CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

İşte Cüneyt Çakır bu!

İkisi de ligin en tepesinde... İkisi de bulundukları yeri hak ediyorlar. Ayrı ayrı stilde yoğurt yiyorlar. Ama ikisi de sahada iyi şeyler yapıyorlar. 1-0 öne geçince maçın direksiyonu Abdullah Avcı'nın eline geçti. Ama iki önemli sakatlık o direksiyonu ve vitesi istediği gibi kullanmasını engelledi. Şenol'un yapacakları belliydi zaten onları yaptı.
İstatistiklere bakıyorsunuz, topla daha fazla oynayan Beşiktaş. Oyuna televizyondan baktığınızda skoru her an değiştirebilecek, daha tehlikeli olabilecek ama çok etkili hücum edip tehlike yaratacak takım Başakşehir. Zaten onun oyun şekli böyle. Beşiktaş topu kenarlara ve çizgiye götürdüğü zaman, hatta aut çizgisine indiğinde etkili oldular. Onun haricinde olamadılar. Zaten golü de kornerden yaptılar. Defanstan gelen oyuncunun kafa vuruşuyla... Başka türlü havadan gol atmaları çok zor Başakşehir'e... Bu sefer ceza alanına verkaç yaptılar, bunu iki kere denediler onda da başarılı oldular ama gol atamadılar. Beşiktaş'ın Avrupa kupasında oynaması haliyle dezavantajdı. Yani yorgunluk vardı. Ama yine de kendi sahasında oynuyordu daha farklı, daha etkili bir oyun beklenirdi. Onlara da diyorsunuz ki "Üç tane önemli sakatlığı oldu." Yani bazı sebepleri var. Caner gibi, Talisca gibi, Tosic gibi... Bu şunu gösteriyor, özellikle Avrupa'da başarılı olacaksan kadroyu daha kaliteli oyunculardan kurmalısın. Ya da bir veya ikisinden fedakarlık yapacaksın. Sahanın zemini güzel olunca, maçlar da ona göre daha bir seyri güzel hale geliyor. Beşiktaş seyircisi de takımını bırakmıyor. O da işin başka güzel tarafı. Özlemişiz seyircili maçları...
Size bugün enteresan bir şey söyleyeyim. Bursa'da yaşayan Beşiktaşlılar şikayetçiler: Bursa'da hiçbir toplu yerde Beşiktaş maçları yayınlanmıyor. Onun için de biz İstanbul'a maça gelmek zorunda kalıyoruz. Bu iş enteresan.. Doğru ise bunu acilen çözmek lazım. Hangi devirde yaşıyoruz.
Cüneyt Çakır'ı sorarsanız bildiğiniz gibi. Öyle de çalar, böyle de çalar. Birine çalar, birine çalmaz. Başakşehir'in sayılmayan golünde faul var mı? Varsa aynı faulü Beşiktaş'ın aleyhine veya G.Saray'ın, F.Bahçe'nin aleyhine çalabilir mi? Her şeyi bir tarafa bırakın. Son iki dakika oynanırken Quaresma bir faul yaptı. Hiçbir şekilde yoruma açık olmayan bir pozisyon. Ama Çakır, Quaresma'ya sarı kart göstermedi. Bilin bakalım neden? Şimdi 10 puanlık soru... Cevap: Beşiktaş, haftaya deplasmanda Fenerbahçe ile oynayacak. Eğer Çakır, Quaresma'ya sarı kart gösterse Quaresma haftaya Kadıköy'de oynayamayacaktı. Bu kadar basit. İşte Cüneyt Çakır bu! İşte Cüneyt Çakır hakkında yapılabilecek en doğru yorum bence.

Bak Riko kardeş!

