CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Bu bir tam atmasyon!

Türkiye'de büyük takımlarda son moda rotasyon... Aslında bunun karşılığı atmasyon!.. Herkes bir şey tutturmuş gidiyor, rotasyon rotasyon... Yahu arkadaşlar, neyin rotasyonu! Futbolcu çok yoruluyormuş, rotasyona giriyormuş: "Ulan tonla para veriyorsunuz bu topçulara, neyin rotasyonu?" O zaman döndürelim Şenol Güneş'i de rotasyona sokalım. Mesela Güneş'in yardımcısı rotasyon yapsın. Hani Güneş çok çalışıyor ya beyni fiziği yardımcısı çıksın rotasyon yapsın. Arkadaşlar bu rotasyonla motasyonla milleti uyutmayın. Bu kadar para vereceğim, rotasyona sokacağım.
Siz dalga mı geçiyorsunuz ya! Sanki bana Dünya Kupası finali oynuyorlar üst üste iki maç. Bir de futbolcuları havaya sokuyorlar. Dün bir maç seyrettik. Beşiktaş kalecisi Fabri, iyi kaleci miyi kaleci ama ukala. Sanane kardeşim! 2 kişi düello ediyorlar, 30 metrede sen onların arasına girmeye kalkıyorsun. Kaza kurşunuyla yaralanıyorsun, Beşiktaş golü yiyor. Fabri'nin yaptığı futbol ukalalığı. Peki G.Birliği'nin başka pozisyonu var mı? Bir tane daha. O pozisyon da Beşiktaş'ın hediyesi. Peki dönelim Beşiktaş maçı kazanır mıydı? Kazanırdı. Şansı yaver gitmemiş, geçiniz onu beyler. Şu çok net: Cenk çok iyi çocuk, yakışıklı, görünüşü iyi. Peki geçen sene Gomez'in yedeği tamam. Bu sene de bir adam geldi Aboubakar. Hadi Gomez'in yedeği oldun, Aboubakar'ın da yedeği olmaya adaysın. Kardeşim sen, "Ben ne Gomez'i tanırım ne Aboubakar'ı tanırım" diyebiliyor musun? Futbol şahsiyetini, kişiliğini özellikle de futbol isyanını koyabildin mi bu iki adama karşı? Hayır. Sen hala, "Gomez olur ben de olur. Aboubakar olur ben de olurum" der gibi mücadele ediyorsun. İsyanın yok. Futbolcu isyan eder ama bunu sahada gösterir. Peki hakem nasıldı? Motivasyon. Yani iyi. Hepinize hayırlı günler.

GÖKHAN'I KİM ALDI!
Benim dikkatimi bir şey daha çekiyor: Dakika 86, tabela kalkıyor. Ben diyorum ki hücuma destek birisi olacak herhalde. Gökhan çıkıyor, Beck giriyor. Bu şunu gösterir, bu Gökhan Gönül'ü kim aldı kardeşim! Ben istemedim. Gökhan sakatlanıp bacağını tutsa tamam. Ama Gökhan bacağını da tutsa ben Gökhan Gönül'ü çıkarırsam hücuma yatkın bir oyuncu sokarım. Adamın adı üstünde Beck. Almanmış bizi ilgilendirmez ama bek.
Sonuç şu: Rotasyon, rotasyon, motasyon, patatasyon. Şenol Güneş'in iki aydır sistemi. O zaman bu Ronaldo, Messi herhalde uzaydan geldiler. Onlarda ne rotasyon var, ne patatasyon.

30 dakikaya bir pozisyon!

