CANLI
SKOR
İskender Günen

İskender Günen

Hücum sorunu

Öncelikle sezon başı olmasına rağmen Avni Aker'in zemininden söz etmek gerek. Sanki bir tarla. Hayret! Yüksek rakamlar vererek oyuncular transfer ediyorsunuz ve bu oyuncuları böylesi bir zeminde ki 'sakatlanmamaları çok zor' sahaya sürüyorsunuz.
En kısa zamanda bu zeminin iyileştirilmesi şart. Yoksa oyuncular için büyük bir risk var. Maça beklenenin aksine baskılı başlayan taraf Osmanlıspor oldu. Oyunun ilk 20 dakikalık bölümünde Trabzonspor'u kendi alanından çıkartmayarak gol pozisyonları ürettiler. Ersun Yanal bu maçta 3'lü savunma önlerinde Okay, orta sahanın kenarlarında Yusuf ve Güray ortalarında Onazi, Mehmet Ekici, önde ise Castillo ve Jun Suk ile oyuna başladı. Böyle bir dizilişte orta alan yetersizliği dakikalar ilerledikçe ortaya çıktı. Özellikle Osmanlıspor'un ortadan geliştirdiği ataklarda golü bulacağının işaretleri vardı. Öncesinde Okay, Ndiaye'ye ortadan gol pozisyonuna giderken faul yaptı ve sarı kartı gördü. Ardından yine Okay'ın kaptırdığı toptan Ndiaye rahatlıkla ortadan gelerek Osmanlıspor'u 1-0 öne geçirdi.
İlk yarının 30. dakikasından sonra ise Trabzonspor, Osmanlıspor sahasında Mehmet Ekici'nin ayağına top geldiği zaman daha etkili olmaya başladı.
Güray'ın sol kenardan çizgiye indiği 3 pozisyon var ki final pası yetersizlikleri öne çıktı. İkinci yarı Okay'ın yerine Aytaç, Yusuf'un yerine de Muhammet Demir oyuna girdi. Osmanlıspor skoru koruma adına kendi alanında çok adamla kapandı ve karşı ataklarda çabuk ve etkili oyuncularıyla yine pozisyonları bulan taraf oldu.
Trabzonspor'un baskılı olduğu anlar var. Yalnız geçen sezon olduğu gibi hücumda bir türlü organize olamıyorlar. Mehmet Ekici'nin serbest vuruştan atacağı goller ya da Castillo'nun boş alanda topla buluştuğunda göstereceği bireysel beceri dışında çok etkisizler. Sonuçta geçen haftaki Gaziantepspor yenilgisinden sonra kendi sahasında da alınan 2-0 yenilgi güven sorununu beraberinde getirecektir. Dünkü maçın genelini göz önüne getirdiğimizde 3 puanı hak eden tarafın Osmanlıspor olduğunu söylemek gerçekçi bir yorum olur.
Osmanlıspor'u tebrik ederim..