Futbolcuya çok sert yapmayacaksın. Kendini kötü hisseder, aşağılanmış hisseder, senden intikam almaya kalkar. Futbolcuyu fazla okşamayacaksın. Bu sefer de çok rahat eder, kendini bir halt zanneder, bir tuhaf olur. Futbolcuyla münasebetin tatlı-sert olacak. Oyuncu teknik direktörü fazla severse o teknik direktör yandı. Sevmezse yine yandı...
Şimdi bu yazdıklarımı okuyunca diyeceksiniz ki "Ulan Erman Toroğlu, bir teknik direktör nasıl olacak?" Hani derler ya 'demir yumruk, ama kadife eldiven'... İşte öyle olacak.
Diyeceksiniz ki; bunları neden anlattın? Bu Galatasaray kadrosunu 4 maç evvel herkes "Koçlar, aslanlar 89 da olsa, 90 da olsa kazanıyorsunuz" diye pohpohluyordu. Bu futbolcular kendilerini bir halt zannettiler. Peki bu ne kadar sürdü? Fenerbahçe maçına kadar.
Derbideki iğrenç mücadele, bakınız özellikle 'İĞRENÇ' kelimesini kullanıyorum. Bir futbolcu kötü oynayabilir, bir futbolcu bacak arasından topu kaçırabilir, ama aynı futbolcu koşar, mücadele eder, topa kafasını, vücudunu sokar ona bir şey diyemem. Fenerbahçe maçındaki Galatasaraylı futbolcuları düşünün. Bir de ondan sonra yaşananları... Ben Galatasaray takımını 6 yediği Fenerbahçe maçından sonra bile böyle iğrenç mücadele ederken görmemiştim.
Peki ne oldu da dün akşam Galatasaraylı futbolcuların çoğu bu kadar mücadele ettiler? Ne değişti?
Şu kadar basit: Artık sıra kendilerine geldi. Kim olurlarsa olsunlar, ne kadar isimli olurlarsa olsunlar artık olmayacaklardı. Dün gece çok mu iyi oynadılar? Hayır. Ama iyi mücadele ettiler, yardımlaştılar.
Şansları var; Bursasporlu oyuncular da onlara yardım etti. Böyle sırat köprüsü üzerinde giden bir Galatasaray yakalamışsın, hem de kendi seyircisi önünde... Üstüne gitsen çok şeyi değiştirebilirsin ama onlar yapamadılar. Bir takım için teknik direktör çok önemlidir. Riekerink'e birilerinin şunu söylemesi lazım:
Bak Riko kardeş! Yöneticiler derse ki, biz teknik direktörümüzün arkasındayız. Bilki en yakın zamanda gidiyorsundur. Yani aklına başına topla. Yöneticiler sakın arkana geçmesinler, yanında dursunlar.

Başarı ayrıntıda gizlidir

Futbol maçlarında başlama düdüğü çok önemlidir. Seyirci bu düdükle beraber ağırlığını ve etkisini ortaya koyar, rakip de hakem de bundan yüzde 100 etkilenir.
Ama sen "Şov yapacağım" diye çıkıp da 'sessiz' bir gösteri yaparsan rakip bundan faydalanır. Sen bu gösteriyi maçın ortalarında daha önce belirleyeceğin bir dakikada, mesela 30. dakikada yap. Maç bir başladı tribünde çıt yok. Benfica çatır çatır oynuyor, Beşiktaşlı futbolcular şaşırmışlar, 25-30 dakika gidiyor.
Zaten bu 30 dakikada bu şaşkınlıkla Beşiktaş 3 tane gol yiyor. Siyah-beyazlılar öyle şaşkın ki, o bildiğimiz Beşiktaş gitmiş, başka bir takım gelmiş. Oyunun hakimi Benfica ve maç 3-0. "Maç bitti" diyorsunuz.
İkinci yarı başlıyor... Bu maçın dönmesindeki en etkili adam Cenk Tosun.
Kendisine inanılmaz güvenli, "Ben bu takımda bazı şeyler yapacağım kardeşim" der gibi. Aferin ona... Bundan evvel hep tedirgin oynuyordu. Dün yere sağlam basa basa oynadı. "Bu takımda oynarım kardeşim" der gibi bağırıyordu.
Aferin Cenk, aynen devam. Gökhan Gönül sahte oynadı, devrede Şenol Güneş de kemendi attı. Aslında Şenol'a da bir şey diyemiyorum. Çünkü Caner ve Talisca'nın sakatlanması, geçen seneden gidenler, kolay iş değil. Şampiyonlar Ligi'nde oynuyorsun.
Herkesteki hava şuydu: 3-1 olursa iyi olur. İlk yarı boyunca top hep Benficalılar'a gidiyordu. Bu bir tesadüf müydü? Hayır.
Peki topla oynama Beşiktaş'ta daha fazla.
Beşiktaş nasıl oynuyor? Korkak... İlk yarı Beşiktaş ileride Aboubakar'ı adamların ortasında tek başına bırakmış, yanına giden yok.
Arka da kalabalık. Böyle olduğu zaman bile Benfica üç tane gol atıyor. Demek ki sahanın içinde bazıları ya sahte oynuyor ya da Şenol Güneş akordu tam yapamamış. Şenol, akordu yapmaya başlayınca işin rengi değişiyor.
Gelen 1 gol zaten bütün havayı değiştirmeye yetti. 10 dakika daha olsa Beşiktaş kazanırdı.
Bunun sebebi ne? Beşiktaşlı oyuncular, "Yahu kardeşim, öyle de yenileceğiz böyle de yenileceğiz. Hiç olmazsa adam gibi mağlup olalım" dediler. Sonrasında da maçı 3-3'e getirdiler. Kiev'de işi bitirirler mi, bence bitirirler. Ama şu da unutulmamalı: Kulüp başkanı da, teknik direktör de, seyirci de dikkatli konuşmalı, dikkatle haraket etmeli, işin nereye varacağını iyice düşünmeliler. Başarı ayrıntıda gizlidir!
Hakem son 3-4 yıldır seyrettiğim en iyi hakem. Beğendiğim de şu oldu; çatır çatır oynattı. Hem futbolcular oynadıkları futboldan keyif alıyor, hem seyirci... Beşiktaş'ın ilk attığı gol ofsayt mı tartışılır. 2 nolu yardımcı hakeme bakmak lazım. Penaltı, penaltı...
Kendisi çözemedi çizgi hakemi çözdü.
Aslında çizgi hakemine bırakmadan penaltı vermesi gerekirdi. Hakemde bunlara bakmıyorum.
Futbol anlayışına bakıyorum.

