CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Nefes, ensede

Maç öncesi favori F.Bahçe'ydi ama kimse bu kadar zahmetsiz bir galibiyet beklemiyordu. Trabzonspor'u sezon içinde iddiasız duruma getiren 'nedenler' dünkü yenilginin de sahipleriydi. F.Bahçe'ye bu fırsatı değerlendirmek kaldı.
Bir gün önce Beşiktaş'ın mağlubiyetten kurtulurken kaybettiği 2 puana "sevinen" taraf olmasını izlerken şampiyonluk yarışının kaleminin kırılacağı maç hangisi olacak diye fal açıyoruz. 3 maçta 7 puan kaybedip, sonrasına Konya kupa maçı ile birlikte 3 maçlık galibiyet serisi takan bir takım var karşımızda. Çapı sınırlı bir teknik adamı, ne dediği belli olmayan bir başkanı var ama oyuncu grubunun tecrübesi ve ne istediğini bilmesi, bir anda tüm tahminleri de alt-üst ediyor, beklenenlerin karşısına da "yanıldınız" işareti koyuyor.
F.Bahçe'yi öne taşıyan Volkan Şen ve Alper'in golleriyle maç ilk yarıda bitti zaten. Yayın tekrarlarında ancak fark ettiğimiz bir Trabzonspor penaltısı da var. Bülent Yıldırım, Beşiktaş maçında Mustafa Yumlu'nun pozisyonuna "devam" demişti, bu kez Hasan Ali'nin eline çarpan topu göremedi. Temposuzluğu nedeniyle eleştirdiğimiz F.Bahçe'nin bu maçı 4 golle geçmesi de iki takım arasındaki kalitenin önemli göstergesi. Trabzonspor'un akil isimleri bile bu maç için umutsuz yorumlar yapıp, "Galatasaray yenilmedi, belki biz de bir şeyler yaparız" diyerek F.Bahçe "beceriksizliğinden" medet umarken bitime 5 dakika kala yaşananlara ne anlam vereceğiz?
F.Bahçe şampiyonluk yarışında, Beşiktaş ile farkı "üçe" indirdi. Kalan haftalar için enseye kuvvetli bir nefes üfledi. Daha zor maçlar, daha büyük gerilimler olacak. Trabzon yönetimine naçizane tavsiyem, sahaya atlayıp, çizgi hakemine saldıran iki şahıstan, kulübün uğrayacağı zararı tazmin etmek için şikâyetçi olmalarıdır. Madem bir "delikanlılık" yapıyorlar, raconu da bilsinler.

F.Bahçe inadı

Konyaspor, geçmiş maçlarından daha farklı oynamak istedi. Önde bastı, Fenerbahçe'yi hata yapmaya zorladı, pas organizasyonu yaptırmadı ve temaslı mücadeleden de kaçınmadı. Fenerbahçe aynı şekilde karşılık verdi. Bu baskıyı yardımlaşma ile kırıp, top rakipte olduğu zaman da oyuncunun hemen ensesinde bittiler. Yüksek tempoda fizik mücadelenin şartları sonuna kadar zorlandı. Oyununun sadece 'Bozma' biçiminde sürmesi, ilk hatayı yapacak olanın cezayı da çekmesi demekti. Konya da fırsat yakaladı ama pozisyon değiştirdikleri ilk atakta Alper'in pasında Volkan usta işi bir gol atarak dengelerin de kararların da değişmesini sağladı. Santrası yapılmayan Nani golü ise ikinci bir ustanın, büyük bir acemiliği tabelaya rakamlandırmasıydı. Soyunma odasına Fenerbahçe moralli giderken, Konyaspor'da gerginlik vardı.
Defansta 4, orta sahada 2 ön tarafta da Fernandao rotasyonu ile Pereira sanki Trabzon lig maçını daha önemsemiş gözüktü. Sadece Kjaer'in devamlı oynadığı Fenerbahçe defansının bir pozisyon haricinde meşhur bek hücumlarını, ilk 45'te etkili gerçekleştiremediğinin altını çizelim. Volkan Şen'in cesur ve bir o kadar da tribün ile inatlaşan tavrıyla Konya ceza alanına girdiler. Topun sorumluluğunu Nani almadı, Ozan ile Mehmet rakibi kovalarken 'istiyorum' diyen ikinci oyuncu Alper'di. İkinci 45'te 60'ta gelen Volkan-Souza değişikliği ile Pereira, geri dörtlüsünü 'yedili' yaptı.
Öyle bir duvar ördüler ki şut ve duran toplar dışında Konyaspor'u ceza alanına getirmediler. Buna rağmen Fabiano'nun çok net iki kurtarışı vardı.
Aykut Kocaman, defansından eksiltmeyi göze alarak ofansif hamle yaptı. Ve bu Fenerbahçe'nin pas yapabildiği anlarda kontralarla golün etrafında dolaşmasını sağladı. Fernandao bir kaçırdı, bir kırmızılık pozisyonda yere serildi. Daha sonra oyuna giren Robin van Persie maçın hatta büyük ihtimalle de finalin kararını verdi.
6-7 rotasyon ile Konyaspor gibi bir takımı çaresiz bırakmak çok önemli bir karakter. Sezonun ekibi karşısında 3-0'ı bulup 19 maçlık yenilmezlik serisini bozmak Fenerbahçe'ye nasip oldu. Trabzonspor maçı öncesinde hem güven kazandılar hem de inatçı olduklarını kanıtladılar.