Eksikler görülmeli

Maçın ilk yarısının 20 dakikalık bölümünde dengeli bir oyun vardı. Her iki kalede de gol pozisyonları üretilemedi ve daha çok orta alan mücadelesi şeklinde geçti.
20. dakikadan sonra oyuna ağırlığını koyan ve pozisyonlar bulan taraf ev sahibi Gaziantep'ti.
Ersun Yanal'ın oyun şablonunda iki kenar bekin hücum girişimlerinin büyük önem taşıdığı bir gerçek. İlk yarı sol kenardan Güray'ın iki, üç kez girişimleri var. Sağ kenarda ise Zeki'nin hücum girişimi yok. Bu yüzden orta alandan kenarları kullanmadan yapacağınız hücumlar öne çıkıyor. Mehmet Ekici'nin bu alanda göstereceği performans bu yüzden çok önemliydi. Ekici de 20 dakikadan sonra Gaziantepspor'un orta alandaki direnci karşısında oyunda hiç gözükmedi.
Geçen haftanın Trabzonspor adına en önemli oyuncusu Onazi de gerekli yeterlilikte olmadığı için hücumda üretkenlik ancak bireysel becerilere kaldı. İlk yarıda Castillo'nun bireysel becerisiyle girdiği gol pozisyonundan başka üretkenlikleri yoktu. Gaziantep'in orta alanda daha fazla baskı yapmasıyla birlikte, Trabzonspor çok fazla pas kayıpları yaptı ve kendi savunmasından uzun toplarla hücum girişimlerinde bulunma yanlışı içerisine girdi. Böyle bir anlayışta dönen topları da Gaziantepli oyuncular alarak daha hızlı hücum girişimleri olanağı buldular. İkinci yarıda Ersun Yanal önce Onazi'yi dışarı alıp yerine Bero'yu alarak orta alanda direnci artırmaya çalıştı. Sonrasında ise oyunda hiçbir etkinliği olmayan Yusuf'un yerine Hyun Jun Suk'u alarak önde fiziksel anlamda daha etkin olmayı düşündü. Yapılan değişikliklerden sonra ise Castillo'nun yine bireysel becerisiyle getirdiği topta Bero mutlak gol pozisyonundan yararlanamadı. Gaziantep'in attığı golde ise Orkan'ın her ne kadar bireysel becerisi öne çıksa da dört oyuncu arasından topa vurdurmamaları gerekirdi. İlk deplasman maçından mağlubiyetle ayrılmak Trabzonspor için hayal kırıklığı ama yeni bir takımın eksiklerini görmek için önemli. Bu maçtan Yanal'ın çıkaracağı ders özellikle deplasmanlarda topu rakibe bırakıp karşı atak oyunu mu yoksa topun takımda daha fazla kalarak hücumda daha etkili olmak mı? Bana göre şu an ki oyuncu profilinde topu rakibe bırakıp karşı atakla pozisyon bulma düşüncesi daha gerçekçi olur.

Uyum başarı getirir

Geçen sezon yaşanan büyük hayal kırıklığından sonra bu yıl yeni bir teknik adam ve yeni bir takım... Her yıl sezon başı şampiyonluk parolasıyla yola çıkan Trabzonspor için bu yıl reorganizasyon yılı. Çünkü kulübün içinde bulunduğu mali portre göz önüne alındığında şampiyonluk mücadelesi yapabilecek bir kadro oluşturma şansı yok.
Trabzonspor'u ilk kez Bursaspor ile oynadığı hazırlık maçında seyretme olanağı buldum. Alınan sonuçtan çok oynanan oyun çok daha önemli. İlk 11'i göz önüne getirdiğimizde geçen yıldan farklı 7 oyuncu sahadaydı. Böylesi bir değişimden sonra doğaldır ki istenilen oyunun ortaya konulması için zamana gereksinimleri var.
Maçın ilk yarısında penaltı golüne kadar Trabzonspor'un rakip alanda daha fazla oynamaya çalıştığını gördük. Ersun Yanal'ın oynatmak istediği sistemde kenar beklerinin hücumda görevleri çok fazla. Rakipten dönen ikinci topları alarak hücuma çıkmak ve rakibi kendi alanında ikili-üçlü sıkıştırmalarla rahatsız ederek kazanılan toplarda öne oynamayı düşünen bir takım görüntüsü vardı.
Bu oyun sistemi, yeni oyuncuların birbirleriyle uyumu gerçekleştiğinde ve de daha uzun süreye taşınabilirse geçen sezondan çok farklı bir takım izleyeceğimizi düşünüyorum.

İKİNCİ YARIDA KAOS ORTAMI VARDI...
İkinci yarı ise yapılan oyuncu değişikliklerinden sonra tam bir kaos oyunu ortaya çıktı. Yalnız üzerinde durulması gereken savunmadaki yetersizlikti. Bir de değişen hakem kurallarının oyunculara zaman kaybetmeden öğretilmesi gerekmekte.

