CANLI
SKOR
Fatih Doğan

Fatih Doğan

Beşiktaş’ın en iyisi Mert olamaz!

Rizespor deplasmanında Beşiktaş'ın, hatta sahanın en iyisi kaleci Mert Günok'tu. Mert 3'ü net, 6 pozisyonda çok başarılı kurtarışlara imza attı. Beşiktaş'ın en iyisi Mert olamaz… Kahramanı da olamaz. Kahraman olması gereken Immobile ortada yok...
Bireysel yetenekleriyle maçlar alan Rafa Silva da günden güne eriyor. Sağ ve sol bekinden yeterli hücum katkısı almayan Beşiktaş'ın Rafa ve Muçi'den kanat performansı beklemek zorlama bir hayalden öteye gitmez. Beşiktaş'ın temel sorunu hiç kanadının olmaması. Orta sahaya gelelim; Beşiktaş'tan giden Amir ve Musrati arasında performans olarak fark var mı? Yok.. İkisi de Beşiktaş'ın seviyesinde değil. Rize'de tek gol bile atamayan Ghezzal'ın yeniden hayalini görenler bu yanlıştan çıksın!
Beşiktaş defansı yol geçen hanı.. Rizespor her iki ataktan birini rakip ceza sahasına taşıdı. Tayyip Talha başta, defans hattı, Gabriel Paulista'nın eksikliğini ne kadar önemli olduğu gerçeğine su taşıdı. Genel problem şu: Yeni başkan Serdal Adalı gelmiş, yeni bir heyecan, yeni bir başlangıç. Ama ne hırs ne mücadele ne de oyun Rizespor'dan daha iyi değil! Sorun büyük. Ne saha içinde ne de saha dışında lider yok.
Beşiktaş'ta teknik direktör konusunun bir an önce netleşmesi şart. Sergen'se Sergen, olmuyorsa da kapatılıp bu takımın liderinin takımın başında olmasına ihtiyaç var. Liderlik önemlidir. Serdal Adalı doğru liderlik yapacaksa takımın başında ve içinde doğru liderini bir an önce seçmelidir.

Başkanlık ateşten gömlek

Beşiktaş'ta ortalık toz duman. Başkan adayları Hüseyin Yücel ve Serdal Adalı yoğun bir şekilde yarışı sürdürüyor. Seçimin en kritik haftasında eski ve suskun başkan Hasan Arat'ın konuşacak olması gündemin seyrini değiştirebilir. Kongreyi de direkt etkileyebilir. Beşiktaş-Alanya maçında tribünlerin bir kısmının "Süleyman Seba'dan aldın....!" vurgusu ve "Paralar nerede" söyleminin ilk kez tribünlerden duyulması kaotik ortama tuz biber ekti. Bu ortamda ne kadar futbol konuşabiliriz, taktik analiz yapabiliriz. Yanlış kararlar veren ve oyunun akışını kesen hakemi ne kadar konuşmalıyız?
Masuaku'nun ıslıklanarak oyuna girip ıslıklanarak çıkması bir yana tribünler takıma "Formayı çıkarın defolun gidin" diye öfkenin, isyanın geldiği dip seviyeyi göstermesi açısından önemliydi. Bu dakikadan sonra geç kalınmış olsa da Masuaku defteri kapanmıştır. Kapanmalıdır da... Al-Musrati geleli 1 yıl oldu, toplamda 3 tane maçı ya var ya yok. Değil fahiş bonservisi, yüksek maaşını, 3 kuruşluk faydası olmadı. Başkan sol beke, sol açığa, forvete transfer bakarken 6 numara bakması da gelecek adına elzemdir.
Eski başkan Hasan Arat'ın yapacağı iddia edilen program, ortamı ne kadar değiştirir bilinmez ama zaten toz duman olmuş ortalığı daha da karıştıracağı kesin. Bu dönemde merak ettiğim ve öğrenip kamuoyuyla paylaşacağım ilk konu, kulübün borcunun son hali. 14 milyar TL'ye ulaştığını tahmin ediyorum. Net olan bir şey var; kazanan aday 2025'e ateşten gömleği giyerek girecek.

