CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Dam üstünde saksağan bu ne biçim lacivert!

Geçen hafta A Spor'u izlerken Erdal Torunoğulları adındaki Beşiktaşlı yöneticiyi gördüm. Enteresan şeyler anlattı. Bu kadarlık programda bile şu kanaate vardım; eğer Beşiktaş, futbolcu izleme ekibini iyi seçerse ve pazarlıklarda da Torunoğulları'nı kullanırsa önümüzdeki 5 yıl içinde yeni yapılan statla hem F.Bahçe'ye hem de G.Saray'a açık ara fark yapar. Neden? Yıllarca futbolu bilmeyen menajerlerle türlü yollardan ilişkilere girerek kulüplerin paralarını har vurup harman savuranlar, kulüpleri borç batağına sokup sonra kaçanlar, sonra da UEFA'nın sopasını kafasına yiyenler... Bu yöneticilerden bazıları iyi niyetliler ama acemiler, bazılarının ise niyetleri belli. Torunoğulları, Van Persie transferini anlattı: "Biz bu oyuncuyla anlaştık. Kulübüyle de anlaştık. Çünkü kulübü Van Persie'yi istemiyordu. Teknik direktörü de istemiyordu. Van Persie de onları istemiyordu" dedi. Torunoğulları hiçbir para ödemeden Van Persie'nin bonservisini almış. Bu sırada devreye F.Bahçe giriyor. Van Persie'nin kulübüne bonservis bedeli 6.5 milyon Euro neredeyse Türk parası 20 milyon eder. Arada da bonus var mı bilemem... Haliyle kulübü de Fenerbahçe'yi tercih ediyor. Sonra ne oluyor, Beşiktaş Gomez'i alıp getiriyor...

FENERBAHÇE KAZIK YEMİŞ
Diego transferinde de benzer olay yaşanıyor. Beşiktaş gidip Sosa'yı alıyor. Beşiktaş'ın aldığı oyuncular, teknik direktörle uyum sağlayınca, ortaya bu sonuç çıkıyor. F.Bahçe'nin yediği kazık yanına kar kalıyor, futbolculardan aldığı verim de ortada. Yıldırım, basın toplantısında Van Persie sorusuyla karşılaşıyor. Ama soruyu hemen kapatıyor. Saçma bir cevapla. Verdiği cevap şu; "Beşiktaş niye almadı sor bakalım onlara." (Yani Beşiktaşlı yöneticilere) Ben de Aziz Yıldırım'ın cevabına şöyle diyorum; dam üstünde saksağan bu ne biçim lacivert!

Torunoğulları'ndan nefret edecekler

Fenerbahçe stadını 2006'da bitirmiş... 52 bin kişi. Galatasaray, 2011'de bitirmiş; 52 bin kişi. Yani Fenerbahçe'den 5 yıl sonra. Beşiktaş yeni bitirdi 42 bin kişi yani Fenerbahçe'den 10 sene sonra. Peki bu 10 yılda G.Saray'a ve Beşiktaş'a göre F.Bahçe'nin kasasına giren stat gelirleri nerelere harcandı? Harcanan yerler doğru mu? Bu kadar yılda F.Bahçe kaç şampiyonluk aldı? Avrupa kupalarında ne yaptı? Bu soruların cevabını verebilirler mi? Kesinlikle hayır... Aynı transfer fiyaskoları Galatasaray'da da yaşandı... Erdal Torunoğulları'nın söylediği bir cümleye hayran kaldım; "Menajerler beni hiç sevmezler" dedi... Devam etti; "Hatta benden nefret ediyorlar" dedi. Şimdi maalesef Türkiye'deki bazı yöneticiler de Torunoğulları'ndan nefret etmeye başlayacaklardır. Çünkü Torunoğulları zihniyeti başarılı olursa Türk futbolunda çok şey değişecektir. Beşiktaş kadrosuna bakınca da bazı şeyler net görünüyor. Böyle devam ederlerse de ileriyi görmemek mümkün değil. Amma ve lakin Beşiktaş'ın içinden birileri de çıkıp bu sistemi bozmaya çalışmayacaklar mıdır? Cevabım kesinlikle evettir... Bekleyip, göreceğiz...

NOT: Bunu defalarca yazdım ve konuştum... Ey okuyucular, Sabah Grubu'nda yazı yazıyorum, A Spor'da programa çıkıyorum. Bunun haricinde ne Twitter hesabım ne Instagram'ım ne de Facebook'um var... Burada yazılanların hiçbiri ben değilim. Erman Toroğlu olanların da hepsi sahtedir.

İlk 45 dakika oynanmadı

Beşiktaş maçının ilk 45 dakikasını oynanmamış sayalım. İki takım açısından da şu oldu diyemeyiz. Şunu yaptılar diyemeyiz. Kaleciler bunu kurtardılar da diyemeyiz. Kısaca, diyemeyiz oğlu diyemeyiz.
Sivasspor bir puana razı. Beşiktaş'ı kesmez. O zaman kimin oyunu çomaklaması lazım Beşiktaş'ın. İkinci yarı başlar başlamaz ilk yarıdaki olmayan bazı isimler sahneye çıktılar. Birinci isim Kerim Frei. İlk yarı hiç yoktu. Ama ikinci yarı öyle bir başladı ki aldığı üçüncü topta maçın kaderini değiştirdi. Öyle bir top attı ki bütün Sivas defansını oyundan düşürdü. Mario Gomez de zaten bu tip toplara alışkın. Kalecinin dizinin dibine bıraktı, işi bitirdi.
Sonra penaltı pozisyonu geldi. Şimdi bu pozisyonda bir beş dakika duralım. Çay molası verelim. Biz, Türkiye'deki bazı oyunculara pozisyon hırsızlığı yaptığı için demediğimizi bırakmıyoruz. Ne pozisyon hırsızlığı kalıyor, ne alın teri çalmaları. Ama dün maalesef dünyaca ünlü iki futbolcu için aynı cümleleri söyleyeceğiz.

