CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Eksiği hala çok

G.Saray dün G.Antep maçını kazandı ama hep söylüyoruz; eksikler çok! Sarı kırmızılıların orta sahası çok kötü. Şayet dün G.Antep ilk yarıda bir iki kez dikkatli gitse G.Saray'ın üzerine, maç böyle bitmezdi!
G.Saray'ın bir diğer zaafı da "Yan toplar!" Dün özellikle ilk yarıda yan toplar hep tehlike yarattı. Çünkü yüksek yan toplara çıkıp kafa vuracak adam kalmadı G.Saray'da. Semih kafasına darbe aldığı için o da topa çıkamıyor. Umut sakın geri gelip kafa topuna falan yardım etmesin! Mazallah kendi kalesine atar (!)
Hep diyorum bazı şeyler var değişmez; hani Onur ile Trabzonspor'un şampiyonluğa oynayamayacağı gibi... Beşiktaş'ın kalecisi Tolga'yı yarın (bugün) göreceğiz.. G.Saray'da da Umut'un bu takımın santrforu olamayacağı gerçeği değişmez! Santrfor dediğin rakip sahada top alır, top verir, boş alanlara kaçar! Bunlar Umut'ta yok! Topa bile eğilerek çıkıyor. Bir top istop ediyor, top 5 metre açığına düşüyor! Dün golü attı ama Umut'un çok eksileri var. G.Saray, Umut'tan umut bekliyorsa onu unutsun! Umut'tan "umut" olmaz. Onun sadece adı "Umut!" o kadar.
G.Saray'ın çözmesi gereken bir sıkıntı da geri dönüşler. Top rakipteyken G.Saray çabuk geri dönemiyor.
G.Saray'ın üç yabancısı da iyi. Ayaklarına çok hakimler. Top alıp veriyor, rakip kaleyi iyi yokluyorlar. Podolski de dün çok çalışan isimler arasındaydı.
Hamza hoca aslında ikinci yarıda Podolski'yi oyundan alacağına Umut'u oyundan alsaydı daha iyi olurdu.
Sinan Gümüş'ten daha fazla faydalanmalı. Burak'ın yokluğunda Sinan belki de öne çıkıp G.Saray'a faydalı olur. Umut'tan daha çok faydalı olacağı kesin!
Bakın Sneijder'e.. Dün ferdi olarak sahada çok çalıştı. Çok koştu, rakip kaleyi görünce yokladı. Sneijder ile Podolski çok koşup takım için çok şeyler yapmaya çalıştılar ama top almakta zorlandılar. Takım arkadaşları onlara top atmada sınıfta kaldı.
Özellikle Podolski topu aldığı zaman rakip ayağından topu alamıyor. Topu ayağında tutması iyi birşey takım için. G.Saray, Podolski ve Sneijder'den daha fazla verim almak istiyorsa onları pasla beslemenin yollarını bulmalı.
Gaziantep ikinci yarıda oyunu istediği şekle sokamadı. Daha doğrusu G.Saray'ı zorlayamadı. Çünkü çabuk çıkamadı. G.Saray'ın geriye geç dönmesinden faydalanamadı. Hakan Balta yine istikrarlı.
Bu tip maçlar hakem için kolay değildir. Ufak tefek şeyler başına büyük işler açabilir. Çok koştu. Pozisyonlara yaklaşmaya çalıştı. Ama karar vermek için Alper Ulusoy'un en az 8-10 maçını daha izlemek gerekir.

Gördüğünü çalarsa alnından öperim

Beşiktaş ile Fenerbahçe kozlarını yarın Olimpiyat Stadı'nda paylaşacak. İki takım kadar gözler maçın hakemi Halis Özkahya'da olacak. Usta yorumcu Erman Toroğlu ile A'dan Z'ye derbi analizi;

Zirveyi yakından ilgilendiren bir derbi. F.Bahçe lider, Beşiktaş ise 3 puan geride ikinci? F.Bahçe'nin sisteminin oturmadığı, Beşiktaş'ın ise sahada daha güçlü olduğu söyleniyor. Nasıl bir mücadele bekliyorsunuz?
Fenerbahçe hazır gözükmüyor tamam ama bu fiziki bir durum... Teknik direktör diyor ki; "Bizim zamana ihtiyacımız var." İyi güzel... Futbolcuların çoğu milli takıma gidiyor o da güzel. Gidenler milli takımlarında oynadılar, milli takım hocaları memnun... Dönüyorsunuz Van Persie, kondisyonerine tebrikler yolluyor. Pereira'nın şu cinliği var; 3-1'lik Molde yenilgisinden sonra "Takım sorumludur" diyor. İyi güzel ama kendisine yöneltilen bir soruya da "Benim antrenman şeklim farklıdır. Ben böyle çok şampiyonluk kazandım" yanıtını veriyor. Yani şampiyon olunursa Pereira'dan, olunmazsa futbolculardan. Van Persie; Beşiktaş maçında yüzde yüz ilk 11'de oynayacak. Öncelikle "Madem sen bana bunu yaptın, al sana ilk 11... Geçen maçta girdin dakika bir, gol bir maçı kazandırdın girerken de çıkarken de hava attın. Bu maçı da kazan boyunu göreyim" diye düşünecek. Eğer Van Persie kötü oynar, kötü mücadele ederse "İşte çok istediğiniz Van Persie... İşte çok ağlayan Van Persie bu" diyecek. Hollandalı iyi oynayıp maçı kazandırırsa bu kez de diyecek ki, "Van Persie'yi durgun görüyordum onu hırslandırmam gerekiyordu." Bu yazıyı saklayın aynen böyle olacak. Pereira biraz fazla uyanık ama karşısındaki ikili Van Persie ile Nani ondan daha uyanıklar. Çünkü onların futbol geçmişleri ve kariyerleri Pereira'nın çok üzerinde. Yani bu görüntüde Van Persie ile Nani tamam Pereira'ya uyar gözükecekler ama hiçbir zaman Pereira onlara istediğini yaptıramayacak. Yaptırmaya kalkarsa, iş ters tepecek ve diğer futbolcuların dengesi bozulacak. Maçlar iyi giderse fazla toz kalkmaz ama kötü gidecek iki maçtan sonra ortalık yangın yerine döner. Eğer Van Persie ile Nani gibi adamları getiriyorsanız bunlara hakim olacak bunların üzerinde karizması ve geçmişi olan bir hoca da getirmelisiniz. Çünkü Pereira biraz tribüne oynuyor. Geçen sene Bilic'in oynadığı gibi.

