CANLI
SKOR
Rıdvan Dilmen

Rıdvan Dilmen

Hollanda'yı avladık

Türk Telekom Arena'daki Kazakistan maçında oyunun son bölümüne 3 golle girmiştik, bir de dün... Letonya, İzlanda, Çek Cumhuriyeti, diğer Hollanda maçı. Hiçbiri böyle olmadı. Dün de rakip elinden geleni yaptı ama 2.5 pozisyon dışında fırsat da vermedik. Asıl fark yaratan Letonya maçında yediğimiz gol bizim için hayırlı mı olacaktı, hayırsız mı olacaktı? O maçtan eksileri değil, artıları cebimize koymamız lazımdı.
Ofansif zenginliğimiz. Hollanda, İzlanda maçını kaybedince stratejisini tamamen değiştirerek geldi. Bizim işimiz aynıydı ve zordu, kazanmamız lazımdı.
Ofansif bir takım çıkardı hoca. Bu ofansif oyuncularla nasıl bir savunma yapacaktık? Topu rakibe kaptırdığımız anda merkeze gömüldük ve doğru yaptık. Hollanda saldıracak bir takım beklerken biz sakin kaldık ve rölantiye getirdik. Yüksek tempolu oynanan Letonya maçı ile bu maçın farkı bu...
Kazanmak zorunda olan takımla skoru bulunca kontrollü oynadık.
Eğer onlara Letonya muamelesi yapsak bu skorları bulamazdık. 0-0 takımıyla çıkmıştı Hollanda...

Terim, 4-2-3-1'e döndü
1 puan onda olan Hollanda. Devre arasında Wijnaldum'u aldı Blind ve ofansif bir takıma döndük. Fatih hoca efor sarf eden Arda ve Hakan'ı çıkarıp 4-2-3- 1'e döndü.
Rakip risk alırken Fatih hoca savunmacılarla savunma yapmak istedi.
Hoca çok tecrübeli ama bir çılgınlık yapacağız diye ödüm kopuyordu.
Hollanda'nın kenarları Depay ile Narsingh...
Geniş adam oyuncuları, bu adamlara karşı geriye düşmeyeceksin.
Barcelona ile Hollanda aynı ekol. Bol hareket, sonra ver Robben'e tak tak gitsin. Tıpkı Barcelona'nın Messi'ye vermesi gibi...
Letonya'nın bizden puan alması bizim lehimize döndü. Hollanda bize karşı strateji değiştirdi.
Bizim takım yetenekli bir takım, istatistikler rakipleri aldattı.

Tehlikeli bölgeye sokmadık
Halbuki biz açık oyunda az gol yiyorduk, yediğimiz goller, korner, ceza sahası dışı şutlar ve penaltılardı. Biz ise atamasak da çok sayıda pozisyon bulan bir takımdık.
Dün biz Hollanda'yı tehlikeli bölgeye sokmadık.
İstedikleri kadar pas yapsınlar.
Biz çılgınlıkla değil, akılla yendik Hollanda'yı, doğru olan da buydu.

Duygu ve mantık karıştırılmamalı!