Önce maçın kısa özeti; 90 dakikada üç tane pozisyon var. Yani 30 dakikaya bir pozisyon düşüyor. Öyle bir maç... Pozisyonlardan bir tanesi Fenerbahçe'nin girdiği... Van Persie'nin ilk şutu direkten dönüyor, ikinci vuruş, üçüncü vuruş, sonra Konya kalecisi Serkan'da kalıyor top. İkinci akılda kalan pozisyon Fenerbahçe'nin kazandığı penaltı. Çok net, yorumsuz bir penaltı ve gol.
Üçüncü pozisyon; Konya'nın hücumunda Konyaspor'un beklediği bir penaltı pozisyonu. Bu da çok net penaltı. Birisi Fenerbahçe'nin lehine veriliyor, birisi Konya'nın lehine verilmiyor. İki net penaltı!
Hakemimiz meşhur Bülent Yıldırım... Bence kararlar normal! Büyükler oldu mu, Bülent Yıldırım oldu mu, bu işler böyledir. Birilerini görür, birilerinde gözüne perde iner!
Peki iki takım ne oynadı? Sabaha kadar oynansa berabere bitecek bir maç şekli. Hakem kararıyla Fenerbahçe kazandı. Bakınız penaltı pozisyonlarında yorum vardır. Mesela Emenike'nin girdiği bir pozisyon var. Yorumdur. Verirsin, vermezsin. Ama bazı pozisyonlar vardır; bunlar yorumun dışına çıkarlar. Tabiiii bazı maçlar vardır ve bazı hakemler vardır. Bunlar da yorumun dışına çıkarlar. Ama maalesef biz hala bunlardan kurtulamadık.
Arkadaşlar, insan bir defa ölür. Her gün öleceğinize bir defa ölün.
Bakınız, bir maç oynandı. Konya diyor ki; "Ben iyi takımım." Oysa Konyaspor kabız bir takım. Arka zaten kalabalık. Heyecan vermeyen bir futbol...
Dönelim Fenerbahçe'ye... Bu kadar büyük paralar, basından bu kadar pompalar ve bu Fenerbahçe! Hem de böyle bir Konya'ya karşı böyle bir Fenerbahçe... Dün akşamki Fenerbahçe, Fenerbahçe seyircisini tatmin etti mi? Belki şunu diyebilirsiniz;
"Kazanan haklıdır." İşte o kadar. 90 dakika bitiyor. "Maçtan pozisyon alalım oynatalım, maçı parlatalım. Kim indirdi, kim bindirdi, gol pozisyonları, şutlar, kornerler, ikili mücadeleler kaç tane çıkar?" diye bakıyorum.
Hikaye...
Peki şimdi dönün o zaman bir önceki geceye, Beşiktaş-Antalyaspor maçına... Tribünler hop oturup, hop kalkıyor.
Peki kardeşim, o zaman suçlu basın mı? Sürekli söylüyorsunuz, "Ulan basın bunu da yazın" diye. Siz oynadınız da basın mı yazmadı! Televizyonlar mı oynatmadı!
Malın iyisi neredeyse, seyirci oraya gider. O kadar basit beyler! Siz sürekli "Şerefsiz" derseniz, "Köpek" derseniz, "Çaycı" derseniz. Diyeceğiniz bir kelime daha kalıyor. Bir gün onu da dersiniz. Türkiye'deki futbolun zaten içine ettiniz. Etmeye devam edersiniz. Hani derler ya "Bunu söyleyen basın, bunu da yazın" diye... Ama maalesef bunu söyleyen kulüp başkanı, bunu yazan basın.
Yazıklar olsun bu Türk futbolunun içine...

Güle oynaya!

