CANLI
SKOR
İskender Günen

İskender Günen

Devrimin başladığı yere elveda

Hüseyin Avni Aker denince akla gelen ilk şey, 'Devrimin başlangıç yeri' olduğudur… Yani İstanbul hegemonyasına son veren takımın mabedi. Hüseyin Avni Aker'e ilk kez 1979 senesinde çıktım. Dile kolay, tam 11 yılım geçti… O zemine ilk çıktığımda büyülendim desem yeridir. Rakip takımların korner atamadığı ve orta alanı geçtiği zaman sevindiği maçlar hala gözümün önüne geliyor. Aker'de kazanılan şampiyonluklar ve kaldırılan kupalar unutulmaz.. Kent için önemi gerçekten çok büyüktü. Maç olduğu günler taraftarlar stada gruplar halinde yürüyerek gelir, maçtan önce kendi aralarında bir takım değerlendirmeler yapardı. Maçtan sonra yine yürüyerek evlerine gider ve tüm yol boyunca eleştiriler dile getirirlerdi. Ortak bir vizyon oluşturma yönünde Avni Aker'in çok özel bir yeri var. Bir kültür oluştuğunu kabul etmek gerekir. Böyle bir kültürün içinde yer almak inanılmaz bir duygu. Ulaştığım bütün yüksek değerleri, Avni Aker'de yaşadım. Bu değerleri terk etmek kolay değil. Çok şey yaşanılan bir yer. Bir parçası olmak benim için her zaman bir övünç kaynağı oldu. Ama şu an veda etmek, insanda hüznü de beraberinde getiriyor.

DÜŞÜNCE DEĞİŞİKLİĞİ ŞART
Gönül isterdi ki yeniden aynı yerde modern bir saha inşa edilsin. Hüseyin Avni Aker kültürünü tümüyle yeni sahaya aktarmak olanaksız. Ama yeni sahanın ulaşım ve güvenlik açısından çok iyi olduğu da bir gerçek. Yeni başarılar için en önemli sorun, kitlenin destek olması. Yani taraftar..Kitlenin destek olma bilinciyle Trabzonspor takımına yeni sahada el atması ve yaklaşması başarının olmazsa olmazıdır. Başarı için bir başka gerçeğin ise Trabzonspor'un düşünce değişikliğine ihtiyacının olmasıdır. Doğru düşünce değişikliği yakalanmak zorunda. Ancak o zaman mekan değişikliği çok üretken olabilir.

İŞ ARTIK TARAFTARDA
Yıllardır başarıya hasret Trabzonspor'un özlemini çektiği eski günlere dönebilmesi için yeni mekanda taraftara çok büyük görevler düşüyor. Çünkü Hüseyin Avni Aker'de taraftarıyla bütünleştiği zaman yakalanan başarılar var. Onun için takıma sahip çıkmak öncelikli hedef olmalıdır.

İlk yarıdaki oyun ışık verdi

Her iki takım için de çok önemli bir maçtı. Maçın ilk 10 dakikalık bölümünde Kayserispor, daha arzulu ve istekli, rakip alanda daha fazla görünen takımdı ama 10'uncu dakikadan ilk yarı sonuna kadar bu sezon ilk defa çok olumlu oynayan bir Trabzonspor vardı sahada. Orta alanda Aytaç ve Okay, öne çıkarak top aldı. Rakip alanda yaptıkları baskı ve kazandıkları toplarda öne ve çabuk oynama düşünceleri olduğu için bu sezon ilk kez devre sonunda kaleye atılan şut sayısı 10 oldu. Eğer ilk devrede Mehmet Ekici daha etkin bir görüntüde olsa gol sayısını artırabilirlerdi. İkinci yarı ise tam bir kabus... Mehmet'in pasıyla ceza sahasına giren Yusuf, kaleciyle karşı karşıya kaldığı anda golü atsa daha farklı bir görüntü ortaya çıkabilirdi. Bu kaçan golden sonra ise Trabzonspor ilk yarıya göre savunmasını kaleye daha yakın kurdu, Okay ve Aytaç savunmanın içine girerek oynamaya başladı. Öne giden toplar çabuk kaybedildiği için Kayserispor pozisyonlar bulan taraf oldu. Maçın son 15 dakikalık bölümünde ise fiziksel anlamda Trabzonspor'da özellikle önde oynayan oyuncularda düşüşler olduğu için Kayserispor'un rahatlıkla ceza alanına geldiği anlar var. Haftalardır aldığı başarısız sonuçlarla bir kriz içerisinde olan Trabzonspor için alınan 3 puan ilaç gibi geldi. Trabzon'un 10 ila 45 arasındaki oyunu geliştirmesi gerekiyor.
İkinci yarı Kayserisporlu Deniz'e, ceza sahası içinde Bero'nun yaptığı hareket bana göre net penaltıydı.

