CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Aydınus eyyamın kralını yapıyor

Kayserispor, Kadıköy'de Fenerbahçe karşısında mücadeleye iyi başladı. Maç 11'e 11 oynanıyordu... Güzel mücadele vardı. Zaten Ankara'da bomba patlamış, moralimiz sıfır. Hiç olmazsa pozisyonları olan çatır çatır bir maç oynanır da 90 dakika da olsa şu bomba etkisinden kurtulur, kendimize futbola veririz diyoruz. Ama burada da statta da bir başka canlı bomba var. Bu canlı bomba göstere göstere ortada geziyor. Bak Fırat kardeşim. Sen iyi hakemdin. Avrupalara gidiyor, geliyordun. Ama sonra geriledin. O kadar çok geriledin ki işi bu noktalara getirdin. Seni profesyonel yaptılar. Ama sen hakemlikte değil, maç idare etmede tam profesyonel oldun! Olmayanlara sarı verip kırmızı gösteriyorsun, ama sonra bu sefer hakiki sarıdan kırmızıları gösteremiyorsun. Eyyamın kralını yapıyorsun! Milletle dalga geçer gibi düdük çalıyorsun. Bak Fırat Aydınus; şunu unutma burada adalet dağıtıyorsun. Burada kul hakkı yersen sonra bunlar başka taraftan senden çıkar. Çünkü bunlara futbol maçı deyip geçme. Burada büyük emekler, büyük paralar var. Buradan binlerce insan nemalanıyor. Sen ayda alacağın 40-50 bin TL'yi düşünüyorsan, ki düşünüyorsun, o zaman daha devam etme!
43. dakikada Kayserisporlu bir oyuncu atılıyor. Gene günahı Fırat Aydınus'un boynuna! Ben de düşünüyorum ki artık 10 kişi kaldıktan sonra F.Bahçe, Kayseri'yi yorar. Sağdan soldan estarabim yapar, 2-3 farkla Kayseri'yi geçer. Ama nerede? Fenerbahçe, 10 kişi kalmış rakibinin bile üstüne gidemiyor. Sahada yine klasik bir Fenerbahçe. Bir gol at üstüne yat sistemi. Bu iş Türkiye'de böyle... Maalesef böyle, yersen!
Kayserispor iyi mücadele etti. Çekinmeden oynadılar. Hepsini tebrik ederim. Yalnız Fenerbahçe ile mücadele etmediler. Karşılarında bir büyük daha vardı; Hakem... Peki Fenerbahçe ne yaptı? Söyleyin bana Fenerbahçeliler, "Şu futbolcu Kayseri karşısında çok iyiydi" diyebilir misiniz? Ben "Var" diyen olacağını sanmıyorum. Artık klasik hale döndü ama yine söyleyeceğim... Fenerbahçe 1 golle maçı aldı. "3 puanı alan daima haklıdır" prensibi üzerinden yoluna devam etti. Herkese hayırlı işler!

Gomez yalnız kalıyor...