ETO'O VE GOMEZ'E YAKIŞMADI
Birisi Eto'o, birisi Mario Gomez. Eto'o attığı golde önce kolunu kullanıyor, sonra kafasını. Net bir şekilde elle oynama. Mario Gomez'in pozisyonu da net bir şekilde penaltı değil! Çünkü ikili mücadelede Sivaslı oyuncu ayağını yere basıyor. Gomez ayağını Sivaslı oyuncunun ayağından sonra pozisyona sokuyor. Eğer ayağa basma varsa Gomez basıyor, Sivaslı oyuncu değil. Ama hakem yiyor. Demek ki ithal oyuncular bizim hakemleri çözdüler. Ama ben olaya şöyle bakıyorum; Sen Eto'o isen, sen Gomez isen bu tarz futbol sahtekarlığı işlerine girmeyin. İsimlerinize yakışmıyor. Küçülüyorsunuz. Başarı demek her şey değildir. Ahlaklı başarı avantajdır.
Galatasaray, Antalya'dan dört yedi. Burada olay Antalya'nın dört atması değil, Fenerbahçe'nin bu Galatasaray'ı nasıl yenememesi! Ama Fenerbahçe'nin teknik direktörü hala diyor ki; "Biz rakibe pozisyon vermedik." Yani Antalya'nın 4-2'lik skoru Galatasaray'ın ne halde olduğunun resmi...

YA PENALTI ÇIKMASA
Türkiye'de hakemler doğru düdük çalarlarsa aşağıdaki takımlarla, yukarıdaki takımlar arasında büyük fark olmadığı ortaya çıkıyor. Düşünün Beşiktaş'ın ikinci golü yani penaltı pozisyonunu hakem vermese maç nasıl olurdu? Şunu da diyebilirsiniz, o zaman da Beşiktaş maça başka türlü asılırdı.

G.SARAY PATİNAJ YAPIYOR
Şu bir gerçek dünkü Beşiktaş iyi oynayan klasik Beşiktaş değildi. Bir ara vitesi üç dört yaptılar o ara maçı koparttılar. Onun haricinde hep ikinci viteste gittiler. Biraz daha sıksalar balataları yakacaklardı. Galatasaray'ı sorsanız ne yanacak balataları kaldı, ne benzinleri, ne de lastikleri... G.Saray olduğu yerde devamlı patinaj yapıyor.

‘Azizsilin’ bile fayda etmez!

Soyunma odalarında tartışmalar olabilir. Yumruk yumruğa kavgalar da olur. Zamanında bunu hepimiz yaptık. Ama sahaya çıktığın an her şey biter. O artık soyunma odasında kalmıştır. Ama dün önce Caner'in olayı, ardından Diego-Gökhan Gönül tartışması. Bu olaylar, Fenerbahçe'de otoritenin sıfırlandığının göstergesidir. Bunlara bırakın 'Azizsilin'i 100 cc vermeyi atlara yapılan şırıngayla versen yine tesir etmeyecek. Çünkü takımın içindeki dayanışma bitmiş. Peki bunu sağlayacak adam kimdi? Teknik direktör Vitor Pereira'ydı. O kendi disiplinini sağlayamıyor, çok maçta atılıyor veya atılmayı hak edecek hareketler yapıyor. İmam bunu yaparsa, cemaatin daha fazlasını yapması çok doğal.
Matematiksel olarak Fenerbahçe, Beşiktaş'ı yakalar mı? Yakalar... Ama Fenerbahçe'nin bu görüntüsüyle çok zor ihtimal. Bu teknik direktörün tuhaf takıntıları var. Önce iki yumurtayı birbirine vurarak kırdı: Fernandao ve Van Persie... Sonra Diego'yu aldı karşısına. Onunla top gibi oynuyor. Volkan Şen'i oynatıyor, bırakın Fenerbahçe'yi sahanın en iyi adamlarından biri... Adam "Yoruldum, ayağım çekiyor, sakatlandım" derse al kenara tamam. Veya sen adama çıkarken, "Kardeşim seni 60-65 dakika oynatacağım, sonra alacağım. Ne var ne yoksa ver sonra alacağım" dersen tamam. Ama normal bir teknik direktör dün gece Volkan Şen'i yine oyundan almazdı. Diego ne yapsın? Dün gece maçın en iyi pozisyonlarından birini yarattı. Ama Gökhan Gönül ile kapıştılar. Bu olay, bu maçta olan bir olay değildir beyler. Bunun evveliyatı vardır. Bu nokta patlama noktasıdır.
Fenerbahçe'nin normal şartlarda, bu Galatasaray'ı yenmesi lazım. Wesley Sneijder uzun zamandır yok. Selçuk İnan şöyle böyle... Ryan Donk diye bir oyuncu aldılar, oynatıyorlar, 10 tane top aldı 35 tane topu rakibe verdi. Bilal oyuna girdi, herkes ondan biraz top yapmasını bekledi. O da aldıklarını rakibine verdi. Sneijder eski Sneijder değil. İyi top atıyor, bir şeyler yapıyor ama gücü yok. Podolski'ye kızamazsınız. Belli o kuvvetli ama istediği topları alamıyor. Nitekim net bir şekilde ofsayt olmayan bir pozisyonda topu 30 metre götürdü ve golü attı. Ama yardımcı hakem bu gole müsaade etmedi. Sağda Semih Kaya'yı oynatıyorsun, orada Sabri Sarıoğlu diye bir adam var. Ama Sabri oyuna girerken forma değiştiriyor, göbeği maşallah olmuş. Kırkpınar'da başaltı güreşir. Hakan Balta vazifesini yapanlardan... Sessiz sedasız düzgün oynadı.