Sabaha kadar oynansa...

Fenerbahçe, maçı çok net kazandı. Bu skora hiç kimsenin bir bahane bulma şansı yok. Fenerbahçe'de herkes birbirine yardım ederek çok iyi mücadele etti. Sarı-lacivertlilerde "Şu oyuncu vazifesini yapmadı, kötü oynadı veya kötü mücadele etti" diyemezsiniz. Peki Galatasaray için ne söylersiniz?
Ben bir tek cümle söylerim...
Çünkü "Defansta bunu yaptı, hücumda şunu yaptı, işte efendim bu olmasaydı şu olurdu" lafları hikaye kalır. Galatasaray takımı için söyleyebileceğim bir tek cümle var: Bu Galatasaray takımından bir cacık olmaz! Ne bir oyun planları var, ne yardımlaşmaları var, ne de mücadele güçleri...
İnanılır gibi değil: Bruma adam geçecek, şut çekecek, Bruma pas verecek de Galatasaray gol atacak.
Dünyada böyle bir şey kaldı mı? Bruma'ya bu takımda yazık oluyor. Bruma için söylenecek şey bu!
Bir düşünün Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel acaba 90 dakika içinde yere yattı mı?
Eğer Volkan bu maçtan sonra bir baloya gidecek olsa, sahaya da balo kıyafetiyle çıksa soyunma odasında pantolon- ceket-kravatını şöyle bir düzeltip, duş bile almadan direkt baloya gidebilirdi! Bu ayıp kime yeter? Galatasaray Teknik Direktörü Riekerink ile futbolcularına!
Belki iyi idman yapmadınız, belki teknik direktör size gereken taktiği veremiyor. Ama hiç olmazsa çıkardınız Fenerbahçe'ye karşı ölümüne mücadele ederdiniz.
Galatasaray'da Sinan diye bir futbolcu var. Daha cin olmadan şeytan olmuş. Hiç gereği yokken sarı kartı görüp bombayı eline alıyor. Bu takımda Bruma'dan sonra Muslera'ya yazık oluyor. Serdar Aziz iyi mücadele etti gözüktü ilk derbisi olmasına rağmen. Peki penaltıyı yaptıran kimdi, Robin Van Persie ilk golü atarken yanında durmayan kimdi!
Galatasaray'ın orta sahasında Tolga ile De Jong oynuyorlar. İkisini üst üste, yan yana, alt alta koyun bir oyuncu yapar. Yani Galatasaray bu ikisiyle oynadığı zaman sahaya 10 kişi çıkıyor. Diğer oyunculara yorum yapmaya bile gerek yok.
Fenerbahçe aman aman bir futbol oynamadı.
Düzgün mücadele ettiler. Hakkıyla da maçı aldılar.
Ama bir defa daha söylüyorum;
Bu teknik direktörle ve bu zihniyetle Galatasaray'dan bu sene bir şey olmaz.