Hani Kırkpınar'da derler ya "İki er çıktı meydane" diye... Çok fazla teknik taktik olmayabilir. Dün gece Beşiktaş ve Çaykur Rizespor birbirlerine önlem almadan karşılıklı oynadılar. Halı sahada bu kadar rakibe pozisyon verilmez. Beşiktaş dünyaları kaçırdı dersiniz ama Çaykur Rizespor da bayağı pozisyon kaçırdı.
Siyah-Beyazlılar, güzel paslaşıyorlar, göze hoş gelen işler yapıyorlar. Ama 3-0 yapamazlarsa, maç hemen tehlikeye giriyor. Bakın, Beşiktaş'ın bu kaçıncı maçı son dakikaları kabus olarak geçirdiği... Rakibi resmen davet ediyorlar. Bir yere kadar siyahbeyazlı oyuncular takım için oynuyorlar, ama o bir yerden sonra kendilerine oynamaya başlıyorlar.
Bu işte mesela Sosa'yı ayırabiliriz. Çünkü o devamlı takım için oynuyor. Hiçbir pozisyonda şahsi hareket etmiyor. Defansın ortasında oynayan Marcelo el bombası gibi. Öyle bir penaltı yaptı ki yenilir yutulur gibi değil. Ama hakem bu penaltıyı 15 dakika (!) geç verdi. O da yardımcısının kararıyla.
Kerim Frei, Beşiktaş için önemli bir oyuncu. Güneş, onu gerektiği kadar kullanmadı. Kuvvetli olduğu dakikalarda müthiş işler yaptı ama sonra maçsızlıktan dolayı güçsüzlüğü ortaya çıktı. Sosa, Kerim ve Oğuzhan çok iyi üçgenler yaptılar. Aslına Rizespor'un bunları bozması lazımdı ama onlar da müsaade ettiler. Böyle olunca da kalitesi yüksek olan kazandı.
Gomez'in yanına mutlak birisini daha sokması lazım Şenol hocanın. Ama yanında oynatmasından bahsetmiyorum. Zaman zaman orta sahadan birisinin mutlak suretle Gomez'e yardıma gitmesi gerekir. Çünkü Gomez çok tek kalıyor. İstediklerini yapamayınca da sinirleniyor.
İsmail Köybaşı sezona iyi başladı. Ama maalesef aynı çıkışını sürdüremiyor. Sürdüremediği gibi bazen vasat yapacağı işleri de yapamıyor. Güç olarak da sezon başındaki gibi değil. O da onun bileceği bir iş! Şimdi Beşiktaş'ın önünde son viraj var. Trabzon... Alırsa son düzlüğe lider girecek. Ondan sonra artık gücü yeten gidecek. Ama Beşiktaş için bir tehlike başgöstermeye başladı. Sakatlıklar... Quaresma ve Oğuzhan... Tolgay geldi bu ikisi gitmeye başladı. Aslında Beşiktaş tek kulvarda oynuyor. Bu sorunun da cevabı Şenol Güneş'e ait.
Bu karşılaşmada Beşiktaş'ın en büyük hatası şu: Rakibini yakalamışsan ümüğünü sıkıp orada işini bitireceksin. Onu can çekişirken bırakırsan, kendine geldiğinde seni kötü ısırır.

Skoru detaylar belirledi

İki takım arasında oynadıkları futbola göre büyük fark yok. Hangisi atarsa o bitirecek gözüküyordu. Aslında Fenerbahçe'nin kadro değeri, rakibe göre çok daha fazla para olarak baktığınızda. Ama oyun olarak baktığınızda hiç fark yok. Bu tip maçlarda ithal oyuncular, oyuna ağırlıklarını koyacaklar ve farklılıkları orada ortaya çıkacak. Ama Fenerbahçe'deki bu oyuncular bu maçta farklılığı yaratamadılar. İki takım da bozmaya oynayan takım. Yapmaya fazla gayret etmiyorlar. Zaten dikkat edin atılan gol de yapan oyuncunun golü değil, bozan oyuncunun golü. Ne yaptı? Hücum preste topu kaptı, rakip ondan bunu beklemiyordu. Hücumculardan beklerken defanstan çıkan adam sürpriz bir vuruşla golü yaptı. Burada Mehmet Topal'ın yaptığı bir olay var. Arkadaşları onun önünü açtılar. Rakip de ondan bu vuruşu beklemiyordu. Mehmet Topal, ayağının içiyle gitmesi gereken yere vurdu. Top da oraya gitti.
Peki maça bakın bakalım, iki takımın pozisyonları ne? Kötüler... Ama şu var. 1-0 kupada iyi neticedir. Çünkü sen deplasmanda 2 gol bile yesen, atacağın 1 golle turu geçeceksin. Yani Fenerbahçe, maçı gol yemeden bitirerek bence başarılı oldu. Aynı pozisyonda Mehmet Topal gol yaptı, kaleci çıkaramadı. Aynı pozisyonda Volkan gol olacak pozisyonu çıkardı. İkisi de benzer pozisyon. Burada da olay kalecilerin skor için ne kadar önemli olduğunun delilidir.
Kuralar çekildiğinde Braga'yı herkes çantada keklik gördü. Dediler ki; "Braga, kurada tam çekilecek takım". Ama kurada herkes "Keşke Fenerbahçe çıksa" diye bekliyordu. Yani bir türlü biz kendimize aynada bakamıyorduk.
İlk 45 dakika 1-0... Peki şimdi rövanş ne olur?
Portekiz'de seyirci baskısıyla en ufak hatada Fenerbahçe dağılır. Ama akıllı hücum edilerek atılacak bir golle de rakip dağılır. Aynı tip top oynayan iki takım için detaylar sonuca tesir ediyor. Bu sonuç, Fenerbahçe için mükemmel. Tura yeter mi? "Biz bu turu geçeriz" derseniz hayal.