Ezilerek karar verilmez

Halis Özkahya 1 yıl aradan sonra derbi maça çıkacak? Özkahya gösterdiği kırmızı kartlarla dikkat çeken bir isim. Kendisine tavsiyeleriniz ne olur?
Halis Özkahya bu maçı kaldıramayacaksa niye FIFA yapıldı. Kaldırır mı? Biraz zor. Çünkü bizim FIFA hakemlerimiz UEFA'daki koşu testlerine gidip geçemeyip geliyorlar. Türkiye'de bunlara maç verilebiliyor. Halis Özkahya bu maça "Arkadaş benim son maçım olabilir ama ben futbolun oyun kurallarının doğrularını yapacağım diye çıkabilecek mi? Gördüğünü çalarsa, "Helal olsun" der onu alnından öperim. Ama çaldıktan sonra bu hakem komitesi ve federasyon ona sahip çıkabilecek mi? Çıkarlarsa onların da alnından öperim. Yoksa Olimpiyat Stadı'nda bol rüzgarın yanında eyyam rüzgarı mı esecek? Çünkü Halis Özkahya futbolcuların karşısında ezilerek düdük çalıp, ezilerek karar verip, ezilerek kart gösteriyor. Bunun cevabını da kendisi verecek.

Quaresma ne yaptı!

Tipik bir beraberlik maçı! Beşiktaş bir şeyler yapmaya çalışıyor, Şenol Güneş bir şeyler yapmak istiyor… Yani Şenol Güneş devamlı prova yapıyor, ne ceket tam oturuyor ne de pantolon! Ya ceket defo veriyor ya da pantolon!
Şimdi burada önemli olan şu; Quaresma'yı alıyorsun. Niye; 'Büyük futbolcu' diye. Büyük futbolcu ne demek? Boyu iki metre mi? Yoksa 90 kilo mu?
Kafası mı büyük? Ayağı mı büyük? Neresi büyük?
Size kestirmeden anlatayım, büyük futbolcu şu; herkesin oynadığı koşturduğu alanda sahneye çıkacak, iki tık tık, bir şık şık yapacak, atacak golünü, selam verecek.
Oyuna devam edecek veya oyundan çıkacak. Yani diğerlerinden farklı olacak. Şimdi Quaresma ilk 45 dakikada oynadı. Yürüyüşü çok seksi. Kalçaları dışarı dışarı yürüyor, bacakları da çapraz basıyor.
Peki arkadaşlar Quaresma sahada ne yaptı? Hikaye!

Cenk büyük futbolcu mu!
Cenk oyuna giriyor, o ne yapıyor?
Hiç olmazsa tekmeye kafa vuruyor. Cenk büyük futbolcu mu? Hayır!
Küçük futbolcu! Ama hiç olmazsa Gençlerbirliği'nin futbolcuları ne yapıyorlarsa onlara aynı dilden cevap veriyor. O zaman da onların dengesi bozuluyor.
Peki Beşiktaş takımı G.Birliği'nin oyun düzenini bozdu mu? 90 dakikanın çok az bir bölümünde bozdu. Zaten o zaman da golü attı.
Peki şimdi size soruyorum, "Beşiktaş'ın kaç tane gol pozisyonu var?"
Dönüp bu sefer arka bahçeye geçiyorum.
G.Birliği'nin kaç tane gol pozisyonu var?
Ve maçın sonucu ne? Bence adaletli bir sonuç!
Birisi kazansa veya kaybetseydi diğerine yazık olurdu.
Dün hangisi kazansa diğerine yazık olurdu. Hangisi kaybederse diğerine yazık olurdu! İşte böyle bir maç oldu. İki taraf da ağlamasın.
Ama sen Beşiktaş isen, şampiyonluğa oynuyorsan bu maçın faturasının hesabını sen vereceksin.
Öncelikle Şenol Güneş, artısıyla eksisiyle!

