CANLI
SKOR
Fatih Doğan

Fatih Doğan

Beka sorunu var!

Beşıktaş'ta son sicil numarası 69 bin 901… Geçerli üye sayısı 52 bin…
Aidatlarını yatırıp, kongreye katılım hakkı olan üye sayısı 38 bin… İdari ve Mali Genel kurula katılan üye sayısı bin 850… Tarihi ibraya katılanların sayısı 686… İbra edenlerin sayısı 354, ibra etmeyenlerin sayısı 332… Olaya bak! İbra etmeyenler 23 kişiyi salonda tutsa, Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı tüzüğe göre istifa etmek zorunda kalacak ve Beşiktaş olağanüstü kongreye gidecek. Onaylanmayan bütçe ise tadile gidilerek geçiriliyor. Şimdi soruyorum; demokrasi bu mu? Temsil bu mu? Bu kadar üyeye sahip Beşiktaş'ta 22 fazlayla bu rakamlarla ibrayı geçirmek ya da ibrayı geçirmemek Beşiktaş'ın beka sorunudur. Beşiktaş camiası, kim haklıyı değil, rakamları konuşmalıdır. Kart sayımında ibra etmeyenlerin itirazlarını göz ardı etmek de mümkün değil. Çarpık kongre yapısı sorgulanmalıdır. Bu süreçlere hazırlanmayan mevcut yönetimin beceriksizliği kadar, kendisini ibra ettiremeyenlerin beceriksizliğinin de payı vardır. Bu da tartışılmalıdır. Beşiktaş'ta işler karışık. Saha içi sorunlu, kulüp içi sorunlu… Ve şimdi de kongrede hesaplar karıştı. Beşiktaş'ın çıkış yolunu söylüyorum; Ya büyük resme bakıp, büyük bir reforma imza atıp, bu çarpık kongre ve temsil düzenini ortadan kaldıracak ya da iç çekişmelerle kan kaybetmeye devam edecek. Karar büyük Beşiktaş camiasının.

ACI VE ÖFKE DOLU ARTIK
Orkun Kökçü hırsının ve kontrolsüzlüğünün sonucu kırmızıyı gördü sonrasında duygusal tepki veren hocası Sergen Yalçın. İki kırmızı, 2-0 önde giden Beşiktaş'ın yolunu kapattı. Yeşile dönmüş yollar 2-3'lük mağlubiyetle adeta kızardı. Beşiktaş taraftarı hem üzgün hem şaşkın. 90 dakika boyunca umutla 10 kişiyle içeride dışarıda kazandıkları derbilerin hatırasına tutundu. Biraz Rafa biraz Bilal ve Emirhan'ın hırsına tutunsa da galibiyeti getirecek hırsı, hatta beraberliği koruyacak oyunu sergileyemediler. Puan tablosu Beşiktaşlılar için hasret dolu, acı dolu. Hatta bastırılmış hayal kırıklığı ve öfke dolu…

Beşiktaş iyi temsil edilmiyor!

Beşiktaş; erteleme metaforunu sindiremeden deplasmanda Konyaspor Süper Lig maçının Şampiyonlar Ligi maçının gölgesinde bırakılması tartışmasının içine düştü. "20.00 yerine 18.00'de oynansa kime ne zararı olurdu?" sorusuna cevap ararken Beşiktaş bu kararın neresinde anlamak mümkün değil. Asıl tehlike şu: Taraftar sahada güçlü oyun, saha dışı da güçlü temsil ve hak aramayı görmezse takımının sıradanlaşmaya başladığını, reflekslerinin yavaşladığını düşünmeye başlar. Anadolu takımına benzemesi de benzetilmesi de kabul edilecek bir durum değildir. Konyaspor maçında erteleme kaynaklı eksikler vardı. Bunlara Mert'i kesip Ersin'i oynatmak gibi sert kararlar eklenince takımın sarsıntılar yaşaması olağandı. Ancak 1-0 öne geçtikten sonra takımın yine skoru koruma endişesi, zaman zaman 5'li savunma görüntüleri Galatasaray ve Gençlerbirliği maçlarını hatırlattı. Konya ne G.Saray ne de Gençlerbirliği kadar gol yollarında becerikli değildi. Ancak Recep Uçar'ın öğrencileri, Beşiktaş'ın kontrataktan, geçiş oyunundan bulduğu ikinci gole kadar vasat bir oyun, sıradan bir Anadolu takımı görünümündeydi. Maçın özeti; özellikle kanatları kullanan Konya daha iyi oynadı ama skoru Beşiktaş aldı. Beşiktaş'ın oyunda bu kadar gerilmesi, geri çekilmesi ve topu rakibe bırakması kabul edilemez. Bu konu "Beşiktaş kazandı ya!" açıklamasıyla geçiştirilemez. Sıradanlaşan oyun kadar tepkisizlik de bulaşıcı bir hastalıktır. Beşiktaş'ın o boşluğa düşmemesi, düştüyse hemen çıkması lazım.