İnşallah kıymetini bilirler

Fransız hakem neticeye tesir etmeyecek yerlerde F.Bahçe'nin lehine çaldı. Ama F.Bahçe hücumlarında son 30-35 metreye girildiğinde hep doğru düdükler çaldı. Rövanş maçında F.Bahçe'nin ne oynayacağı kadar hakem faktörü de rol oynayacaktır. Eğer dün gece Caner'in yaptığı gibi her pozisyona el-kol kald-ı rır, antipatik hareketler edersen, özellikle atılıp eksilirsen takımını yakarsın. Çünkü orada bu Braga çok daha sert ve baskılı oynayacak. İşte onun içindir ki hakemin oradaki yorumu F.Bahçe'nin turu geçip geçmeyeceğini belirleyecek. F.Bahçeli oyuncuların en çok dikkat etmesi gereken olay takımlarını eksik bırakmamak olmalıdır. Maçın oyun ve kalitesine göre de F.Bahçe için 1-0 çok güzel bir skor oldu. İnşallah rövanşta bunun kıymetini bilirler. Beraberliğe oynarsan, bitiremezsin. Fenerbahçe seyircisi baskı yaparak rakip takım ve hakemler üzerinde etki yapıyordu. Ama dün akşam bunu yapamadılar. Neden? Çünkü hakem bu tarz baskıyı yemedi.

Volkan Şen'i geç keşfetti

Fenerbahçe eğer maçta öne geçerse rakip için zor anlar başlıyor. Maçı iyi kilitliyorlar. Arkada oynayan 4 kişi hiç macera yapmıyor ve aramıyorlar. Aldıkları ilk topu en kestirme yerden orta sahaya veriyorlar ve görev yerlerine dönüyorlar. Eğer rakip baskı yaptıysa, oyun kurmak gibi saçma sapan işlere girmiyorlar.
Baskıyı gördüklerinde taç çizgisine, aut çizgisine dönüşle en kestirme şekilde topu oradan dışarı atıyorlar. Bence de doğru olanı yapıyorlar. Fenerbahçe'nin diğer takımlardan farkı şu; Hangi rakip olursa olsun sahada en az onlar kadar koşarlar. Öyle olunca da zaten otomatik olarak rakipleri arasındaki kalite farkı ortaya çıkıyor. Ve işlerini bitirmek kolaylaşıyor. Fenerbahçe'nin bir şansı sağ ve soldaki iki kenar adamının çok iyi olması. Aslında iki adamın değil, yedekler dahil 4 adamın da iyi olması. Dün gecenin kahramanı Şener'di. Şut atmayı denedi, şansı da yaver gitti, gol oldu.
İkinci gol pozisyonunu çok iyi yarattı. Biraz geç oldu ama Pereira, Volkan Şen'i geç de olsa keşfetti. Yalnız Volkan'a bir tavsiyem var.
Gereksiz yere rakiple ve hakemle oynuyorsun. Güzel futbolunu yaptığın jestlerle sevimsiz hale sokuyorsun.
Fenerbahçe Teknik Direktörü Vitor Pereira, Nani'ye fazla hemşehri kıyağı çekmişti. Yavaş yavaş onu da tahrik edip, iyi futbol oynamaya zorlayacaktır.
Çünkü rekabet artarsa bundan takım fayda görür.
Bu saatten sonra artık hem iyi futbol oynayacağım, hem maçı kazanacağım olmaz. Önüne ne koyacaklarsa, onu yiyeceksin. Fenerbahçe bu yemeği böyle yapıyor ve yiyor. Sezon sonu yaklaştıkça gerginlik de artacaktır. Zaten Fenerbahçe de iyi futbol oynamıyor, iyi mücadele ediyor. Artık ondan da iyi futbol beklemeyeceksin. Dün de yavan bir futbol oynadılar ama netice 3-0... O zaman teknik direktör de haklı, futbolcular da...
Akhisar Belediye'de bir düşüş var. Topu çok fazla eveleyip geveliyorlar. Süratli hücuma çıkamıyorlar. Öyle olunca da hele böyle büyük takımlar sana bu tarz oyunla ekmek yedirmezler.
Bunların arka taraflarına çok çabuk ve süratli çıkacaksın. Ancak öyle kazanırsın.
Böyle mehter takımı gibi iki ileri, bir geri oynayarak değil. Kupadaki Galatasaray maçı ve bu maç dahil Akhisarlı bazı oyuncular takımlarına oynamıyorlar.
Kendilerini göstermeye çalışıyorlar.