Ayıplamak lazım!

Beşiktaş ligin en zayıf halkası Adana Demirspor'a yeniliyor. İki takım arasındaki tüm istatistikler Beşiktaş'tan yana. Şartları gereği Adana Demir'den puan almayanı, hatta yenmeyeni ayıplıyorlar. Ancak ne varki Yusuf Sarı başta Adanalı oyuncular bir tutam hırs, bir tutam cesaret ve bir tutam da futbol ortaya koyarak hak edilmiş bir galibiyet aldılar. Birincisi Beşiktaş en zayıf rakiplerini bile korkutmuyor artık. Korkutacak ne bir hırs ne de bir oyun oynayamıyorlar. Takım oyunu gitmiş neredeyse bireysel oyuna dönmüş bir oyuncu grubu işliyoruz. Doğaçlama gidiyor gibi oyun. Ciddi bir strateji eksikliği var. İkincisi Beşiktaş vasatizm hastalığına tutulmuş. Yazmaktan yoruldum, biliyorum okuyanlar sıkıldı ama tekrar etmekte fayda var. Beşiktaş'ın sol beki Masuaku, sağ beki Svensson olduğu müddetçe maçların genelinde tıkanıklık yaşarsınız. Üçüncüsü olmayan kanatlar. Sağ ve sol bek lütfedip ileri yeteri kadar destek veremediğinin de etkisiyle Beşiktaş'ın kanatları adeta yok gibi. Sağ ve sol beklerdeki vasatlık sol ve sağ açıktaki yoklukla beraber Beşiktaş'ın derin bir kalitesizlik boşluğuna düşürdü. Kanadı olmayan Kartal uçabilir mi? Buna bir de Semih'in ne yaptığı belli olmayan bireysel koşuları da eklenince bu oyun ve sonuç kaçınılmaz oldu. Seken topu kafayla tamamladı diye Al-Musrati güzellemesi yapacak değilim. Ama bütün orta sahanın kendi kimliklerinin çok altında bir performans sergilediğini söyleyebilirim. Seçim bitse de şu takım net bir otoriteyle tanışsa.

Oyuncuların emeğine yazık oldu

Beşiktaş'ın sevilen teknik direktörü, Kuzey'in yükselen yıldızı Bodo/Glimt karşına kadroda sürpriz değişiklikler ve pozitif bir felsefeyle çıktı. Onur'un, Svensson'un önünde sağ açıkta tercih edilmesi Glimt'in etkili kanadı ve oyuncusu Hauge'nin yolunu tıkamak için anlaşılabilir bir başlangıç tercihiydi. Sol bekte mecburiyetten oynatılan Bakhtiyor ideal mevkisi olmamasına rağmen Masuaku'dan çok daha üstün bir performans sergiledi. Zaynutdinov'un dışında ilk yarı Gedson öne çıkanlardan biriydi. Eğer Rafa Silva karşı karşıya kaldığı pozisyondaki vuruşu çizgiden çıkartılmasa maçın hikâyesi değişebilirdi. İlk kırılmayı orada yaşadı. İkinci kırılma Ersin'in 1-0 öndeyken takımı kontraya çıkarmak adına anlamsız çıkışında rakibe verdiği topun dönüp gol olmasıydı. Biraz heyecan ve strateji eksikliğine bağlıyorum.
İkinci gol rakibin becerisi, Beşiktaş'ın şanssızlığıydı. Yüksek oyun disiplini ile Al-Musrati ve Ndour yerine Salih ve Muçi'nin alınması yerinde tercihlerdi. Beşiktaş rakibe verdiği oyun kontrolüne yeniden ortak oldu. 75'te Semih'in bulup da dışarı attığı net pozisyon gol olsa bu hamlenin ödülü erkenden alınabilirdi. Mustafa ve Can Keleş'in girişi takıma canlılık katsa da sonuç değişmedi. Kimse Beşiktaş mücadele etmedi diyemez ama iki eksiği vardı. 1-0'dan sonraki strateji eksikliği ve yakaladığı fırsatları değerlendirememesi. Yazık oldu. Emekler buz kesti.

