiktaş, kontra atak sonucu İlhan'ın kazandırdığı penaltıda topun başına geçen kaptan Orkun, hata yapmadı ve skoru 2-0'a taşıdı. Artık iyice rahatladık. Beşiktaş, oldukça zorlu bir kura çekmesine rağmen Avrupa Ligi 2. Ön Eleme Turu'nu geçmeyi başardı. Ancak bu turdan çıkarılması gereken çok fazla ders var. Eksik bölgelere bir an önce takviye yapılması gerekiyor. Salah transferinde olduğu gibi haftalarca tek bir oyuncunun peşinden gidip diğer ihtiyaç duyulan bölgeleri ihmal etmemek lazım.

Daha farklı olabilirdi

Beşiktaş, Midtjylland karşısında yeni sezona başladı.
Hem maddi açıdan Avrupa'dan gelecek gelir kulübe önemli bir katkı sağlayacak hem de transfer döneminde hedeflenen oyuncuları Avrupa Ligi faktörüyle ikna etmek çok daha kolay olacaktır.
Vincenzo Italiano yönetimindeki Beşiktaş, karşılaşmanın ilk 15 dakikasında çok net fırsatlar yakaladı.
Hücumda üretken bir görüntü sergilerken savunmada da zaman zaman boşluklar verdi.
Midtjylland bu açıkları değerlendirebilecek pozisyonlar bulsa da sonuca gidemedi. Ardından rakip takımın gördüğü kırmızı kartla birlikte maçın dengesi tamamen değişti.
Rakibin 10 kişi kalmasının ardından Midtjylland savunma bloğunu iyice geriye çekti. Kaptan da fazla bekletmeden sahneye çıktı ve klas bir vuruşla takımını öne geçirdi.

Golden sonra oyun adeta tek kaleye döndü. Beşiktaş çok net iki fırsatı daha değerlendiremedi.
Böyle maçlarda işi erken bitirmek gerekir. Midtjylland bu kadar geriye yaslanmışken ilk yarıda farkı artırıp karşılaşmayı büyük ölçüde koparmak gerekiyordu.
Sol bekten gelen ortada sağ bekin kafa golünü bulması da hücum organizasyonlarının ne kadar doğru çalışıldığını gösterdi. Salih Özcan'ın performansını da beğendim.
İkinci yarıya da baskılı başlayan Beşiktaş, ilk 60 dakika itibarıyla ikinci golü bulamadı. Oyun tamamen siyahbeyazlıların kontrolündeydi. Yaklaşık yüzde 80 topa sahip olma oranına ulaşıldı ve maç tek kale oynandı.
Ancak bu üstünlük uzun süre skora yansımadı.
Nübel'in kritik kurtarışı beraberlik golünü önledi. Karşılaşmanın başından itibaren güven veren bir performans ortaya koydu. Taraftar ise ilk düdükten son ana kadar takımını desteklemeyi sürdürdü.
Savunma hattına yapılacak takviye konusunda ise farklı düşünüyorum.
Emirhan'ın o bölgeyi rahatlıkla toparlayabilecek bir oyuncu olduğunu gösterdiğini düşünüyorum.

Geçen sezon 19 milyon euro bonservis bedeliyle transfer edilen Agbadou'nun bugün ilk 11'de kendine yer bulamaması, kulübün transfer politikası hakkında önemli fikirler veriyor. İlhan Fakılı'nın da kumaşı iyi.
Potansiyeli yüksek ve doğru gelişimle önemli katkı verebilir.
Vincenzo Italiano ise uzun zamandır Beşiktaş kulübesinde özlenen bir teknik adam profili çizdi.
Maçı yaşayan, oyunu doğru okuyan, değişiklikleri zamanında yapan ve takımına hakim bir görüntü verdi. Bu enerji saha kenarına da yansıdı.
Son olarak futbol aklı konusunda Önder Özen'e ayrı bir parantez açmak gerekiyor.
Şu ana kadar transfer planlaması ve kurulan düzen olumlu sinyaller veriyor. Bundan sonraki süreçte de futbol yapılanmasının Önder Özen ile Vincenzo Italiano uyumunda ilerlemesi, Beşiktaş adına en doğru yol olacaktır.