Turşucunun günahı ne?

Mustafa Denizli'nin Galatasaray'da tutmayacağı birinci günden belliydi, neden? 3 kupa kazanmış bir teknik direktör vardı Galatasaray'ın başında; Hamza Hamzaoğlu... Ama Hamza'nın altı oyulmaya başlanıyor, birkaç yönetici ve aile dostu başkan tarafından. Mustafa Denizli, Digitürk'te yorum yapıyor. Orası da zaten teknik direktör pazarlama şirketi gibi oldu. Düşünün teknik direktörler başka bir televizyonda yorum yaparlarsa Federasyona konuşabilirler mi? Hayır... Yöneticilere konuşabilirler mi? Hayır... Hakemlere konuşabilirler mi? Hayır... Niye konuşamazlar çünkü yarın teknik direktörlük yaptıklarında kötü olmak istemezler. O yüzden ne yapacaklar? Bol bol eyyam. Ama televizyonda bunları anlatmazken eş dost arasında konuşurken gerçekleri söyleyecekler ama bunları televizyonda söyleyemeyecekler. Hamza'nın altı oyulup, son derece zamansız ve haksız bir şekilde kulüpten ayırdıktan sonra yönetimdeki muhaliflere rağmen başkan, Mustafa Denizli'yi getirdi. Şimdi ne kadar pişman olduğunu anlamıştır ama iş işten geçti. Kulüp işleri ahbap çavuş ilişkisiyle olmaz. Denizli geldi yardımcıları yok... Bir kondisyoner var, şunu söylediler, "Bu takım hiç çalıştırılmamış." Yani Hamza Hamzaoğlu 3 kupayı hiç çalıştırılmamış kumdan adamlarla Türkiye'de kazandı o zaman. Peki o Galatasaray, Denizli geldikten sonra ne oldu. Yerlerde sürünüyor. Akhisar Belediye, 5 yapacağı maçta beceriksizliği yüzünden kupaya veda etti. Milletin ağzı torba değil. Mustafa Denizli güya demiş ki, "Yardımcılara ihtiyaç yok. Onlara o kadar para vermek gereksiz." Ama bakıyorsunuz sanki karşıdan bakınca doğruymuş gibi geliyor. Yazık! Olan Florya'daki turşucuya oldu. Çünkü Mustafa Denizli'nin kulübe gelince yaptığı ilk iş, 15-20 yıldır alışveriş yapılan turşucudan turşu alınmasını yasaklamak olmuş. Adam da diyor ki Galatasaray kötü oynuyorsa benim turşuların günahı ne? Aslında adam şunu da diyebilirdi: Benim turşular Galatasaray teknik direktörü ile futbolculardan daha lezzetli. Hiç olmazsa benim turşuların adı turşu. Onlara ne demeli!

