CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Kebaplar Muslera’dan

Galatasaray, bu kadar üstün oynayıp, bu kadar çok pozisyon bulduğu Gaziantep maçını eğer kazanmasaydı, herhalde başkan Dursun Özbek fenalık geçirirdi. Başta Bruma olmak üzere bu oyuncular Kasımpaşa maçından sonra soyunma odasında başkan Özbek'e nasıl 'kazanacaklarının' sözünü vermişler; anlamadım. İlk yarıda Bruma, Podolski'ye pası verseydi, şapkadan tavşan çıkar gibi ilk 11'de başlayan Sinan Gümüş topa vurmadan önce kaleye baksaydı, Galatasaray farklı bir skor elde edecekti. Bruma için yetenekli futbolcu diyoruz ama futbol aklını geliştirmesi gerekir, ayrıca egoistlikten kurtulup, paylaşımcı olmayı da bilmelidir. Podolski oyundan çıkarken İgor Tudor'a bence Bruma'yı, pas oyununa destek vermediği için şikayet ediyordu. Gerçi Alman panzeri fiziksel ve zihinsel olarak sahada etkisizdi, rakipleri ile didişmekten başka bir iş yapmadı. Eğer Tudor, oyunu okuyabilen bir hoca olsaydı, Poldi'yi daha erken alır, Eren'i sahaya sürerdi. Sinan Gümüş, bence menajerinin yaptığı yangın nedeniyle ilk 11'de kendine yer buldu. Ama fiziksel olarak hantaldı, ikili mücadelelerde ayakta kalamadı. Sakatlanması Tudor'un şansı oldu ve Rodrigues'i oyuna alma şansı oldu. O Rodrigues, sağ kanada çabukluk, hareketlilik ve hız getirdi.
Tudor'un geldiği günden beri yaptığı en büyük yanlışlarından biri, iyi oyuncularını bir sonraki hafta takıma koymamasıydı. Josue'e de Tudor'un gazabına uğrayan oyunculardan... Kiralık yıldız orta sahaya tekniğiyle kalite kattı, araya attığı paslarla göz doldurdu ve ilk goldeki köşeye giden vuruşu mükemmeldi. Galatasaray kazanırken ikinci yarı Gaziantep'e inanılmaz pozisyonlar verdi. Son yıllarda hep kurtarıcı rolüne bürünen Muslera, Antep'te de başroldeydi. Galatasaray defansının yaptığı pozisyon hatalarını tek başına önledi ve art arda 4 kritik kurtarış yaptı. Semih'in artık ders alması gerekiyor. Çünkü oynadığı her maçta Galatasaray kafa golleri yemeye devam ediyor, Semih de golü atan rakibinin altında kalıyor. Tudor'un gazabına uğrayan Linnes, çabukluğuyla birçok Antep atağını engelledi. Carole'e verilen şanslar Linnes'e verilseydi, Galatasaray Fransız oyuncunun neden olduğu golleri yemezdi. Sneijder çalışkanlığı, istekli haliyle ön plana çıktı. Attığı frikik golü, eski günlerini hatırlattı.