Fatih Terim, Letonya maçından sonra 'Büyük Allah'ım bize tepsiyle sunuyor, biz elimizle itiyoruz' dedi. Gerçekten de elimizle, ayağımızla, kafamızla her yerimizle reddediyoruz. Kuralar çekildiğinde Hollanda'nın, Türkiye ile 3.'lük maçına çıkacağını tahmin etmek zordu. Letonya karşısıda iki maçta da birçok pozisyona girdik ama toplamda sadece iki puan çıkarabildik. Buna rağmen son 3 maça girilirken elimize fırsat geldi. Hocasını değiştirmiş, iki önemli silahından eksik Hollanda. Ancak uzatmada yediğimiz gol, sadece bizim değil Hollanda'nın da bütün oyun stratejisini değiştirdi. Kazansaydık; Hollanda kazanmak için risk alacaktı. Şimdi 'bir puan iyidir' diyecektir. Bu avantaj mı dezavantaj mı? Aslında her iki takım için de avantaj ya da dezavantaj diyebiliriz. Hollanda futbol kültürü olarak içeride de dışarıda da kazanmaya oynayan bir takım. Biz de öyle… Aramızdaki en büyük fark biz her türlü çılgınlığı yapabiliriz. 2-0'dan 3-2 geriye düşebiliriz, 2-0 gerideyken 3-2 öne geçebiliriz. Duygularımız zaman zaman mantığımızın önüne geçiyor. Bu da dönem dönem mucizevi başarılar elde ederken mucizevi başarısızlıklar getiriyor. Duygusallığımızı, yeteneklerimizle birleştirip daha da önemlisi olgun bir takım görüntüsüyle sakin kalarak, duygularımızı mantığımızla birleştireceğimiz bir 90+ bekliyor bizi.
Oyuncu tercihleri son maça göre farklı olacaktır. Hocanın kafası da mutlaka biraz karışıktır. Orta sahada en az iki oyuncuyu defansif mi oynatayım yoksa bir defansla mı oynayayım ikilemi yaşıyordur. Bir diğer ikilem ise sağ ön ve sol öndeki oyuncu tercihleri içindir.
Şunu söyleyebilirim maçın en kilit oyuncusu Arda… Uzun süredir oynamıyor ve sıcak havada 90 artı dakika oynadı. Umarım iyi dinlenmiştir. Çünkü uzun süre oynamayan bir oyuncunun o sıcaktan sonra toparlaması kolay değil. Sazı eline aldığında maçı çevirebilecek, sadece hücum anlamında değil, sakin ve olgun bir takım görüntüsü için ihtiyaç var. Stres ve gerginliği karıştırmayalım. Bir kere kartlara çok dikkat etmek lazım. Hollanda'ya karşı eksik kalmamak gerek.

İstatistik ne kadar önemli...

Mili takımı yazarken, yorumlarken hakemin son düdüğü çalmadan bir daha ne bir kelime yazarım ne de konuşurum...
Rüya gibi... Sadece bu maçla ilgili değil 2008'de de öyleydi... Geride olsan stadı terk edemezsin, ileride olsan stadı yine terk edemezsin... Geride olsan yazamazsın, ileride olsan yazamazsın... İnanın, maçın birinci dakikası yazsam, santrayla beraber doksan dakikayı yazsam 5-1 üzerinden yazarım.... Şunu diyebilirsiniz; iyi güzel de kırılma anları da var. Letonya iki tane kontrataktan atsaydı şöyle olurdu, böyle olurdu... Ben futbola hiç böyle bakmam... 31 tane şut at, 20-30 tane kenardan orta yap, ancak galibiyet alma... Sadece bu maç için geçerli değil, grupta genel anlamda oynadığımız maçlar böyle...
Konyalı taraftarlara teşekkür ederim... (Seyircilerine değil) İlk defa Milli Takım taraftarı gördüm. Şahane bir seyirci, coşkulu bir taraftar, harika bir zemin...
Futbol enteresan oyun... Yüzde 67 topla oyna, 31 şutun 11'i kaleyi tutsun ve maç 1-1 bitsin... İki Letonya maçına bak, istatistikler hep yalan... İstatistik futbolda önemlidir belki ama futbol bir oyundur. Adaleti tartışılır.
İki Letonya maçına baktığımızda bütün istatistikleri çöpe atarsınız..
Hata yapmadık mı yaptık.. Her türlü hücum oyuncusunu, her türlü hücum opsiyonunu oynattı hoca.. Şener'i alıp kenardan orta şansını yükseltti, Umut'u oyuna sokup 4-4-2'ye döndü. Taktiksel ve bireysel anlamda her şeyi yaptı.. Ama Fatih Terim gibi bir hoca Letonya takımına karşı Mehmet Topal'ı oyuna sokmayı tercih etti. Bu bir Fatih Terim tarzı değildir... Tabi ki bu gol Topal oyuna girdiği için yenmedi.. Ama grubumuzda bugüne kadar oynadığımız her maçta üstünken bu kadar az puan almamız tuhaftır.
Gerçekten çok tuhaf. İkincilik şansımız tamamen bitti. Ama en azından Hollanda'dan gelen mağlubiyet haberi üçüncülük için biraz ümitlendirdi. Dünkü sonuçlar, Pazar günkü maçta iki takım açısından stratejilerin değişmesine neden oldu. Hollanda tamamen stratejisini önce beraberlik sonra galibiyet üzerine kuracaktır.