Bu oyunla 1 puan başarı!

Sıkıntılı bir süreç... Çünkü son galibiyetini Galatasaray maçında alan Trabzonspor, bugüne kadar oynadığı maçlarda istediği puanları bir türlü alamadı ve puan sıralamasında hiç de kendisine yakışmayan bir yerde bulunuyor... Mehmet Ekici ve Okay yok. Mehmet Ekici, çok önemli bir isim. Bu takımın futbol aklı... Onun yokluğunda yerine düşünebileceğiniz isim Bero olmaz. Peki kim olur?
Sezon başından beri 18'e almadığınız sakatlıklar ve cezalardan dolayı bu sezon ilk kez 18 kişilik kadroda yer verdiğiniz Yusuf Yazıcı olur... Özellikle rakibin, 10 kişi kaldığı andan sonra kendi alanında çok adamla kapandığı zaman futbol aklını devreye katmak zorundasınız. Fakat Ersun Yanal, bu gerçeği göz ardı etti.
İkinci yarı topla daha fazla oynayan takım, Trabzonspor'du... Ama topla oynamak demek, pozisyon bulmak demek değildir. Örneğin top üçüncü bölgeye geldiği zaman doğru hücum organizasyonunuz yoksa gol pozisyonu üretemezsiniz. Kenarlara inmeden orta alana yakın yerlerde atılan uzun toplar, Ahmet Çalık liderliğinde savunmayı kusursuz yapan Gençlerbirliği'nin ekmeğine yağ sürdü. Aytaç'ın da çıkmasından sonra orta alanda oluşan boşluk nedeniyle Gençlerbirliği, 70. dakikadan sonra karşı ataklarda gol pozisyonu üreten taraf oldu.
Eğer Onur, Ahmet Çalık'ın pozisyonunu kurtarmasa 3 puanı alan taraf 10 kişi oynayan Gençlerbirliği olacaktı. Trabzonspor adına en fazla katkı yapan oyuncu geçen hafta olduğu gibi Yusuf Erdoğan'dı. İstekli, arzulu oyunuyla rakip savunmayı en fazla rahatsız eden oyuncu oldu. Dün yine görüldü ki sorunlardan biri önde, merkezde oynayan oyuncunun istenilen düzeyde olmaması. N'Doye, Suk ve Muhammet Demir, görev verilen maçlarda etkili ve üretken olamıyor. N'Doye, ön direğe koşması gereken hiçbir pozisyonda yoktu...
Maçın son bölümlerini göz önüne alırsak dünkü oyundan sonra alınan 1 puan için Trabzonspor üzülmesin.

Panik ve telaş!

Mustafa Akbaş'ın kademe hatasıyla oluşan gol pozisyonunun ardından kornerden gelen topta yine bir savunma hatası ve oyuna 1-0 geride başlayan Trabzonspor... Futbolda böylesi başlangıçlar var... Fakat golden sonra ilk yarının sonuna kadar şuursuz bir baskı kurmaya çalışan bir takım vardı sahada...
Aşırı telaş ve panik sonucu özellikle top üçüncü bölgeye geldiği zaman yanlış tercihler ve pas hataları öne çıktı.
Antalyaspor'da savunmanın göbeğinde iki uzun oyuncusu var... Böyle bir takıma karşı her iki kenardan geliştirilen ataklarda ceza alanı içinde N'Doye'dan başka oyuncu yokken yüksek toplar kullanmanın mantığı nedir? Girilen gol pozisyonlarında her zaman olduğu gibi beceri noksanlığı var. Benim hala anlayamadığım bir başka konu ise Mehmet Ekici'nin kaleden bu kadar neden uzakta olduğu...
İkinci yarı tempoyu artırarak pres yapıp, oyunu çabuk ve kenarlara oynama düşüncesinin yerine yüksek toplarla rakip karşısında pozisyon bulmaya çalışmak dünkü maçın sonucunu tayin eden en büyük yanlıştı. Duran toplar dışında hücumda pozitif hiçbir atak girişimi yoktu. Topu ayağına alan herkes top sürmeden pas vermediği için rakip kendi alanını çok iyi savundu.

