Galatasaray–Kocaelispor maçı öncesi yükselen tansiyon, aslında Türk futbolunun uzun süredir içinde bulunduğu ruh halinin bir yansıması. Oysa futbol, özünde sonderece basit bir oyundur.Sahada 22 oyuncu, 1 topve 90 dakika vardır. Biri kazanır, diğeri kaybeder. Kazanan sevinir, kaybeden ise bir sonraki maça odaklanır. Hikâyebudur. En azından birzamanlar öyleydi. Bugün ise futbol, endüstriyel yapının da etkisiyle bambaşka bir noktaya evrildi. Artık her şey rakamlarla ölçülüyor; gelirler,sponsorluklar, yayınhakları… Bu büyüme beraberinde büyük bir baskı ve gerilim de getirdi. Ancak asıl sorun, bu gerilimin bilinçli şekilde körüklenmesi. Maç öncesi yapılan "intikam","hesaplaşma", "gerilimyükseliyor" tarzı açıklamalar, kısa vadede ilgi çekici olabilir. Fakat uzun vadede futbolun ruhunu zedeliyor. Çünkü bu dil, rekabeti beslemekten çok, düşmanlık yaratıyor. Unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek var: 'Bu kulüplerin milyonlarca taraftarı bulunuyor.' Ve bu taraftarlarıniçinde çocuklarda var. Televizyon başındaya da tribünde bu söylemleriduyan bir çocuk,futbolu bir oyun olarakmı görür, yoksa bir kavga alanı olarak mı? Türk futbolu zaten yeterince sorunla mücadele ediyor. Hakem tartışmaları,saha içi ve dışı gerginlikler,zaman zamanyaşanan şiddet olayları… Böyle bir ortamda, tansiyonu daha da yükseltecek açıklamalar yapmak, kimseye fayda sağlamaz. Aksine, hakemlerin işini zorlaştırır, güvenlik risklerini artırır ve tribünlerdeki atmosferi daha da kırılgan hale getirir. Elbette rekabet olacak. Hatta olmalı ama rekabet ile düşmanlık arasındaki çizgi çok nettir. O çizgi aşıldığında, futbol olmaktan çıkar ve başka bir şeye dönüşür. İşteasıl tehlike de burada başlar. Bir tarafın yaptığı yanlışı, diğer tarafın aynı şekilde karşılaması, sorunu çözmez. Aksine büyütür. "Onlar yaptıysa biz de yaparız" anlayışı, sadece sahayı değil, hayatın kendisini de yaşanmaz hale getirir. Belki de en basit soruyu yeniden sormanın zamanı geldi. Bizbu oyunu neden sevmiştik? Cevap hâlâ aynıysa, yolu da bellidir.