Ortaya karışık Adana gibi
Hakem Fırat Aydınus için zor bir maç. Aslında maçta bir şey yok, o açıdan değil zorluk! Ama veriler beyanatlarla onu büyük bir yük altında bıraktılar. O da iki takım gibi maçı idare etti. Nasıl iki takımın birbirine zararı yoksa, onun da iki takıma zararı olmadı.
Gençlerbirliği'nin son dakikada istediği penaltı ortaya karışık Adana gibi. Birkaç defa daha seyretmek lazım. Böyle bile olsa demek ki hakem haklıdır.

Takım oyunu hak getire

Fenerbahçe bildiğiniz gibi... Kazanıyor ama sadece kazanıyor, o kadar! Bu takım Pereira yönetiminde 10'uncu maçını oynadı hala hiç bir şekilde oyun organizasyonu yok. Fenerbahçe'nin oyunu tamamen "şahsi beceriler" üzerine kurulu. Yani takım oyunu hak getire...
Bence bu Pereira, Fenerbahçe'ye hakim olacak bir teknik direktör değil. Bursa değil ama başka takımlara karşı oynarken Nani veya Van Persie gibi isimlerden biri isyan etse bu hoca bunlara ağırlığını koyabilecek güçte mi? Değil! "Çok para harcadım müthiş kadro kurdum" diyorsun oynadığın futbol verdiğin paranın yüzde beşi bile değil.
Bakın kadroda düşünün isimleri, tam iki takım çıkacak kadar futbolcu var Fenerbahçe'de. Bu da teknik adam için çok zor. Malzemeyi veriyorsun hocanın önüne, "Bana yemek yap" diyorsun. Yemeği yiyen de keyif alacak. Bakın Fenerbahçe'nin oyunundan memnun olan Fenerbahçeli taraftar var mı? Ben dünkü maçta Fenerbahçe'nin futbolundan keyif almadım.
Fenerbahçe dikkat edin her maçta rakiplerinden fazla "faul" yapıyor. Bu faullerin fazla olması, Fenerbahçe'nin iyi olmadığını, takımın gücü olmadığını gösteriyor. Kendi evinde oynuyorsan Bursaspor'dan daha az faul yapacaksın. Altını çizerek söylüyorum; bu olay güçsüzlüğün göstergesidir. Her ne kadar bu durumu Pereira, "Ben hep böyle maç kazandım" diye açıklasa da bunun açıklaması, "Güçsüzlük" ten başka bir şey değil.
Pereira, ikinci yarıda baktı ki maç gidiyor, bu iş böyle gitmeyecek Van Persie can simidine sarıldı. Hasan Ali Kaldırım'ın becerisi Sercan'ın beceriksizliği, Van Persie'nin ustalığı ile ikinci gol geldi. Başka seyirci olsa çoktan takımını ıslıklamaya başlar, aleyhte tezahürat yapardı. Sarı-lacivertli taraftarlar doğrusunu yaparak sonuna kadar takımının arkasında duruyorlar ama maalesef teknik direktör ile takım, oynadıkları futbolun arkasında duramıyorlar.
Hakem, büyük baskıya rağmen eğilmedi. Ama Markovic, hakemin yarım metre dibinde yüzüne "F..k off" (küfür) dedi mi? Onu çok merak ediyorum. Televizyondaki görüntüler sanki öyle dediğini gösteriyor gibi! Bu küfür olayı doğru ise ve atamadıysa Barış Şimşek hatalı. Tabii ki kırmızı kartı bir çıkarsa adam seneler sonra Trabzonlu olduğu için maç verilmediği İstanbul'a ilk kez gönderilmiş! Sen Fener'e kırmızı çıkaracaksın ha! Çok zor! Hep söylüyorum iyi hakem olacaksan gördüğünü çalmalısın.