Topal yerine dönmeli

🔴 Milliler, İspanya ile önemli bir maça çıkmaya hazırlanıyor. İspanya'ya karşı nasıl oynamalıyız?
Hırvatistan maçında, bazı gerçekleri gördük. Mücadele gücü yüksek ve dirençli bir takım olmak zorundayız. Rakip, Avrupa Şampiyonu ve Dünya Kupası'nı alan bir takım… 'Tiki-taka' denen, topa sahip olmayı öne çıkaran oyun anlayışının mucidi… Yani bizim oynamaya çalıştığımız, topa sahip olma düşüncesi, bu maçta geçerli değil. Çünkü rakip, topa bizden daha fazla sahip olacak. Bu maçın en önemli yeri orta alan. İkinci bölgede rakibi durdurmamız şart. Bunun için Mehmet Topal, gerçek yerinde oynamalı. Önde ise ikinci bölgede topu kaptığımız anda rakibin üstüne çabuk, dripling becerisi yüksek oyunculara gerek var; Volkan Şen, Emre Mor gibi…
🔴 İspanya maçında planlarımız 1 puan üzerine mi kurulmalı?
Bu maçta 1 puan bizim için önemli ama 1 puan üzerine kurulu oyun stratejisi ile oynamak akılcı olmaz. Hücumda da aksiyonlar yaparak pozisyon bulmak amaç olmalı. Atacağımız bir gol, rakip İspanya bile olsa oyuncuları psikolojik olarak baskı altında tutar.
🔴 İspanya maçında kadroda revizyon şart mı?
Her maçı kendi içinde değerlendirmek gerekir. Bu maçta mücadele gücü yüksek, dirençli oyunculara gereksinimimiz var. Hırvatistan maçında Arda, Hakan Çalhanoğlu ve Oğuzhan hayal kırıklığı yarattılar ve hücumda etkisiz kalmamızın başrol oyuncularıydı. Arda, fiziksel anlamda hazır değil ve maç ritmi yok. Hakan Çalhanoğlu, sadece serbest vuruşlarda görünen bir isim… Oğuzhan'da ise ısrarcı olunması gerektiği düşüncesindeyim. Performansındaki düşüklük, çevre oyuncularından kaynaklandığını düşünüyorum. Şu an hücumda topla üçüncü bölgede oyunun kaderini değiştirebilecek orta alandaki tek isim. Hücum kenarlarında ise Volkan Şen ya da Emre Mor'un düşünülmesi gerekir.
🔴 Türkiye'nin gruptan çıkma şansını nasıl görüyorsunuz?
İki maçtan alınabilecek 4 puan bizi gruptan çıkarır. İki maçtan alınacak üç puan ise diğer gruplarda oluşan sonuçlara göre kaderimizi çizer.
🔴 Gruptaki rakiplerimizden en çok kimi beğendiniz?
Hırvatlar gruptan çıktığı takdirde çok önemli işler yapmaya aday bir takım. İspanya her ne kadar gol pozisyonu üretmede sorunları olan bir takım görüntüsü verse de kupanın favorilerinden biri… Çekler ise hiçbir zaman çantada keklik olarak tanımlanmaması gereken bir takım. Onun için bizim Çeklerle yapacağımız maç çok zorlu geçmeye aday.