Coşkuya evet, organizasyona hayır

Bu maç üzerinden konuşulacak çok şey var. Futbol bir oyun, çok da tuhaf bir oyun. 94'te top Antalya'daydı ve Eto'o soldaki Serdar'a pası verdiğinde kronometre 94.25'i gösteriyordu. Serdar topu, Şener'e kaptırınca Fenerbahçe hücumu başladı ancak topu kaptırdılar. Antalyaspor iki pas yapsa maç bitecek ama topu kaybettiler. Fenerbahçe 95.28'de kazandığı faulle golü attı. Fenerbahçe, maça hızlı ve tempolu başladı ancak 40. dakikaya kadar da 'Bu da kaçar mı?' denilen bir pozisyonu yok.

40-45 arasında da Van Persie'nin kenara gelmesiyle daha etkili oldu ve bir kafa golü kaç-ı ran Nani ikincisinde golü attı. Organizasyonunda problem olmasına rağmen tempolu oyunuyla kilidi açtı Fenerbahçe. İkinci yarıya daha yavaş başladı ve Perreira da tek forvete döndü. Taktiksel olarak yanlış olmasa da orta sahayı güçlendirmek için Fernandao'yu çıkardı ve Volkan Şen'i soktu. "4-2-2-2 ile vermedim, orta saha kalabalıklığı ile hiç pozisyon vermem" diye düşündü ki vermedi zaten.

Kadlec'in hatasında ilk Antalyaspor şutunda gol geldi. Fenerbahçe demoralize oldu, hücumlar şuursuz başladı ama buna rağmen 5-6 korner kazanıldı.

Fenerbahçe resmi maçlarda 36 korner kullandı ve sonuç alamadı. Rize'de kıpırdanan bir oyuncu vardı: Nani.. Bu maçta da iki gol yaptı. Sürekli aradı. Van Persie'de yüzde 20 toparlanma var ama daha hazır değil. Maçın başındaki çalımları ile sonundakiler arasında fark var. Genel olarak mücadelesine, coşkusuna evet, hücum organizasyonuna hayır Fenerbahçe'nin.

Tam maç gitti derken son saniyede çok önemli bir duran top golü ile galibiyet aldı. Aslında Nani frikikten golü geçen hafta Rize'de attı. Orada kalecinin soluna atmıştı topu. Antalyaspor kalecisi de barajı ona göre kurdu ve kendisi sola geldi. Nani de bunu gördü. Topu da barajdan geçirince kaleci hiçbir şey yapamadı. Fenerbahçe önde baskılı ve sert oynamak istiyor ama yaratıcılık da sınırlı. Bekleri iyi çıkartamadığı zaman sıkıntı oldu.

Bir de kanatsız oynuyor. Diego ile Nani çok gayretliler ama Fenerbahçe'nin hücum organizasyonlarında kalıplaşmış bir şey yok. Bu kadronun savunma yapmadığını coşkulu olmadığını düşünelim; bir anda 3-0 geriye düşerdi. Ama en azından maçı 95'e kadar taşıdı ve klas ayakları ile kazandı.

İnşallah haftaya böyle vurmaz!