Federasyon bu işten anlamıyor

Bakınız Türk futbolu yıllarca geriye gitti, hala da kötü gidiyor. Digitürk'te çalışırken bu tehlikeleri o günlerde sıkça dile getiriyordum. Ama maalesef bazı şeyleri söylemek bazılarının işine gelmedi. Özellikle yöneticiler, "Biz size para kazandırıyoruz, Erman Toroğlu bize çakıyor" dediler. Sonra da yayın ihalesi yapıldı. Hiç unutmuyorum o zamanki genel müdür Ertan'la, Aziz Yıldırım yan yana oturup, "Marka değerini yükselteceğiz" dediler ve yükselmemedeki en büyük etkenin Erman Toroğlu olduğunu, o giderse değerin yükseleceğini söylediler. Toroğlu yollandı, peki sonra ne oldu? Marka değeri nerelerde? Yani buraya bir anda gelinmedi...
Türk futbolu kötü yönetiliyor. Haliyle de kulüpler kötü idare ediliyor. Futbolun adaleti olan hakemler kötü idare ediliyor. Yani aşağıdan yukarıya gidip, hakemlerin adaleti dağıtmadığı yerde futbol nasıl iyi gitsin. Bakın bir şike olayı patladı... Şikenin altı sulandırıldı, iş nerelere geldi. Adaletle, şikeyi Türkiye'de aklayabilirsiniz ama insanların vicdanlarında asla... Kendimi bildim bileli bu alemin içindeyim. Türkiye'de şike yıllarca köküne kadar yapıldı. Peki, bunlar yapıldı da biz ne yaptık, hiçbir şey. Sonunda kamyon duvara tosladı. Biz kendi aramızdaki ligde şike de yapsak, teşvik de versek, bahislerde oynansa Avrupa bize karışmaz. Nereye kadar? Sen onun yaptığı, organize ettiği turnuvalara katılana kadar... Çünkü senin malının mundar yapılmasına o fazla karışmaz ama senden çıkan takımın UEFA kupalarını mundar etmesini istemez. Onun için de 4 senedir UEFA, Türkiye'yi sopayla dövüyor.

DEMİRÖREN DÖNEMİ RAPORU KASADA BEKLİYOR
En son Galatasaray'a verilen cezaya bakıyorum, Galatasaray camiasından bazıları neredeyse zil takıp oynayacaklar; "Ceza az geldi bir seneyle yırttık" diye. Utanılacak durumlarından bile keyif almaya bakıyorlar. Yıllardır, bütün kulüplerin kongrelerinde ortaoyunu oynanır. Türkiye'nin dört bir yanından insanlar uçaklarla İstanbul'a getirilir, otellerde yatırılır, yıllık aidatları ödenir. Bu insanların oyları satın alınır. Sonra da kongreler kazanılır. Bir sene sonra da yaptıkları işler ibra edilir. Fazla uzağa gitmeyin, geçen sene Fikret Orman'la bizzat konuştum. Yıldırım Demirören devrinde yapılan harcamaların resmi bir kuruluş tarafından araştırması yapılmış ve kasaya konmuş. Bunu kulüpte birkaç kişi biliyormuş. "Neden gereken yapılmadı?" diye sordum. Cevabı enteresandı (Belki şimdi inkar eder. Çünkü bu konuşmayı yaparken ikimizden başka kimse yoktu ve ben bu konuşmayı kayda almadım). Dedi ki; "Erman Hocam ben bunu açıklarsam önce Maliye, Beşiktaş'ı araştırma altına alır. Bu işten Yıldırım Demirören ve ekibi hapis cezası yer mi onu adalet bilir ama bu işten Beşiktaş zarar görür." Bu şu demek; pisliği halının altına süpürdük. İşte öyle, işte öyle, bizde böyle...

FEDERASYON BAŞKANI MASALLAR ANLATIYOR
Galatasaray'da herkes Ünal Aysal'a sallıyor. Peki güzel, kongre yaptınız, Aysal'ı ibra ettiniz niye? Araştırılıp evraklara bakılsaydı işin sonu nereye varırsa varsın herkes cezasını alsaydı bu işler başınıza gelmezdi. Beyler! Bütün kulüpler zor durumda. Ayın 15'inde 20'sinde maaş veren büyük büyük kulüpler var... Türk futbolu bataklığa girmiş çırpınıyor, çırpındıkça da batıyor. Beşiktaş, sahte evraktan Avrupa'dan men edildi. Bu işlere neden olan kişi ise şu anda TFF Başkanı... Fazla da söze gerek var mı! Bakınız! Türkiye'de bir Futbol Federasyonu şeklen var, bir de Kulüpler Birliği. Şu anki Kulüpler Birliği Başkanı Göksel Gümüşdağ futbola Yıldırım Demirören'den daha çok vakıf ve bilgili. Futbolun sorunlarını Demirören'den daha çok biliyor ve 2-3 aydır söylemlerine bakıyorum; Demirören masal anlatırken o gerçeklere parmak basıyor. Eğer Türkiye'de TFF böyle yönetilecekse yönetmesinler. Kulüpler Birliği olaya el atsın. Arkadaşlar, futboldaki yaralar belli... Tedavi şekilleri de var ama uygulanmıyor. Tamam yeni bir yasa çıksa güzel. Ama biz olan yasayı da tam uygulayamıyoruz ki yeni yasa çıkarsan ne olacak uygulamadıktan sonra.