Çakır yine şaşırtmadı

Karşılaşmanın geneline bakıyorsunuz; pozisyon olarak da oyun olarak da Trabzonspor üç puana daha yakın gözüküyor. Ama İstanbul'un üç büyüğü ile oynarken "iyi oynamak" yetmiyor. Her an dikkatli olacaksın. Bir pozisyon yakalarlar, golü yaparlar. Puanları alır giderler. Bir de hakem faktörü var tabi... Mesela Trabzonspor'un lehine bir pozisyon var; net bir penaltı! Ama Cüneyt Çakır'ın önünde olmasına rağmen "Ses" yok!. Karşılaşmanın hakemi Cüneyt Çakır oldu mu Türkiye'deki maçlarda bu hakemin kafasında bazı şeyler dolaşıyor. Ya rahat değil! Ya birşeyler düşünüyor! Duruma göre karar veriyor, pozisyona göre değil! "Cüneyt Çakır nasıl?" diye sorulduğunda hep "Ohhh" yani "İyi" demek istiyorum ama bir türlü "Ohhh" diyemiyorum. Hep "Ehhh" yani "İdare eder" şeklinde yorumum oluyor. Dün de benden "Ohhh" değil "Ehhh" aldı! Kimse kırılmasın. Trabzonspor kaleci Onur Kıvrak ile şampiyonluğa oynayamaz! Tekrar ediyorum; Onur ile şampiyonluğa oynayamazsın! Hava toplarında Onur çok zayıf bir kaleci. Bakın "zayıf" demiyorum "çok zayıf." Ama öyle böyle işi götürüyor. Onur hiçbir zaman şampiyonluğa oynayacak bir takımın kalecisi değil. Çünkü kalecinin çok hata yapmaya hakkı yok. Çünkü arkasında kimse yok. Bir tarafta Onur var bir tarafta Muslera var. Muslera'ya iki yan top geldi çıkıp aldı. Hissederek oynuyor, yılanı görüp hemen harekete geçiyor. Beşiktaş'ın kalecisi Tolga için de görüşüm aynı. Ama Tolga, Onur'dan bir gömlek daha iyi. Türkiye'de iki kaleci var çok iyi olan biri Muslera diğeri de Volkan Demirel. Trabzonspor sahasında en kötü berabere bitirebileceği maçı kazanamadı. Bu neticede teknik direktör Şota'nın da payı var. Özer Hurmacı'ya bu kadar tahammül etmesini anlayamadım. Mehmet Ekici eğer sakat değilse oynaması gerekir. Eğer sakatsa da yedek kulübesinde oturmaması gerekir. Eğer şampiyonluğa gideceksen bu tip maçları kaybetmeyeceksin. Avni Aker Stadyumu'nda sahanın zemini şampiyonluğa oynayacak olan Trabzonspor takımı için avantaj değil. Gelen takıma avantaj! Ama Erkan Zengin'in de o pozisyonu kaçırmasını sakın kimse zemine bağlamasın. Ayağını yatırıp vursan o topu kimse çıkaramaz! Futbol böyle bir oyun. Sahada sadece oynamakla kazanılmıyor. Hem becerikli olacaksın, hem kalecin iyi olacak hem de hakem gördüğünü çalacak.

Bu Galatasaray 'Dursun'

Gazeteden yazdığım yorumların hiçbirini maçın skoruna göre yapmadım. Bazı spor yazarları vardır, maç 2-0'da başka yazarlar, maç 3-2' olunca başka yazarlar. Bu satırları yazdığım dakika Galatasaray-Atletico Madrid maçının devre arası!
Size ilk 45 dakikanın yorumunu yapıyorum.
Dakika 32, Galatasaray'dan Emre çıkıyor, Umut giriyor. Sevgili okuyucular, sayın sporseverler ikinci yarının ne olduğunu şu anda bilmiyorum. Ve bu satırlarla hiç oynamayacağım. Namusum üzerine yemin ediyorum.
Eğer bu dakikada Emre çıkıp sarı-kırmızılı takıma Umut giriyorsa Galatasaray takımında umut da bitmiştir, heves de bitmiştir, şevk de bitmiştir, hedef de bitmiştir!
Bakınız sahadaki takım yönetimin aynasıdır. Bu bencedir başkasını bilmem! Galatasaray başkanının adı Dursun! Galatasaray'ın da oynadığı futbol zaten "dursun", yürümesin!
Bu Dursun hep hikaye anlatıyor.
Tamam Galatasaray'ın mali durumu kötü olabilir. Oraya gelince hem mali durumu düzelteceksin hem futbol takımını. Gerisinde anlatacağın bir kişi var. O da İnan Kıraç. Onu da anlatabilir misin? Bilmiyorum!
Şimdi bu yazıyı okuyanlar diyecekler ki "Yahu Erman hoca Galatasaray başkanı Dursun ile İnan Kıraç'ın bu maçla ne alakası var?" Diyeceksiniz ki "Ne alaka?" Ben de size cevap vereceğim; "Kel alaka!"
Galatasaray'da bir orta oyunu oynanıyor. Ama bir de gerçek var.
Takıldığım da bir yer var. Hamza Hamzaoğlu... Seni getirdiler, seni kullandılar, sen de onları kullandın.
Ama deniz bitti! Bakınız bu satırların bittiği yerde dün akşamki maçın ikinci yarısı henüz başlamamıştı. Bu satırlara hiç dokunmadan ikinci yarının bitiminde bu satırlarda ikinci 45 dakikanın da yorumunu yapacağım.
Bu konuda da en ufak bir satıra en ufak bir kelimeye dokunmayacağıma namusum üzerine yemin ediyorum.
Şu satırları da maç bitince yazdım; Eğer Galatasaray büyük takımsa, büyük kulüpse, dün akşam oynadığı futbol kadar zavallı olamaz!
Mücadele edersin, futbol kavgası yaparsın, yenilirsin!
Ama dün akşamki gibi "aciz" duruma düşemezsin.
Senin başkanın televizyonlara çıkıp çok aciz duruma düştüğünü, çok zavallı duruma düştüğünü canlı yayında saçma sapan bir şekilde, zavallı bir şekilde beyan ederse, Galatasaray takımından Atletico Madrid'e karşı "tabanca" gibi bir takım bekleyemezsin.
Bakınız Atletico Madrid'e yenilirsin, berabere kalırsın.
Önemli değil. Ama dün Galatasaray takımı Atletico Madrid karşısında aciz duruma düştü.
Sağından baksan, yenilecek!
Solundan baksan, yenilecek! Aşağıdan yukarı baksan yenilecek! Yukardan aşağı baksan, yenilecek!
Neden? Çünkü senin başkanın çıkıyor televizyona ağlıyor, zavallı duruma düşüyor. Galatasaray'ı kendinden daha fazla zavallı duruma düşürüyor. Zavallı Dursun, zavallı Galatasaray, pardon Galatasaray zavallı olmaz, yeter ki "Dursun"lar olmasın. Galatasaray yürüsün.
Ne zaman?
Dursun ve kardeşi olmadığı zaman... İnan Kıraç'ın kulakları çınlasın yani onursal başkanın...