Önümüze bakmalıyız

Gruptan çıkmak için mutlak puan ya da puanların önemli olduğu bir gerçek. Yani öncelikle her maç yenilmemek önemli. Dün Fatih Terim'in sahaya çıkardığı 11, topa sahip olmayı öne çıkaran bir 11... Oyunun ilk yarısında belirli bölümlerde topun bizde kaldığı bölümler var ama topa sahip olmak pozisyon üretmeyi zorunlu kılar. Fakat top üçüncü bölgeye geldiği zaman hiçbir etkinliğimiz yok. Hırvatistan hücumda daha çok sol kanadımızdan geldi.
Mehmet Topal ve Hakan Balta, ilk yarıda başarılı bir performans göstermelerine rağmen yediğimiz golde kaleci Volkan Babacan'ın hatası vardı.
Oyunun kaderinde etkili olması beklenen Arda Turan uzun süre maç oynamadığı için gerekli yeterlilikte görünmedi.
Orta alanda çok şeyler yapmasını beklediğimiz Oğuzhan çok düşük bir tempoda oynadı. Girdiğimiz tek gol pozisyonunda Ozan Tufan daha dikkatli olsa hiç bir etkinliğimizin olmadığı bir anda golü bulabilirdik.

İyi bir başlangıç, moral ve güven açısından önemliydi. Fakat gruptan çıkabilmek çok daha önemli.

İkinci yarıda Fatih Terim hücumda daha etkili olabilmek için üretkenlikten uzak Oğuzhan'ın yerine Volkan Şen'i oyuna aldı. Sonrasında ise Arda Turan'ı çıkarıp Burak'ı sahaya sürdü. İkili forvete döndükten sonra orta alan tamamen Hırvatların kontrolüne geçti.
Direklerden dönen toplardan başka Hırvatların yararlanamadığı iki net pozisyonları var.
Hırvatistan bu maçta görüldü ki, her ne kadar orta alan ve hücumda kenar oyunculardan kurulu bir takım olsa da, savunmasının göbeği ağır ve hata yüzdesi fazla olan bir takım. İlk 11'de Burak'la başlamak daha doğru bir tercih olurdu diye düşünüyorum. Çünkü Burak savunmanın arkasına yaptığı koşularla dengeyi bozan ve oyuncuları rahatsız eden bir isim. Bizim en büyük eksiğimiz hücum aksiyonlarının istenilen düzeyde olmamasıdır. Gerek grup gerek hazırlık maçlarında gol pozisyonu üretmede sıkıntılarımız var. Ve kazandığımız gollerin bir çoğu da duran toplardan geldi. Artık Hırvatistan maçını bir kenara koyup önümüzdeki İspanya karşılaşmasına odaklanmalıyız. İyi bir başlangıç yapmak hem moral hem kendimize güven açısından önemliydi. Fakat gruptan çıkabilmek çok daha önemli.

Gerçek lider

"Güneş, yıldızının parladığı anı hissetti ve başarıya giden anahtara cesaretle sahip oldu"
Şenol Güneş'in isminin yanına yazılacak sözler; 'çalışmak, çalışmak ve yine çalışmak' olmalı. Bütün hayatı futbol olan bir isimden söz ediyoruz. Futbolculuk zamanında Trabzonspor'un yaptığı Anadolu ihtilalinin en önemli figürlerinin başında geliyor. Kendisi ile Trabzonspor'da uzun bir birlikteliğimiz oldu.

***

Onun hakkında gözlemlerimi anlatmam gerekirse; antrenmanlarda en fazla çalışan, antrenman bittikten sonra hemen hemen her gün özel çalışmalar yapan, idman maçı da dahil her maçı önceden yaşayan ve ciddiye alan, maç içinde arkadaşlarını (kaleci olmasına rağmen) yönlendiren, eksiklerinizi söyleyen, yenilgiyi hiç kabul etmeyen, hırslı ve kazanma azmi yüksek, sorumluluktan hiçbir zaman kaçmayan gerçek bir lider. Uzun yıllar hem Trabzonspor'da hem de Milli Takım'da her zaman zirvede olmak herhalde kolay değil.