Tudor çıkmalıydı

Sorunun kendinde olduğunu anlamayan insanlar; çözümü başkalarının huzurunu bozmakta bulur.. Bu söz tam Tudor'a uyuyor.. Galatasaray'ın bir oyuncusu olsaydım hakemden kırmızı kartını ister ve Bruma'yı oyundan alan Tudor'a o kırmızı kartı, "Tudor sen evine git" diye gösterirdim...
Maalesef, "Demir perde" ülkelerinde doğup büyüyen teknik adamlarda yıldız oyunculara karşı ciddi bir kompleks oluyor..
Tudor da kompleksli bir insan.. Zaten Tudor geldiği günden itibaren Galatasaray'ın en etkili silahı Bruma'yı yok etmek için elinden geleni yaptı. Önce Bruma'yı Rize'ye götürmedi.
Fenerbahçe maçında Şener'in hücuma çıkmasını engelleyen Bruma'yı, "Ben karar verdim" diyerek anlamsızca oyundan aldı.
Tudor gibi "Demir perde" kökenli kompleksi hocalar yıldız oyuncuların ön plana çıkmasını istemez. Bursa'da Galatasaray'ın farklı galibiyetinde Bruma ön plana çıkınca Tudor çıldırdı ve Kasımpaşa maçında çizgiye yakın oynamadığı "eften püften" bir gerekçeyle Bruma'yı 18'inci dakikada oyundan aldı..
Ve Bruma'nın çıkışı Galatasaray için Kasımpaşa maçında kırılma noktası oldu..
"Tudor'u yedirmem" diyen Galatasaray başkanı Dursun Özbek hadi şimdi Hırvat hocanın arkasında dursun da görelim. Bir teknik adam kendi çıkarlarını, egolarını Galatasaray gibi büyük bir takımın önüne koyabilir mi? Antalya bir gün önce kaybetmiş, Trabzonspor evinde yenilmiş Galatasaray kazandığında ciddi puan farkıyla Avrupa biletini cebine koyacak. Ama Tudor'un umrunda mı? Yönetimin istifaya çağrılması umurunda mı? Tudor denilen kompleksli adam Galatasaray'ı kendi öfkeleri ve egoları yüzünden yerle bir etti.. Kafa topu almayan, ters kademeye girmeyen, arkasına sürekli adam kaçıran ve çok kolay çalım yiyen Carole yine 2 golün baş sorumlusuydu.
Kendini, Conte, Simeone gibi gören Tudor efendi iki golden sonra Linnes'i, Carole'ün yerine aldı.. Tolga dakika 9'da kart görmüştü ve riskli oynuyordu. Maçı okumayı bilmediği için Tolga'yı maalesef De Jong ya da Josue ile değiştirmeyi bile düşünmedi. Aklımdaki soru: Acaba Tudor "Verin paramı kovun beni" diye mi yapıyor? Çünkü Tudor gibi "Demir perde" kimlikli insanlar paracı olur..
Not: Sırtına "G.Saraylı" apoleti yapıştırılan Özgür Yankaya "Ben Galatasaraylı değilim" dercesine rezil bir maç yönetti. Utan MHK, utan Yankaya..

Igor Tudor çıldırdı ve 'eften püften' bir sebeple Bruma'yı 18. dakikada çıkardı. Bu maçın kırılma anıydı

İstikrar farkı!

Galatasaraylı futbolcuların kaybedilen derbiden sonra Bursaspor'u farklı yenmeleri abartılacak bir başarı değildir. Yıllardır Bursa'da Galatasaray maçı izledim. Ama hiç bu kadar kalitesiz, etkisiz, zihinsel ve fiziksel olarak tükenmiş bir Bursaspor takımına tanık olmadım. Galatasaray, Bruma ile bulduğu erken golden sonra, Bursasporlu oyuncuların "Hemen gole cevap verelim" direnci ve isteği yoktu. Geldiği günden bu yana her maça farklı kadrolarla çıkan Tudor, nihayet doğruları gördü. Neydi bu doğrular: 1- Galatasaray alışık olduğu 4-2-3-1 düzenine geri döndü. 2- Derbiyi kaybetmelerine rağmen iyi oynayan kadroyu, Semih dışında aynen sahaya sürdü. Futbolda kadro istikrarı başarının anahtarıdır. Oyuncular birbirleriyle oynama alışkanlığı kazandığı sürece daha az pas hatası yaparlar. Daha iyi organize olurlar ve pozisyon üretmekte zorlanmazlar. Ama her maça ayrı kadroyla çıkarsan futbolcuların ezberi bozulur, uyumu kaybolur. Tudor, ilk iki gole imza atan Bruma'yı gördükten sonra Fenerbahçe maçında oyundan çıkardığına herhalde pişman olmuştur. Bruma gibi dar alanda kolay çalım atabilen, içeri, dışarı dikine hızlanabilen, duvar pası yapabilen hızlı bir oyuncu... Eğer senin silahınsa sadece sakatlık durumunda oyundan çıkar... Bruma'nın özellikle Poldi ile hareket halindeyken yaptığı duvar pası sonrası attığı gol, kaliteliydi. Yasin, koşu kalitesiyle Tudor'un prensi gibi görünüyor. Ama oyun içinde züccaciye dükkanına giren fil gibi hareket ediyor. Pas vermesi gereken yerde şut atıyor, şutu denemesi gereken yerde pas atıyor. Yani Yasin, çok koşan ama final vuruşlarında standartı olmayan bir oyuncu. Galatasaray'ın oyun aklı Sneijder, kilo fazlalığından dolayı yeterli derecede verimli olamıyor. Sneijder çalım attıktan sonra topa yetişmek için ikinci hamlede ağır kalıyor. Takım Sneijder'i sırtlarsa sorun yok. Sonuçta Ahmet'in attığı kafa golünde yaptığı orta adrese teslimdi. Kritik haftalarda Sneijder'in elini taşın altına daha fazla sokması gerekiyor. Tudor gelir gelmez Hakan'a sırtını dönerek yanlış yaptı. Balta sakin, topu bilen ve iyi kullanan bir oyuncu. Bursalı oyuncuların önde yaptıkları baskıda dağılmadığı gibi hem savunmaya sakinlik getirdi hem de Muslera'yı rahatlattı. Çünkü Muslera, topu oyuna elle sokarken ya Selçuk'u ya da Hakan'ı tercih ediyor.
Not: Tudor'un Selçuk-Tolga ikilisini çıkarıp, De Jong-Josue ikilisini sokması mantıklıydı.