Hoca izah etmeli!

Beşiktaş kendi evinde Gençlerbirliği'ne 2-1 kaybetti. Bu mağlubiyeti 5 açıdan incelemek lazım. Birincisi; Dümendeki kaptan değişikliği. Konu pazubendin sahaya çıkıp oynaması ya da oynamaması değil. Konu, değişikliğin zamanlaması. "Necip zaten oynamıyor. Mert kalede olduğu için yeteri kadar oyunun içinde olamıyor, kurallar gereği hakeme artık koşup itiraz edemiyor" diye gerekçe koyarsanız anlarım. Ama zamanlamasını anlamam. Kaptanlık dümenindeki geçişler ve dönemleri risklidir. Pazubendi çıkaran etkilenir, takan ise baskısı altında stresten ezilebilir.
İkincisi; Beşiktaş kimi tercihten, kimi zorunluluktan istikrarlı bir kadro kuramıyor. Sergen Yalçın'ın Gökhan'ın cezalı olduğu haftada formayı yeni transfer Taylan yerine yorumcuyken eleştirdiği Svensson'a vermesi yanlış bir tercih.
Üçüncüsü; Milli arada takım toparlanır, güçlenir. Beşiktaş, G.Birliği'ne karşı fiziksel üstünlük sağlayamadı. İkinci yarıda öndeyken maçı veren bir Beşiktaş izledik. Bu takım bu kadar güçsüz olamaz.
Dördüncüsü; Rafa Silva ve Cengiz Ünder biraz da Ndidi iyi oynadı. Ancak Cerny'in çıkarılması yerine, oyunda pozisyon değiştirerek kalite ve istikrar korunabilirdi. Yapılan değişikliklerin çoğunda zamanlama sorunu vardı.
Beşincisi; Hakem Oğuzhan Çakır, oyunu soğutan kararlarıyla, takdir haklarındaki yanlışlarıyla dikkatlerden kaçmadı. Belli ki Beşiktaş'ın sessiz politikasından olumsuz etkilenmişti!
Sergen Yalçın, takımıyla baş başa kalıp zaman geçirdikçe takımın daha güçlü ve iyi bir hale dönüşeceğine patinaj yapmaya başladı. Bunu izah etmesi şart...

Ensendeyiz İspanya

15 yıl önce Tiflis'te atılan doğru "akademi" yapılanmasının meyvelerini toplayan komşu Gürcistan'a Türkiye, "Dikkat! Senden iyisi var" dedi.
Gürcistan'a karşı iki maçta dışarıda- içeride aldığımız net ve farklı galibiyetler ile "Siz EURO 2024'e katılıp performansınızla iyi bir takım olduğunuzu ispat ettiniz ama Türkiye olarak sizden daha kaliteli ve tecrübeli bir takımız" mesajı birnevi meydan okumasıydı.
Hızlı ve kademe becerisi yüksek İsmail'le başlamak Montella'nın doğru bir kararıydı. Maçtan önce İsmail-Orkun-Hakan üçlemesinin dinamik orta saha için daha iyi olacağı görüşüne sahip olsak da İsmail- Hakan Çalhanoğlu'nun çok etkili performansı bu ihtiyacı karşıladı. Montella'nın tercihleri Gürcülerin güçlü kanatlarının etkisini kırdı. Hakan Çalhanoğlu'nun oyunu, liderliği kıymetliydi. Kenan'ın yıldız olarak sahne alması Avrupa'da "yıldız çocuk" manşetlerini ne kadar hak ettiğini atakları ve golüyle gösterdi. Yunus'un gol, Arda'nın oyun katkısını da göz ardı etmemek lazım. Ancak gecenin en parlayan yıldızı Merih Demiral'dı. Takıma kaptanlardan biri olarak verdiği katkı kadar attığı 2 golle de alkışı fazlasıyla hak etti.
En iyi ikincilerden biri olarak Play-Off'a daha avantajlı girmeyi garantiledik. Ancak grubun ve 2026 Dünya Kupası'nın favorisi İspanya'ya bir mesaj yolladık: İlk maçı 6-1 kaybetmiş olabiliriz. Ama ensenizdeyiz. En küçük bir hata ve motivasyon kaybınızda, özellikle de İspanya'da her türlü ihtimali değerlendirmek için hazır olacağız.