PENALTI KARARI YANLIŞTI
Trabzonspor'da sezon başından beri oyuncu kalitesinin istenilen düzeyde olmadığını vurguladık. Bu gerçek tüm çıplaklığıyla dün bir kez daha ortaya çıktı. Şu an gelinen nokta Trabzonspor için tehlike çanlarının çalmaya başladığı bir durum... Ligdeki bulunduğu yer ne yazık ki bu takımın tarihine hiç yakışmıyor. Avni Aker gibi nice şampiyonluklara, kupalara, tarihi başarılara şahit olmuş bir stada böyle bir yenilgiyle veda edilmemeliydi. Maçın hakeminin önemli hataları olduğu düşüncesindeyim.
İlk yarıda Mustafa Akbaş'ın vurduğu top ceza sahasında Antalyasporlu oyuncunun eli açıkken eline çarpıyor. Bana göre bu pozisyon penaltıydı. İkinci yarıda Onur Kıvrak'ın kurtardığı penaltıda Antalyasporlu oyuncuya yapılan hareket ceza sahası dışındaydı.
Penaltı kararı bu yüzden yanlıştı.

Hakem kararıyla...

Her sezon aynı film... Aslında oynanan futbol değil orta oyunu! Yıllardır hakemler hakkında herkes bir şeyler yazıyor, söylüyor.
Ama değişen hiçbir şey yok. İşte dün Mete Kalkavan, oyunun baş aktörü olarak ortaya çıktı. Önce Bero'nun Quaresma'ya yaptığı hareketine verdiği penaltı bana göre absürt... Ardından Beşiktaş 2-1 önde, fiziksel anlamda Napoli maçının yorgunluğu tam anlamıyla ortaya çıkmış ve pozisyonlar bulan bir Trabzonspor var. İkinci yarının başında kullanılan bir serbest vuruşta Beşiktaş ceza alanı içinde N'Doye'un yaka paça indirildiği pozisyon nasıl penaltı olmaz!
70. dakika oynanırken Quaresma'nın Yusuf'un bileğine, hem de Mete Kalkavan'ın gözü önünde yaptığı hareket var ki; direkt kırmızı göstermesi gereken bir pozisyon... Ama Kalkavan zorla sarı kartına başvurdu! İnsan gerçekten üzülmeden edemiyor. Bir maçın kaderi ile nasıl bu kadar oynanır? Yazık!
Gelelim maça... Böylesi bir karşılaşmaya üçüncü dakikada kornerden gelen topta yenilen golle başlanması Trabzonspor için şanssızlıktı.
Yalnız yenilen golde Rhodolfo topa vurduğu anda üç Beşiktaşlı oyuncu da nasıl böyle boş bırakılır anlamak zor. Ardından Mete Kalkavan'ın yarattığı penaltıdan sonra ise Trabzonspor doğaldır ki riskleri almaya başladı.
Önde baskı kurdu, rakibi rahatsız etmeye çalıştı.
Orta alanda Onazi-Mehmet Ekici-Okay'ın aralarındaki pas bağlantısını bir türlü kuramadığını gördük. Hücum organizasyonlarında ise yine her maçtaki görüntüler ortaya çıktı. Yani üçüncü bölgeye kadar gelişen ataklar vardı ama ya final pası eksikliği ya da rakibe kaptırdıkları toplarla bunlardan sonuç alınamadı. Burada Trabzonspor forvetlerinin eksikleri de ortaya çıktı. Bu yüzden Beşiktaş'ın Trabzon savunmasının arkasına attığı toplarda gollük pozisyonlar da izledik.
Aboubakar'ın kaçırdığı golden sonra ise Beşiktaş defansının çıkarken kaptırdığı topta Yusuf ile kazanılan gol ümitlerin başlangıcı oldu. İkinci yarı ise rakip alanda daha fazla gözükmelerine rağmen hakemin yanlış kararlarının, Trabzon'un sonucu değiştirememesinin en büyük nedeni olduğunu düşünüyorum.