Carole’ü ve Tudor’u başınıza taç yapın

Galatasaray "Kuş taşa çarptı" örneğini bir kez daha yaşadı ve 90 dakika tek kale oynadığı Fenerbahçe'ye pozisyon bile vermediği derbiyi kaybetti. Galatasaraylı oyuncuların kazanma istekleri, coşkuları ve mücadele güçleri tribünlerden bile alkış aldı...
Fenerbahçe, derbiyi Avrupa maçlarındaki gibi geriye yaslanarak ve topu Galatasaray'a bırakarak oynadı. Lens'in bile sağbek pozisyonuna yardıma sık geldiğini söylersek Advocaat'ın planı, "Önce gol yemeyelim. Sonra çabuk çıkma imkanı bulursak golü atalım" düşüncesindeydi. Galatasaray ilk yarıda önce Yasin ardından da Sneijder ile net iki golü harcadı. Yasin'in pozisyonu belki gol vuruşu için çok net değildi ama Volkan'ın çeldiği topu Sneijder'in gol yapamaması kalitesine yakışmadı. Fenerbahçe ikinci yarı tamamen kalesine kapanıp hep hızlı hücum etme planını düşündü. Galatasaray'da Yasin etkisizdi. Sabri'nin ve Bruma'nın kanatlardan yaptığı bindirmelerden gelen ortalara hatta Sneijder ve Selçuk'un kornerlerine Fenerbahçe savunması top vurdurmadı. Derbide hoca farkı ortaya net çıktı. Nasıl mı? Advocaat, Aatif ve Van Persie'yi çıkartırken yerine Volkan ve Sow gibi sprinter oyuncuları alıp "Hızlı hücum" anlayışını tazeledi. Tudor bu kadar ortaya rağmen oyundan Bruma'yı çıkarıp Rodrigues'i aldı. Peki ortalara ve kornerlere kim kafa vuracak? Tudor, Bruma'dan önce Yasin'i çıkarıp Eren'i oyuna almalı, Podolski'yi kanada çekmeliydi. Peki her şey iyi giderken Tolga'yı çıkarıp Josue'yi almanın mantığı neydi? Bu tamamen Tudor'un futbol aklının yetersiz kalışıdır. Çünkü Tolga kenarlara yardıma geliyor, Lens ve Şener'e baskı yapıyor topu ya kazanıyor ya da kayarak topu taca yolluyordu. Tolga ile Josue aynı tip oyuncu mu? Madem Tolga çıkacaktı o zaman De Jong girmeliydi. Fenerbahçe maç boyu ısrarla hep Carole'ün kanadından hücum etmeyi planladı ve piyango golünü buldu. G.Saray yönetimi ve Tudor şimdi Carole'ü alsın başlarına taç etsin! Neden mi? Kadıköy'de Van Persie'ye golün ortasını yapan Şener'i kaçıran Carole... TT Arena'da Souza'nın attığı kafa golü öncesi Şener'i kaçıran ve orta yapmasına izin veren yine Carole.
Sonuç; yönetimin hırsına aşk olduğu Tudor'la Galatasaray 4'üncü büyük maçı da gol atamadan kaybetti.

Başkan Özbek akıl danışmalı!