Korkak KALKAVAN

Peki bütün bunlara rağmen "Bu Galatasaray, Fenerbahçe ile nasıl berabere kaldı?" diyeceksiniz... O bildiğimiz Muslera sahneye çıktı. Zaman zaman stoper oynadı, zaman zaman kaleci oynadı ve maçı berabere bitirdi. G.Saray takımı son 5-6 maçına göre biraz daha iyi mücadele etti. Bunda seyircinin de baskısı vardı. Peki hakem nasıldı? Korkak... Cesaretli değil. Avantaj oynatamıyor. Hepsine varım. Peki kardeşim, sahanın içindeki duracak yeri de mi hala bilemiyorsun. Seni FIFA hakemi yaptılar. Yine altını çizerek söylüyorum. Bir hakem sahada futbol topuyla çarpışıyorsa o hakem değildir. Bir hakem topa, oyuna ve futbolculara müdahale edemez, onların önünde bulunamaz, arkadan takip eder. Ama bunlar daha pişmeden FIFA oluyorlar, ondan sonra da dünkü sahneler ortaya çıkıyor. 90 dakikaya bakıldığında pozisyon olarak Fenerbahçe bir tık daha öndeydi. Muslera maçı berabere bitirdiğine göre Galatasaraylılar memnundur. 'Fenerbahçe nasıl?' derseniz. Orada bir yumak var, karman çorman. Nasıl ayıklarlar, sezonun sonuna nasıl gidilir, sonra ne olur? Bunun da sorumlusu en tepedeki adamdır. Kimse değil! Ama yıllardır bu işler kötü olursa suçlular hazırdır. Teknik direktör ve futbolcular... İyiyse "Ben yaptım"dır. Yani yıllarca La Fontaine'den masallar... Ninni yavrum, ninni... Uyutayım seni!

Beşiktaş inanılmaz panik yaşıyor

Beşiktaş-Bursaspor maçları yıllardır her şeye gebe olan maçlardır. Ya tuhaf tuhaf goller olur ya büyük hakem hataları olur ya da kırmızı kartlar çıkar. Ama Beşiktaş-Bursaspor maçları hep olaylara gebedir. Yine öyle bir maç seyrettik. Aslında olaylar çıkmadan bitebilecek bir maçtı. Ama Barış Şimşek maçın tansiyonu yükseldiği zaman o tansiyonu düşürecek kapasitede değildi. Diyeceksiniz ki, "Hakem çok büyük hatalar yaptı mı?" Bence yapmadı. Penaltıyı tartışıyorlar. Ama hakem pozisyona çok yakın ve Sosa'nın sol kaval kemiğine bir darbe var. Hakem uzak olsa bu pozisyonu kaçırabilir. Ama şansından çok yakındı ve zaten c'art' diye düdüğü çaldı. Ama 75. dakikadan sonra ik i takım futbolcuları birbirlerini kollamaya başladılar. Kontak noktaları sık sık olurken hakem en tehlikeli işi yaptı: Avantaj uygulaması. Tamam iyi hakem avantaj uygulayan hakemdir. Ama pozisyonun devamında hiçbir şey olmayacak. Orta sahada saçma sapan bir yerde futbolcular birbirlerine giriyor. Orada düdük çal oyunu soğut. Fakat gol pozisyonu var. O zaman oyunu çabuklaştır. Yani avantaj oynat. Bakınız her şeyi bir yana bırakın, 90+4'te Bursaspor son hücumunu yapıyor, Harun dahil herkes ceza alanı içinde. Top Tolga'ya geliyor, Tolga topu orta saha civarındaki Quaresma'ya atıyor. Hosogai geliyor, Quaresma'yı indiriyor. Pozisyonu bir defa gördüm bana bariz gol şansı geldi. Ama hakem ne yaptı? Quaresma'ya ikinci sarıdan kırmızı ki doğru karar. Ama rakibe sarıdan kırmızı, yanlış karar. Yani son 15 dakikada futbolcuların bu kadar birbirlerine sinirlenmesine sebep olan şahıs sahadaki hakem. Aslında hakem gördüklerini çalmaya gayret etti. Ama buna 70'ten sonra Beşiktaş taraftarı hazır değil. Niye? Çünkü takımı o kadar çabuk top kaptırıyor ki, o kadar saçma sapan rakibe pozisyon veriyor ki ardından ortadaki her topu kendisine istiyor. Vermeyince de hakemin üzerine biniyor..