***


Cüneyt Çakır hiç zorlanmadı
Derbide hakemlik fazla bir olay olmadı. Çünkü Galatasaray, hakem Cüneyt Çakır'ı bile zorlayacak mücadeleyi gösteremedi. Tek taraflı bir maçtı... Fenerbahçe, güle oynaya kazandı. Sabri'nin bir el pozisyonu var. Elle oynuyor ama görüş açısı kapalı olan Cüneyt Çakır göremiyor. Olabilir. Penaltıda Serdar Aziz'e kırmızı gösterebilir miydi? Çünkü Serdar, topu kaptırdıktan sonra rakibini eliyle indiriyor.
Yani topa ikinci müdahaleyi yaparken rakibini bacağıyla indirmiyor. Yeni kurala göre öyle olsaydı sarı olurdu.
"Elle indirince kırmızı olması gerekirdi" diye düşünebilirsiniz. Ama Souza'nın müdahalesinden sonra top çok mu açıldı. O zaman bariz gol şansı kaybolur, kart sarıya döner.

Beşiktaş’ın kaptanı yok!

Adanaspor eksik kalınca herkes kahraman olma peşine gitti. Geçen sene oyun kaptanlığını yapan Sosa vardı. Bu sene Şenol'un elinde böyle oyuncu yok.

Futbol ciddi bir oyundur. Laubaliliğe gelmez, ukalalığa gelmez. Çok alakasız yerde sağın solun oynarsa sonra senin sağını solunu oynatırlar. Oğuzhan ve Tolgay iyi top kullanan iki adam. Ama dün akşam öyle yerlerde öyle rahat hareket edeceğim diye "Ben bu işi biliyorum" dercesine hareketler yaptılar ki rakip sana acımaz. Tolgay çok rahat topu rakibe verince Beşiktaş strese girdi. Peki strese girdi maç 2-1 oldu. Sonra rakipten bir oyuncu eksildi. Bu dakikadan sonra deplasmanda oynuyorsun, rakibin bir kişi eksik, ne yapman lazım? Devamlı topu çevireceksin çünkü rakip 1 kişi eksik.
Yakaladığında bir ara maç olacak 3-1... Peki siyah-beyazlılar ne yaptılar? Adanaspor bir kişi eksildikten sonra herkes kahraman olma peşine gitti. Buna Oğuzhan da dahil, Quaresma da dahil.
Beşiktaşlı futbolcular şimdi şunu söyleyecek:
"Kardeşim bizim aklımız Benfica maçında.
Çünkü Benfica maçını alırsak gruptaki şansımızı yüzde 90'lara çıkaracağız." İyi güzel de yarın derbinin oynanacağı bir yerde sen berabere kalsan ya da yenilsen ne olur! Adanaspor toplama bir takım.
Sahaya çıkan 11'in 9'u yabancı. Yani rakibin daha kendine gelememiş. Şenol Güneş kenardan devamlı bağırıyor. Neden?
Geçen sene takımın içinde oyun kaptanlığını yapan Sosa vardı. Bu sene Şenol'un elinde saha içinde oyun kaptanlığı yapacak bir futbolcu yok. Söyleyin bana kim yapar! Yani Şenol'un saha içindeki uzantısı yok bu sene. Onun için de ses telleri fazla harap oluyor.
Milli maçlarda verilen arada takımlar etkileniyor. Ama şu bir gerçek ki Beşiktaş geçen seneye göre bir tık daha aşağıda futbol oynuyor. Yani Beşiktaşlılar kabahati gazetelerde, hakemlerde aramasınlar, kendilerine baksınlar. Hata yaparlar. Başta başkanları dahil olmak üzere.

KAYIKÇI KAVGASINI SEVİYORUZ
Adanaspor aleyhine verilen penaltıyla, Adanaspor kaptanının yaptığı hareket çok benzerler. Artık bu tarz hareketlere "Müsamaha etmeyin" diyorlar. Yani tabanı göstermeyeceksin. Atınç'ın müdahalesi hakemin kafasını karıştırıyor. Öyle girmeyeceksin. O zaman bazı şeyleri daha çözmemiz lazım. Yani Türkiye'de oynanması gereken futbol, oynanan futbol!
Türkiye Futbol Direktöründen MHK Başkanı'ndan TFF Başkanı'na kadar bir oturup konuşsunlar bakalım, karar alsınlar da biz de ona göre yorum yapalım. Ama biz kayıkçı kavgalarını seviyoruz.