Kartal tarihi fırsatı tepti

Maç başlamadan önce skoru 1-1'e bağlasan deplasmanda Beşiktaş için iyi sonuç diyebilirdik. Ancak maçın hikâyesi öyle bir gelişti ki üzülmesi gereken taraf Beşiktaş oldu. Liverpool zaferinin mutluluğu ve yorgunluğu etkisindeki Galatasaray'da Okan Buruk, aynı 11'le başlayarak 'Ben yorgun değilim' meydan okuması yaptı. Ancak Beşiktaş'ın dinamik başlangıcı ve Abraham'la erken golü, oyunu Beşiktaş lehine çevirdi. Sanchez'in kırmızı kartla atılıp Galatasaray'ın 10 kişi kalması, Beşiktaş'a tarihi fırsat kapısını açtı. Ancak Sergen Yalçın eksik ve yorgun Aslan'ın üzerine gitmek yerine kontrollü oyunu tercih etti. Aradığı kontratak fırsatını Rafa ile bulsa da 2-0'ı yakalayamadı.
Özellikle ikinci yarı, siyah-beyazlı takımın orta sahası beklenen direnci gösteremedi. Orkun girdiği ikili mücadeleleri kazanamasa da çok fazla topla buluştu. 60'ta Ndidi'nin oyundan düşüşü kendini hissettirdi ancak Sergen hoca bence 20 dakika geç çıkardı. Demir Ege'nin sakatlığı nedeniyle eldeki Kartal'ı 85'te alması geciken hamleydi. Okan Buruk'un 10 kişilik takımına galibiyet için taktikler vermesi gözlerden kaçmadı. Sergen Yalçın yönetimindeki Beşiktaş tarihi bir fırsatı değerlendiremedi. Beşiktaş, galibiyetle son şampiyonun karizmasını çizebilirdi. Gecenin bir sorusu da şu olmalı: 30 dakikada Beşiktaş'ın kondisyonu, Liverpool maçını niye Beşiktaş oynamış gibi duruyordu?

Yalçın doğru tercih yaptı

Beşiktaş'ta Sergen Yalçın, Kayseri galibiyetinin etkisiyle de olabilir evinde radikal ve bir o kadar da doğru kararla sahaya çıktı. Aylardır oturmayan, aksayan tandemi değiştirdi. Uduokhai ve Paulista ikilisini kenara alıp, Djalo-Emirhan ikilisini sahaya sürdü. Emirhan uzun aradan sonra sol stoperde yani yerinde oynadı. Hem bu karar hem de 11 tercihi en iyi tercih duygusunu verdi. Sonuçtan bağımsız net söyleyeyim; Uduokhai ve Paulista'ya verilen sabrın ve şansın yarısı bu ikiliye verilse, daha iyi performansı sergilerler. Cerny ve Rafa Silva ile gelen erken goller hem kalite hem de tecrübe ürünüydü. Ancak ilk yarının sonları ve ikinci devre Beşiktaş anlamsız bir şekilde iyice yavaşladı, hem de rakibi rahatsız etmeyi bıraktı. Tayfur'un attığı gol hem tribünleri gerdi hem de kırılgan hissi veren takım görüntüsünü depreştirdi… Beşiktaş ilk 20 dakika ve son 5 dakikadaki 25 dakikalık tempolu oyununu maçın tamamına yaymalı. O zaman rakiplerine hem korku verir hem de hata yaptırır. Beşiktaş'ın coşkusunu daha çok birlikte yaşama alışkanlığına ihtiyacı var. Kocaelispor şehir takımı… Her açıdan güçlü ve en önemlisi futbol kültürü olan bir il.. Maçta taraftarlar karşılıklı atışıp, cilveleşseler de(!) eskiler birbirini ve tribün kültürünü de iyi hatırlar. Yenilere de dün tanıttılar. Bu yüzden Süper Lig'e döndüğünden bu yana galibiyeti olmayan Kocaeli, asansör takım olursa futbolsever olarak üzülürüm. Petkovic gibi iyi, Agyei gibi potansiyelli genç oyuncuları var. Ancak tecrübeleri yok!