***

Futbolu bıraktığı zaman Milli Takım'da olduğunu hatırlatmak isterim. Teknik adamlığa soyunduktan sonra ise her geçen yıl kendisini geliştirdi. Trabzonspor'daki yıllarında şampiyonluğun kıyılarında dolaştı. Şimdi şu soruyu sormak durumundayız: Şenol Güneş, profesyonel mi? Bana göre hayır... Çünkü profesyonel bir teknik adam, kulübün menfaatlerini düşünmez! Kendi başarısı ön plandadır. Fakat Şenol Güneş, Trabzonspor'un içinde bulunduğu mali portreyi göz önüne alıp, takıma katkı yapabilecek pahalı transferlere karşı çıktı! Ama buna rağmen bir türlü gerçek değeri Trabzon'da verilmedi. Milli Takım ile dünya üçüncülüğü, belirli çevreler tarafından sürekli göz ardı edildi ve karizmatik olmadığı vurgulandı!

***

Ama yapılan tüm haksızlıklara rağmen yılmadı, sürekli kendisini geliştirmeye çalıştı. Gittiği takımlarda oyuncuların gelişmesi ile öne çıktı. Bir tarafa itilen ve sıradan oyuncu olarak görülmeye başlanan oyuncuları yeniden yıldız yaptı. Ve oynattığı oyunla taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanan bir teknik adam olmayı sonunda başardı. Yedi yıldan beri şamp iyonluk hasretiyle yanan Beşiktaş'ı (stadı olmadan) şampiyon yaptı.

***

Stefan Zweig, 'Yıldızın parladığı anlar' adlı kitabında şunları söylüyor; "Çağları aşan bir kararın bir tek takvime, bir tek saate, çoğu kez de yalnızca bir tek dakikaya sıkıştırıldığı trajik ve yazgıyı belirleyeceği anlara, bireylerin yaşamında ve tarihin akışı içinde çok ender rastlanır. Ben böyle anları 'İnsanlık Tarihinde Yıldızının Parladığı Anlar' diye adlandırdım." İşte hepimizin yaşamında böyle anlar, yani yıldızımızın parladığı anlar vardır. O anın gelişini, önceden hisseden ve fark edenler bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirirler. Bu cesareti gösterdiklerinde yaşamlarında başarıya, mutluluğa giden yolun anahtarını da ele geçirmiş olurlar. Bu anahtar artık sizindir ve yaşamınızdaki tüm kapıları size ardına kadar açacaktır. İşte Şenol Güneş, o anın gelişini hissetti, fark etti ve gerekli cesareti göstererek o anahtara sahip oldu.

?KARTAL'A 300 MİLYON TL
Aktif Bank, spor alanında sponsorluklarla birlikte son 1.5 yılda kulüplere 1.2 milyar TL kaynak aktardı... Türk finans sektörünün, futbola verdiği desteğin yüzde 20'sinin kendilerine ait olduğunu vurgulayan Aktif Bank CEO'su Dr. Serdar Sümer, "Bugüne kadar 13 takıma 1.2 milyar TL kredi verildi. Hiçbir kulübün kredi talebini geri çevirmedik. 2016 yılında bu desteğimizi yüzde 20 düzeyinde artırmayı hedefliyoruz" dedi. Sümer, Vodafone Arena'nın inşaatı için Beşiktaş'a 300 milyon TL düzeyinde kredi verdiklerini de ifade etti.