Yüreksiz hakemler

Lig yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Ama ligi şekillendiren teknik direktörler, futbolcular değil! Kesinlikle hakemler. Birilerine penaltı çalmayıp diğerine penaltı çalıp. Birilerinin futbolcularını atmayıp, birilerini atıp yukarıyı büyüklerin işgali altına alıyorlar. Kim bunlar? Hakemler. Bakınız siz bunlara istediğiniz kadar oyun kurallarını öğretin, ders verin, istediğiniz kadar konuşun. Türk hakemlerine yapacağınız bir tane iş var: Mezbahaya gideceksiniz, kesilen mandalardan birer yürek alacaksınız. Bunlara yürek nakli yapacaksınız. Kalp nakli yapacaksınız. Bunların çoğunda yürek yok, cesaret yok, çalamıyorlar. Ama bazılarının aleyhine hep çalıyorlar. Dün gece her şeyi bırakın penaltıydı itti kalktı hepsi bir kenara; Quaresma atılır mı atılmaz mı? İşin daha tuhaf yanı gösterdiği sarı kart. Hiç kart göstermesen diyeceğim ki öyle gördün. Ama sarıyı gösteriyorsan "Hadi git işine ya" derim. Sonra İngiliz hakem geliyor, hepimiz hayran kalıyoruz. İki takım da sahada tebrik ediyor Beşiktaş-Napoli maçında. Ama İngiliz'in verdiği penaltıyı Konya'da Bülent Yıldırım veremiyor veya geçen haftaki Fırat Aydınus rezaleti. Yahu kardeşim bırakın da maçı futbolcular, teknik direktörler neticelendirsin. Bu işi adam gibi yapın ya da çekin gidin. 25-30 bin aylık alacağız diye milleti rezil etmeyin. Türkiye Ligi'nin de içine etmeyin. Bakınız şu ana kadar hakem yazdık, biraz da maçtan bahsedelim: 3 yıldır Trabzonspor'u ilk defa bu kadar takım olarak gördüm. Dün hakem sayesinde yenildiler tamam. Zaten yeni değil, Trabzon'un üzerine 3 senedir oynuyorlar. İlk defa kişilikli, takım olarak Beşiktaş gibi bir takıma karşı kafa tuttu. Kadrolara baktığınız zaman Trabzon'un kadrosu Beşiktaş'a göre çok zayıf. Bir de buna Beşiktaş kalecisi Fabri'nin çok iyi oyununu ekleyin. Maç hakem yardımıyla 2-0 olmuş. Aboubakar yüzde 100 atması gereken pozisyonu atamayınca golü yediler. Ondan sonra maç zaten Beşiktaş açısından zora girdi. Bu kadar hakem yardımı olup da Beşiktaş'ın bu kadar zorlandığını ilk defa görüyorum. Demek ki siyah-beyazlıların da Şenol Güneş'in de bazı kararlar vermesi gerekir. Zemin bir harika, Türkiye'nin en iyisi, hava süper, tribünler süper. Aslında maçtaki mücadele de güzel. Ah o sarı formalı da olmasa ortada düzgün bir sarı formalı olsa dün geceki maç tadından yenmezdi. Ama dedim ya Türkiye'deki futbolun bazı hakemler içine ediyorlar. Dün gecenin özeti yazık oldu gene Trabzon'a yine de bir hakem kararıyla nakavt oldu. Yaptığı mücadele, takım olma yolundaki görüntüsü güzeldi. Beşiktaş şu anda keseden yiyor. Böyle giderlerse çok kayıp verirler. Kalitesi yüksek olmayan heyecanlı bir maç izledik. Türkiye'nin futbol şartlarında bu da bize yetti.



Dün gece her şeyi bırakın penaltıydı, itti kalktı hepsi bir kenara; Quaresma atılır mı atılmaz mı? İşin daha tuhaf yanı gösterdiği sarı kart.

Sonra İngiliz hakem geliyor, hepimiz hayran kalıyoruz. İki takım da sahada tebrik ediyor Beşiktaş-Napoli maçında...

G.Saray ne oynuyor?