Beşiktaş karanlığına Fener yaktı!

Derbilerin güzel tarafı şudur; hesap kitap dinlemez. Tarih yaprakları formda olmayanın formda olana, vasat kalanın güçlü olana zaferler kazandığı örneklerle doludur. "Derbinin favorisi olmaz" sözü bu birikimin sonucudur. Son 5 maçını kazanamayan, istifalarla ve kaosla sarsılan Beşiktaş'ın futbol takımı, taraftarını da arkasına alarak kağıt üzerinde favori Fenerbahçe'yi yenerek yeni bir derbi hikâyesi yazdı. Taraftar takımın arasında durdu. Futbolcular da giydikleri formanın ağırlığına yakışır bir mücadele ortaya koydu. Tayyip Talha ve Emirhan başta olmak üzere, orta sahada Salih, Gedson, Al-Musrati Fenerbahçe'nin güçlü hücum hattına geçit vermediler.
İlk yarı sarı-lacivertlilerin bir çizgiden çıkarılan ve direkten dönen topunda şans kadar emek ve beceri de vardı. Buna karşın Rafa Silva ve Immobile'nin kaçırdığı gol pozisyonu, maçın kritik anlarından biriydi. Beşiktaş'ın alameti farikası yüreğiyle oynaması ve Serdar Topraktepe'nin cesur kararlarıydı. Elindeki bütün güçleri sürmesi bazı futbolcuların kırgınlıklarını da giderdiğini gösterdi. 71'de Semih ve Ndour öncesinde Chamberlain'i alması takımı dinamizm olarak ayakta tuttu. Immobile ve Chamberlain karışımı galibiyeti getiren gol bu oyunun ödülüydü. Morinho, oyuna dokunuşta gecikti. 1-0'a gelmeden hamleleri yapmalıydı. Sonrasında nefesi yetmedi. Bu galibiyet, kaoslardan bunalan Beşiktaş için güçlü bir ışık oldu. Karanlığına Fener yaktı.

Kaosun adresi

Beşiktaş'taki kaosun 1 maçta, 1 ayda bitmesi mümkün değil. Samet Aybaba'nın deprem etkisi yapan açıklamaları ortada duruyor. Camianın sağduyu sahibi isimleri, hukuki ve vicdani yargılama yapmadan önce suçlanan isimlerin cevabını da dinlemek istiyor. Bu yüzden makul çoğunluk, Hasan Arat ve Kaan Şakul'un hatta sürece şahitlik eden yönetimin konuyla ilgili açıklamalarını bekliyor. Denetleme Kurulu raporunu hazırlamadan bu sürecin içinde olan herkes konuşmak durumunda.
Beşiktaş sağlıklı bir yol yürümek istiyorsa kimseden taraf olmadan doğrudan taraf olmak zorunda. Sergen Yalçın'ın tavrından ve açıklamalarından "Kaosa girme, Haziran'ı bekle" tavrı hissediliyor. İbrahim Üzülmez, Tamer Tuna, Ziya Doğan, Bayram Bektaş, Mehmet Ekşi veya Hatay maçına çıkan Serdar Topraktepe ile de süreç toparlanabilir.
Yeni başkan Hüseyin Yücel'den daha radikal kararlar gelirse de şaşırmam. Ancak süreçte kaos var ve taşın altına kim elini sokarsa fedakârlık içeriyor. Dün beraberlikte biten Hatay maçına Serdar Topraktepe'nin, Salih'in 11 başlaması, Chamberlain'in oyuna girmesi gibi dokunuşlar vardı. Mücadele olarak son dönemin üstüne çıkılsa da Hatay'ın dinamizminin önüne geçemedi. İkinci yarı özellikle Gedson'la yakalanan pozisyonlar gol olsaydı berabere bitmeyebilirdi. Beşiktaş gelip gelemeyerek yeni başkan, eski yönetime moral, destek fırsatını kaçırdı. Beşiktaş bir süre daha saha içi ve dışında kaosu yaşayacak gibi.