Maçın başından sonuna kadar Trabzonspor'un bir oyun planı vardı. Zorunlu değişikliklerle bazı şeyleri tam yapamadılar. Zaten takım tertibinde zorlanıyorlar. Böyle bir takıma karşı Galatasaray'ın oyun planı neydi? Eğer anlayan varsa gelsin bana anlatsın. Galatasaray'ın sezon başından beri oyun planı, isimli oyuncularının şahsi becerilerine kalmış. Bruma getirecek, Tolga inanılmaz mücadele edip koşacak, Selçuk, Sneijder verilen topları yiyecekler. Bakınız G.Saray'ın topla oynama oranı fazla. İyi fazla da topla nereye oynuyorlar? Ya geriye ya da yana. Araya top sokan var mı! Dün gece Galatasaray'da futbol oynayan 2 oyuncu var. Birisi Bruma, diğeri Tolga. Peki diğerleri? Trabzonspor dün gece sezonun en rahat futbolunu oynadı.
Fırat Aydınus genelde takdir haklarını G.Saray'dan yana kullandı. Mesela rakibinin kaval kemiğine basan Bruma atılır mıydı? Evet atılırdı. Kart bile yok! Mesela dün gece futbol sahalarında ilk kez gördüğüm bir olayı yaşadım. İkili mücadele, Galatasaraylı oyuncu yerde yatmış. Trabzonlular topu kurtarmaya çalışıyor, Galatasaraylı yatmaya çalışıyor. Bir düdük çaldı Fırat, oyunu hakem atışıyla başlattı. Bence eksik yaptı. Bari hakem atışı yapacağına yatan Galatasaraylı futbolcuyu tıpkı bir güreşçi gibi yerde başlatsaydın Fırat. Trabzon'un golüne bazıları ofsayt demeye kalktılar ama bence golü atan N'Doye son vuruşta topun gerisinde. Yani ofsayt değil. Çekimlerdeki kameralar düzgün yerlere konulmuyor. Dün Trabzon'da iki sakatlık olmasa bu maç böyle mi biterdi yoksa kontralardan G.Saray ikinci golü mü yerdi?
Riekerink sempatik, efendi adam diye konuşulup pompa yapılıyordu. G.Saray'ın hocası olarak çıkıyorsun 'Beşiktaş'ın golü ofsayt' diyorsun. Sana ne be kardeşim. Böyle konuşacağına "Tebrik ederim Beşiktaş'ı, biz yokuz ama onlar orada oynuyorlar" de.
Ne diyeceksin Trabzonspor mağlubiyetine! Takımının bir tek organizasyonu yok. Trabzon için bu galibiyet ilaç gibi geldi. Maçtan önce 'Galatasaraylılar 3 atarız 5 atarız' diyorlardı. Ufak atacaksın kuşlara da yem olacak. Geçen hafta Trabzon ilk yarıda kötü oynamıştı, ikinci yarıda müthişlerdi. Rakip kaleciye takıldılar. Herhalde Galatasaraylılar geçen hafta ikinci yarıdaki Trabzon'u seyretmemişler.

F.Bahçe taraftarına yazık

Bakınız beyler... Manchester United- Fenerbahçe maçının yorumunu yazacağım ama nereden başlayalım? İsterseniz önce uçaktan başlayalım. Havada cam patlıyor.
Hayati tehlike var ama enteresandır kameralar çalışıyor, pilot kabininden görüntüler var. Pilot kabininden görüntülerin alınması ne derece doğru. Çünkü uluslararası bir olayda bu uçak mecburi iniş yapıyor. Bu görüntülerin alınması yasak. Peki bu uçak İstanbul'dan kalkıp Manchester'a gidebilir mi? Yoksa bu uçak kısa mesafelerde mi kullanılır? Bu işlerde hayati tehlike ne kadardır?
Ondan sonra da çıkıp kulüp başkanının ve yöneticilerin bazı beyanatlarını insanlar nasıl dinlerler?
Gelelim maça... Taraftar, "Yönetim istifa" diye bağırıyor. Bu bağırma neticeye göre mi, yoksa takımın içinde bulunduğu duruma göre mi? Bakınız arkadaşlar; Fenerbahçe Kulübü doğru yönetilmiyor. Size bugün bin tane bahane söyleyeceklerdir. Peki ben size başka bir şey söyleyeyim. Dün akşam sahada İbrahimoviç var mıydı? Yoktu.
Peki dün akşam Manchester takımı, son oynadığı Liverpool maçındaki kadrodan kaç oyuncuyu bu maçta kullanmadı? 7 oyuncu...
Yani şunu diyor Manchester; "Yahu kardeşim ben belli takımlara karşı tam takımla çıkarım, bazı takımlara karşı da ikinci takımımla çıkarım." İnanılır gibi değil. Arkadaşlar, Fenerbahçe seyircisi aldatılıyor, yazık oluyor.
Bir gece evvel Beşiktaş'ı seyrediyorsunuz, bir gece sonra F.Bahçe'yi seyrediyorsunuz.
Beşiktaş da mağlup olabilirdi.
F.Bahçe de belki tesadüfen kazanabilirdi.
Ama iki takım arasındaki futbola baktığınızda birinden keyif aldık.
Beşiktaş'tan... Niye, şahsiyetli bir futbol oynadılar. Mağlup olurlar mıydı?
Olurlardı... Fenerbahçe'ye bakıyorsunuz.
Ne oynadı? Futbol mu? Hayır. Top mu oynadı? O da hayır. Peki ne oynadı?
Bugün beyanatları duyarsınız;
"Hakem çok kötüydü. Manchester sahası çamurdu. Bizim hakkımızı UEFA yedi" İMZA: Aziz Yıldırım. Ama şunu unutmayalım.
Mourinho son maçtan 7 futbolcuyu oynatmadı, İbrahimovic yoktu.
Ama F.Bahçe yönetimi. "Niye bize karşı İbrahimovic'i oynatmadın. Bizi aşağıladın ey Mourinho" da diyebilir.
Mourinho da bu tehdit karşısında dizleri ve ayakları titrer, "Gelecek maçta mutlak oynatacağım merak etmeyin" der!