Tarihi utanç

Geçen hafta Çaykur Rizespor için neler kaleme almışssak bu hafta Trabzonspor için bu utanç skor sonrası daha ağırlarını yazabiliriz.
Hatlar arası uyumsuzluk, orta alanda rakibe hiç baskı yok. Takım savunmasından eser yok. Ve bu kadar yokların içerisinde Trabzonspor savunmasında olan bireysel hatalar. İlk iki gol birbirinin kopyası. Salih Dursun bu gollerde öne çıkan isim. Birinci golde orta alanda kaptırdığı top, önde bastırması gereken pozisyonda geriye kaçma yanlışı, ikinci golde yine aynı. İkinci golden sonra Hami Mandıralı'nın oyuna müdahale etmesini bekledim. Çünkü savunma kurgusu Mustafa Yumlu ve Salih Dursun'dan oluşan bir takım için dün alınan ağır sonuç yadırganmamalı.
Nani, Başakşehir maçından sonra takım olmamaktan söz etti. Yani başarısızlığın en önemli unsuru. İşte Trabzonspor'un bu sezon yaşadığı başarısızlığın nedeni. Takım olamama. Sorumluluk almama, paylaşma duygusundan yoksun, giydiği formanın devrimci kimliğine ters "biz" olmaktan uzak bir oyuncu topluluğu. Bu gerçek dün bir kez daha herkes tarafından görüldü.
Artık yeni sezonda hayal kırıklığı yaşamamak için şimdiden somut adımlar atılmalı. Hayalcilikten uzak, popilist söylemleri bir kenara bırakmak gerekmektedir. Şurası bir gerçek bugün olan mali tablo ile yarışmacı bir takım yaratamazsın. Onun için transfer edeceğiniz oyuncular öncelikle karakterli ve sorumluluk duygusu yüksek olmalıdır.
Şu an şans verilen gençlerden kurtarıcı rolü kimse beklemesin. Çünkü bu oyuncular ancak omurgası belli ve sorumluluk anlayışı yüksek bir takımda kendilerini geliştirerek katkı yapabilirler. Yoksa üzerlerinde olan baskı ile bu genç oyuncuları da kaybedebilirsiniz.

Gelecek gençlerde

Uzun zaman sonra farklı bir skor...
Bu skorun oluşmasında Trabzonspor'un arzulu ve istekli oyununun yanı sıra Çaykur Rizespor'un payı olduğu bir gerçek. Rizespor, küme düşme hattından uzaklaşmak için mutlak puana gereksinimi olan takım. Ama dünkü görüntüleri ile bırakın puan almayı çok daha farklı bir skorla sahadan ayrılabilirlerdi. Çünkü saha içi organizasyonları son derece yetersiz bir takım. Hatlar arasında büyük boşluklar var. Mücadele gücünden yoksun, topu kaptırdıklarında geriye dönen oyuncu sayısı az. Savunmada da sıkça pozisyon hataları ön çıktı.
Böyle bir takıma karşı Trabzonspor, orta alanda geçtiğimiz maçlara göre çok daha farklıydı.
Daha önceki maçlarda orta alanın önünde oynayan iki oyuncu da oyunun sadece savunma tarafında olan oyunculardı, Okay ve Aytaç gibi... Dün ise Okay'ın yanında genç Yusuf Yazıcı denendi. Yusuf Yazıcı işte farkı yaratan isim. Topu ayağına aldığında her zaman öne oynamayı düşündü. 2 asist ve attığı 2 golle sivrilen ve takıma en fazla katkı yapan oyuncu oldu.
Dün bir kez daha görüldü ki Savaş, Semih, Yusuf, Muhammet Beşir, Melih gibi gençler, bu takımın geleceği.
Yıllardır yazdık, çizdik. Altyapıyı potansiyel kılmak gerektiğini dilimiz döndüğünce belirttik. Kariyerinin sonuna gelmiş yıldızlarla bir yere gelinemeyeceğini söyledik. Fakat bu yıldızlarla şampiyonluk hayalleri kuruldu. Ama gelinen nokta büyük bir hayal kırıklığı. Trabzonspor, kendi geleceği için bu gençlere güvenmek zorunda. Deneyim kazandıkça, daha fazla katkı yapabilecek yetenekteler.
Bu gençlere herkes inansın, güvensin ve gelişmeleri için yardımcı olsun.

Yanlışlar ve çözüm...