ŞENOL GÜNEŞ'İ ANLAMIYORUM
Ama şu bir gerçek; Fenerbahçe yıllar önce stadını bitirdi. Seyirci baskısını yıllarca yaptı, çok da fayda sağladı. Bunu Galatasaray da son yıllarda yaptı. Şimdi de Beşiktaş yapacak, bu artık belli. İşte onun için buraya gönderilecek hakemlerin hem cesaretli hem de akıllı olmaları gerek.
Beşiktaş maçı 3-1 yapıyor. Taraftarlar başlıyorlar şov yapmaya, gösteri yapmaya. Ama Beşiktaş'a 2 fark öne geçmek hiçbir zaman garanti değil. Çünkü farka bire inince Beşiktaş'ta inanılmaz panik başlıyor. Şenol Güneş ile Pereira'yı anlayamıyorum. Birisi iyi oynayan Volkan Şen'i devamlı oyundan alıyor diğeri devamlı kötü oynayan Olcay'ı sahaya sürüyor. Mecliste eskiden senatörler vardı. Olcay aynı tabi senatör. Veya Şenol Güneş'in manevi oğlu. Top yapacak, top oynayacak, rakibi sinirlendirecek ise yanında oturuyor: Kerim Frei... Bursaspor, Hamza Hamzaoğlu geldikten sonra önemli mesafe kat etti. Sonuna kadar mücadele ediyorlar. Ama Hamza şunu unutmasın: Hakem hatalı karar verebilir, aleyhine de karar verebilir. Sen oyundan atılmayacaksın, sen geminin kaptanısın. Eğer bu tarz at-ı lırsan teknik direktörlüğün çabuk biter. Sen atılınca sanıyor musun ki oyunun şekli değişecek. Dün gece şunu da gördük: Kimse öyle bu lig 1-2 maçla biter havasında olmasın.

ÖNEMLİ NOT: Quaresma oyundan atıldıysa bunun tek sorumlusu Sosa'dır. Üç arkadaşı bomboşken kaleye vurmayıp Oğuzhan'a topu atsa o pozisyonun sonu gol olur, 4-2'den sonra da Quaresma atılmazdı. Bakın bir olay başka olayları nereye getiriyor.

Kasımpaşa fark yapardı

Beşiktaş için sevindirici bir sonuç... Eğer Kasımpaşalı oyuncular, Beşiktaş isminin ağırlığının altında ezilmeseler maç 8-2, 9-2 biterdi. Öncelikle tabii Şenol Güneş'e sormak lazım, takımın patronu o. Sen Alexis'i alıyorsun stoper, Necip bir maçta tuttu diye onunla devam ediyorsun. İki bekin tam bir rezalet. Beşiktaş'ın orta alanını fazla tenkit edemiyorum. Sebebi; Beşiktaş'ın arka alanının bir türlü topu orta alana geçirememesi. Orta sahaya geçemeyen bir top, ileriye nasıl geçecek?
Dün geceki Beşiktaş, son üç yıldır gördüğüm en kötü Beşiktaş. Öncelikle Rıza'yı ve oyuncularını tebrik etmek lazım. Özellikle Rıza'yı... Rıza, futbolculuğunda da çok ahlaklı, düzgün bir adamdı. Teknik direktörlüğünde de... Bazıları Rıza'yı kendi takımlarında oynayıp, sonra teknik direktörlük yapan bazı isimlerle karıştırdı herhalde. Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Herkesi kendileri gibi zannederler onlar.
Kasımpaşa her şeyi güzel yaptı, bir şeyi yapamadı. Farkı artıramadı. Bu maçın karşılığı yukarıda yazdığım skorlar gibi olmalıydı. Eğer bu skordan bahsediyorsam, iki takım nasıl oynadı, hangisi ne yaptı veya neler yapmadı demeye gerek yok. Beşiktaş'ta dün vazifesini yaptı diyebileceğim bir tane futbolcu yok. Teknik direktör de yok... Kasımpaşa'da tam tersi. Hangisi kötüydü? Bir tane isim sayamam, teknik direktörleri dahil.
Hakem Mete Kalkavan, arada saçma sapan kartlar gösterdi. Verilecek kartları es geçti. Ama onu bile tenkit edemeyiz. Neden? Çünkü tenkit edebilecek pozisyonda bir mücadele sergilemedi Beşiktaş.
Son sözüm başkan Fikret Orman'a... Son 15 gündür statla yattın, statla kalktın. Al sana stat. Şimdi Bursaspor maçı çok daha gergin oynanacak. Şimdi senin orada seyircin daha fazla. İbre bir terse dönmeye başlarsa, sen dahil çok kimse o stattan zor çıkarsınız. Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin.
Önceki gün Fenerbahçe ilk yarıda kötüydü, ikinci yarıda gol pozisyonu yakaladılar. Bırakın Fener'i dedim ya son 3 yılın en kötü Beşiktaş'ıydı. Bunda takım ve teknik direktör kadar başkan Fikret Orman'ın yönlendirmeyi stada yapıp, futbolcuları lig havasından uzaklaştırması oldu. Bir tarafta Fenerbahçe maçı oynanıyor, sen takımı alıp stada gönderiyorsun. Bırak futbolcular dinlensinler. Bırak artık bu stadı, böyle bir maçtan sonra o stada çıkıştaki ezikliği sen yarattın. Yarın Bursa takımı bu bozgunun üzerine bir tokat daha atarsa ne yaparsınız? Hepinize hayırlı işler.

Ortada yumak var çöz çözebilirsen!