Kendi bahçesine bakmayıp benim bahçeme b.k atan komşuyu hiç sevmem.
Şimdi soruyorum: Beşiktaş'ın oynadığı maçtan sonra Riekerink Efendi, beyanat verdi. "Beşiktaş'ın attığı gol ofsayt" dedi. Sen Beşiktaş'ın Napoli'de attığı üçüncü golün ofsaytını bırak. Senin takımın baştan aşağı ofsayt!
G.Saray ne oynuyor? Bunu söylemek için en az 5-6 futbolcunun ne oynamadığına bakmak lazım. Sarı-kırmızılılardaki bu 5-6 futbolcu sahte mücadele ediyor, göz boyuyor. Başakşehir hücuma kalkıyor, 5 G.Sraylı oyuncu santra civarında!
O sırada Başakşehir orada bir futbolcusunu bırakmış durumda. O zaman ne oluyor?
Eren, rakip defansın ortasında yanında kimse yok. Ne ver-kaç yapacak bir adam var, ne de rakibe yüklenecek. Abdullah Avcı, Bruma'yı durdurdu, biraz da Sneijder'i perdeledi G.Saray bitti. Çünkü G.Saray, futbol oynamıyor, aldatıyor. İşin daha başka bir yönü; dakika 60'tan sonra bakın G.Saray'ın maçlarına... Topu sağdan soldan, daha çok da ortadan topu şişiriyorlar. Rakip aut çizgisine inmeden seyirciyi aldatıyorlar. Başakşehir'in defansının ortasında iki tane kule var. Biri Yalçın, diğeri Bekir... E kalecinin de hava hakimiyeti iyi. Havadan attığın topa bir kişi vuramaz, nitekim vuramadı. O zaman topu niye kaldırıyorsun! Bir de şu var; 2-1 mağlupsun hâlâ Podolski'yi kenarda tutuyorsun.
Adamın maça girmesi, ısınması zaten 8-10 dakika sürer. Podolski'yi o dakika oyuna alsan ne olur, almasan ne olur? Başakşehir'in bir oyun planı var. Rakibin etkili yerlerini mümkün olduğu kadar alınan tedbirle köreltiyorlar. Kendi etkili yerlerinden gol bulmaya kalkıyorlar. Karadeniz dağlık arazidir biliyorsunuz. Evlerin arasında mesafe fazladır. Ellerinde böyle kavalın çok ufağı, çok iptidai ama çok iş gören bir alet va-r dır. Kuş sesi gibi bir ses çıkarır bu alet. Ve re-s men bununla konuşurlar. Dün gece Emre ile Yalçın, bu alet olmadığı için ellerle, kollarla, parmaklarla, gözlerle konuştular. Yan topların hepsinde tehlikeli oldular. Bir de gol çıkardılar.
Batdal hareketleniyor, yaptığı kısa deparlarla rakip defansı aldatıyor, arka bahçeye gönderiyor.
Ön bahçede Yalçın işi bitiriyor. E peki Yalçın'a önlem alan var mı veya oldu mu? Yok...
G.Saray'ın bu şekilde ligde yürümesi zor.
Başakşehir ufak ufak geliyor. Ligi ilk 3'te bitirlerse başarı. Ama bir kısım yazılı ve görsel basın Başakşehir'i kasıtlı olarak şampiyonluğa aday gösterecekler. Bu baskının altında ezilsin, öbür takımlar malı götürsün diye.
Peki dönelim hakeme... Bir hakemi verdiği faullerden dolayı eleştirebilirim. Onun o andaki görüşü. Tartışabilirim... Ama bir şeyi tartışmam.
Sen hakemsin, futbolcu gelip seni itiyor ve sen o futbolcuya gerekeni yapamıyorsun. Nerede oldu? Emre'de... Geldi seni itti, kımıldayamadın.
Büyük ihtimalle Emre olduğu için!!!