Bronckhorst misyonunu tamamladı

Beşiktaş yönetiminin, Maccabi Tel Aviv maçı öncesi bir gece vakti, yangından mal kaçırır gibi halef-selef futbol direktörleri haline getirilen Samet Aybaba ve Brad Friedel'ın görevlerine son verilmesi ve sonrasında oluşturulan kaos çok yanlış bir karardı. Bu amatörlük ve ardından Başkan Hasan Arat'ın Beşiktaş A.Ş. başkanlığını Hüseyin Yücel başkanlığındaki komiteye devredilmesi Beşiktaş'ı tarifsiz bir türbülansın içine soktu. Camianın bu kadar savrulduğu bir ortamda futbol takımının da motivasyon kaybı yaşamaması düşünülemezdi. Başarısızlığı Friedel ve Kaan Şakul'a yıkmak tüm sorunların cevabı mı bu ayrı bir yazı konusu. İsrail şartları zorluyor, UEFA uyguluyor. Beşiktaş evinde seyirciyle oynayıp kazanacağı maçı Macaristan'da kaybediyor. Çifte standart, UEFA'nın paçalarından dökülüyor. Maccabi Tel Aviv, Avrupa Ligi'nin en çok gol yiyen, hiç puanı olmayan vasat ötesi takımı olarak Beşiktaş karşısına çıktı. Bu maçı kaybetmenin hiçbir mazereti yok. Bu oyun, 'Immobile penaltıyı kaçırmasa' diye de açıklanamaz. Beşiktaş bu değil. Performansı bu olamaz. İster motivasyonsuz ister ruhsuzlar diyelim bu oyunu ve skoru da karşılamaz. Bronckhorst, oyunu okuma ve çözüm üretme konusunda çok formsuz, çaresiz. Umudun olmadığı yerde nasıl gelecek inşa edilir. Hollandalı teknik adam, taraftar nezdinde bütün kredisini tüketti. Hasan Arat'ın, Hüseyin Yücel'e havale ettiği ateşten gömlek kimi yakar bilinmez ama ilk yanan Bronckhorst olur, gitmelidir.

Baş sorumlu Bronckhorst’tur

Eleştirilere kulaklarını tıkadığın gün değişime ve gelişime yolları kapandığın gündür. "Ben bilirim, biz en iyisini biliriz" yaklaşımının insanlara, kurumlara çok şey kaybettirdiğini defaatle tercüme ettim. Bronckhorst yetemedikleri kadar inatlarıyla da Beşiktaş'ın bu günlere gelmesinde baş sorumludur. Yönetim, Hollandalı'nın hatalarına müdahale etmemesiyle, çözüm üretememesiyle diğer sorumludur. "Biz kötü gidişatı gördük, başkanı uyardık ama…" diyen, "Sözümüzü dinletemedik, dikkate alınmadık" imâsında bulunan varsa, ses verip ya da istifa müessesini işleme koymadıysa onlar da bu tabloda pay sahibidir. Milli arada takımlar eksiklerini giderir. Sakatlarını iyileştirir, komisyon eksiklerini giderip, taktiksel idmanlarla yenilenir. Beşiktaş'ta tam tersi. Ne zaman milli ara olsa Beşiktaş görülmemiş tatiller yapıyor. Rakip takımlar çalışıyor, hocaları PR yapıp ilişki geliştiriyor. Bronckhorst ve ekibi tarihte görülmemiş bir oranda ve süreyle milli araları İstanbul dışında tatilde geçiriyor. Geldiği günden bu yana bu uyarılar yapılmasına rağmen Hollandalı, tatilinden vazgeçmiyor. Göztepe daha çok isteyen, koşan ve oynayan taraftı. Silva dışında ayakta kalan oyuncu yoktu! Tatil takımı bozmuş. Bu takımın kondisyon seviyesini, bütün verileriyle açıklamaya davet ediyorum. Bir takımın 65'ten sonra bu kadar düşmesi normal değil. Beşiktaş taraftarı adeta sabır testinden geçiyor. Başkan Hasan Arat ve yönetiminden liderlik ve doğru müdahaleler bekliyor.