Bu filmi görmüştüm

Değerli Beşiktaşlılar, Açıkçası Trossard ile gerçekleştirilen imza törenindeki fotoğrafı görünce, bu kareyi farklı hislerle ele almak istedim. Bir anda aklıma 2010 Ricardo Quaresma, Simao Sabrosa, Hugo Almeida ve Manuel Fernandes yılında imza töreni geldi. O gün de herkesin heyecanla karşıladığı popüler transferler yapılmıştı. Ancak tüm o beklentilere rağmen Beşiktaş sezonu beşinci sırada tamamlamıştı. O gün çekilen karede önde Başkan Yıldırım Demirören, yanında Serdal Adalı, futbolcular ve yönetim kurulu üyeleri vardı. O fotoğrafı o gün de kendimce doğru bulmamış, hatta bir futbolcunun arkasında bu kadar yöneticinin yer almasını açıkçası yadırgamış ve utanmıştım. Ancak o dönem yönetim kurulu olarak hepimiz o fotoğrafın içindeydik.

Aradan yıllar geçti. Peki ne değişti? Bugünkü fotoğrafa baktığımızda masada yalnızca başkan, futbolcu ve tercüman var. Beşiktaş'ın kurumsallaştığını, futbolun profesyonellere emanet edildiğini söylüyoruz ama futbolun sorumluları o masada yok. Önder Özen yok, futbol yapılanmasının diğer isimleri yok. Bu tablo beni hem üzdü hem de düşündürdü. O gün yapılan transferlerin önemli bir kısmı, DenizBank'tan alınan 75 milyon dolar krediyle gerçekleştirilmişti. O para aslında bankalara olan borçları azaltmak için kullanılabilirdi ancak futbolcu transferlerine harcanması tercih edildi. Bugün ise hâlâ banka borçlarının 122 milyon euro'dan 60-70 milyon euro seviyelerine indiğini konuşuyoruz. Yani yıllar geçmesine rağmen yine banka borçlarını konuşuyoruz. Demek ki hiçbir şey değişmedi. Aynı futbol aklı, aynı yönetim zihniyeti bugün de devam ediyor. Hatta geldiğimiz noktada bu iki fotoğrafa baktığımızda, hiçbir şeyin değişmediğini, aksine bazı yönleriyle daha da kötüye gidildiğini görüyoruz.

Elbette taraftarımızı, gençlerimizi çok iyi anlıyorum. Hepsi benim evladım sayılır. Böyle önemli bir transferde yaşanan atmosferi de anlayabiliyorum. Ancak bana orada önceden hazırlanmış bir kurgu varmış gibi hissettirdi. Sanki her şey önceden planlanmış da taraftara "Mohamed Salah" tezahüratı yaptırıldı. Ben başkandan burada şunu beklerdim; hafif bir tebessümle ayağa kalkıp yeni transferi onore etmesini ve taraftarın tezahüratını doğrudan aldığımız futbolcuya yönlendirmesini isterdim. Tabii bunlar tamamen Sinan abiniz olarak kendi duygu ve düşüncelerim. Kadro yaş ortalaması yüksek görünüyor ancak takip ettiğim kadarıyla hocanın idman dozu oldukça yüksek. Tempolu koşan bir takım oluşturma çabası dikkat çekiyor. Bu dengeyi nasıl kuracağını merak ediyorum. Umarım tüm bunlar saha sonuçlarına olumlu yansır, biz de Beşiktaş'ı seven bir aile olarak en çok biz seviniriz.