İsyanla gelen tarihi zafer

Bizim takımlarımız hep "Ondan yandık, bundan yandık" diye bahanelere sığınırlar. Ama dün gece Beşiktaş takımı bir kişilik kavgası verdi. 4-3-3, 3-5-2, 4-3-2 hepsi hikaye. Sahada kazanmak için kavga veren Beşiktaş bu savaştan da sağlam çıktı. Bakınız hakemler karar verirler. Öyle veya böyle... Rus hakem öyle bir penaltı kararları verdi ki özellikle ikinci penaltının hiç alakası yok. Özellikle Caner dahil, en ufak tepki göstermediler ve atıldı penaltı. Bu şunu gösteriyor;
Takım disiplini... Demek ki Şenol Güneş, bu disiplini vermiş.
Böyle bir kararda Beşiktaşlı futbolcuların hepsi isyan bayrağını çekip, en az bir-iki sarı belki de kırmızı görürdü.
Ama hakemin kararlarına itirazı uzatmak yerine mücadeleye yöneldiler. Sonuç ne oldu? Kazandılar.
Dün akşamki bu maç bence bir isyan maçıdır. Bu isyan maçına "Hakeme isyan" diyebilirsiniz, "Rakibe isyan" diyebiliriz... Dersiniz de dersiniz...
Ama bu isyandan Beşiktaş takımı kazanarak çıktı.
Yani küçük oynamadılar, "Küçük olsun bizim olsun" demediler.
Aslında bu son yıllarda gördüğümüz en enteresan olay.
Şenol Güneş başta olmak üzere bütün Beşiktaşlı futbolcuları tebrik etmekten başka söyleyecek bir sözümüz yok. Türk futbolu adına hepsine teşekkür etmek lazım. Bakınız!
Milli takımımızın prim kavgaları, teknik direktör-milli takım kaptanı tartışmaları, ego kavgalarının olduğu yerde dün akşamki maç herkese ders olsun. Beşiktaş kaybeder miydi? Kaybederdi. Hiç önemli değil. Bu mücadeleyi verip kaybetseydi neyi kaybederdi? Hiçbir şeyi... Ama şahsiyetli kavga, bu şahsiyetli mücadeleyi veren teknik direktörün de, futbolcusunu da tebrik ederim.
Başka bir şey değil.

Fenerbahçe’ye Mandela lazım!