Başkanı değil; sahibi

Aziz Yıldırım'ın basın toplantısı yapacağı açıklandığında, daha Mersin maçı oynanmamış, futbolculara ve yönetime veya Vitor Pereira'ya karşı protestolar yapılmamıştı. Ersun Yanal tezahüratları da yoktu. Dolayısı ile dün yapılan toplantının konusu başkaydı, öğrenemedik. Teknik adamlarını gönderirken, "Fenerbahçe için ikincilik başarısızlıktır" diyen Aziz Yıldırım'ın, "Şampiyonluklar önemli değil" vurgusunu yapması da ilginç. Bunun arkasından kadın ve erkek basketbol takımlarının başarılarını ve şampiyonluk hedeflerini vurgulaması da önceki sözlerinin tekzibi.

MALUMUN TEKRARIDIR
"Yapamadım" dememek adına hamaset ve hedef saptırma ile geçen bir konuşma izledik. Ön sıraya dizilen yönetim ve kulüp üyeleri de O'nu alkışladılar. Ama TV'lerden izleyenlerin 81 dakika sonra açık açık anladıkları tek şey, Aziz Yıldırım varken, Ersun Yanal ve Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'nin başına geçemeyeceği idi. Benim için geçen konuşma, malumun tekrarı idi. Aziz Yıldırım Fenerbahçe'nin başkanı değil "sahibi"dir. "Ben" ile başlayıp – biten her karar konuşması, ortada kulübü yöneten bir yönetimin olmadığının da kanıtıdır. "İstediğim sürece kalırım. Aday olursam, kazanırım" demesi de kongre üyelerinin aslında yeterli miktarının kendisine biat ettiğinin göstergesidir. Bu konuda söyledikleri de doğrudur. "Kızdırmasınlar, bırakmam" demesi, aslında devam edeceğinin sinyali olarak da algılanabilir. Biz de farklı düşünmüyorduk zaten.

TROLLERİN YALANI
Kulüpler Birliği'nin, Cumhurbaşkanımız'ı ziyaretinde Aziz Yıldırım yoktu. Twitter'deki sözcüler, başkanlarına "şirin gözükelim" derken, aslında yalancılık yapmışlar, insanları aldatmışlar. "Yargıtay'ın kararını etkilememek için duruş gösterdi" diye satırlarca yazdılar. Ne manalı ve asil bir davranış olduğu tartışıldı. Aslında, hapisteyken kendisini ziyarete gelmedikleri için kulüpler Birliği'nin organizasyonuna katılmıyormuş Aziz Yıldırım. Kendisi böyle söyledi. Yaranmak isteyenler, yalancı çıktı.

DÜĞÜMÜ DERBİLER ÇÖZER
Hem Fenerbahçe'nin hem de Beşiktaş'ın kalan maçlarını kazanması garanti değil. Zor rakipler ile oynayacaklar, zor deplasmanları var. Ama iki hafta geçip, 32'ye gelindiğinde derbi haftası yaşanacak. Beşiktaş, TT Arena'da Galatasaray, Fenerbahçe'de, Fatih Terim Stadı'nda Başakşehir ile oynayacak. Bu 90 dakikalar bittiğinde sezonun şampiyonu da belli olur. Belki de bizim erteleme maçının tarihi belli olmadan Fenerbahçe için öngördüğümüz TT Arena'daki şampiyonluk turu, Beşiktaş'a nasip olabilir. Belki de Galatasaray puan alır, Fenerbahçe'nin günleri başlar.