Pereira, Güneş'e ders verdi

Enteresan bir maç oldu. Tansiyon yüksekti, o tamam. Peki kalite? Vasat... İlk yarıda yüzde 100 Fenerbahçe üstünlüğü var. İkinci yarıda da 40 dakika bu sefer Beşiktaş üstünlüğü... Maçın genelinde Fenerbahçe, Beşiktaş'a göre yakaladıklarında attığıyla işi bitirdi. Maçın geneline bakıp da bu maç kimin hakkıydı diye sorsalar bana... Kesinlikle Fenerbahçe'nin derim, Beşiktaş'ın diyemem. Sebebi Fenerbahçelilerin futbolun gerektirdiklerini daha iyi yapmaları. Peki diyelim ki bu maçı Beşiktaş, Fenerbahçe'nin bu futboluna rağmen kazansaydı, haksızlık olur muydu? Evet...
Beşiktaş'ın iki stoperini yeni görüyoruz. Fenerbahçe'nin iki stoperine de birbirine alıştılar diyorduk, aynı pozisyonları onlar da verdiler. Pereira, Volkan Şen'i niye daha evvelden kullanmadığını dün herhalde kendi de gördü. Hemşehrisi Nani'ye neden bu kadar kıyak yaptığını da kamuoyu gördü. Dün ilk yarı Fenerbahçe'nin en iyisi Volkan Şen'di. Ateşleyici bir güç, otomatik sigorta gibi. Rakip ceza alanına yaklaştığı an, hele içine girerse her türlü şeyi yapabiliyor. Beşiktaş'ın duran toptan ilk yediği gol, yani Volkan Şen'in attığı tamamen yüzde yüz acemilik. Van Persie, rakip defansın arasına çok iyi giriyor. Aslında Van Persie'ye zamanlaması çabuk toplar atabilseler hem Van Persie pozisyona daha çabuk girecek hem de Van Persie arkadaşlarına pozisyon yaratacak. Çünkü Van Persie, orta sahadan gelen arkadaşlarına verkaçlarda çok güzel duvar vazifesi yapıyor. Fernandao maalesef bunları yapamıyor. Fernandao'nun da oynayacağı maçlar vardır, ama şu görünüyor ki Pereira'ya, "Pardon o kadar da işi uzatma kardeş" dediler ve takım tertibine karıştılar herhalde. Bence de doğru yapmışlar, eğer karıştılarsa... Yok, karışmadılarsa o zaman da Van Persie'ye helal olsun. Her zaman şunu söylerim, "Beşiktaş seyircisi muazzam bağırıyor" diyorlar. Hayır, Beşiktaş seyircisi zamanında bağırmıyor, alakasız yerlerde bağırarak enerjisini tüketiyor. Sonra da gerektiği yerlerde ne rakibine ne oyuna, ne de hakeme etki edebiliyor. Bunu en iyi yapan seyirci Fenerbahçe seyircisi. Öyle yerlerde bağırıp, oyuna müdahale ediyorlar ki rakip de hakem de etkileniyor. Maçı Beşiktaş alsaydı lig büyük ölçüde bitecek gibiydi. Ama şu anda mücadele yeniden başladı.
Şenol Güneş'in kendisini sorgulaması lazım. Bu maçta benim hatalarım neydi? Ne yapabilirdim, nerede hata yaptım? Çok klasik işler yaptı dün. Pereira ise yaptığı değişikliklerle Şenol'a teknik olarak üstünlük sağladı.