Yıllar önce Güney Afrika'ya gittim Johannesburg'a... Mihmandar dedi ki: Sizi burada işkence yapılan yerlere götüreyim. Gittim. İnanılır gibi değildi. Yerin 30-40 metre altında. Zaten Nelson Mandela'nın çıkış sebebi de işte bu işkence odalarıdır. Şunu net bir şekilde söyleyebilirim, Fenerbahçe seyircisi yıllardır işkence görüyor. O sebepten veya bu sebepten. Onun için de Fenerbahçe'ye bir Mandela lazım. Çıkar mı? Çok zor. Çünkü Fenerbahçe Kulübü'nde sistem Mandelaların çıkışına karşı kurulmuş...
Fenerbahçe takımının sistemin şu olur, bu olur. 4-3-3 oynar, 4-2-4 oynar o da ben i bağlamaz, teknik direktörü bağlar. Ama bir şeyi kusura bakmayın ben çözemedim. Sarılacivertlilerin bütün kornerlerini Van Persie attı. Eğer kornerleri Persie kadar atabilecek başka bir oyuncu yoksa F.Bahçe ölmüş demektir. Şimdi dönelim ikinci kısma... Van Persie, kornerlerde ceza alanı içine dikine hiç hareket etmesin rakip yanına 2 tane adam verir. Van Persie şöyle bir havaya çıksın, topu sektirsin en az 2-3 adam bu sekenlerden faydalanabilir. Artı Van Persie zaten gelen toplara kafayla da ayağıyla da vurabilir.
Advocaat, Fenerbahçe'ye yeni geldi hem de geç geldi. Eşini ve ailesini özlemiş. Herhalde 8 gün ailesinin yanına gitti. İyi güzel de sen o 8 günde aileni buraya çağır takımının başında kal... Diyebilirsin ki '"Milli oyuncularım var onlar memleketlerine gidiyorlar. Geride kalanlar üvey evlat mı?" Belki burada kalarak oynamayan herhangi bir futbolcunu 11'e kazandırabilirsin. Ne demişler? İşin varsa başında, teknen varsa kıçında oturacaksın. Ama Advocaat, Hollanda'da oturmayı tercih ediyor.
Peki Fenerbahçe ne oynadı, sistemi neydi? Emenike bozacak, Van Persie yapacak. Yapacaklar da nasıl yapacaklar? Özellikle iç sahada oynanan maçlarda Emenike'nin manevra alanı daralıyor. Zaten hücumda mesafe kısalıyor, Emenike uzayamıyor. Emenike'den faydalanacağın yerler deplasman oyunları. Böyle oynattığında ne Van Persie'den ne Emenike'den faydalanıyorsun. Volkan'a bakıyorum maçın yarısında yere yatmış, baldırına giren krampı açmak için uğraşıyor.
Fenerbahçe'de herkes kafasına göre oynuyor. Aslında Alanyaspor biraz hücuma kalkabilse çok daha müsait pozisyonlar bulabilirlerdi. Fenerbahçe'nin yediği golü düşünün. Sol açık sol iç yerinden saha iç yerine doğru uzunlamasına bir top atıyor. Sol bek Hasan Ali seyrediyor , kaleci Volkan seyrediyor... Alanyaspor'u tebrik ederim, tahminden daha iyi mücadele ettiler. Hücumu biraz daha cesaretle yapabilseler, Fenerbahçe'nin adından korkmasalar gol sayılarını artırabilirlerdi.
Stadın 3'te 1'i dolu. Yani dolu olsa o zaman diyebiliriz ki, "Yarım dolu olan bardağa yarım dolu mu diyelim yoksa yarısı boş mu diyelim." Ama Fenerbahçe seyircisi bardağın yarısını bile doldurmuyor. Çünkü oynanan bir futbol yok. Hep vaat var, çene var, artistlik var. İnşallah bir gün Fenerbahçe'den bir Nelson Mandela çıkacaktır.