Hesaplaşma

Üç maçta 7 puan kaybedip, şampiyonluk hedefi, Kaf Dağı'nın ardına konunca karşılaşma 'Hesaplaşmaya' döndü.. Fenerbahçe taraftarı, Beşiktaş'ın Sivas'tan 3 puanla dönmesiyle maçı oyuncularla yüzleşme platformu olarak algıladı. Bazıları ısınırken veya tanıtılırken, birkaçı haricinde hemen hemen hepsinin protesto edildiğini gördük. Kaçan şampiyonluk kadar Galatasaray gibi bir rakip karşısında beraberlik ile dönülmesi de bu duygunun önemli bir nedeniydi.
Sokakta veya statta 'Ersun Yanal' tezahüratlarının baskın olması da güne damga vurdu. Bunu iyi algılamak lazım. Geçen sezon da aynısı, İsmail Kartal yönetimindeki takım için yapılmıştı. O maçta bağıranların kombinelerini Aziz Yıldırım 1 ay askıya aldı. Şimdi ise neredeyse tüm stat karşısında. Şunu iyi algılamak lazım; bu tezahüratın nedeni takımın başında Ersun Yanal'ı görmek değil, Yanal dönemindeki oyunu istemek. Bitime 4 hafta kala şampiyonluğun ilan edildiği bir sezondaki agresif, tempolu ve bol pozisyonlu futbol Fenerbahçeliler'in beklentisi... Pereira da bu söylemlerle sezona başlamıştı. Ancak ligi küçümsedi, takıma yeterli gelmedi. Oyunu geliştirecek bilgisinin ve kapasitesinin olmadığı ortaya çıktı. Fenerbahçe taraftarı aslında şu mesajı veriyor: "Şampiyonluk kaçsın, ama takım şampiyon gibi oynasın." Maçın yorumunu veya analizini yapmak çok doğru değil. Çünkü Kayseri'nin kazanması ile Mersin'in konsantrasyonu çok geriledi. Ayrıca mali problemlerle boğuşan, doğru dürüst antrenman bile yapamayan bir takım... 9. dakikada skorun 2-0'a gelmesi daha sert tribün tepkilerinin de önüne geçen faktördü. Maçın başka fotoğrafları da var. Ayağına top gelince ıslıklanan oyuncular örneğin... Bunu uzun zamandır ilk defa yaptılar. Protesto hakkını Fenerbahçe taraftarı genelde oyuncuya maç sırasında yöneltmezdi. Ter döken oyuncuya bunu yapmak büyük bir öfkeyi işaret ediyor. Penaltı golünden sonra Robin van Persie'nin, Pereira ile kucaklaşması aslında en önemli pozisyon. Belki de sezonu kaybettiren kriz bu ikiliden çıkmıştı. "Oynarsın-oynamazsın" çekişmesi gündemi de çok meşgul etti, boşa enerji harcanmasına neden oldu. Her şey bittikten sonra kucaklaşıyor.
Samimiler mi bilemiyorum. Ama bir Hollandalı'ya bunu zorla yaptıramazsınız.

Bundan sonrası ancak mucize!