Trabzonspor 1967'de kurulan bir takım. O zaman ki adıyla Türkiye Birinci Ligi'ne çıktığı 1974 yılından 1985'e kadar 10 yıllık sürede, 6 şampiyonluğa imza atan ve bir devrimi yaratan bir takım. (Bu konuda bir benzeri yok) Ardından 1996 yılında kaçan şampiyonluk, yaşanılan büyük bir travma ve 2010-11 yılında şike süreçlerinden sonra geçen yıllarda bırakın şampiyonluğu kovalamayı, günden güne eriyor ve büyük bir çöküş içerisinde.. Geldiği nokta Cem Karaca'nın şarkısında dediği gibi 'Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete' durumu. Nedensiz başarısızlık olmadığına göre başarısızlığın nedenlerini irdelemeye çalışalım.
İlk tespitim şu; 'Neden, niye' diye düşünülmediği için. İkinci tespitim yukarıda dillendirmediğim bir sözcükte barınıyor. Bu belki de sorunun, çözümünün ta kendisi... Sürekli 'Takım' sözcüğünü kullandım. Hiç 'Kulüp' demedim. Ne var ki her şeyi artık kulüp belirliyor. Önce kulüp, sonra takım. Öyle ki küçük kulüple büyük takım yaratılmaz. Bunu sağlasanız da uzun ömürlü olunamaz. Trabzonspor, kulüp olmadı değil ama her yıl küçüldü durdu. Kimse buna dur demedi. Bugün ekilenler biçiliyor. Üçüncü tespitim; bu süresel bir ayrıntı ama önemli bir ayrıntı. Zira doğruya ulaştırıyor. Bu kulüpte hiçbir zaman 'Nasıl başardık', 'Niye başardık' diye bir bilimsel üretim var olmadı. Dolayısıyla bu başarısızlığın da bir aynası olacaktı. Zira hiçbir şey yerinde durmuyor, her şey değişiyor, dönüşüyor. Siz bu tespiti yaparsanız, değişime ayak uydurursunuz. Ancak kendinizi tanımlamadığınız, niye başardığınızı saptamadığınız için değişim karşısında bocalar, giderek geride kalırsınız. Trabzonspor'da bu hastalık yıllardır yaşandı ve hala yaşanıyor.

TRABZONSPOR'DA ÖZGÜNLÜK GİTTİ
'Nasıl?..' Bu sorunun yanıtı dördüncü tespitimizle örtüşüyor. Her başarısızlıktan sonra hep ve de sürekli 'Ne olacak' şimdi diyerek yola çıkıldı ki kendisini var eden özgünlük de böylece yitti gitti. Özgünlüğün yitirildiği noktaa İstanbul'un üç büyüklerine benzeme histerisi, dolu dizgin gitti. Bu kez İstanbul'un üç büyükleri ile olan farklılık farksız kılındı. Yani onlara benzedi ve giderek yozlaştı. Ama ne yazık ki Trabzonspor'un özgünlüğünü üç İstanbul büyüğü para ile bile edinemiyordu. Ama bu fark el birliği ile yok edildi. Şimdi onlarla aynı kulvardayız. Kulvarı belirleyen tek güç para. Acaba sadece para mı?
Trabzonspor, yıllardır finansal açıdan oldukça iyi koşullara sahip olduğu zamanlar var. Peki sportif başarıda bu kadar yetersizlik niye? Başarının tek ölçüsü paraya indirgendiği için KURUMSAL yapıdaki sorunlar göz ardı ediliyor. Vurgulamak isterim ki başarı için DOĞRU POZİSYON almak birinci gereksinimdir. Doğru pozisyon almak için ise potansiyeli iyi bilmenin yanında bu potansiyeli kullanabilecek BİLGİ- BECERİ sahibi olmak şarttır. Trabzonspor'u yönetenler işte bu ilkeyi yıllardır göz ardı ediyor. Yani BİLGİ-BECERİYİ...
Hala koskoca gemi (mürettebatı yetersiz) rüzgarlardan medet umuyor. Kendi içinde bilgi beceriye sahip isimleri bir kenara bırakmayı artık düşünmemeli. Örneğin, futbol federasyonunda alt yapılarda 14 yıldan beri görev alan ve genç oyuncuların gelişimleri ile ilgili büyük bir bilgiye sahip olan, bu kulüpte 17 yılını geçiren bir Güngör Şahinkaya'ya bırakın görev vermeyi, neden fikirleri sorulmaz!