- Dursun Özbek kendisine ve ailesine özel telefonundan çok ağır tacizler yapıldığını söyledi. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? Özbek seçime gitmeli mi?
Dursun Özbek, Galatasaray'a başkan olurken, kimsenin kafasına silah dayamadı... Başkan Özbek, Duygun Yarsuvat'ın yönetiminde mali işlerden sorumlu başkan yardımcısıydı ve çok da başarılıydı. Parayı iyi yönettiği için Yarsuvat sonrası kimse G.Saray Başkanlığı'na aday olmadan Dursun Özbek göreve davet edildi. Ve Dursun Özbek, 2000 oy alarak G.Saray Başkanı seçildi. Başkanın icraatlarını eleştirebiliriz. Söz verdiği halde G.Saray Avrupa'ya gitmeme cezası aldı. Fazlasıyla hoca değiştirdi. Oyuncu transferlerinde görev verdiği sorumlu kişiler G.Saray'a ekonomik açıdan büyük zararlar veren yanlış transferler yaptılar. G.Saray futbol dahil bu sezon birçok sportif alanda başarılı olamadı. Elle tutulacak en büyük başarı şimdilik kadınlar voleybolda 50 yıl sonra gelen final.
G.Saray Başkanı'nı eleştirmenin de bir adabı vardır. Tribünler "Yönetim istifa" diyebilir. Bir grup taraftar tribünde protesto amaçlı sırtlarını sahaya dönebilir. Ya da İspanya'daki gibi beyaz mendil sallayarak başkan ve yönetimini istifaya davet edebilir. Ancak başkanın telefonunu ele geçirip, kendisine ve ailesine yapılan hakaretler çok çirkin. Başkan Özbek göreve gelirken, "Ben başarısız olmak için geldim" demedi! Ama sportif anlamda camia ve taraftarı mutlu edecek başarılar kazanamadı.
G.Saray'da bir kitle "Başkan dönemini tamamlamalı artık ara seçimler olmamalı" diye bastırıyor. Yönetim sayısı zaten eksik. Başkan Özbek bu topal yönetimle G.Saray'ı yönetmeye devam ediyor. Özbek'in yerinde olsam G.Saray'ın parlak günlerine imza atan başkanlar ve yöneticilerle bir araya gelir, sorunları masaya yatırırım. "Nerede eksik yaptım" diye sorarım. Hatta Sportif AŞ. 'nin başına bu kez işin ehli isimleri getiririm. Bunu yapmak zor değil. Konu G.Saray'ın menfaatleri ise gerisi teferruattır. G.Saray'ın içinde Dursun başkana yol gösterecek çok kaliteli isimler olduğu gibi birlikte çalıştığı ve neler yapabileceklerini yakından tanıdığı yol arkadaşları var.

Kompleksli Tudor

Nasrettin Hoca yaşasaydı İgor Tudor'a hocalığı konusunda, "Ya tutarsa" diye maya bile çalmazdı... Başkan Dursun Özbek futboldan biraz anlasaydı, Tudor Galatasaray'a hem hoca olmaz hem de bu kadar rahat at koşturamazdı. Futbolda başarının anahtarı kadro istikrarıdır. Maalesef; Rize deplasmanında işbaşı yapan Tudor'la Galatasaray 7'nci maçı Başakşehir dahil hiçbir karşılaşmaya aynı kadroyla çıkmadı. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un savunmasını ezbere sayarım. Muslera hangi maçta hangi savunma oyuncularıyla oynayacağını bilmiyor. Bu kadar sık değişen savunmanın aklı da uyumu da olmaz. Visca-Cengiz-Mossoro gibi hızlı oyunculara önlem almamak Tudor adına intihardı. Bu üçlünün dağıttığı G.Saray savunmasını Adebayor attığı kolay gollerle yerle bir etti. Chedjou-Semih-Ahmet Çalık'ın oyun zekaları bir Adebayor'u durdurmaya yetmedi. Kendini dev aynasında gören ve "Herşeyi ben bilirim" edasında olan Tudor hadi Sneijder'i kilosundan dolayı oynatmadı. Peki; formda bir Podolski'nin kulübede oturmasının ne anlamı vardı? Galatasaray hezimete uğradığı maçta tek isabetli şut bile atamadı. Ve Galatasaraylı Abdullah Avcı bilgisi, kalitesi, sistemi, oyuncu tercihleri ve güçlü karakteriyle kendisini yıllardır Galatasaray'a layık görmeyenlere bir kez daha teknik adamlık dersi verdi. Galatasaray'da çok bilenler (!) yakındaki cevheri göremedikleri için Tudorlar'a teslim olmaya devam ediyor. Galatasaray Başkanı Dursun Özbek'i uyarıyorum: Bu kadar hoca değiştirdin başarılı olamadın. Eğer Fenerbahçe maçına Tudor ile çıkarsan ve kaybedersen tribünlere hakim olamazsın ve o koltukta oturamazsın. Çünkü bu Tudor hayalperest ve maceracı bir teknik direktör. Oyunu okuyamıyor. Oyuncu tercihlerini doğru yapamıyor. Galatasaray'ı "lego" gibi görüyor. Üstelik bu İgor Tudor vatandaşı Slaven Bilic gibi yıldız oyunculara takıntılı ve kompleksli.. Yani yıldızlarla geçinemiyor. Biyat kültürüyle hareket ediyor. Galatasaray için 23 Nisan'da oynayacağı derbi sezonun finali olacaktır. Sneijder'in kalitesi, bilgisi, kariyeri ve kazandığı başarılar kendini "Büyük hoca" gibi gören Tudor'un çok önündedir. Ben olsam G.Saray'ı Ayhan Akman'a emanet eder oyun aklını Wesley Sneijder'e takımı toparlamayı da Selçuk İnan'a bırakırım..