Eksikler tamamlanmalı

Bir transfer sezonuna daha başladık.
Milyon euroların havalarda uçuştuğu, birkaç yıl önce gelmesi için taraftarların büyük heyecan duyduğu ancak bugün gönderilmesi için üzerine para verilmesi konuşulan oyuncuların olduğu bir dönem yine başladı. Bunun gibi onlarca örnek sayabiliriz. Galatasaray, hem Şampiyonlar Ligi'ne doğrudan katılacak olması hem de kadrosunda çok fazla transfere ihtiyaç duymaması nedeniyle şu ana kadar sessizliğini koruyor.
Trabzonspor ise erken yaptığı transferlerle bence doğru bir yol izliyor. Fenerbahçe de iki transferin ardından tüm dikkat tek bir isme çevrildi. Görünen o ki o oyuncu da bugün ya da yarın açıklanacak. Beşiktaş'a baktığımızda ise dört büyükler arasında bana göre en fazla eksiği bulunan takım siyah-beyazlı takımdı.
23 Temmuz'da oynanacak Avrupa Ligi elemesi öncesinde kadroya daha fazla transferin katılması gerekiyordu. Her zaman söylüyorum; Avrupa kupalarında mücadele etmek hem oyuncuların sizi tercih etmesi açısından büyük avantaj sağlar hem de önemli bir maddi gelir oluşturur. Bu nedenle Avrupa'ya katılmak Beşiktaş için hayati önem taşıyor. Bu doğrultuda kaleci bölgesine iki transfer yapıldı. Öncelikle Beşiktaş'ta bana göre çok fazla haksızlığa uğrayan Ersin Destanoğlu'nun ayrılması beni üzdü.
Ersin hem karakterli hem de kaliteli bir kaleci. Umarım yeni takımında başarılı olur, bundan da hiç şüphem yok. Kaleci rotasyonuna Alexander Nübel ve Doğan Alemdar dahil edildi. Doğan, yaşına ve forma giydiği takımlara rağmen beklenen kadar fazla süre alamadı. Umarım iki kaleci de uzun yıllar Beşiktaş'a hizmet eder. İlhan Fakılı ve Kassoum Ouattara transferlerinde ise önemli olan bu genç oyuncuları doğru zamanda ve doğru şekilde kullanabilmek. Salih Özcan, son yıllarda Borussia Dortmund'da çok fazla forma şansı bulamasa da milli takımda Orkun Kökçü ile yakaladığı uyumu Beşiktaş'ta da sürdürebilirse önemli katkı sağlayabilir. Ancak burada Orkun, Salih ve önlerine alınacak orta saha oyuncusunun birbirini tamamlaması, performanslarını doğrudan etkileyecektir.
Beşiktaş'ta asıl konu ise forvet transferi.
Son yılların en büyük problemlerinden biri olan santrfor bölgesi için biraz geç kalındığını düşünüyorum. Çünkü bu transferin Avrupa Ligi elemesine yetişmesi gerekiyordu. Beşiktaş'ın tartışılmayacak seviyede, geldiği anda doğrudan etki edecek bir santrfor transfer etmesi şart.
Bunun yanında birkaç nokta transferle daha kadronun güçlendirilmesi gerekiyor.
Transfer döneminde adı geçen oyuncular netleştikçe değerlendirmelerimi yine sizlerle paylaşacağım. Saha içi elbette çok önemli ancak Beşiktaş'ta saha dışında da sorunlar yaşanıyor. Bunların en önemlisi ise başkan Serdal Adalı'nın sadece Beşiktaş'ın değil, Türkiye'nin hatta dünyanın örnek gösterdiği çArşı grubu ile yaşadığı ve benim de üzüntüyle takip ettiğim süreç. Umuyorum ki en kısa zamanda gerekli adımlar atılır ve bu yanlış yoldan dönülür.
B sinan.vardar

Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz

Bu güzel sözü açalım. Dünya Kupası'ndaki bu hezimetten sonra artık Türk futbolunda bir devrim zamanı gelmedi mi? O kadar yapılacak şey var ki. Mesela bir örnek vereyim; kulüplerin hiçbir şekilde, bilhassa uluslararası scout ekipleri yok, olsa da göstermelik. Bakın, bütün kulüplerin çoğunda hâlâ transferleri başkanlar ve yandaşları yapıyor. Ne Avrupa'da ne de Dünya Kupası'nda bir başarı gelmiyor. Bütün dünyayı tarayıp, oyuncu bulup, 14-15 yaşındaki yetenekli çocuklardan 5-10 tane takımlarına katsalar, bunlara hem eğitim verip hem de kanuni süre sonunda Türk vatandaşı yapsalar görün bakalım neler olacak.