F.Bahçe bundan sonra iyi gider

Fenerbahçe'nin bu sene seyrettiğim ikinci iyi futbol oynadığı maçtı. Biri Feyenoord maçıydı, biri de bu karşılaşma. Şimdi şunu diyebilirsiniz, "Kardeşim bu Manchester United, yıllardır seyrettiğimiz en kötü Mancehser United!"
Tamam bu yoruma varım. Ben de aynı düşüncedeyim. Ama Manchester United her zaman Manchester United'dır. 90 dakikayı televizyondan seyrettim, şunu gördüm; Fenerbahçe takımının tümü kaleci hariç maç boyunca hep ekrandaydı. En ileri uç ile stoperlerin en gerisindeki arasındaki mesafe hiç bir an 40-50 metre olmadı. Hep 30 metrede kaldı. Ve böyle olunca, özellikle de ilk golü bulunca bu sefer Manchester United sıkışmaya başladı. İlk golü Manchester United bulsaydı, o zaman Fenerbahçe için işler kötü olabilirdi. O zaman mecbur hücum edeceklerdi, arka tarafta açıklar vereceklerdi.
Ama Fenerbahçe erken golü bulup, Manchester hücum etmek zorunda olunca oyun tam Fenerbahçe'nin istediği gibi oldu. Onlar yüklendiler, sarı-lacivertliler kapandı. Topa vurmadan akıllı çıkınca da bu sefer Manchester defansı zorlandı. Bakmayın skorun 2-0 olduğuna.
Maç çok rahat 4-1, 5-1 olabilirdi.
O zaman benim aklıma şu geliyor: Fenerbahçe'de oynayan özellikle de ithal futbolcular yurt dışı maçlarını, hele böyle vitrin maçlarını çok daha fazla özel görüyorlar. Buna yerli futbolcular da ekleniyor o zaman Fenerbahçe'deki bu manzara ortaya çıkıyor. Madem böyle oynuyorsunuz kardeşim, Türkiye Ligi'nde neden saçma sapan işler yapıyorsunuz! Çünkü aynı Fenerbahçe, Feyenoord maçını da oynattı. Artık sarı-lacivertliler bundan sonra bayağı iyi gider dedik. Söyleyenlerin başında da ben geliyorum. Sonra taca çıktık. Aslında Fenerbahçe'nin ana fikri bu. Neden böyle maçlar iyi, neden bazı maçlar kötü?
Gelelim Jose Mourinho'ya: Büyük transferler, dün akşamki görüntü ve İngiliz Ligi'ndeki görüntü. Bu maçtan bir gün evvel yapılan basın toplantısında Mourinho, enteresan şeyler söyledi. Portekiz'de ilk teknik direktör olduğunda, ilk transfer teklifi Türkiye'den gelmiş ona... Türkiye'de futbola karşı tutku fazlaymış. Yani mesaj üstüne mesaj... Ama şunu net söyleyebilirim. Dün geceki Manchester United'ı gördükten sonra Mourinho artık Türkiye'ye gelip çalışabilir. Gelir bize 1-2 yalan dolan çalışır, dinlenir. Yeni bir Mourinho olarak, kendini Avrupa'da unutturmuş bir Mourinho olarak tekrar Avrupa sahnesine çıkabilir. Geçmiş yıllarımıza bakın, çok örnek göreceksiniz.

Şapka çıkarıyorum!..

Beşiktaş bu kadar futbolcu sakatlığına rağmen, bu kadar eksi faktörlere rağmen çıkıyor sahaya çatır çatır mücadele ediyor. Yahu arkadaş adamın zaten futbolcuları sakatlanmış, eksik çıkmış sahaya. Bir de üstüne Tosic maç içinde sakatlanıyor. Böyle olduğu halde Beşiktaş, Napoli gibi bir takımla kafa kafaya mücadele ediyor.
Yalnız şunu unutmayın; Beşiktaş'ın kalecisi iyi bir kaleci. Defans oyuncularına da güven veriyor. Rakip hücumcuları da rahatsız ediyor. Biraz da futbol ukalası olmasa 'on numara' diyeceğim.
Şenol Güneş'in yerinde olmak istemezdim. Şampiyonlar Ligi'nde oynuyorsunuz, en etkili futbolcularınız leblebi gibi sakatlanıyorlar. Maç başlıyor, bu sefer en iyi oyuncun sakatlanıyor. Güneş'in teknik adamlığına ve görüşlerine şapka çıkarmak lazım. Hata yapmıyor mu? Yapıyor. Ama eğer özellikle Şampiyonlar Ligi'nde bu kadar zorluğa ve aksiliğe rağmen, böyle bir takımı oynatabiliyorsanız buna teknik adam becerisi denir.
Beşiktaş, gruptan çıkar mı, çıkmaz mı beni hiç ilgilendirmiyor. Beşiktaş, rakipleriyle adam gibi oynuyor mu, mücadele ediyor mu? Beni o ilgilendiriyor.
Beşiktaş'a teşekkür ediyorum.
Bakınız! Mark Clattenburg, dünyanın 1 numaralı hakemi. Dünkü maçı alalım oynatalım, bir de buna benzer pozisyonların olduğu bir Süper Lig maçını oynatalım. Kaç düdük daha fazla çalınırdı? Niye dün gece kimse taklalar attıktan sonra zınk diye kalkıp itiraz edemedi. Çünkü itiraz ederlerse sarıyı gözlerinin üzerine yiyecekler. Adam da orkestra şefi gibi maç yönetti.
Haaaa adam Beşiktaş'ın lehine bir penaltı verdi. Peki bu penaltının daha da barizi size başka şeyleri hatırlattı mı? Konya- Fenerbahçe maçı... Hakemi kimdi? Bülent Yıldırım. Peki ikisi de çok net pozisyon penaltı. Yoruma açık değil. Biri çaldı, biri üfleyemedi.
Acaba neden? İşte Avrupa ile bizim aramızdaki fark bu. Bizim eyyamcı hakemlerimiz Türkiye'de maçları 'eyyam eyyam' idare ettikleri için Avrupa'da bizim takımlarımız zorlanıyorlar.