Maçın başlangıcı, oyunun efendisini de belli etti. Fenerbahçe, ligin en çetin tribünlerine karşı "Maçı kazanacağız" diyerek başladı adeta. Üst üste pozisyonları bulması bir kenara, Galatasaray takımının da cesaretini kıracak bir agresiflik ile gidiyordu topun üstüne. Bunun nimetlerini de yediler. 2-3 golle kapamaları gereken bir ilk 45'i tamamladılar. Bu şartlarda yapılabileceklerin en iyisini sergiliyorlardı. Muslera'ya da takıldılar, Volkan Şen ve Van Persie'nin kalecisiz kalelere isabet ettiremediği fırsatlar da yakaladılar.
Ezeli rekabetin kendine has konsantrasyonu, iki takımı da daha fazlasını yapan haline getirdi. Bunun da altını çizelim. Pereira'nın Van Persie ve Nani'yi iki forvet olarak tercih etmesi de bir diziliş ilkiydi. Nani daha serbest ve orta sahaya yakın kaldı ama Fenerbahçe her atakta Volkan Şen'in de desteği ile rakip ceza alanına en az iki oyuncu ile girdi.
Galatasaray'ı sadece bir şutta bırakıp, sekiz kez çerçeveye yaklaştılar. Belki de en efektif deplasman oyunu vardı sahada Fenerbahçe adına. Bu performans, tribünlerde "sezonun hediyesini" bekleyen 38 bin seyirciyi de uzun süre sessizliğe mahkum etti. İlk yarının hevesi ve temposu, ikinci yarıda iki takımın da nefesini kesti. Bu kez öne koşu yapan oyuncu sayısında azalmalar başladı. Oyun alanı birden bire büyüdü. Top kayıpları arttı. Yine de Fenerbahçe, orta sahayı çabuk geçtiği anlarda, pozisyonu getirecek son kararda hep yanlış yaptı. Golü atacak oyuncu öncesinde, hep Galatasaray defans müdahalenin içindeydi.
Caner olayı ise ayrı bir konu. Inter'in 4 yıllık sözleşme teklif ettiği oyuncuyu, Pereria'nın tercih etmemesi bir kenara; hocanın kararına saygı duymasa bile, kabul etmek zorundayken, işi protestoya durumuna getiren Caner öbür tarafa... İkisinin de tutulacak bir tarafları yok. Gökhan-Alper ikilisinin perişan ettiği G.Saray sol kanadına, Caner-Volkan ikilisi, sağ kanatla eklenseydi neler olurdu? Bu soruyu sorup da, Hasan Ali ile oynuyorsa bir teknik adam, kıvamı da bellidir zaten. Caner bu kararın hesabını sormayı, eleştirenlere veya futbolu anlayanlara bırakmalıydı.
Kalan 6 haftayı 5 puanlık avantajla Beşiktaş'a bıraktı F.Bahçe. Üst üste 3 maçta 7 puan kaybettikten sonra, hep kazanıp rakibinin tabelasına bakacak. Olmazı; 'olur'dan bir mucize varsa, Fenerbahçe de şampiyon olur.

Sen yaptın!

Fenerbahçe için yazacak-söyleyecek yeni bir şeyimiz yok. Vitor Pereira için de öyle. Her maçın final olduğu bir dönemde, "Beşiktaş'ta puan kaybedecek" edasıyla oynadılar. Kaybı göze almış, kazanmayı "bir şeylere" bırakmış gibiydiler. Oyuncularına duygusal diyen Portekizli genç hoca, yine rakip takım oyuncusuyla didişti. Kulübeler birbirine giriyordu az kalsın. Sakin kaldılar, sakin oldular, normal bir maç yaptıklarını anladılar.
Diego'yu oynatarak ofansif, Hasan Ali ile de defansif olduğunu zannediyor birisi. Maç boyunca Konya ceza alanına topla girmeye çalıştılar, olmadı. Ortalarla denediler, elbette olmadı. "Nasıl kaçar?" diyeceğimiz bir hareket, pozisyon göremeden dakikalar devriliyor, kazanılan değil, rakibin kaybedeceği puanlar üstüne şampiyonluk hesapları yapılıyordu. Fenerbahçe nasıl ellere düşmüş, nasıl yönetiliyor, bu anlayışı nasıl kabul ediyor anlamak mümkün değil.
Böyle durumlarda oyunculara yönelir şimşekler. Hepsi, taktik konsantrasyon içinde sınırlarını zorluyor aslında. Kapasitesi olup da, eksik kalan belki Nani diyebiliriz. Pereira'dan da torpili alıp, sahada kaldı 90 dakika. Alper için Volkan Şen'i işaret eden tabela kalktığında, o bile kendi kendine "haksızlık" diye düşünmüştür muhtemelen. Konya golünün hikayesi bol. Elle düzeltilen top, ofsayt pozisyonunda pas haline geldi. Cüneyt Çakır da, Bahattin Duran da birlikte yol verdiler atağa. Bu ikili, ilk yarıdaki Kasımpaşa maçında da, Beşiktaş'ın üçüncü golü öncesi, tacı yanlış vermiş, Atiba'nın elle oynamasına "devam" demişti. Uyumları mükemmel yani!
Aykut Kocaman'ı beğenmeyip, Pereira'yı takımın başına getiren "akıl", şimdi trollerini harekete geçirir. "Onlar mı yaptı, ben yaptım" derken, baksın Konyaspor'un gelişimine-istikrarına... Evet, "Sen yaptın"; bu takımı bu hale sen getirdin. Kalan maçların sözü bitmedi elbette. İki takımın da puan kaybedeceği haftaları yine yaşayacağız. Fenerbahçe için rahmetli Çetin Altan'ın deyimiyle "enseyi karatmayın" demek isterdik ama "şampiyon" gibi oynamıyorlar. Şampiyon takımın aklına sahip teknik adamları da yok, büyüklüğü bilebilecek başkanları da.