Voleybolda bunun örneği önümüzde duruyor. Bunu yapan hiçbir kulüp yok. Avrupa'yı da dahil edersek 100 milyonluk bir nüfusa sahibiz ama bir pivot santrfor bulamıyoruz. Yoksa gerisi hikâye. Bu federasyon başkanı olsun, diğeri gelsin fark etmez. Ana fikri bulmadan hiçbir şey olmaz. Bakın kulüplerimize; Süper Lig'de her takım 12-13 yabancı ile oynuyor. Kaç tanesi vasıflı ve kulüpler bu transferlerden para kazanıyor? Bir de hep söylediğim; kulüp başkanları ve yöneticiler, devir aldıkları borçları artırırlarsa cepten ödesinler.


Hadi bakalım o zaman menajerlerle şüpheli transferler yapıp kulüpleri batma noktasına getirebiliyorlar mı? Diyeceksiniz ki Sinan Abi de hep aynı konudan bahsediyor. Ama doğrular bunlar. EĞRİ CETVELDEN DOĞRU ÇİZGİ ÇIKMAZ.

Bizim Çocuklar

Bir futbol adamı olarak, millî takımımız bütün ülkemizin gururu olarak Dünya Kupası'na katıldı ve macera başlıyor. Ben çok ümitliyim.
Nereye kadar gider bilmem ama ilk maçta Avustralya karşısında galibiyet alırsak gruptan çıkacağımızı ümit ediyorum.
İyi bir jenerasyon yakaladık.
Onar tane yabancının oynadığı Süper Lig'de böyle bir kadro çıkması hakikaten mucize.
Allah'tan, yurt dışında yetişen futbolcularımız da millî takımımıza büyük bir ivme kazandırıyor.
Böyle bakıyorum, tek tek inceliyorum.
Oynayacağımız ilk tur rakipleri kapalı kutu olmalarına rağmen hakikaten çok ümitliyim.
Montella ısrarla santrforsuz oynamayı tercih ediyor ama bu dakikaya kadar haklı çıktı.
Bu müspet futbolun finallere de yansıyacağını düşünüyorum.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye Futbol Federasyonu, futbolcuların ailelerini de Amerika'ya götürdü.
Bu da bir doping tesiri yapabilir. Her şeyde olduğu gibi aile de bir futbol takımı için çok önemlidir. Burada federasyonun davranışı da muhteşemdi.
Biraz hava şartlarında sıkıntı olabilir.
En son play-off'tan çıktığımız için Arizona kamp yeri olarak belirlenmek zorunda kaldı.
O bir talihsizlik oldu ama takımımız bunun da üstesinden gelecektir.
Dualarımızı esirgemeyelim.
Maç saatleri bizim yaşantımıza uymasa da o saatlerde hepimiz ayakta olup milli takımımızı destekleyeceğiz.
Canıgönülden millî takımımıza başarılar diliyorum.

Kahır sezonu bitti!

Ve Beşiktaş taraftarlarını kahrettiği sezonu kapattı.
Tek kelime ile berbat bir sezondu. Bir daha tekrarı olmasın diyeceğim ama bu kafayla giderse bu sezonu bile mumla ararız. Bu sezonki hayal kırıklıkları yazmakla bitmez; Temmuz'da Avrupa kupalarına veda eden! Ekim'de şampiyonluk yarışından kopan! Bir derbi bile kazanamayan ve ligi 4. bitiren!
Buna rağmen taraftarları oyalan yöneticiler!

"Siz anlamıyorsunuz!" diye söze başlayan bir teknik direktör!
Dünkü maç için yazacak çok bir şey yok aslında! İlk yarısı Beşiktaşlı taraftarların bu sezon alıştığı umutsuz, ruhsuz, açıklaması bile yapılamayacak bir futbol anlayışı!

Beşiktaş'ın yediği golleri halı sahalarda bile görmek mümkün değil. İkinci yarı Sergen Yalçın tarafından adeta üvey evlat muammelesi gören Jota ve Cerny'nin oyuna girişiyle takımın kıpırdanışı!