Avcı bilgisi, kalitesi, sistemi ve güçlü karakteriyle kendisini yıllardır G.Saray'a layık görmeyenlere bir kez daha teknik adamlık dersi verdi.

Carole dönse de Linnes oynamalı

Milli maçlar arası Galatasaraylı oyunculara yaramış. Igor Tudor, isme göre değil performansa dayalı bir takım sahaya çıkardı ve karşılığını aldı. İlk dakikadan itibaren Adanaspor karşısında coşkulu, istekli, mücadele gücü ve koşu kalitesi yüksek bir Galatasaray izledik. Üçlü defansın bu coşkuya rağmen zaman zaman aksadığını da gördük. Özellikle ilk yarıda Adanaspor'un hücuma çıkaracağı ve defans arkasına koşu yapabileceği çabuk oyuncuları olsaydı, Galatasaray kalesinde pozisyon da görebilirdi ama Josue-Selçuk ve Podolski'nin istekli oyunu Galatasaray'ı öne taşıdı. Özellikle forma bulduğu her maçta iyi oynamasına rağmen kulübede oturmayı hak etmeyen Linnes, sol kanattan Galatasaray adına etkili bindirmeler yaptı. Tudor'un, Carole iyileşse bile Linnes'e haksızlık yapmaması ve oynatması gerekiyor. Yasin ve Rodrigues'in ilk yarıdaki performansları saman alevi gibiydi. İki oyuncunun yer değiştirmeden bir 45 dakika oynamaya çalışmaları Adana defansı tarafından kolay marke edildi. Geniş alan oyuncusu Rodrigues'in Cavanda'dan sıkışık alana top istemesi hataydı. İkinci yarı Rodrigues, bu ısrarından vazgeçip, kendisini boş alana atınca önce mükemmel bir gole imza attı, sonra da oyununun kalitesini artırdı.
Yasin, 5 kilit pası rakibe attı ama Linnes'in kazandırdığı penaltıda topukla verdiği pas akıllıcaydı. Tudor'un heyecanına ve coşkusuna saygı duyuyorum ancak oyunculara kenardan müdahale etmeyi de öğrenmeli.
Özellikle ilk yarı Rodrigues-Yasin ikilisinin kanat değiştirmeleri yapmamasına müdahale etmemesi büyük hataydı.Tudor'la birlikte performansı yükselen Selçuk, iki kaliteli penaltı golü atarken, sahanın her yerine bastı. Tudor'un sarı kart sınırındaki Selçuk'u çıkarması doğru bir hamleydi. Podolski'nin golünden sonra gözüm kulübeye takıldı.
Oynamayan oyuncular oynayanlara önce saygı duymalı. Golden sonraki kulübenin hali dostlar sevinirken görsün geçiştirmesiydi.
Hakem Yaşar Kemal Uğurlu'yu geçen yıl çok ağır eleştirdim ama haftalardır izliyorum, maç içinde çok 'cool' takılıyor. Oyunu kesmiyor, ikili mücadelelere kurallar ölçüsünde izin veriyor. Belli ki Uğurlu, hakemliğini geliştirmeye kendini adamış. İyi maç yönetti.

Igor Tudor'un Carole iyileşse bile Linnes'e haksızlık yapmaması ve oynatması gerekiyor.