El freni Montella

Futbolun bilinen basit uygulamalarından biri şudur: "Hava yağışlı ve zemin ağırsa teknik kapasitesi yüksek oyuncularla ve kısa paslaşmalarla oynamak zordur. İleride uzun bir santrfor kullanıp, uzun paslarla çıkmak ve santrfordan dönen toplarla baskı kurup sonuç almak daha kolaydır. Karadağ'da oyunu bozacak kadar şiddetli yağmur ve patates tarlasına dönen saha mevcuttu. Ancak bu şartları izleyen ve hiçbir sistem değişikliği yapmayan Montella vardı. Bir teknik adamın kalite seviyesi, değişen şartlara ve gelişen oyuna göre ürettiği çözümlerdir. Montella tutturmuş santrforsuz oyun ezberi… B, C planlarından yoksun oynamaya çalışıyor. Santrforsuz oynamayı bir inatlaşmatakıntı haline getirmiş gibi. Cenk Tosun var almıyor, kenarda Enes var oynatmıyor. Kenan'ı, Kerem'i, Arda'yı kötü zeminde yüksek Karadağ savunması arasında adeta ezdirdi. Montella, en zayıf halka Karadağ'a yenilmemizin ve A Ligi'ne yükselememizin tek sorumlusudur. Büyük takımlara motive olmak, taktik üretmek, 4-6-0 ezberiyle oynayıp bu yıldızlar topluluğuyla sonuç almak kolaydır. İki Karadağ maçı başta, Galler dahil tek tip oyunuyla Montella, A Milli Takım'ın A Ligi yolunda el freni olmuştur. Ayrılma aşamasındaki Prosinecki, sağ kanattan fotokopi gibi iki stratejik atakla Montella'ya taktik ve acı strateji dersi veriyorsa sıkıntı göründüğünden de büyük demektir. TFF yönetimi, Dünya Kupası yolculuğuna çıkmadan tek tip Montella'yı analiz masasına yatırmalıdır.

İpler elimizde

Bir puanın rakip Galler'i perdeliyor ve sizin yolunuzu açıyor olması maçın hikâyesine direkt yansıdı. Misafir takım oyununu 4-4-2 üzerine ama geçiş yollarının kapatıldığı sert savunma üzerine kurarak başladı. Galler'in planı, oyunu 1. bölgede karşılayıp yakaladığı birkaç kontratakla sonuca gitmek üzerineydi. Millilerimiz de kontrollü ama hırslı bir anlayışla ilk yarı top ve oyun kontrolüyle sahadaydı. Kaptan Hakan'ın kasığındaki problemlere rağmen sahada olması kıymetliydi. Rakibin biri ofsayttan biri direkten dönen iki pozisyon sığdırdığı ilk maçta Yunus son pas ve vuruş kararsızlığı yaşamasa iki pozisyondan birini gole çevirebilirdi.
Barış'ın hareketli oyununa rağmen ceza alanında yapılan 2-3 ortada pozisyon alamamasından Montella etkilemiş olacak ki ikinci yarı Barış'ı çıkarıp santrfor Enes'i aldı. Orta sahayı da İsmail'le güçlendirme ve geçiş yollarını tıkama yoluna gitti.
Enes'in oyuna girdikten hemen sonra 2 pozisyon bulması, değişikliğin doğruluğunu, Yunus'un çizgiye inip diziyle vuruşunda kaçırdığı pozisyon alternatifli santrfor tartışmasına işaret etti.
Galler takımının maç boyunca bizim olası savunma risklerimiz üzerine kurduğu plan tutmadı. Günün çalışkan ismi Yunus'un kazandığı penaltının getirdiği heyecan, Kerem'in direğe nişanlamasıyla tarifsiz bir boşluğa dönüştü.
Bu maç tam 'Kazanamıyorsan kaybetme' maçıydı. İpler bizim elimizde ve Karadağ maçında kendi işimizi kendimiz göreceğiz.