Ticarette bir olay vardır. Eğer işler iyi gidiyorsa, dükkan para kazanıyorsa, çalışanlardan da memnunsan işten çıkarma olmaz. Aynı kadro ile çalışmaya devam edersin. Yahu kardeşim senin elinde bir kadro var, bu kadroda bazı yerlerde 1-2 isim fazla olabilir. Ama bazı yerlerde yok işte! Mesela sende bir tane Diego var. Sen orta sahayı Mehmet Topal, Ozan Tufan, Josef de Souza ile kurarsan, araya da Alper'i sokarsan böyle olur. Bu dört futbolcudan oyun kurmasını, iyi top yapmasını bekliyorsun. Yani şapkadan kuş çıkaracaksın ama bırak kuşu civciv bilye çıkaramıyorsun. Sonra dönüyor, ikinci yarıda doğruyu buluyorsun. Niye? Çünkü ilk yarıda fiyasko futbol oynuyorsun. Çünkü Osmanlıspor tamamen oyuna hakim.
İkinci yarı başlarken değişiklikleri yapıyorsun, bu sefer Fenerbahçe oyuna hakim. Ve bu bölümde 4-5 tane net gol pozisyonu yakalıyorsun ama kaçırıyorsun. Hiç olmazsa yakalıyorsun! İlk yarıda bunları da bulamadın. Yani göstere göstere 45 dakikayı boşa harcıyorsun. Sonra yanlıştan dönüyorsun, bu sefer de yakaladıklarını kaçırıyorsun. Sonra yöneticin çıkıyor, sen çıkıyorsun hakeme sallıyorsun. Milleti aptal, kendinizi akıllı sanıyorsunuz. Hakem Ali Palabıyık dün maçı ortadan idare etti gibi olsa da en az 3-4 pozisyonda takdir haklarını Fenerbahçe lehine kullandı. Ve buralardan da Fenerbahçe frikikler, tek vuruşlar kazandı.
Fenerbahçe, dün gece özellikle çizgilere inemedi. Ne taç çizgisine ne de aut çizgisine gidebildiler. Yani alanı geniş kullanamadılar. Böyle olmayınca ne oldu, ortada bir yumak sıkıştı. Çöz çözebilirsen! Böyle olduğu halde Fenerbahçe yine pozisyon buldu ama kaçırdı. Peki Osmanlısporlu Rusescu, Volkan'ın çeldiği topta sol ayağıyla biraz sakin vursa ne olacaktı, 1 puan da elden gidecekti. Fenerbahçe'nin stadı 52 bin kişilik, yarısı dolu yarısı boş... Bu neyi gösteriyor? Seyirci de bu takımdan fazla ümitli değil. Daha doğrusu takımının oyundan memnun değil. Bu 2 puan kaybı büyük dezavantaj olacak. Zaten oynanmamış 1 maçın var, onun da ne olacağı belli değil. Bir de evinde, mutlak kazanman gereken yerde puan kaybedersen, psikolojik olarak kaybedersin.
NOT: Bu TFF'ye bir çift lafım var. Akşam yatıyorlar, ya rüya görüyorlar ya da birileri bir şeyler fısıldıyor. Bir bakıyorsunuz sabah maçın günü, saati değişmiş. Bu nasıl federasyon, bu nasıl bir teşkilat! Yayıncılar zaten kendi sorunlarını aşmaya uğraşıyor, bir de para bulup futbola yardım etmek istiyor. TFF yönetimi de babasının çiftliği gibi bu federasyonu idare etmeye çalışıyor. Bakınız, bu federasyon futbolu yönetemiyor. Bakıyorsunuz, Kulüpler Birliği federasyona göre daha akıllı işler yapıyor, daha akılcı açıklamalarda bulunuyor, doğruları söylüyor. Demek ki bu federasyonun yerine, Kulüpler Birliği daha çok yakışıyor.

Hep boğalar matadorları öldürüyor

Collina'nın bilmediği bir şey var, bizdeki matadorların daha boğayı öldürdüğü görülmedi ama boğalar çok matador öldürdü

HİÇ MAÇ İZLEMİŞ Mİ!..
Collina'nın söylediklerinin çoğunun yanındayım… Yıllardır bu cümleleri televizyondan zaten söyleyen benim; bir işi bilebilirsiniz ama cesaretiniz yoksa yapamazsınız… Collina'nın benzetmesi de güzel. Futbolcu ile kulüpleri boğaya benzetiyor, hakemleri de matadorlara… Sonra da televizyonlarda hakemleri eleştirenleri eleştiriyor. Futbol oynamamış, topa ayağını vurmamış hakemlerin bu işi yapmaları zor. Türkiye'de maalesef bunlar çoğunlukta.
Collina'nın bilmediği bir şey var bizim ülkede... Bizdeki boğalar matadorları hep götürüyor. Ben matadorun galip geldiğini çok az gördüm.
Hep boğalar matadorları öldürüyor. Collina bir şeyi daha bilmiyor. Bu bilmediğini ben üstüme almadım. Collina sadece matadorluk yaptı.
Ama ben önce boğaydım sonra matador oldum. Sonra da televizyoncu. Collina benim kadar ne boğayı bilir ne onun sahibini bilir ne de bunların karşısında hakemin yorumunu.
Türk hakemlerinin iyi olduğunu söylediğine göre Collina herhaldeTürkiye'deki maçları izlemiyor… Bir de Collina herhalde buraya gönderdiği adamlar, TFF'den iyi para alıyor ki hakemleri bize toz pembe lanse ediyor. Sevgili Collina gelsin de ben ona 3-5 maçı canlı izleteyim. Görsün Türk hakemliğinin ne olduğunu.

Kendinizi kullandırmayın!

Ayvalıkgücü-Sancaktepe maç yapıyorlar... Yönetmeliğe göre 1991 doğumludan daha büyük olan futbolcu oynatacaksan, 10 tane oynatacaksın.
Ama Sancaktepe 11 tane oynatıyor. İtiraz ediyorlar, herhalde Sancaktepe'nin torpili daha fazla ki sadece 2 bin 500 TL para cezasıyla kurtarıyorlar... Bu bir ihlaldir, bunun cezası hükmen yenilgidir. 2 bin 500 TL ceza; eğer TFF'nin bayrağını asmazsan bir müsabaka stada onun için verilen cezadır. Sen bu cezayı yönetmelik ihlalinde kullanıyorsun. Şimdi TFF'den ne açıklama gelecek merakla bekliyorum.