Terim doğru tercih yaptı

Fatih Terim'in takım savunmasına katkı sağlayacak enerjik ve mücadeleci oyuncuları tercih etmesi, Finlandiya maçını kazanmamızı sağladı. İki devrelik oyunda iki farklı oyun anlayışıyla doğru oynadık. İlk 13 dakika içinde Cenk Tosun ile erken iki gol bulduk. Bu gollerin perde arkasında Milli Takım'ın Finlandiya'ya önde yaptığı baskının ve hücuma çabuk çıkmasının büyük etkisi vardı. İlk yarı topa hakim olduk, yerden ayağa isabetli pas yaptık. İsmail-Gökhan ikilisini kanatlardan etkili hücuma çıkardık. Cenk'in attığı ilk golde İsmail'in etkili ortasının yanı sıra Olcay'ın topu arka direğe sektirmesi de akıllıcaydı. İzlanda ve Hırvatistan'ın zor yendiği Finlandiya'nın en belirgin özelliği, savunmada mükemmel organize olmalarıydı. Cenk'in kafayla attığı gol, yine milli maçlardaki en iyi gol seçilecektir.
İkinci yarı rakibin önde çok adamla yaptığı baskıyı atlatmak için 'kompakt' görüntü içinde akıllı bir takım savunması sergiledik. Finliler'e geniş alan bırakmadık ve yan ortalarda ceza alanı içinde kalabalık olup hata yapmadık. Mehmet Topal-Ömer ikilisi uyumluydu ve savunmada doğru pozisyon aldıkları gibi riske girmediler.
Yunus Mallı, Volkan, Olcay ve Arda sık sık geriye gelip takım savunmamıza destek verdi.
Fatih Hoca'nın Okay, Emre Mor, Enes değişikliklerinin zamanlaması doğruydu ve bu ikili, Milli Takım'a direnç ile hücum zenginliği getirdi. Emre'nin çabukluğu, Fin savunmasının ayarını bozdu. Uzatma dakikalarında skoru çoğaltacak pozisyonları bulduk ve son vuruşları yapamadık.
Emre Mor çabuk ve dar alanda etkili çalım atabilen, keyif veren, tribünleri coşturan bir oyuncu. Emre top ayağındayken hep bireysel düşünmemeli, paylaşımcı olmayı da akıl etmeli. Eğer Emre, daha fazla pas oyununa destek verirse hem kendi futbolu büyür hem de Milli Takım ciddi gol pozisyonları üretir. Arda Turan çok etkili görünmemesine ve zaman zaman pas hataları yapmasına rağmen sakin kaldı ve bir lider gibi oynayıp arkadaşlarını yönetti. Tudor'la performansı yükselen Selçuk İnan da pozisyon hatası yapmadı.

Sabit fikirli İgor Tudor!

Hırvat hocanın B planının olmaması Galatasaray'ı aciz bıraktı.

Tudor'un kadro tercihlerinde "Ben seçerim, ben uygularım" tavrı Trabzon'da iflas etti. Her maça ayrı savunma ve ayrı takım ile çıkmak asla istikrarlı bir kadro yaratmaz. Otobüsten indirdiğin Cavanda'yı stoper oynatırsan çuvallarsın. Tudor maalesef G.Saray'ı hocalığının başlangıcında bir laboratuvar gibi kullanıyor. Trabzonspor'un oyunun hemen başında koyduğu pres, coşku ve istek G.Saray'ın 3-4-3 oynayamayacağını gösterdi.
Trabzonsporlu oyuncular çabuk alan daraltıp ilk toplara bastıkları gibi G.Saray'ın hızlı ve çabuk ayağa pas yapmasına izin vermedi.
Tudor'un B planının olmaması, alışılmış dörtlü savunmaya dönmemesi G.Saray'ı aciz bıraktı. Hele hele uygulanan ofsayt taktiğinde N'Doye ve Castillo, Cavanda- Semih-Carole üçlüsünün arkasına dikkatli gitseler, ofsayta düşmeseler fark çok daha büyürdü.
Tesadüf müdür bilemem ama Antalyaspor ve Gençlerbirliği maçlarını Galatasaraylı oyuncular Tudor tribünde otururken kazandı. Belki de bu iki maçta başta Selçuk İnan olmak üzere oyuncular sorumluluk aldı. Tudor oyuna kenardan da müdahale edemiyor. Bilic'te gözlemlediğimiz tiyatrovari hareketleri Tudor'da da görüyoruz. Özellikle eylemleri ile söylemleri arasında çarpıklıklar var. Formda Josue'yi kenarda tutup, formsuz Sneijder ile oyuna başlamak teslimiyetçi bir tavırdı. Eğer adaleti doğru dağıtmazsan futbolcu da sana inanmaz.
Bruma'nın etkisizliği ve isteksizliği belki de vatandaşı Josue'nin oynamamasıydı.
G.Saray'ın yediği gollerin çoğu Carole'ün bölgesinden geldi. Yusuf'un golü öncesi Carole'ün 1 metreye pas verememesi pozisyonun başlangıcı oldu. Carole'de G.Saray neden ısrar ediyor anlamıyorum. Her maç G.Saray'ın kurtarıcısı olan Muslera ilk golde bence hatalıydı.
Üstüne gelen topu çelmeliydi.
Podolski çok etkisizdi. Josue ve Rodrigues G.Birliği maçının yıldızlarıydı. Bu iki oyuncu geç de olsa oyuna girdikten sonra G.Saray'ın etkili olmasını sağladı.
Bu iki oyuncuyu kafadan tercih etmemenin ne kadar hatalı bir karar olduğunu dilerim sabit fikirli Tudor da anlamıştır.