Kartal kalecisini buldu

KAYSERİSPOR-BEŞİKTAŞ
Beşiktaş iyi mücadele ediyor gözüküyor. Kayseri'ye fazla pozisyon vermediler. Peki kendileri çok pozisyona girdiler mi? Hayır. Takımın içinde orta alanda maçı idare edecek adamları yok. Birini verdiler Sosa, diğeri sakat Oğuzhan. Yardımlaşarak oynamaya çalışıyorlar. Peki pozisyon yakalıyorlar mı? Evet. Mesela Aboubakar'ın yakaladığı pozisyonu çok maçta yakalayamazlar. Ama bu pozisyonları da artık atsınlar. Aboubakar da artık bunları gol yapsın.
Milli maçlardan sonra maalesef takımlar istenilen havada olmuyorlar. Bu tip maçları eğer bir takım galip bitiriyorsa bu onun bir yerde şansı oluyor. İki takımın pozisyonlarına baktığınızda oldukça kısır bir maç.
Şu bir gerçek, bence Beşiktaş kalecisini buldu. Fabricio takıma daha da alışırsa daha farklı işler yapacağa benziyor. Ama Beşiktaş'ın maalesef orta alanda maçı idare edecek bir adamı bir de gol atacağı pozisyonda atacak, çok zor pozisyonların da bazılarını gol yapacak bir adama ihtiyacı var. Şunu diyebilirsiniz: Yahu kardeşim dünyada böyle kaç tane futbolcu var. Ben dünyadan bahsetmiyorum. Türkiye şartlarında yapabilecek oyunculardan bahsediyorum.
Nakoulma'nın pozisyonunda Kayserililer faul isteyebilirler, penaltı olmaz çünkü ceza alanı dışı. Ama ceza alanı içinde (Levent'in eli) Beşiktaş hücumunda penaltı verilir mi? Bence evet.

G.Saray'a ikinci yarı ne oldu?

GENÇLERBİRLİĞİ-GALATASARAY
Beşiktaş'tan 1 saat sonra G.Saray maçı başlıyor. İlk yarı bir G.Saray izliyorsunuz, çok iyi. Herkes birbirine yardım ediyor. Topu kaptırınca 10 kişi
birden
topun arkasına geçiyor ve topyekün oynuyorlar. 2. yarı bir G.Saray sahaya çıkıyor. Bu sefer 10 tane G.Birliği futbolcusuna karşı bir tek Muslera oynuyor. Yani dün eğer G.Saray 3 puanı çıkardıysa bunu Muslera'ya borçlu.
Dün Riekerink, Sabri'yi neden oyundan aldı anlamadım. Sabri kötü oynamıyordu, iyi de mücadele ediyordu, temposu da iyiydi. Mutlak bir sebebi vardır ama bu tarz hareketler futbolcuları yaralar. İlk yarı Galatasaray, Gençlerbirliğili futbolculardan daha fazla mücadele edince, teknik olarak da iyi olduklarından güzel bir görüntü verdiler. Peki 2. yarı bu G.Saray gitti, niye öteki Galatasaray geldi! Özellikle 2. yarı orta saha çöktü. Gençlerbirliği araya attığı her topta pozisyon yakaladı. Sağdan sol ayaklı Aydın her pozisyonda Galatasaray'a tehlikeli oldu. Serbest vuruşlar da dahil. Burada da ofsayt pozisyonları G.Saray'ı kurtardı. Selçuk ilk yarı kımıldadı ama 2. yarı yok. O sahneye çıkmayacak da kim sahneye çıkacak! Ciğerci çok çalıştı. İkili mücadelelerde de etkili. Ama aynı şeyleri Yasin için söyleyemeyeceğim. Çok çalışıyor gözüküyor ama iş bitirecek yerlerde yok. Bruma'dan faydalanamadılar. 90 dakikanın bitiminde "Bu maçın hakkı nedir?" derseniz, G.Birliği açısından en kötü berabere bitmesi gerekirdi.
Eren, istediği topları alamıyor. Az top geliyor o da maça ısınamıyor. Haliyle oyunun içinde olamıyor.
Çok arada gelecek pozisyonlarda da soğuk kaldığı için istediği vuruşları yapamıyor.
Cüneyt Çakır zorlanmadı. Ama şu bir gerçek Türkiye'de hava topunda kambura yatanla, kafaya çıkan futbolcuları çok hakem çözemiyor. Dün gece iki pozisyonda Çakır doğru karar verdi. Komitenin bunu çözenlerle, çözemeyenlere görüntülerle bunları hakemlerin gözlerine sokmaları lazım.