Gelelim federasyonla alakalı ikinci konuya... Gökhan Gönül olayı; hukuk kuruluna gelmiş. Buradan bir ceza çıkar, çıkmaz... Beklenecek. Fenerbahçe cephesi de zaten "Biz yapılan iğneyi bildirdik" diyor. Bu ayrı bir konu... Ama Mete Düren'in açıklaması bana biraz tuhaf geldi. Eğer yanlış okumadıysam, Mete Düren diyor ki; "Bu konu Hukuk Kurulu'ndadır, kişisel fikrim bir şey çıkmayacağı yönünde." Federasyon Basın Sözcüsü ilk açıklamayı yapabilir ama kendi fikrini buna ekleyemez. Herhalde acemiliğine geldi ya da Disiplin Komitesi'ne "Siz böyle bir karar çıkartın mı?" mesajı verdi acaba. Dün akşamüstü konuyla ilgili açıklama geldiğinde az önce okuduğunuz bölümde hiçbir değişiklik yapmadım... Dün fikir belirten basın sözcüsü Mete Düren, bugün TFF'den gelen yazı... Türkiye'de futbol nasıl idare ediliyor, nasıl oynanıyor, TFF nasıl işliyor, işte size canlı bir örnek. Buyurun buradan yakın.

Bakın beyler! Doğdum, büyüdüm, futbol aleminin içindeyim... Bu alemin içinde şikeye bulaşmamış camia yoktur. Yıllarca teşvik çok rahatlıkla yapıldı. Şike başından beri yasaktı ama o da yapıldı. Bakınız! 'Şikeye bulaşmamış takım yoktur' diyorum... Ama şunun altını çizelim; şikeyi takım yapmaz. Oynayan futbolcuların bazıları yaparlar. Zaten o oynayan futbolcular, o takımın adını şikeye bulaştırırlar. Siz herhangi bir şekilde takımın tamamını almaya kalksanız o takımın içinden "Ben bu işe bulaşmayacağım" diyen futbolcular çıkacaktır ki çıkmıştır da... Bakın beyler! Yine altını çizerek söylüyorum, hoş biz çizmekten bıktık ama millet yapmaktan bıkmadı. Biz bu alemde 40 kişiyiz, bu alemde herkes satılık futbolcuları da bilir, satılık hakemleri de bilir. Ama bunları konuşamazsınız. Çünkü şike sigara dumanı gibidir, görürsünüz ama tutamazsınız. Ama siz bu satılık futbolcuların ya da hakemlerin bazılarını yıllar sonra gazetelerde yorum yazarken veya televizyonlarda yorum yaparken görürsünüz. Peki bunları pek çok yönetici bildiği halde neden çıkıp konuşamazlar; çünkü bu alemde bazılarını her kademede kullanırlar. Ben bunu şuna benzetirim; birisi bir gün bir hayat kadını ile para karşılığı beraber olursa bir başka gün de bir başkası o hayat kadını ile para karşılığı beraber olursa ona kızmayacaksın.

VOLKAN'A AÇIK MEKTUBUMDUR
Volkan Demirel olayı artık bıktırdı... Bazıları bunun altını kaşıyorlar ama iş ters tepiyor. Volkan Demirel'i zorla milli takıma çağırmaya kalkıyorlar ama olayı her ortaya attıklarında olay büyüyerek ters tepiyor. Bu olayları sık sık yazanlar ve konuşanlar öncelikle Volkan Babacan'a hem ayıp hem de terbiyesizlik ediyorlar. Aslında burada ne zamandan beri düşündüğüm ama bir türlü sıra gelmeyen bir konuya gireceğim. Daha doğrusu Volkan Babacan'a açık mektup yazacağım;

Sevgili Volkan Babacan;
Seninle hiçbir yerde karşılaşmadım, merhabam yok, oturup çay da içmedim. Ama öncelikle seni sportmence duruşundan, adam gibi hareket etmenden dolayı Türk futbolu adına kutluyorum. Sen en imkansız olduğu yerde Türk Milli Takımı'nın kapkaranlık bir tünelde, tünelin ucanda ışık görünmeyeceği düşüncesiyle hareket edilerek, taraftarına kahramanlık yapıp, bir başka taraftarı da karalayarak belki de Türk Milli Takımı'nın hükmen yenilgisine neden olabilecek (eğer doping kontrolü kurasında adı çıksaydı) bir pozisyonda kaleyi devraldın. O günden bu yana hiç polemiğe girmeyip işini yaptın. Rakip takım seyircilerine ellerinle-kollarınla hareket edip, rakip futbolcuların karınlarına tekme atmadın. Hiçbir maçta küfür ettiğini de duymadım. Maalesef bizim o meşhur bir kısım renkli gözlükle bakan amigo yazarlar tarafından öyle altın oyuldu ki bunu herkes gördü... Ama sen yalnızca işini yaptın. Bir mucizeyi gerçekleştiren takımda belki de en tehlikeli yerde görev aldın. Yapacağın en ufak bir hatayla yiyeceğin bir gol, bir kısım boyalı gözlüklü yazılı ve görsel basın tarafından çarmıha gerilmene yetecekti. Bunları bile bile hiç sesini çıkarmadın, milli takım Fransa'ya gitme vizesini alırken bu işte kendine düşen payın yüzde 100'ken hala senin üzerine oynayan utanmazlar var. Bir cümle söylesen herkesin ağzına kalemleri de mikrofonları da tıkarsın ama yapmıyorsun, adam gibi adamsın... Fransa'da bacak arasından gol yesen de benim için adamsın. Kendi kalene gol atsan da... Şu konuşmadan duruşunla bile bu ahlak noksanlarına ders verdin. Seni tebrik ediyorum, takımınla birlikte senin de yolun açık olsun Volkan Babacan kardeşim...