Aylardır sorduğumuz soru yeniden gündemde; "Jota Silva gibi kaliteli ayak neden hep yedek?" Var mı bir açıklaması! Beşiktaşlı taraftarlar sezon kapanırken şunu biliyorlar ki; büyük Beşiktaş arması böyle temsil edilmez. Bu gemi böyle yüzmez! Yönetim ve teknik kadro belki farkında değiller ama koca Beşiktaş'ın futbol aklı yok! İşin kötü yanı bu işi bilmediklerini de bilmiyorlar.

Taraftar gol bekler, galibiyet bekler, başarı bekler, zaferler bekler! Çaykur Rizespor denk bütçe, doğru bir palanlamayla dün galibiyeti kaçıran ekip, Beşiktaş ise beraberliğe sevinen bir takım görüntüsünde 90 dakika masterlar maçı kıvamında oynandı.
Ama dünkü maçın yıldızı Asen Albayrak'tı. 10 numara, 5 yıldızlık yönetim işte böyle olur.

Öz kaynakta cevherler var

Beşiktaş'ta birçok şey olumsuz giderken, U16 takımımızın Türkiye şampiyonluğuna ulaşması beni son derece mutlu etti. 16 yaşındaki bir futbolcunun ileride hangi seviyelere ulaşabileceğinin en güzel ispatıdır bu şampiyonluk. U16 takımını çok dikkatlice inceledim. İçlerinde özellikle; Yiğit Kabaktaş, Furkan Tümöz, Efe Kırcı, Ahmet Beceren, Eren Bulut Meyre, Yusuf Kayra Çakır, Efe Pırasoğlu, Muhammed Fatih Önkol, Ahmet Nezir Şengüzel gibi çok değerli kardeşlerimiz var. Camiamız olarak bütün gücümüzle bu cevherlere sahip çıkmamız gerekiyor. Bu futbolcular ileride milli takımlarımızda forma giyebilecek kapasiteye sahipler. Bu takımı, Beşiktaş'ın geleceği adına adeta bir hazine olarak görüp; oyuncuların sosyal gelişimlerini ve eğitim hayatlarını yakından takip ederek çok önemli sonuçlar alınabilir.

Beşiktaş'ın tarihine baktığımızda, öz kaynaktan yetişen futbolcuların kulübümüzü çok büyük noktalara taşıdığını gördük. Ben de bir dönem öz kaynağın başındaydım. BEFAM'ı kurmuş ve çok iyi neticeler almıştık. Birçok futbolcuyu profesyonel liglere kazandırmış, hatta altı tane A Milli futbolcu çıkarmıştık. Ancak maalesef BEFAM'a gerekli önem gösterilmedi. Çok daha büyük hedeflere ulaşabilecek birçok futbolcu adeta yok olup gitti. Şimdi yönetime sesleniyorum; bu futbolcularımız çok değerli. Lütfen kendileriyle çok yakından ilgilenin. Öz kaynağın başında bulunan teknik direktör Serdar Topraktepe'ye ve ekibine de gereken desteği verelim. Milyon euroların havada uçuştuğu bir dönemde, kendi değerlerimizi ve evlatlarımızı göz ardı edip çoğu vasıfsız yabancı futbolcu transfer ederek doğru sonuca ulaşamayız. Bu takım için bizlere de bir görev düşerse, bir telefon kadar yakın olduğumuzu camiamız bilsin. Lütfen, lütfen, lütfen rica ediyorum; altyapıya yıllardır dadanan menajerleri bu yapıdan uzak tutun. Rahmetli Yemen Ekşioğlu ile birlikte altyapıya bir tane bile menajer sokmuyorduk. Bunun ne kadar önemli olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.

Tribüne kulak verin

Beşiktaş, Türkiye Kupası'nda elenmenin yaşadığı üzüntünün ardından artık sezonun son iki haftasına girerken evinde Trabzonspor'u ağırlıyor. İki takımın da sıralama anlamında konumu garanti. Trabzonspor'da eksikler oldukça fazla ve Fatih Tekke de maç öncesi yaptığı açıklamada ilk 11 kurmakta zorlandıklarını söylemişti. Beşiktaş'ta ise tepkilerin olacağı bir maçtı çünkü tribünler protesto gerçekleştireceklerini açıklamışlardı. Maç da bu havada başladı. Beşiktaşlı taraftarlar maçın başlamasıyla birlikte sahaya sırtlarını dönerek futbolcuları protesto etti. Trabzonspor maça ise şanssız başladı, çok erken dakikalarda yaşanan sakatlık sonrası kaleci değişikliği geldi. Maç hızlı başladı. Orkun Kökçü penaltıda topu ve kaleciyi ayrı köşelere yollayarak takımını 1-0 öne geçirdi ama bu skor hiç de uzun sürmedi.