Futbolcular isyan etmeli!
Sneijder dünya yıldızı tamam ama oynamadığı maçta bu kadar fark edilmesine bence Galatasaraylı diğer futbolcuların tahrik olmaları lazım. Ve isyan edip "Ne var kardeşim, biz futbolcu değil miyiz? Biz de bu işi yaparız" demeleri lazım. Tamam bu maçı Sneijder'siz kazandılar. Geçen maç da öyle Antalya'da. Ama Sneijder olduğu zaman daha farklı oluyor. Hoş Sneijder de aylardır gol atamıyor. Tamam Sneijder'in eksikliği hissediliyor ama ne kadar? O zaman şöyle düşünelim Galatasaray'da iki futbolcudan biri oynayacak. Biri Sneijder biri Muslera. Sonuç ne çıkar? Çok net söyleyebilirim. Yüzde 100 Muslera.

Bazıları için bitmedi!

Lafı fazla uzatmayalım. Milli Takım kadrosuna alınmayan Arda Turan, bazı sunucu ve TV yorumcusu dostlarıyla beraber Fatih Terim'i gönderme operasyonuna girdiler. Dünkü maçta da başarılı oldular. Çünkü hem Türk insanını, Terim'i, hem de futbolcuları maç havasından uzaklaştırıp çok farklı yerlere götürdüler. Sonunda da bu iki maçtaki kötü neticeler geldi. Şunu diyebilirsiniz; biz bunları yaşamasaydık da iki maçta 1 puanda kalabilirdik. Evet kalabilirdik. Ama bu tarzda değil. Dün gece maça çıktığı andan itibaren Fatih Terim ve futbolcuların suratından Türkiye'deki olaylardan, konuşulanlardan etkilendiği apaçık ortadaydı. Biz zaten duygusal bir millettiz, bu tip olaylardan çok etkileniriz.
Şimdi ne olacak? Bu takım yeni bir takım. Belli bir yola çıkıldı. Ama şu gözüküyor ki Barcelonalı Arda Turan, önümüzdeki milli maçlardan önce de o sunucu ve TV yorumcusu ağabeyleri ve dostlarıyla aynı oyunu oynayacaktır. Terim kaldığı müddetçe... Burada filmi ters çevirelim. Şöyle düşünelim; Terim önümüzdeki milli maçlarda Arda'yı milli takım kadrosuna alırsa, bu sefer de kamuoyu "Arda dostlarıyla beraber bastırdı, Terim'in gücü yetmedi" diyecekler. Yani aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık! Bakınız! 3-4 gün içinde iki tane Dünya Kupası eleme maçı oynandı.
Şu anda yazdığım yazı dahil milli takımın hangi kadroyla sahaya çıktığından, nasıl olması gerektiğinden, ne yapması gerektiğinden bahsedeceğimize neler yazıyoruz. Lanet olsun böyle futbol anlayışına ve zihniyetine! Şu oynasaydı, bu oynasaydı çok fazla bir şey fark etmeyecekti.
Volkan Şen... Dün gece faul yaptı, ardından gelip İngiliz hakeme ukalalık yaptı sarı kartı görüverdi. Bu kafadaki ve zihniyetteki futbolcularla biz bir yere varamayız. Aynı cümleleri Emre Mor için de yazabiliriz. Yine itirazdan sarı kart gördü, cezalı duruma düştü. Bundan sonraki maçta oynamayacak. Demek ki genimizde bazı hatalar var! Belki şimdi çıkıp diyeceksiniz ki; Daha maçlar bitmeden, hiçbir şey belli olmaz. Çıkmadık candan umut kesilmez! Ama bir şey belli; Barcelonalı Arda, kendisini kadroya almayan Terim'e büyük bir çizik attı. Filmin sonu nasıl bitecek merak bekleyenler var. Türk Milli Takımı için bence film bitti ama bazıları için bitmedi. Ne demişler; intikam soğuk yenen bir yemektir. Herkese hayırlı olsun.