Frekans!

Bu Fenerbahçe 4 lig maçı oynadı, 4 de Avrupa kupası maçı… Yani 8 resmi maç yaptı. Artık bu takımın hazır olması gerekir. Ama dün akşam izlediğim Fenerbahçe'nin hazır olmakla uzaktan yakından alakası yok! İnsan hiç olmazsa 4-5 yan top indirmesi yapar, ver kaç yapar, şut atar, rakip takımın kalesine bindirmeler yapar… Dün sahada bunların hiç birisi yoktu. Fenerbahçeli futbolcular doğaçlama oynuyorlar, sahada her futbolcu kendi bildiğini yapıyor. Kendi kabiliyetine göre oynuyor. Fenerbahçe'de görünen o ki teknik adam ile takımın arasında bir elektrik tutmamış.. Anladığım kadarı ile teknik adam futbolcular üzerinde bir ağırlık oluşturamamış. Teknik adam ile futbolcular arasında uyumsuzluk var. Saha kenarında kendini kaybediyor, yiyor kendini, bağırıp çağırıp arkasını dönüyor. Futbolcu saha içinde anlamıyor. İyi teknik adam soyunma odasına girer girmez konuşmaz. İki-üç dakika geç girer son 5 dakika konuşur. Futbolcu sinirliyken bir laf söyler iş biter! Arkadaş bazı teknik adamlar saha içinde bir şeyler işaret ediyor ya futbolcu bunu görmez. Futbolcu hocaya bakarak oynarsa zaten oyundan kopar. Görünen şu; Fenerbahçe'de teknik adam ile futbolcu arasında frekanslar uymamış!
Josef de Souza golü attı attı ama gol bir tuhaf gol. Hani bir hazırlık pası ile gelen çalışılmış bir gol değil. Yandan top atıldı ayağının burnu ile topu içeri attı. Tamam Fenerbahçe'nin attığı gol büyük takımın golü. Fırsatçı bir gol ama kombine atağını göremedim Fenerbahçe'nin dün. Beşiktaş maçında kombine ataklar vardı. Sonucunda da bol pozisyonlar izledik, keyif verdi. Van Persie iyi kumaş. O kadar fiziğine rağmen ayaklarını çok yumuşak kullanıyor. Topu alışı verişi çok iyi. Henüz daha kuvvetli değil galiba. Biraz zamana ihtiyacı var.
Galatasaraylı futbolcular için "Sahte koşuyorlar" dedik dün de Fenerbahçeli futbolcular arasında da "Sahte koşanlar" vardı.

Atletico sevinmiştir

Galatasaray'ın hâlâ akordu bozuk.
Daha önceki maçlarda da bunu yazmıştım.
Galatasaray bir türlü akort bulamadı. Bakın G.Saray'ın orta sahası ortada yok! Bu nedenle Mersin çok rahat geldi rakip kaleye. Galatasaray'ın karşısında ayağa top yapan, daha çabuk çıkan bir Mersin olsa skor çok farklı olurdu. İkinci yarının başında Welliton'un attığı gol söylediklerimi doğruladı sanki.
Galatasaray'da kaptan var ama oyunun kaptanı yok. 7-8 oyuncu sahte oynuyorlar.
Eskiden Melo dalıp alıyordu topu. Şimdi bunu yapan yok.
Bakın Semih ile Hakan Balta'ya...
Rakip üzerlerine gelirken geri kaçıyorlar. Halbuki üzerlerine gidip basmalılar.
Oyunun kaptanı olsa bu takımı oyun içinde yönlendirecek ve bu baskıyı kurabilecekler belki!

Kısa sağ ve sol bek
Bakın iki bek var, biri Sabri biri de Olcan... İkisi de kısa oyuncular. Mersin'in uzun forvetleri bunu avantaja çeviremediler ama Avrupa Kupası maçlarında o iki oyuncudan çok iyi faydalanırlar!
Hakan stoperde iyi gözüktü. Milli takımda da iyi işler yaptı. Ama yanında bence sanki Denayer oynasa daha iyi olurdu.
Çünkü izlediğim Denayer daha faydalı olacak görüntüsü çizdi hazırlık maçlarında!
Galatasaray ilk yarıdaki görüntüsü ile gol yemeye daha yakındı. İkinci yarıda da durum değişmedi. Çünkü dün ikinci yarıda tempolu ve saldırıyor gözüken Galatasaray sadece saldırıyor gözüktü o kadar.