YENİDEN BAŞLAMAK ZORUNDA
Şu an Demokles'in Kılıcı gibi başında bekleyen FFP kuralları, finansal açıdan zorluklar, kadro şişkinliği ve oyuncular ile yapılan uzun süreli anlaşmalar. Gerçekten Trabzonspor çok hazin bir tablo ile karşı karşıya. O halde yeniden bir yol haritası belirlemek zorunda. Ama yukarıda dillendirmeye çalıştığım gibi bilgi-beceri sahibi kişi ya da kişilerle bu zorlukları aşabilecek potansiyeli var. Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğabilir. Bir isim olarak düşünülecek kişi, bu kulübün içinde futbolcu, teknik adam ve başkanlık görevlerinde bulunmuş Özkan Sümer'dir. Kabul etmek gerekir ki kimsenin elinde bir sihirli değnek yok. Ama Trabzonspor bir yerden başlamak zorunda. Eğer doğru bir pozisyon alınmayıp yine daha önce olduğu gibi yapılan yanlışlara devam edilirse kimse kusura bakmasın Trabzonspor, bir öykü olarak kalır.

Yine canı yandı

İlk yarının son dakikaları. Eskişehirsporlu oyuncu şutunu atıyor, Aykut'un kapalı olan koluna top çarpıyor. Ama ne? Hakem çizgi hakeminin de uyarmasıyla penaltıyı verdi. Hayret mi desek yoksa pes mi ve ya artık yeter mi? Bir gerçek var, sezon başından bu tarafa Trabzonspor'un oyun bazında sorunlu takımların başında olduğu. Fakat bir başka gerçek ise bu sezon hakem hatalarından en fazla puan kayıplarına uğrayan ve canı yanan takımların başında da geldiği... Aynen dün olduğu gibi. Verilen penaltı, penaltı değildi ayrıca bu pozisyondan sonra 10 kişi kaldı Trabzon... Eskişehirspor için kümede kalma ümidini gelecek haftalara taşıma açısından mutlak 3 puan alması gereken bir maç. Oyunda da topa daha fazla sahip olan takım. Fakat maçın ilk yarısında topa daha fazla sahip olmalarına rağmen, pozisyon zenginlikleri yok. Önde yer alan Nadir Çiftçi'ye gerekli destek veremedikleri için gol pozisyonu üretmede yetersizlikler çektiler. Trabzonspor ise alanını kapatmaya çalıştı. Ama o da top kendisine geçtiği zaman bir türlü hücum organizasyonunu gerçekçi anlamda yapamadıkları için pozisyon bulamadılar. Zaten her iki takımın da Süper Lig'de gerek bulundukları konum, gerekse attıkları ve yedikleri gollere bakacak olursak dünkü görüntüler sürpriz değil. İkinci yarı ise ilk yarıya göre her iki kalede de girilen gol pozisyonları var. 10 kişi kalmasına rağmen Trabzonspor, önce Yusuf, sonra Muhammet ile iki net gol pozisyonundan yaralanamadı. Eskişehirspor için alınan 3 puan bundan sonrasında oynayacağı maçlar için büyük moral oldu ve kümede kalma ümidini sürdürdü. Bir kez daha vurgulamak isterim: Bugün Trabzonspor'un bulunduğu yer ve ortaya koydukları oyun kendi tarihleri ile hiçbir benzerlik göstermiyor. Bunu göz önünde bulundurarak her şeye baştan başlamak ve acilen bir plan, program yapmak şart.