Yalnızca 1 dakika sonra Trabzonspor eşitliği yakaladı. Beraberlik golünün ardından Beşiktaş daha fazla topa sahip olan ve hücumu düşünen taraf gibi oynadı ama ilk yarı bu skorla sona erdi. Beşiktaş ikinci yarıya da üretmekte zorlanarak başladı. Aslında sezon boyunca Beşiktaş'ın en büyük problemlerinden biri, topa sahip olduğu anlarda hücum organizasyonlarında yaşadığı sıkıntılar oldu. Bu maçta da zaman zaman bunu net şekilde gördük. Dakikalar 60'ı gösterirken tam da bu senaryoda "Bende yok" denilen Muçi sahneye çıktı ve Trabzonspor'u öne geçirdi. 14 gol, 7 asistlik katkı yapan oyuncu için sezon içinde yapılan yorumları şimdi tekrar düşünmek gerekiyor. Golden sonra Sergen Yalçın kulübeye dönerek hamlelerini yaptı. Hakkı yenen oyuncuların başında gelen Jota'yı oyuna aldı. Beşiktaş tribünleri maç boyunca "Sergen Yalçın istifa", "Yönetim istifa" tezahüratları yapmaya devam etti. Beşiktaş camiası son yıllarda dördüncülüğü kabul etmiş gibi bir görüntü veriyor. Oysa Beşiktaş'ın hedefi bu olmamalı. Bu konuya hafta içinde detaylı şekilde değineceğim.

Eserinizle gurur duyun!

Maalesef bugünler gümbür gümbür geldi. Beşiktaş, hayal kırıklığıyla dolu bir sezonu daha bitirdi. Elde var kocaman bir sıfır! İş bilmez yönetimiyle, egolarına yenik düşen Sergen Yalçın! Bir araya getirilmesi imkânsız olan transferlerle, menajerleri zengin eden, kafaları karıştıran tercihlerle RUHSUZ FUTBOLCULAR!

Dün 90 dakika boyunca tel tel dökülen Beşiktaş'ı izlerken inanın çok üzüldüm. Böyle rezalet olmaz! Hepinize yazıklar olsun! Şampiyonlar Ligi finalinden daha pahalı olmasına rağmen tribünleri dolduran vefakâr taraftarı bu kadar üzmeye ne hakkınız var? Olmuyor, olmuyor, olmuyor! Kabul edelim; Beşiktaş size çok gömlek büyük geldi. Tabii ki kazananı tebrik edelim.

Bu yazıyı kaleme alırken çok sinirliyim, yine uykularımız kaçacak! Ama artık yeter! Beşiktaş'a daha fazla yazık etmeyin. Buradan Beşiktaş teknik direktörü Sergen Yalçın'a sesleniyorum; derhal istifa et! Buradan Başkan Serdal Adalı'ya sesleniyorum; hemen kulübü olağanüstü kongreye götür! Beşiktaş'ın artık kaybedecek değil bir dakikası, bir saniyesi bile yok! Yapamadığınız, yapacak kabiliyetiniz yok! Rahmetli onursal başkanımız Rahmetli Süleyman Seba bugünleri daha yıllar önce görmüş de söylemiş: "Beşiktaş'ı üzmeyin!" Evet beyler! Sportif direktörünüzle, yöneticilerinizle, genel kurulllardaki şakşakçı yandaşlarınızla Beşiktaş için bir kerelik de olsa doğru bir karar alın: Beşiktaş'ı terk edin! Lütfen hemen bugün bu kararı alın; Beşiktaş'ı bitirmeden, Beşiktaşlıları daha fazla üzmeden!