Podolski'yi niye aldın?
Galatasaray, Podolski'den yararlanamıyor. Çünkü ona bir türlü top getiremiyorlar.
O zaman Podolski'yi niye aldın? İlk yarıda topu ona aktaramadıkları için etkisiz kaldı. Bakın ikinci yarıda attığı golde bile ceza alanı içinde top ona tesadüfen geldi, önüne düştü. O da golü attı. Yani G.Saraylı arkadaşları ona "Al da golü at" diye pas vermediler, atılan şut kendi arkadaşına çarpıp önüne düştü de topa sahip oldu! Yasin hep kendini yere atıyor. Artık mimlendi.
Hakemler bile ona inanmıyor.
Galatasaray artık Olcan'dan sol bek olarak verim alamayacağını anlamak zorunda. Olcan'dan sol bek olmaz! Ondan sol bek yaratmaya kalkmasınlar. Bunu ben söylemiyorum, futbolcu söyletiyor.
Olcan öyle bir oynayacak ki iki asist yapacak, iki gol atacak ben de kendi kendime "Olcan'a haksızlık ettim" diyeceğim.
Olcan öyle oynamalı ki söylediklerimi ağzıma tıkamalı! Bakın dün 5 defa iki eliyle taç attı. Hem de 15-20 metre avantaj sağlayarak bu taçların üçünü rakibin önüne attı!
Hakem bu taçları yerinden attırmak için uyarmadı bile!
Sabri ilk yarıda gördüğü sarı kartla büyük hata yaptı. Senin orada işin ne? Niye geliyorsun da kartı görüyorsun? Ya maçın devamında bir sarı kart daha alırsan!
Burak gibi bir oyuncu o golleri nasıl kaçırır? Akıl sır ermiyor. İlk yarıda ceza alanının içine kadar topla giriyorsun. Geriden gelen Sneijder var. Dönüp ona vermesi lazımken golü kaçırıyor. Sneijder de arkasını dönüp gidiyor. İkinci yarıda da kaçırdığı goller şaşırttı. Bu kadar para alıyorsan o topları da dışarı değil içeri atmalısın!
Özetlersek G.Saray'ın ne orta sahası orta saha, ne savunması savunma. Rakipler elini kolunu sallayarak bu bölgeleri rahat geçer.
Galatasaray'ın kadrosuna bakınca bu sene "Allah yardım ederse" ancak birşeyler yaparlar diyorum. Bakın dün Atletico Madrid'ten biri mutlaka bu maçı izlemiştir ve "G.Saray buysa işimiz iş" demiştir. Ancak bilmedikleri bir şey var, Galatasaray'ın bir avantajı var; Süper Lig'de böyle akordsuz oynayan sarı-kırmızılılar Avrupa Kupası
maçlarında çok farklı oynuyor.

Penaltı var mı?
Galatasaray iki pozisyonda penaltı istedi.
Aynı pozisyonlarda sizin aleyhinize hakem penaltı verse kabul eder miydiniz. "Kabul" derseniz biz de "Penaltı" deriz! Bence Mete Kalkavan o pozisyonlarda doğru kararlar verdi.
Selçuk'un gördüğü kırmızı kart beni çok şaşırttı. Selçuk sen G.Saray'ın en tecrübeli adamısın! Belli ki rakibin aciz kalmış seni arkadan tutuyor. Tekme atmaya ne gerek var? Hakem gelecek, cezasını verecek. Faulü sen atacaksın, belki golü de atacaksın. Tecrübeli bir futbolcu sinirlenmez. Sinirleniyorsan kondisyonunda bir sorun var demektir.

Ne olduğuna karar ver Fatih!

Sevgili Fatih Terim, senin kovulman için Milli Takım'ın mağlup olmasını isteyen çok insan var. Bunların içinde yazılı ve görsel basında insanlar var mı bilmiyorum ama toplumun içinde var. Bak Fatih kardeşim; yoldaki adam senin aldığın parayı konuşuyor. Bu da çok doğal. Türkiye'nin bu ortamında bu verilen paranın neye göre verildiğini, bunun başarı sınırının ne olduğunu, bunun ölçüsünün ne olduğunu sorgulayan çok insan var. Haksızlar mı, bence haklılar. Ama neden haklılar? Sen Milli Takım Teknik Direktörü olarak bu parayı alıyorsan Türk halkı senden bütün maçlarını kazanmanı bekler. Elemelerine girdiğin bütün turnuvalara katılmanı ister. İsteroğlu ister... Bu konuda sen mukaveleyi yaptığında bir açıklama yapmadın.
Ama sonra bir gün bir baktık senin isminin karşısında Milli Takım veya Milli Takımlar Teknik Direktörü değil Türkiye Futbol Direktörü yazdı.
Sana çok yerden soru geldi soranların başında da ben geliyorum. Sevgili Fatih bu Türkiye Futbol Direktörü ne demek? Yetkisi, sınırı nedir, kaç gram eder? Bunların hiçbirinin cevabı gelmedi.
Ne zaman geldi, son Letonya maçından sonra.
Çünkü Hollanda'yı yenemesek Türkiye için deniz bitiyordu. Sen o gün bir açıklama yaptın ve "Ben buraya teknik direktör olarak gelmedim. (Yeni teknik direktörüm demedin) Benim bu kadar sene mukavele yapmamın nedeni Türk futbolunu kurtarmaktır" diye konuştun. Bunu birinci gün söyleyecektin Fatih.