Selçuk’u eleştir ama!

İki takımın taşıdığı pankartta şöyle yazıyordu:
"Öfkeyle değil, saygıyla güzeldir futbol.." Bu anlamlı pankarta ben de, "Futbolu akıllı oyuncularla oynamak güzeldir.
Şımarık, laubali, disiplinsiz ve oyun zekası kısıtlı oyunculara yer olmamalıdır" ilavesini yapıyorum. Hakemlerin eleştirildiği ortamda, Fırat Aydınus, müthiş güzel maçlar yönetiyor. Hakem Aydınus, verdiği üç penaltıda haklıydı. İgor Tudor'un yerinde olsam Florya'da Chedjou-Tolga ikilisini çağırır ve "Neden elle oynayıp iki penaltı yaptırdınız.
Bir bildiğiniz varsa ben de öğreneyim" diye sorarım. Böyle aptalca ve kör gözüne parmak sokar gibi penaltı yapılır mı? Yönetim ya da teknik heyet Chedjou-Tolga gibi oyuncuları disipline etmek istiyorsa bir ceza modeli geliştirmeli. Özellikle Tolga, yaptığı penaltıya kadar koşu kalitesiyle ön plana çıkıp basit oynayarak göz doldurdu.
Kaptan Selçuk İnan, attığı muhteşem frikik golüyle sadece Galatasaray'ı zafere taşımadı, akılsızca iki penaltı yapan arkadaşlarını da kurtardı. Selçuk pas hatası yapıyor diye eleştiriliyor.
Ama Tudor'un ağır idmanlarında adale zorlanması yaşamıyor... Neden mi? Çünkü iyi çalışıyor, kendisine bakıyor ve öğlen uykularına önem veriyor. Tudor'un yeni sistemi, doğru uygulanır ve oyuncular riskli pası düşünmez ise Galatasaray rakip kalede ciddi pozisyonlar üretir. Bu sistemin işlemesi için sadece oyuncuların çok koşması yetmez, sahaya çıkacak kadronun istikrarlı olması gerekir. Antalya ile G.Birliği maçlarının kadroları arasında ciddi farklar var. 3-4- 3'lü sistemin üç zafer anahtarı var: 1-Kadro istikrarı... 2-Oyuncuların oynama alışkanlığını kazanması. 3-Özellikle savunma oyuncularının sık sık değişmemesi… Bu sistemde en etkili isim güçlüyse Sneijder olur ve kanatlardan bindirecek Bruma, Rodrigues ve Yasin gibi oyuncuları rahat pozisyona sokar. Zaten Tudor, eğer yorulan Josue'yi 10 dakika erken çıkarıp Sneijder'i oyuna alsaydı G.Saray maçı koparırdı.. Özellikle Snejder'in "Al maçı bitir" dercesine servise sunduğu iki adrese pası, maalesef müthiş bir gol atan Podolski değerlendiremedi.
Elazığ kupa deplasmanında Carole sol stoper oynamış ve kademeye başarılı girdiği gibi geriden topu oyuna derinlemesine etkili sokmuştu. Carole dün sol stoperde yine başarılı oldu.

Selçuk İnan, attığı muhteşem frikikle sadece Galatasaray'ı zafere taşımadı. Akılsızca iki penaltı yapan arkadaşlarını da kurtardı.