Riskli oyun yaktı

İki ayrı devre, iki ayrı görüntü.. Maçın başında penaltıdan gelen gol, takımın moral motivasyonunu ve özgüvenini artırma açısından önemliydi. Ama gel gör ki ilk yarıda Rizespor, daha fazla pozisyon bulan takımdı. Direkten dönen iki topundan başka savunmadaki pozisyon hatasından attıkları gol var. İlk yarıda Trabzonspor, orta alan ve hücumda organizasyon yetersizliği çekti. Orta alanda Onazi, öylesine basit top kayıpları yaptı ki Rizespor'un hücum girişimlerinin odak noktası oldu! Mehmet Ekici önde markaj altında top alamadığı için geriye gelerek top almaya çalıştı. Uzun toplarla anlamsız hücum girişimlerinde bulunuldu. Rizespor savunmasından dönen ikinci topları alamadıkları için rakipleri karşısında üstünlük bir türlü kuramadılar. Yusuf ve Bero da içeri girerek oynamaya çalışan iki oyuncuydu. İkisinin boşalttığı alanlarda Zeki Yavru ve Mustafa Akbaş'ın topla buluştuğu pozisyonlar var ama iki oyuncu da ceza alanı içerisinde arkadaşlarını topla buluşturamadılar.
İkinci yarı Rizespor, oyunu kendi alanında kabul etti. Trabzonspor'un ilk yarıya göre daha baskılı olmasının en önemli nedeniydi. Bir de orta alanda Mehmet Ekici, ilk yarıya göre takımı karşı kaleye taşıyan ve öndeki arkadaşlarını pozisyonlara sokan isim olarak takıma en fazla katkı yapan oyuncuydu. Kazanılan ikinci penaltıyla atılan golden sonra ise tempoyu düşürüp, rakibi kendi alanında kabul etmeleri gerekirken riskli bir oyun anlayışında ısrarcı olmak büyük bir yanlıştı. Ersun Yanal'ın, bütün bir maç süresince top kayıpları yapan Onazi gibi oyuncuyu dışarı alıp, orta alana daha dirençli ve top kullanma becerisi olan Aytaç Kara'yı almaması, Rizespor'un ekmeğine yağ sürdü.