Onlar mı yaptı?

Aziz Yıldırım, Ersun Yanal'ı gönderdiğinde, "Takımı onlar mı şampiyon yaptı, ben yaptım" diye sebeplendirdi kararını. Yani; başkanlığındaki tüm şampiyonlukların sahibi kendisiydi. Olunamayan senelerle ilgili bir vecizesine rastlamadık henüz. Konumuz aslında bu değil. Sayın Başkan'ın böylesine iddialı olmasının, kendisini buna inandırmasının elbette rasyonel nedenleri vardır. Yoksa durum daha vahim çünkü. Bu rasyonel nedenler ışığında 4. yıldızın eşiğine gelmişken, gerçekten böyle bir becerisi veya bilgisi varsa, artık kalan maçlara iyi odaklanmalı. Yoksa sezon sonu hüsranının karşısına da, "Sen yaptın" derler. Neden bunları belirttik?
Çünkü bu yarış artık Pereira'ya bırakılmaktan çıktı. Kendi sahasında, Osmanlıspor maçına, neredeyse baştan aşağı defansif tedbirler ile çıkan, kazanmak adına da oyuna daha çok forvet almaktan başka bir şey yapmayan bir teknik direktör, Aykut Kocaman'ın Konyaspor'u karşısında da patinaj yapar.
Kadıköy'deki ilk maçı hatırlatırız. Galibiyet golü gelene kadar, duvara çarpıp dönmüşlerdi. Ama golü getiren, bir bekin; Hasan Ali'nin bindirmesiydi. Eğer Parerira, yine bekleri, "Siz çıkmayın" diye zincirlerse, "Birisi ıska geçse de, Fenerbahçe pozisyona girse" diye beklenir. İşte bu yüzden, takımın kurgusu, görevlendirmesi tedbiri aşan "korkuya" dönüşürse yine, bu kez takımı itekleyecek seyircisini de bulamayacaktır Fenerbahçe. Beşiktaş ile oynadığı kupa maçında rakibin temposunu nasıl santim santim bitirdiğini gördük Aykut Kocaman'ın. Şimdi, "Ben yaptım" diyenin, "Sen yaptın" demesinler diye bir fikir üretmesi gerekiyor. Madem ki kendine bu kadar güvenli bir çaresini bulur.

ÇEBİ, KENDİ ŞÜPHESİNİ BAŞKASINA TAŞIMASIN
Beşiktaş yöneticisi Ahmet Nur Çebi, A Spor'un konuğuydu. Takımını, iddialarını ve stadı anlattı. Söz Kasımpaşa maçına geldiğinde, "Bir önceki maçını 4-1 kaybeden bir ekibin, karşımıza tam motivasyon ile çıktığını gördük. Aykut Kocaman'ın Konyaspor'u da aynı şekilde oynar umarım" ifadelerini kullandı.
İki mesaj verdi... Birincisi; Kasımpaşa'nın hırsı ve isteği O'nu şaşırtmıştı. Anlayamadığım da orası zaten. Bir hafta önce 4 gol yediler diye, bu karşılaşmada da aynısını mı yapmalıydılar. Rakibin direnç göstermesi, kimseyi şaşırtmamalı.
İkincisi; ise Aykut Kocaman'a "Gözümüz üstünde" deniyordu sanki. Rıza Çalımbay, üstüne yapılan spekülasyonların eleştirildiği programda, aynı soru işaretlerini Aykut Hoca için yaratılmaya çalışılmasını çok yadırgadım. Kocaman, geçen sezon şampiyonluk yarışındaki Fenerbahçe'den kaç puan almış baksınlar. Özellikle de kendilerindeki şüpheyi, başkasına taşıyanlar.