Para önemli değil diyen PİNOKYO OLUR

Kime sorsanız, size yeşil yalan söyler! Şimdi diyeceksiniz ki "Yeşili nereden çıkardın?" Dolar'ın rengi yeşildir. Kime sorarsanız sorun, para onun için önemli değildir... Vatan, millet, cumhuriyet, haysiyet, şeref hepsini söylerler, bir tek para lafı etmezler. Nereye kadar? Ne zaman parasına dokunun cayır cayır bağırırlar. Yahu kardeşim, para önemli bir şey. Yaşamak için de güzel. Bir yerde para kazanmaya çalışıyoruz. Kimisi daha kolay kazanıyor, kimisi daha zor. Ama "Para benim için önemli değil" derseniz yalancılıktan burnunuz uzar, Pinokyo gibi olursunuz. Para işine önce hakemlerden gireceğim. Sonra Arda sonra Türkiye Futbol Direktörü... Geçen sene bazı hakemler 4'er yıllık anlaşma ile profesyonel yapıldı. Hepsine belli bir miktar para bağlandı. Amma velakin bu paralar öyle bir dağıtıldı ki; adaletsiz... Yani sahalarda adalet dağıtan adamlar, parayı alırken, adaletsiz aldı.
En son komite bunda bir ayarlama yapmış... En üst düzey görev yapacak hakemleri yıllara göre ayırmış, bence eskisinden daha adaletli bir dağıtım yapmış. Peki sonunda ne olmuş? Hakemlerin çoğu eski yapılan mukaveleleri fesh etmişler, yeni mukavele yapmışlar. Bir hakem hariç o kim? Cüneyt Çakır... Çakır ve babasının halen hakem derneğine borçları var. Yani bütün hakemler aidatlarını ve yasal paraları ödüyorlar, bunlar ödemiyorlar. Herhalde bir bildikleri var ve bu arkadaşlar adalet dağıtmaya çalışıyorlar.
Arda "Bizim için prim önemli değil" diyor... "Bizim için prim önemli değil" diyen futbolcuların topyekün hem de Arda'nın başkanlığında şöyle demeleri lazım değil miydi: "Biz kendi aramızda toplandık, Avrupa Şampiyonası'na gittiğimiz için prim istemiyoruz. Şampiyonada finale kalırsak, sizin takdir edeceğiniz miktarı almaya razıyız." Ben o zaman, "Tamam kardeşim, helal olsun yaptığınıza" derdim...
Gelelim Fatih Terim'e... Son oynanan milli maç sonrası enteresan bir açıklama yaptı. "Ben mukavaleme tazminat koydurmadım, hiç tazminat almadım, yalnızca çalışırım" mahalinde bir şeyler söyledi. Ardından da ekledi: "Benim avukatım Federasyon yetkilileriyle oturup konuştu, anlaşmayı onlar yaptı." Eeee, Fatih Hoca oldu mu bu şimdi? Ben de olsam zaten avukatıma yaptırırdım. Yani Federasyonun avukatlarıyla benim avukatlar çarpışırdı. En doğru sonuç da bu buluşmadan çıkardı. Yoksa benim haberim yok dedikten sonra bunu söyleyince, taca çıkıyorsun.
İşte Türk Milli Takımı Teknik Direktörü, Türk Milli Takımı kaptanı ve Türkiye'nin en büyük hakemi... Buyrun buradan yakın.


SARAN DAHA ÇOK PARA MI VERDİ!
TSYD'nin Eğitim Merkezi bu binayı yaptıran Aydın Doğan'ın ismini taşıyor. Genel Merkez'in yenilenme masraflarını ise Sadettin Saran karşılamış. Saran ne kadar para verdiyse, artık ismi TSYD'nin bile önüne geçmiş. Aydın Doğan Eğitim Merkezi'nde bir sorun yok. Orada önce TSYD geliyor!.