Özgüven kazandı

Maçtan önce her iki takımın Süper Lig'deki durumlarını göz önüne getirelim...
Galatasaray, geçen 7 haftada mağlup olmayan ve aldığı 17 puanla şampiyonluğun en önemli adaylarından biri. Trabzonspor lige çıktığından düne kadar en sıkıntılı lig başlangıcını yapan (özellikle deplasman başarısızlığı olan) takım. 7 haftada 7 puan, attığı gol sayısı 3. Yani maçın kesin favorisi Galatasaray.
Böyle bir durumda dün alınan 3 puan asla küçümsenmemesi gereken bir olay. Her ne kadar 30 dakikalık bölümden sonra oyunda üstünlüğü olan, baskı kuran ve pozisyonlar bulan Galatasaray olsa bile. Ersun Yanal'ın Akhisar ve Karabük deplasmanlarında farklı mağlubiyetlerden sonraki maç stratejisi doğru.
Kendini bilerek oynamaya çalışan bir takım.
Oyunu kendi sahasında kabul eden orta alanda Okay, Onazi, Ekici, kenarlarda Castillo ve Bero ile savunmayla bütünleşerek kompakt bir yapıyla mücadele eden takım vardı. İlk yarının 17. dakikasında Bero ile başlayan Castillo-Bero birlikteliğiyle N'Doye'ye gelen topla Trabzonspor öne geçen taraf oldu. Başlangıç ve bitiş mükemmeldi.
Golden sonra ise daha çok oyunu kendi alanında kabul eden Trabzonspor'un zaafları ortaya çıktı. Çünkü savunmada ofsayt taktiği yapmaya çalışan rakibin arkasında oluşan boşluklar var. Orta alanda Ekici, Onazi, Okay daha akılcı olabilseler yani pas zamanlamasını daha olumlu gerçekleştirebilseler ikinci golü bulmaları içten bile değildi. 30. dakikadan sonra ise Galatasaray 4-4-2'ye döndü. İkinci topları aldıktan sonra daha fazla baskı yapan taraf oldu. Trabzonspor'un savunmadan çıkarken yaptığı pas hataları var. Bu da rakibe pozisyon bulma şansı verdi. İkinci yarı ise tamamen G.Saray baskısı altında geçen bir 45 dakika. Özellikle Bruma'nın bireysel beceriyle getirdiği toplar ve girilen gol pozisyonları var. Bu pozisyonlarda kaleci Onur öne çıkan oyuncu. Fakat maçın Trabzonspor adına kendilerini rahatlatacak fırsat, Mehmet Ekici'nin getirdiği topta N'Doye'nin girdiği gol pozisyonuydu. Böyle bir maçta alınan 3 puan içinde bulunan durumu göz önüne getirdiğimizde çok büyük önem taşıyor.
Çünkü 3 puandan sonra gerek oyuncuların gerekse camianın özgüvenini kazanarak bundan sonraki haftalar için daha farklı bir takım görüntüsü sahaya yansır diye düşünüyorum.
Not: Levent Nazifoğlu maçtan sonra şöyle bir yorum yaptı: "Maçın 5 dakikadan daha fazla uzatılması gerekiyordu." Dediği son derece doğru! 5 değil 15 olması gerekirdi! Doğrusu ise 3 dakika olmalıydı diye düşünüyorum.

Trabzonspor’a istikrar şart...

Türk Telekom Arena'da oynanacak zorlu maç öncesi her iki takımın son durumlarını göz önüne getirdiğimizde ev sahibi Galatasaray'ın, Trabzonspor'a oranla bu karşılaşmada daha önde olduğu bir gerçek. Süper Lig'in yedi haftalık periyodunda Trabzonspor'un Süper Lig'de bulunduğu yer, bu gerçeğin en büyük göstergesi.
Bir de geçen yıldan beri süre gelen Trabzonspor'un deplasmanda aldığı ve kendi tarihine hiç yakışmayan sonuçlar var. Bordo-mavililer, özellikle deplasmanlarda kırılgan bir yapıya sahipler. Yedikleri golden sonra saha içi organizasyonunu tamamen kaybeden, herkesin telaş içerisinde olduğu bir takım haline geliyorlar. Bu kritik maçta ne yapılabilir sorusuna Trabzonspor'un bugün olan durumunu düşündüğümüzde yanıt verebilmek gerçekten son derece zor. Teknik direktör Ersun Yanal, sezon başından beri deneme- yanılmayı öne çıkaran, her maç değişik sistemler ve 11'ler tercih etti. Ama geçen hafta kendi sahasında oynadıkları Akhisar maçının ikinci yarısı sezon başından bu tarafa ilk kez Trabzonspor'un olumlu görüntülerin olduğu bir maç.

SAVUNMAYA DİKKAT
Artık teknik direktör Ersun Yanal istikrarı yakalayabilmek için mutlak bir sistemde ve oyuncu tercihlerinde ısrarcı olmalı.
Galatasaray gibi kendi sahasında ve taraftarı önünde hücumda son derece etkili ayakları olan bir takıma karşı saha içi yardımlaşmayı öne çıkaran, takım savunmasını iyi uyguladığınız zaman puan alma şansınız var.
Her ne kadar üçüncü bölgede yetersizlikleri olsa da bu karşılaşmada rakibi az adamla yakaladıkları anlarda çabuk ve öne oynamayı düşündüklerinde gol pozisyonları yakalayabilirler. (Sezon başından beri Galatasaray, her ne kadar aldığı puanlarla zirvede yer alan takımlardan birisi olsa da her maç rakibe verdikleri gol pozisyonu sayısı bir hayli fazla). Yoksa deplasmanlarda olan hayal kırıklıkları devam edecektir.

Trabzonspor, Akhisar ile oynanan maçın ikinci yarısında ilk kez olumlu bir görüntü verdi.