İşin başka bir tarafı var
Şimdi karşımızda iki tane Fatih Terim var. Bir tanesi Türk Milli Takımı Teknik Direktörü Fatih Terim. Yani yarışmacı Terim. Diğeri Türk futbolunu yönlendirecek yani planlayıcı Terim. Sevgili Fatih, sen bunların ikisini aynı anda yapmaya kalkarsan hiçbir şey yapamazsın. Birini seçmen lazım. Türk futbolunun geleceğini ben planlarımla hallederim diyorsan o zaman Tanrı katına oturursun. (Mecazi anlamda) O zaman teknik adamı da sen getireceksin, ondan da sorumlu olacaksın, parasını ve bütün kadroları sen belirleyeceksin. Biz senden 5 sene sonra hesap soracağız.
Yok ben A Milli Takım'ı çalıştırırım diyorsan o zaman sanal düşmanlar yaratıp futbolcularını ateşlemeye kalkmayacaksın.
Sana şunu da söyleyeyim. Diyorsun ki, "Bu maçtan sonra ben açıklamalar yapacağım. Kimlerin bana neler dediğine veya yazdığına cevaplar vereceğim."
Sana açıkça bir şey söyleyeyim. Sen şu cümleleri söylesen, mesela desen ki "Hangi geri zekalı veya aptal bunları bana yazmış veya söylüyor" desen inan bu basında en az 10 kişi çıkar "Terim bunları benim için söylüyor" der. Bu da işin maalesef başka tarafı Fatih.

Yumuşak iniş yapıyorsun
Sana bir şey daha söyleyeyim. Aziz Yıldırım da sen de çalışan insanları o kadar çok yıldırmış ve korkutmuşsunuz ki basın toplantısında oraya gelen insanlar sana soru soramıyorlar. Ayağına basamıyorlar, toplumun ne demek istediğini sana anlatamıyorlar, korkuyorlar.
Aynen Aziz Yıldırım'da olduğu gibi... Biliyorum çok nadir seni kıstırıyorlar, kaleci Volkan konusunda olduğu gibi. Ama sen orada açık ve net konuşmuyorsun. Konuş hocam. Mesela "TFF Volkan'ı alma dedi ben de almıyorum" de. Veya de ki 'Bu Volkan artık fazla oldu. Rakibe küfreden, seyirciye küfreden veya Milli Takım formasını sahada bırakanı almam.' Ama bu konuda hala yumuşak iniş yapıyorsan sevgili Fatih. O zaman sen idareci ol veya maslahatçı ol. Çünkü Volkan konusunda kamuoyunun sana itimadı kalmadı.
Sevgili Fatih sana yoldaki insanların anlattıklarını söylüyorum. Gezmeyi severim, herkesle konuşurum, korumam yoktur kamuoyunun nabzını iyi tutarım. Benim dediklerimi iyi oku. Öncelikle yatıştırıcı ol, ayrılıkçı değil. Tehditkar olma. Daha da önemlisi sevgili Fatih, hep türbülansta uçma. Devamlı türbülanstasın.

Antipatik hale geldin
Avrupa şampiyonasında şöyle bir espri yapmıştım; "Fatih hoca çok ballı. Boğaz köprüsünden aşağı düşse yürüyerek Beylerbeyi'nden çıkar" diye. Bir teknik direktör arkadaşım da dedi ki, "Hocam yürüyerek çıkarken iki de balık yakalar" dedi.
Sevgili Fatih, hiçbir şey tesadüf değil. Senin başarıların çalışmanın eseridir. Ama yaptığın hareketler ve konuşmalarla kendini antipatik hale getiriyorsun.
Rahmetli Sabri hocam vardı yıllar önce. Sen de iyi tanırsın. 12 yaşında bir çocuğa yıldız takım elemelerinde "Nerde oynarsın?" diye sordu. "Her yerde oynarım" deyince o çocuğu denemelerde hiç oynatmadı. "Neden oynatmadın?" diye sordum, "Ermancım bu yaşta her yerde oynardım diyen hiçbir yerde oynamaz" dedi.
Fatih hocam, yarışmacı teknik direktör olursan maçtan sonra hakeme dalarsın. Kendini ve futbolcunu kurtarmaya kalkarsın. İnandırıcılığın kalmaz. Sonra Aziz Yıldırım'ın ağzına çiklet olursun. Ama dedim ya tanrı katına çıkarsan bunları senin teknik direktörün söyler sen değil. Onun için karar ver.
Mesela Volkan konusunda öyle bir soru alıyorsun ki, sinirlisin ve sana çanak bir soru yöneltiyorlar.
Ve sen o çanak soruya önce çanak cevap veriyorsun. Sonra bakıyorsun ki aşağısı sakal yukarısı bıyık... Sonra dönüyorsun "benim kalecilerime ayıp ediyorsunuz" diyorsun. Ama ilk verdiğin cevapta elindeki kalecilere ayıp eden sensin. Bunu ne zaman fark ediyorsun. Yarışmacı teknik adam olduğun zaman. Ama tribünde otursan bunlara başka tarafından bakabilirsin.
Elini ateşe sokmaz, maşa kullanırsın.
Onun için sevgili hoca karar vermen lazım; sen nesin ve ne yapmak istiyorsun.