Büyük kulüpler ayağa kalmasını bilirler. İki maçta bir puan alan Galatasaray, dün akşam Torku Konyaspor maçına final gözüyle baktı.
Maçı aslında ilk 30 dakikada bitirebilirlerdi ancak sonra müthiş bir frikik golüyle 1-1'e yakalandılar. Ancak maça olmazsa olmaz gözüyle bakmış sarı-kırmızılı futbolcular. Chedjou sakatlandı, hazır olmayan Semih sahaya sürüldü. Isınmadan girdi Semih, bir de şans golü attı.
İkinci yarıda Carole atıldı. Bundan sonra Melo stopere kaydı, Hakan Balta sol beke geçti. Maçın tamamında Sabri'nin hücumlara çıkması, Hakan Balta'nın ve Sneijder'in müthiş performansı vardı. Çok arzuluydu ve ağırlığını koydu maça.
Bakın Sneijder çok önemli bir oyuncu. İnşallah Hollanda formasıyla haftaya bize karşı Konya'da böyle vurmaz topa. Sabri'yi de özellikle beğendim, golde şahane top kesti, çok etkili oynadı. Geçen hafta da etkiliydi. Teknik direktör Hamza Hamzaoğlu da futbolun doğrularını yaptı. Öncelikle Telles'i oynatmayarak doğru bir hamle yaptı. Geçen hafta çok kötüydü.
Carole sarı kartında şanssız bir an yaşadı. Ayağına basmak istemedi ama kontrolsüz girdi ve ikinci sarı kartı gördü. Ayrıca Hamza hoca öndeki oyuncuları özgür oynattı. Burak, Umut, Podolski hangisi santrfor oynadı dersen bir şey diyemezsin.
Sürekli değişerek mücadele ettiler.
Carole kırmızı kart gördükten sonra 10 kişi oynadılar.
11'e 10 oynamak kolay değildir.
Sivas'taki Galatasaray ile alakası yoktu dün akşamki takımın. Hem oyuncuların bireysel performansları hem de oyun disiplinleri hak ettikleri bir galibiyeti getirdi Galatasaray'a. Bu takım dün galibiyet için her şeyi yaptı.
Felipe Melo henüz hazır değil. Geçen haftaya göre biraz üstüne koymuş. Ama tam performansına hala yaklaşamamış.

Melo ve Hakan Balta bu takımın iki önemli oyuncusu. 2-3 mevkide oynayabiliyorlar. Böyle oyuncular her takım için kritik öneme sahiptir. Konyaspor için de ayrı bir parantez açmam gerek. Beklentinin çok altında kaldılar. Hem kadro kalitesi olarak hem oyun gücü olarak hem bireysel performans olarak Aykut Kocaman mutlaka takımı bir an önce toparlaması lazım.
Yoksa bu ligde işi çok zor olur. Coşku var, seyirci var ama pas organizasyonu olarak üretemiyorlar. Konyaspor dün Galatasaray'ı zorlamadı, öndeki oyuncularını hiç koşturmadı. Aykut hocanın durumuna üzüldüm. Bu lig hafif bir lig değil, ciddiye alınması gerekir.

Ben bu sistemi hiç sevmedim

Fenerbahçe'nin son 22 Avrupa maçında 5 tane mağlubiyeti var. İkisi Arsenal, 1'i Shakhtar Donetsk'e. 11 galibiyet alınmış.
Rakiplerin kalitesi Fenerbahçe'nin altında olsa da, şu performans kötü değil, hatta gayet iyi. Bu tablo bence önemli...
Maçın ilk yarısında Şener'in, 2. yarıda Caner'in oyunları maçı çevirdi. Caner özellikle ikinci yarıda müthiş oynadı. Oyunu o kadar etkiledi ki bir orta saha virtüözü gibi top alıyor veriyor, topa vuruyor, çalım atıyor.
Maçta da çok iştahlıydı.
Caner'in dünya futbolundaki en büyük şanssızlığı Avrupa'nın büyük kulüplerinin 3-5-2 oynamaması. Juventus dışında bu şekilde oynayan yok. Eğer Barcelona, Real Madrid ve diğerleri 3-5-2 oynasaydı oralara giderdi. 5'li orta sahanın mükemmel solu... Savunma zaafları yaşayabiliyor ya da çok çabuk sinirleniyor, atılabiliyor.
Bir orta saha, bir forvet kadar hücum üstünlüğü var, bir silah. Usta bir bek, çabuk...
Her şeyi iyi yapıyor. Hakemlere karşı reaksiyonlarına dikkat etse yeter.
Fernandao inanılmaz etkili oynadı bu maçta. Peki ne zaman etkili oldu? Fernandao özellikle Van Persie ve Sow yokken en uçta faydalı oldu. Şener ve Volkan'la alışkanlıkları var. Ona attıkları pasları bilerek attılar. Fernandao ceza sahası bölgesinde Fenerbahçe'nin kahramanı olur. Ne yapsın etsin, kanatlara falan gelmesin. Etkinliği merkezde olan bir oyuncu, orada olmalı. Diego'dan nasıl kanat olmazsa Fernandao da kaleden ne kadar uzaklaşırsa o kadar olmaz.
Bugün Mehmet Topal ile Souza'nın bir arada oynaması normaldi. İlk maçta elde edilmiş bir skor avantajı var. Takımda uzun boylu oyuncuları bulundurup duran top tehdidini azaltmak adına da doğruydu.