ORMAN TAKIMI BOZUYOR
Fikret Orman ve Şenol Güneş; iyi şeyler yaptılar, hala da yapıyorlar... "Ama şampiyonlukta Beşiktaş'ın yumuşak karşı Orman ve Güneş" diye 6 ay önce ahkam kesmiştim. Bugün de o lafımın arkasındayım. Bu yazılarda da konuşmalarda da var. Şu ana kadar Şenol Güneş beni mahcup etti. Kontrollü gidiyor. Ama Fikret Orman için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Başarılı giden bir takıma başkanı tarafından ancak bu kadar takoz konabilir. Yani Fikret Orman diyor ki; "Ey takımım sen iyi gidiyorsun ama ben şöyle konuşayım da seni yamultayım" diyor, nitekim de yamultuyor. Orman için şöyle bir benzetme de yapabiliriz, Beşiktaş takımının canlı bombası... Fitili çekti gidiyor bakalım ne zaman patlayacak.

COLLİNA TEZGAHINI KURMUŞ!
Hep söylüyoruz ya maalesef basın olarak da taraflıyız. Basının işi, olanları yazmak, doğru yazmak, doğru haber vermek. Braga- Fenerbahçe maçı hakemi Bebek'in idaresi kötüydü. Fenerbahçe, zarar gördü hepsi tamam. Ama biz bir türlü fasulye ile nohutu ayıramıyoruz. Kardeşim hakem kötü de senin teknik direktörün oyundan niye atılıyor, senin futbolcuların mesela Volkan Şen göstere göstere nasıl o hatayı yapıyor? UEFA'nın iki numaralı kupasından atılan bir futbolcu UEFA'dan ceza yediğinde bütün UEFA turnuvalarında oynayamaz şartı olsaydı Volkan o hareketleri yapabilir miydi? Diyor ki kendimden geçtim çok sinirlendim. Peki bu cezalar Fransa'daki Avrupa Şampiyonası'nda geçerli olsa aynı hareketi yapar mıydın Volkan Şen... Bu sefer Fenerbahçeli spor yazarları ortaya başka bir yalan haber att-ı lar. Fenerbahçe'nin şikayetini göze alan Collina, Türkiye'ye geliyor. Yahu kardeşim Collina'nın Türkiye'ye geleceği, bırakın Braga-Fenerbahçe maçını Türkiye'deki F.Bahçe-Braga maçından bir ay önce belliydi. Ama dedim ya tuttukları takıma yalakalık yapacaklar. Böyle haberler yapıyorlar. Aslında Collina hemşehrisi Rosetti'yi buraya gönderdi. Onun ne kadar faydalı olacağını, TFF'de neler yapacağını anlatmaya geldi. Tabii bunlar da TFF'den bayağı bir nasipler-i ni alıyorlar, keratalar! Körler sağırlar birbirini ağırlar. Collina tezgahı kurmuş, tezgahın da başına geçmiş oradan alıp oraya gönderiyor... Onlara göre de maçlara adam veriyorlar. Al gülümver gülüm...

ÖZBEK NE DERSE O OLMUYOR!
Galatasaray Başkanı için fazla bir şey söylemeye gerek yok... O ne derse işin tersi oluyor... Diyorlar ki; "Çok iyi niyetli adam. Bilmem kaç milyon Euro'nun altına imza atıp, kefil oldu." İyi güzel de bir de Galatasaray'ın bir adı var. Hiçbir şekilde Dolar'a, Euro'ya, Türk Lirası'na vuramayacağınız. Bu adı bozuk para gibi harcıyor. Aslında bu bizim sorunumuz değil, Galatasaraylıların sorunu. Ama maalesef Galatasaray Kongre Üyeleri'nin de dönere karşı bir zaafları var. Genel Kurul'da önce oy kullanılıp sonra döner yense çok kimse oy kullanmadan gitmeyecekler. Ama önce döner yiyip sonra oylama olunca, döneri yiyenlerden çoğu oy kullanmadan salonu terk etmişler. Ya döner çok lezzetliydi ya da çok kötü... Ya döneri yiyip mest olup oylamayı unuttular ya da döner midelerini bozunca tuvalete koştular.

Quaresma'ya rağmen...