G.Saray’ın sistemi yok

Biri şampiyonluğa oynuyor, diğeri 17'nci... Yurt dışından gelseniz, ikisini de tanımasanız, maça gitseniz, hangisi daha derli toplu takım diye, koyu renk olan der mutlaka... Yani Adanaspor'u söyler.
Galatasaray'ın sistemi falan yok. İşte, Bruma oynayacak, onu da iki üç kişi karşılıyor rakipler. İşte, Podolski atarsa atacak. Tesadüfen Eren Derdiyok'a bir top gelirse kenarlardan aut çizgisi üzerinden vuracak. O da hak getire... Geride Muslera da tutacak, Galatasaray kazanacak.
Sarı-kırmızılıların en ufak bir oyun planı yok. Yukarıda söylediğimiz şartlarda oynuyorlar, şahsi becerilerle de gol atarlarsa bitiriyorlar. Herkes geçen hafta 'Bu Trabzonspor, bu Galatasaray'ı nasıl yendi?' diyor. Gayet normal. Trabzonspor aman aman oynamadı ama bir oyun planı vardı. Düzgün takımların hepsi bu Galatasaray'ı yenerler. Çünkü Galatasaray takım olarak oynamıyor, bireysel oynuyor.
Hakem faktörü tesir eder mi? Eder. Doksan artı iki, Adanaspor hücum ediyor. Ceza alanına iki metre kala Galatasaraylı iki defans oyuncusu, Adanasporlu hücumcuyu indiriyorlar. Hem sarı kart hem faul. Olur veya olmaz sana ne kardeşim, sen gördüğünü çal. Sen bunları 'es' geçmeye kalkarsan sana 'yandaş hakem' derler.
Bu yandaşlık büyüklere göre kullanılan bir kelime. Maalesef bizim hakemlerimizin de çoğu büyükleri seviyorlar. Onlarla fazla kötü geçinmek istemezler. Çünkü aldıkları sabit maaşlar sonra kaybolur.
Galatasaray çok pas yapıyormuş, topla fazla oynuyorlarmış... İyi güzel de bunu nerede yapıyorlar? Hani faydası? Fazla uzağa gitmeyin işte dün akşamki maç. Zar zor atılan bir gol... Kaç tane pozisyon kaçırdı Galatasaray bir sayın bakalım. Ve hangi takımla oynadı.
Yarın Galatasaray'ın zor maçları başlayacak. Acaba futbolcular şunu mu söylüyorlar: Ne kadar ekmek o kadar köfte. Biz bu kadar oynadık, Adanaspor'u yendik, yarın biraz daha fazla oynarız Başakşehir'i yeneriz, Fenerbahçe'ye yeneriz veya diğerlerini... Göreceğiz bakalım.
Bu tip maçların yorumunu yapmak bizler için çok zordur. Çünkü maç, maçtan başka her şeye benziyordu. Şu çok güzeldi, bu çok güzeldi desek cımbızla çekeceğimiz pozisyon yok kadar az. Şampiyonluğa giden Galatasaray, Adana'ya gidiyor, Adana'nın ligde bir tane takımı var, stadı dolduramıyorlar. Aslında bu futbola en güzel cevabı veriyor seyirci; 'Sizin malınız kötü kardeşim ben ne yapayım' diyor.