BENİM HALA TEREDDÜTLERİM VAR
Rize ve bu maçtaki değişiklikleri Pereira hocanın artıları olarak görüyorum. Tereddütlerim vardı, hâlâ da var. Ben Rıdvan Dilmen olarak bu Nani, Diego, Fernandao ve Van Persie'li sistemi sevmedim. Özellikle savunma açısından zaafları var. Fenerbahçe'nin orta sahada daha kalabalık olması gerek, öndeki dörtlü iyi niyeti dışında savunma yapabilecek oyuncular değil.

BİR DURAN TOP UZMANI ALINMALI
Transferde ilk dönem için artık son birkaç gün... Eğer bir futbolcu alınacaksa, Fenerbahçe'ye şu an için bir duran top uzmanı da gerekiyor... Sarılacivertli takım bunca resmi karşılaşma oynadı, duran toplardan bir tane bile golü yok. Bu nedenle de bu kriter de, Fenerbahçe teknik heyeti ve yönetim kurulu tarafından kesinlikle göz önünde bulundurulmalı.Frikiklerden gol atabilecek duran top uzmanı alınmalıdır.

Galatasaray'da kriz var

Galatasaray'ın dün geceki maça ideale yakın kadrosuyla çıkması gerekirdi. Osmanlıspor karşısında çok zorlandılar. Galatasaray'da ilk 45 dakikada sahanın en iyisi kesinlikle Sabri'ydi. Osmanlıspor'un gollerine baktığımızda Muslera'nın iki golde de büyük hatası vardı. Muslera ayarındaki bir kalecinin bu golleri yememesi lazımdı!. Kafası daldı herhalde o ara! Maçtan sonra da tribüne dönüp bütün 'sorumluluk bende' hareketi yaptı. Yıldız kaleci iki haftada çok ciddi hatalar yaparak takımının 5 puan kaybına neden oldu. Ama bir gerçek var ki geçen haftaki Sivasspor maçının ilk yarısı, hatta Bursaspor'la yapılan final maçına bakarsak Galatasaray'ın bir gidişatı var. Bu da transfer politikasıyla ilgili. Yedek kaleciye bakıyoruz, İsmail Çipe.. Tanıyan var mı? Bu kardeşimize saygısızlık yapmak istemiyorum ama Galatasaray şampiyonluk yarışına başlıyor ancak bir kaleci bile alamadılar. Galatasaray, Osmanlıspor'a da kaybedebilir fakat asıl sorun transfer politikası ve yedek kaleci problemi. Melo herkes idmandayken Instagram'dan tatil fotolarını paylaşıyordu.

2-1 yeniksin Burak çıkıyor!
Melo'yu hiç bu kadar kötü görmedim. Sahada adeta yürüyecek hali yoktu. Bir oyuncunun bu kadar ara vermesi büyük sorun. Bakın bunların hepsi bir krizdir. Sonrasında da birden bire Burak-Hamza hoca krizi ortaya çıktı. Dünkü karşılaşmada herkesi çıkartırım, Burak Yılmaz'ı çıkartmam. Evinde 2-1 yeniksin maçı çevirmen lazım ama oyundan Burak çıkıyor!