Son 100 metreye girildi. İki takım da kemanın telleri gibi gerildi. En ufak hata birini ağaçtan düşürecek. Buradaki en büyük tehlike ne? Saçma sapan sarı veya kırmızı görmek. Takımın menfaati için bu kartı görürsen kimse bir şey diyemez. Ama dün gece Quaresma'nın yaptığı gibi hakeme tepki gösterip aptalca topa vurursan kartı görür, takımının da teknik direktörünün de hareket kabiliyetini engellersin.
Bizde bir laf vardır "7'sinde neyse 70'inde de odur" diye. Bu demek ki Portekiz için de geçerli. Dün gece takım berabere çıksaydı bu sahadan bunun tek sorumlusu Quaresma olurdu. Niye mi? Çünkü sen belli bir sistemin içine girmişsin, hiç alakasız yerde bu sistemi bozuyorsun. Sonra da bir başka maçta oyundan alınınca kızıyorsun.
Siyah-Beyazlılar öne geçtikten sonra oyunu soğutmakta zorlanıyor. Burada en önemli faktör topun kaleye en uzak yerde oynanmasıdır. Bunu da kim yapacak; Gomez. Ama Gomez'de bu özellik yok. Yani topu tutacak, basacak, rakibi geçecek, ikiye bir yapacak, faul alacak ve defans dinlenecek. Bunu Cenk de yapamıyor. Ama top Beşiktaş atağında ileriye gidiyor, aynen geri geliyor. Yani arka tarafın hazırlanmasına izin vermiyor Beşiktaş'ın hücumcuları. Aslında Şenol'un buna çözüm bulması gerekir. Mesela bunu Atiba yapıyor ama yaptığı yer çok tehlikeli. Çünkü Atiba bunu on defa yapar, bir defa yapamazsa o topu kaleden çıkarırsın.
Beşiktaş'ın bir avantajı var. Şenol Güneş iyi oynayanı kesmiyor. Mesela Necip. Ama aynı Necip hiç yeri ve alakası yokken öyle bir faul yapıyor ki ceza alanının 5 metre dışında, Beşiktaşlıların yüreğini ağzına getiriyor.
Antalyaspor, Beşiktaş karşısında akıllı top oynadı. Siyah-Beyazlıların gerginliğinden de iyi faydalandı.
Hüseyin Göçek bildiğiniz gibi... Ne uzuyor, ne kısalıyor. Bir Beşiktaş'a, bir de Antalya'ya iki tane penaltı pozisyonu var. Beşiktaş'ın lehine olan daha net. Bence yorumsuz. Ötekinde yorum yapılabilir. Ama Göçek ikisini de 'Gördüm' dedi ve devam kararı verdi. Günahı, vebali onun boynuna...
Öyle bir hale geldi ki olay 'Kazanan haklı' diyoruz. Beşiktaş iyi futbol oynuyordu, çok beğeniyorduk. O da Fenerbahçe'ye döndü. Skora oynamaya başladı. Haklılar mı, haksızlar mı o da size ait. Ama şu var kim kazanırsa bir gün sonra oynayacak olanın kucağına bombayı bırakıyor. Yani şimdi bomba Fenerbahçe'nin kucağında.

Korku filmi gibi maçtı

F.Bahçe'nin yediği birinci gol ofsayt. 30-35. dakikadan sonra F.Bahçe hakemle dalaşmaya başlıyor. Fitili Caner ateşliyor, diğerleri de yavaş yavaş ona uyuyor. Ama 45+'te atılan gol her şeyi F.Bahçe'nin lehine çeviriyor. İkinci yarı başlıyor. F.Bahçe sakin olsa, topa baksa bütün sistem i değiştirecekler. F.Bahçeli futbolcular presi yiyince hakem de Türkiye'deki hakemlere benzemeyince sinirlenme başlıyor.
Ve penaltı pozisyonu geliyor. Top Mehmet Topal'ın göğsüne geliyor, Mehmet ellerini göğsünde birleştiriyor. Peki o topta Mehmet kollarını açarak göğsüyle hamle yapsa ne olur, bir şey olmaz. Hakem de yorumunu penaltıdan yana kullanıyor. Peki Mehmet'in kolları orada olmasa zaten top göğsüne çarpıyor. Yani bu pozisyonlarda hakeme yorum hakkı vermeyeceksin.
2-1'de bile F.Bahçe rakibini eliyor.
Ama F.Bahçeli futbolcular hala hakemle oynuyor. Korku filmi gibi bir maç... Bir pozisyonda F.Bahçeli oyuncu tacı 10 metre ileriden kullanıyor, hakem de tacı rakibe ver-i yor. O anda ipler kopuyor, bu sefer de teknik direktör at-ı lıyor. Ondan sonra Alper atılıyor. Atıldığı pozisyonda kırmızı kart doğru. Ondan sonra da Volkan atılıyor.Bu futbolcuların atılmaları gayet normal. Niye? İmamın gaz yaptığı yapar , cemaat de bunları yapacak. Sen teknik direktör olarak bir defa atılmamaya mecbursun. Bakınız, bütün bunların sebebi şu: Türkiye'deki maçları eyyamla idare eden, büyük takımlara prim tanıyan zavallı hakemler Avrupa'da oynayan futbolcularımıza kötü antrenman veriyor, kötü örnek oluyor. Bakınız atılanlar hep yerli oyuncular. Bundan başka atılacak hangi oyuncu var derseniz, ilk sıraya Caner'i koyarsınız. Peki neden ithal oyuncular atılmıyorlar.
Onların eti kemiği yok mu?
Bir bakın bakalım düşünün, niye bizimkiler?
F.Bahçe, ikinci yarıya doğru başladı. İkinci golü yedi önemli değil, aynen devam et, gol atarsın. Ama fizik gücü yavaş yavaş düşmeye başladı Fenerbahçe'nin. Rakip F.Bahçe'ye göre fizik olarak hem kuvvetli hem güçlü.
İkili mücadelelerden galip çıkıyorlar.
Yenilen 3'üncü 4'üncü gol karbon kağıdı gibi.. Volkan Şen gibi atılmak için hakeme yalvarırlar ondan sonra da hakemi iterek ülkeyi de kötü pozisyona düşürürler. Volkan Şen kaç maç oynamayacak, şimdi göreceğiz, hakemi itmenin ne demek olduğunu! Bu maç yazısını bitirirken bu haftaki lig maçlarını şöyle bir düşündüm. Hakem Bülent Yıldırım'ı düşündüm, hakem Fırat Aydınus'u düşündüm.
Eski iki FIFA hakemini düşündüm de düşündüm... Ne demişler; düşün düşün b.ktur işin.