ORMAN'A HAKSIZLIK
Kasımpaşa yenilgisinden sonra özellikle Beşiktaş Başkanı Fikret Orman özelinde çok ağır eleştiriler yapıldı. Stadın açılışını, şampiyonluğun önüne koyup, takımın motivasyonunu bile etkilediği söylendi. Bu fırtına içinde neler yazıldı, çizildi. Orman, milli maç arasında eleştirilecek sözler etti. Ama stadı öne çıkarması , camiasını bu heyecanın içine katması, bunu takımına da hissettirmesi kadar doğal bir şey yok. Bugüne kadar 13 kere şampiyon olmuş Beşiktaş. Ama "bir" stadı bile olmamış. Kulübün geleceği, büyümesi, bundan sonraki iddiasını sürdürmesi, sürekli bir gelir kaynağına kavuşması ve her şeyden öte rakipleri ile şartlarını eşitlemesi bu stat sayesinde olacak. Vodafone Arena, bu yüzden şampiyonluktan daha önemlidir. Efsane Süleyman Seba da dahil olmak üzere, hiçbir başkanın gerçekleştiremediği bir yatırımı yapıp, mükemmel bir tesisi kulübüne ve Türk futboluna kazandırdı Fikret Orman. Üç senedir maçlarını deplasmanda oynayan, İstanbul'daki geçici evinde seyircisinden destek bulamayan, buna rağmen şampiyonluğu kovalayan bir Beşiktaş varken, Orman'a karşı, daha anlayışlı olmak gerekiyor.

MÜHÜR POLDİ'DEN
Sayın Çebi'nin, rakiplerin hırsına şaşırması konusunda başka bir örnek de verelim. G.Saray'ın yıldız oyuncusu Podolski, transfer dedikoduları hakkında açıklama yaparken, "Beşiktaş'ı daha şanslı görüyorum, çünkü F.Bahçe'nin bizimle maçı var" dedi. Takımının Beşiktaş ile de maçı olmasına rağmen, mührü Fenerbahçe'nin üstüne niye vuruyor Podolski. Üstelik lig sonuncusundan '4' gol yiyen bir takımın oyuncusu olarak F.Bbahçe'yi yenmeye oynayacaklarını söylüyor. Buna hiçbir Fenerbahçeli veya kulüp yöneticisi şaşırmaz. Peki, G.Saray aynı hırsı Beşiktaş maçına da taşırsa, şaşıran Beşiktaş yöneticisi çıkar mı?

Hesap dönemi

Fenerbahçe kendi klasiğini sergiledi. Bir an önce topu kapıp, hızlıca rakip kaleye koşmaktan başka planı yoktu. Sezon başından beri alternatifli bir set de yapmadıkları için, rakipleri göbeği kalabalık tutarak karşıladılar.
Bu yüzden "pozisyon vermedik" diye maçı yorumlayan Peraira, neden pozisyona giremediklerini analiz etmedi. Sanıyor ki, yetenekli ön tarafı zaten ona maçları kazandıracak. Gol yememeyi daha çok önemsedi.
Elbette kaliteli oyuncuların, özellikle "duran toplarda" farklılık yaratacağı belli. Bir çok karşılaşmada da bu özellikler ile puanlar toplandı. Oyun kalitesi sınırlı olsa da, oyuncu yeteneklerinin ön plana çıkmasıyla iddia korundu.
Bunları yeni yazmıyoruz; neredeyse sezon başından beri bu fikri, değişik cümleler kurarak tekrarlamak zorunda kaldık. Ama mutluydu bazıları... Hatta takımın iyi defans yapması ile gururlananlar bile vardı. Bu arkadaşları kısaca; "tabelacılar" olarak niteliyoruz. Eğer orada "galip" yazmazsa, bu eleştirilerin çok daha fazlası da onlara ait olacak.
Peraira'nın karar çapını, 62'de Ozan ve Alper'i kenara alıp, Nani- Fernandao hamlesi ile gördük. Çok hücumcu, çok gol anlayışı. "Soksana bir forvet kardeşim" diye birisi bağırdıysa arkasından, bilemeyiz tabii.
Orta sahanız kadar iyi takımsınız. Rakip ceza alanına top taşıyamazsanız, isterseniz beş santrafor sokun oyuna. Forvetinizin pozisyona girmesi için pas alması lazım. Bunu orta sahanız yapar.
Mustafa Reşit Akçay'ın rakibi de oyunu da, oyuncularını da maça mükemmel hazırladığının da altını çizmemiz, böylesine yüksek konsantrasyon ile yaptırdığı mücadeleyi de takdir etmemiz gerekiyor.
Fenerbahçeliler, şimdi gözlerini Beşiktaş'ın maçına dikecekler. Eğer galibiyet haberi gelirse, yeni bir hesaplaşma dönemine girerler.