Galatasaray'ın enerjisi yok
Oyunun son bölümünde Podolski santrfor oynadı. Burak ile ilgili hocanın belli ki bir sorunu var. Nedenini bilmiyorum. Ama Hamza Hamzaoğlu'nun bunu mutlaka halletmesi lazım. Hamza Hamzaoğlu'na bir kalkan lazım. Galatasaray lige enerjisi düşük girdi. Takımda birçok kriz çıktı. Dışarıdan bir gözle bile bunu görebiliyoruz. Hamza hoca geçen hafta Burak'ı 'Oynatmıyorum, sebebi tekniktir' diyor. Bir hafta sonra yine Burak'ı oyundan alıyor. Bir takıntı olduğu gerçek, 57. dakikada oyundan aldı. İlk kurban o oldu. Bence Umut Bulut çıkmalıydı,
Burak Yılmaz her halükarda sahada kalmalıydı.

Wesley Sneijder kendine oynuyor
Galatasaray için Wesley Sneijder çok önemli bir oyuncu. Ancak sezona hazır girmediği de kesin. Hollandalı yıldız artık kendine oynuyor. Her yerden vuruyor, daha hazırlık pasındayken vuruyor. Konsantrasyon, ciddiyet, iş disiplininde problem var. Fizik olarak iyi değil. Selçuk İnan 60 dakika boyunca elinden geleni yaptı. Sabri Sarıoğlu da tükendi ikinci yarıda ne yapsın yardıma gelen yok. Stoperler kendini arkaya atmak zorunda kaldı. Galatasaray şu anki fizik kapasitesiyle sezona hiç hazır değil ve işi çok zor.

Coşku problemi var

Öncelikle oyunun devamındaki değişiklikler nedeniyle iki takımın antrenörünü de kutlamak lazım. Futbol çok enteresan ve güzel bir oyun. Ancak bazen yaptığınız doğrular size yanlış, bazen de yanlışlar doğru olarak dönebiliyor. Fenerbahçe Teknik Direktörü Vitor Pereira bu maçı iki devreye ayırarak çok iyi analiz etmeli. İlk yarıda ev sahibi Çaykur Rizespor maçı hak etti, Fenerbahçe öne geçti. Aslında sarı-lacivertli takım golü yemek için her şeyi yaptı. Ama Van Persie'nin ağları bulan vuruşu Fenerbahçe için büyük ikramiye oldu. İlk 45 dakikada son dönemlerin en kötü Fenerbahçe'sini gördüm. İlk yarıda hep Volkan'ı izledik. Çaykur Rizespor'un kalecisini ise sadece seremonide gördüm. İkinci yarıda ise sahada son dönemlerin en iyi Fenerbahçe'si vardı. Takım coşku problemi de yaşıyordu. Vitor Pereira'nın oyuncu değişiklikleri çok doğruydu. Alper girdi oyuna ve Fenerbahçe 4-5-1'e döndü. Fenerbahçe, Pereira geldiğinden bu yana ilk kez bu dizilişle oynadı. Bu değişiklik çok doğruydu. Ancak Alper Potuk'un işgüzarlığı Fenerbahçe'nin 2 puanına mal oldu. Duraklamalarla birlikte 7 dakikaya çıkan oyunun uzatma dakikaları ise Rus ruleti gibiydi. Her iki takımda sahadan üç puanla ayrılabilirdi. Top bir Fenerbahçe kalesinde, bir Çaykur Rizespor kalesindeydi. Ancak beraberlik adaletli bir skor oldu. Nani, geldiğinden bu yana en iyi performansını sergiledi. Risk de aldı, sorumluluk da. Kjaer'in ayağını kaldıracak hali yoktu. Herhalde ara vermek ona yaramamış. Fernandao da vasatın altında kaldı. Birkaç hava topu dışında ortalıkta yoktu. Çaykur Rizespor'a gelecek olursak iyi mücadele etti. Sahada en iyi futbolcusu ise Kweuke'ydi. Kweuke gerçekten çok önemli bir futbolcu. Sonuç olarak Fenerbahçe sezonun ilk puan kaybını yaşadı. Sahadaki oyuna bakıldığında 1-1'lik beraberlik Rize için de F.Bahçe için adına da adaletli bir skordu.
Hakem Cüneyt Çakır da iyi ve hatasız bir yönetim gösterdi.