Dost acı söyler arkadaşlar
Ayrıca şunu da unutma; diyorsun ki "Türkiye'de defans oyuncusu yetişmiyor." Sen önce forvet, orta saha oynuyordun sonra defansa geçtin. Neredeyse son 40 yıldır Türkiye'de icraat yapan, futbolun en etkili adamısın. Demezler mi sana "Fatih hoca 40 yıldır 2-3 tane defans oyuncusu yetiştiremedin mi" diye. Sana bir şey söyleyeyim, kamuoyunda bu da söyleniyor.
Fatih Terim ve Mustafa Denizli'yi yetiştirenler belli... Derwall ve Piontek. "Peki Terim ve Denizli'nin yanından kim çıktı, iki isim sayar mısın" diyorlar. Cevap sıfır. Sana ve Mustafa'ya bir şeyler söyleyeyim... Sevgili arkadaşlar, sizin yanınızda olanlar arkanızdan "Türk futbolunda eğer bir değişim olacaksa. Yeni bir nesil gelecekse, yeni isimler, teknik adamlar gelecekse Terim ve Denizli'nin ellerini çekmesi lazım" diyorlar.
Çok ciddiyim. Bunlar kim derseniz isimlerini söylemem. Ama benim konuştuğum isimler bunlar. Futbolcular, kardeşleriniz. Dost acı söyler arkadaşlar, gerisi hikaye. Bu da senin haliyle de Mustafa'nın bileceği iş.
Bu işi ya yetiştirici olarak yapacaksınız ya da geleceksiniz TV'lere ahkam keseceksiniz. Hiçbir yere iğneyi batırmayıp bol eyyam yapacaksınız.
Bu yazdıklarımın birine itiraz ederseniz açıklamalarınızı da telefonlarınızı da beklerim. Herkese hayırlı işler...

İki maçı da kazanmalıyız

Sahaya çıkan ay-yıldızlı kadroya bakıldığında top yapan, hücumu seven, defans yapmayı sevmeyen oyuncular grubu fazla yorumu yapılabilirdi. Ama hücum etmeyi seven oyuncular defansı iyi yapınca sorun ortadan kalktı.
Hollanda futbol oynamayı seven takım ama bizden kötüler.
Volkan hariç bütün oyuncularımız iyi defans yaptılar. Futbol ukalalığı yapmadık! Neden? Çünkü rakibin ismi bizden büyüktü. Biz ismi biraz küçük takımlara karşı kendimizi büyük görüyoruz, sakat işler yapıyoruz. Kalemizde de golleri görüyoruz. Sabırlı oynadık. Olur olmaz yerde hücuma kalkıp top kaptırmadık.
Kalede Volkan rakibin ilk tehlikeli atağında güzel ve zamanında iş yaparak büyük bir moral bozukluğunu engeldi. Volkan Babacan üzerine spekülasyonlar yapılması üzücü. Arda'nın son iki maçtaki performansı çok iyi değildi. Dün de 57. dakikada oyundan çıkmak zorunda kaldı. Ancak Arda'nın oynaması Milli Takım için büyük avantaj. Nasıl mı? Barcelona dünyanın sayılı takımlarından biri. O takımdan gelen Arda'nın, sahada olması Hollanda takımını rahatsız etti. Onu hep kontrol altında tutmaları Milli takımımıza da avantaj sağladı. Zaman zaman bizim yaptığımız hataları bu sefer Hollanda yaptı. Mesela kendileri kaçırıyorlar topu bizim ardaya kaptırıyorlar ve ikinci golü yiyorlar.
Hollanda'nın bu gruptan neden çıkamayacağını veya neden bu durumlara düştüğünü dün gece gösterdi. Bizim milli takım ile Hollanda Milli Takımı arasında fazla fark yok.
Tek fark Hollanda'nın bir ekol oluşu. Avrupa ve dünya kupalarında devamlı boy göstermesi, bizim göstermememiz...

Şapkayı önümüze koyma zamanı

Ama şu bir gerçek Hollanda futbolunun da yeni bir kana ihtiyacı var. Yanlız şu gerçeğin altını da bir çizelim; Bizim de şapkayı önümüze koyup köklü değişiklikler yapmamız lazım.
Bu 3-0 'a aldanmayalım. Sadece maçı kazandık!
İlerilere gitmek için her iki maçı da kazanmamız lazım.

Hakem Matheu eyyam yapmadı
Maçın hakemi Matheu tüm pozisyonlara yakındı, doğru kararlar verdi. Ama attığımız üçüncü golde Caner'in yaptığı faulü göremedi. Göremedi diyorum çünkü görse çalardı. Çünkü çaldığı bütün düdükler ortadandı.
Asla eyyam yapmadı.
Fenerbahçe'de tam oynayamayan Van Persie, Hollanda Milli Takımı'nda 90 dakika forma giyiyorsa bu Hollanda takımına şüpheyle bakmak lazım.
Sneijder çok etkili olamadı.
Sebebi Türkiye'de oynaması.
Çünkü ne zaman ne yapacağını bizimkiler iyi biliyor. Özellikle Galatasaraylı arkadaşları.