Hem Beşiktaş'a hem Necip'e saygısızlık

Beşiktaş'ın gündeminde son altı aydır Sergen Yalçın ismi pompalanıyordu. Özellikle son iki aydır kamuoyuna artırarak enjekte edenlerin tavrı şu idi: "Sergen Yalçın gelecek, her şey düzelecek." Yalçın'ı sihirbaz ilan edip, şapkasından da şampiyonluk çıkaracağından emindiler. Hakemleri hizaya getirecek, rakipleri devirecek, Kara Kartal hemen yüksekten uçmaya başlayacaktı!
ransferlerin çoğu bitmiş, Solskjaer'e göre daha iyi bir takım oluşmuştu.
Türkiye, "Mekanın sahibi geldi" algısına inandırıldı. Ancak şapkadan zaferler değil 3 maçta 2 deplasman mağlubiyeti, araya sıkıştırılmış uzatmada gelen iç saha galibiyeti çıktı.
Maçın hikâyesine dönersek hakemin, VAR'ın haksız yere kırmızıyla Orkun Kökçü'yü cezalı durumuna düşürmesinin yarattığı boşluğu anlıyorum. Ancak Göztepe maçında o yok, Ndidi sakat diye uzun süredir oynamayan Necip'in 11'de başlatılması hem Beşiktaş'a hem oyuncunun kendisine haksızlık.
Göztepe erken goller buldu. Sonrasında topu kontrol etmek yerine Beşiktaş'a bırakıp, kendi sistemine uygun orta sahayı iyi kapatan kontratak oyununa döndü.
Stoilov'ın taktiği tuttu. Ancak Sergen Yalçın'ın 61'de Rafa Silva ve Cerny'yi çıkarıp Cengiz ve Jota Silva değişikliği de oyuna tesir etmedi. Kapanan takıma karşı Rafa daha fazla katkı sağlayabilirdi.
Göztepe dersine iyi çalışmış. Uduokhai ve Paulista'yı hataya zorlayarak dağınık Beşiktaş defansının zafiyetlerinden faydalandı. Ancak Beşiktaş'ın ne kendi planı ne de bu planı gerçekleştirecek gücü vardı. Yazarın notu: Beşiktaş yolu, acı ve stres dolu.

Kâbustan uyanmak ümidiyle

İspanya, Avrupa'nın hatta dünyanın en iyi ve formda takımı… Doğru… İspanya, sadece grubun değil, Dünya Kupası'nın favorisi... Kabul… Ancak futbol böyle bir şey değil. Rakip kendi evinde 6 tane atacak, 10 kaçıracak sen üçüncü dünya futbol ülkesi gibi ne bir taktik, ne bir oyun, ne bir reaksiyon ortaya koyacaksın! Beni üzen İspanya karşısındaki çaresizliğimiz ama bir o kadar da sistemsizliğimiz. 'Rakip İspanya ve bu da ağır iş kazası' der geçerim. 'İspanya'nın arkasından Dünya Kupası'na da gideriz. Fazla yüklenmeyelim' derim. Ancak tehlike şu; Montella'nın ne bir sistem tercihi ne B planı var. Gürcistan maçında 10 kişi kalıyoruz, 2 gol yiyerek galibiyeti son anda kurtarıyoruz. B Planı yok. Rodri başta, rakip yürüyerek goller atıyor. Ne alan savunması, ne adam savunması yok. Montella sistemi tutarsa başarılı oluyor program dışı bir sürpriz olduğunda oyun sıkışıp kalıyor. Dün de ne B, ne C planı ne de yazıktır ki oyuncu bile değiştirecek sağlıklı müdahaleler, değişikler göremedik. Kenan'ın iki şutu ve pozisyonu dışında elle tutulur bir görüntümüz yoktu. Bizimle birlikte İspanya'nın tek başına oyununa izleyici olarak eşlik etti. İspanya'nın 'grubun ve Dünya Kupası'nın favorisi benim hayal kurmayın' deme hakkı var. Montella ve takımının Türk insanına bu kâbusu yaşatma hakkı yok. Ders alınsın... Alınmalı. En büyük ders de 6-0 olmuş, oyun disiplinden kopmayan takibin duruşudur. Bu kâbustan uyunmak ümidiyle.