DİEGO 14 ATMALI
Fenerbahçe geçtiğimiz sezon büyük yatırım yaparak Diego Ribas'ı kadrosuna kattı. Ben Diego Ribas'ın hücumdaki performansını, istatistiklere baktığımız zaman beğenmiyorum. Ancak sorumluluk verilince biraz kıpırdanma oldu. Kendisinden her sezon 12-14 gollük performans beklenmeli. Ancak o zaman Diego'nun başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Bu sezona daha iyi başladığı kafa olarak daha hazır olduğu kesin. Ancak yine de üzerine koyması şart.

Trabzon muhteşemdi

Maçın iki tane kırılma anı var, ikisi de Beşiktaş'ın hataları... İkinci yarının başında Gökhan Töre'nin kaçırdığı pozisyon gol olsa daha tedbirli oynayacak taraf olacakken fırsatı tepiyorsunuz. Quaresma orta yaptı, 1-1 oldu, ondan sonra atıldı. Quaresma gereksiz çift sarısından sonra atılması diğer kırılma anı. Trabzon iyi hazırlanmış. Şota tamamen rakibine göre Beşiktaş'a göre plan yapmış. Hocanın top rakipteyken oyunun nasıl olacağıyla ilgili planı yüzde 100 tuttu. Trabzon takımı Beşiktaş'a karşı önlemini doğru belirlemiş. Cavanda, Mbia ve Erkan... Hepsi çok iyiydi. Cavanda çok güçlü ve çok çabuk bir oyuncu. İtalyan Ligi'nden geldi, geçilse bile hemen dönüyor. İskender Günen olsaydı ancak o geçebilirdi Cavanda'yı. Erkan bir denedi olmadı, iki olmadı, 3-4 olmadı ama en sonunda müthiş bir gol attı. Beşiktaş özellikle ikinci bölgede çok tehlikeli bir takım ama güçlü rakiplere karşı sorunlar yaşıyor. Geçen sezon Fenerbahçe'yi yenemedi, Galatasaray'ı yenemedi. 5 atan takımı bozmak istemedi Şenol Güneş... Bence hata yaptı. Trabzon büyük bir kulüp... Beşiktaş da olsanız, yetenekli de olsanız 5 ofansif oyuncuyla Mersin'i yenersiniz, 5 atarsınız ama büyük maç orta saha ile kazanılır. Trabzon orta sahasına bakalım. Okay; Altay'da günleri gibi yumuşak bir oyuncu değil, güçlenmiş. Mbia müthiş bir oyuncu, Özer de içte set oynayabiliyor. Erkan da geriye gelebilen bir oyuncu... Savunma hattı da fizikli. Güçlü ve güvenli bir takımlar. 5 tane forvetle oynamak içerideki çoğu maçta olabilir fakat Trabzon gibi güçlü takımlara karşı savunma yapamayan ama iyi niyetli 5 oyuncuyla farklı olur.

Trabzon'u ezemezler
Hakemler büyük maçları başka yönetirler. Beşiktaş-Mersin gibi yönetmezler bu maçları, Trabzon'u ezemezler. Oyuncu atılacaksa atılır. Quaresma'ya, Palabıyık düdüğünü gösteriyor, 'bekle' diyor. Adımlarını sayarken kullanıyor. Hakem 'bekle' dediği an davayı kaybettin. Hakem bu pozisyonda hatalı değil.

Şenol hoca haklı
Beşiktaş takımında önde oynayan 5 oyuncudan 4'ü oyuncudan çıktı. 1'i atıldı, 3'ü kenara geldi. Kalan Gökhan Töre de en kötüsüydü. Bu aslında tam Tolgay'a göre maçtı. Tolgay iki set yapar, oyunu tutardı. Ben yetenekli oyuncuları severim. Barcelona'yı izlerken çekirdeğimi alırım, Messi'ye top gelince her şeyi kenara bırakırım. Quaresma için demecini hatırlayalım Şenol Güneş'in. "Yeteneklerine bir şey diyemem ama önce takım" demişti. Şenol hocanın kuşkularını maalesef haklı çıkardı Quaresma.
Yapmaması gereken çok şey yaptı.