CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Kandırmayın!

Maalesef bazı şeyleri kabul etmek zorundasınız.
Galatasaray camiası Mustafa Denizli'yi getirdi yıllar sonra, ne dediler, "Mustafa Denizli Galatasaray'ı kurtaracak." Denizli kendini kurtardı. Gene aynı, yıllar geçti bu sefer, "Trabzonspor'u Ersun Yanal kurtaracak" dediler ama Ersun Yanal kendini kurtarmaya kalktı.
Bakın: Böyle bir zavallı, böyle bir dirençsiz, böyle bir amatör Trabzonspor'u ben 1967'lerden beri görmedim. Verdiğim tarihe dikkat edin.
Sabır, sabır diyorlar ama şu bir gerçek; sabırla bu iş olmaz. Trabzonspor'da Ersun Yanal da olmaz.
Onun kafası başka yerlerde, o kendini kurtarmaya bakıyor. Yorumculuk yapsın daha iyi. Şimdi dönelim ikinci pozisyona... Fenerbahçe hücum ediyor, Trabzonsporlu bir oyuncu topu çizgi üzerinden koluyla çıkarıyor. Pozisyon devam ettiğinde Fenerbahçeli ikinci oyuncu vuruyor ve gol oluyor.
Hakem golü iptal ediyor, kırmızı kart veriyor, penaltı attırıyor. Arkadaşlar bakın: Futboldaki en büyük ceza goldür. Golden büyük ceza yoktur. Sen golü verirsin, sarı mı kullanırsın kırmızı mı kullanırsın o ayrı bir konu. Bunun için dünya futbolunda enteresan cümleler var. "Kırmızı kart verirsin, penaltı attırırsın, golü verirsin, sarı kart verirsin" diye...
Şimdi ben size soruyorum.
28. dakikada pozisyona kırmızı kart verdin yani rakibi eksilttin, bir de penaltı verdin. 28 ile 90 arasındaki süre 62 dakika.
Diyeceksiniz ki, kırmızı kart önemli.
Bu kural ya! 62 dakika 10 kişi oynayacak rakip. Peki penaltıyı atan kaçırdı.
Rakip de 10 kişi. Sen maçı kazanmaya garanti verir misin? Bu bir... Şimdi dönüyorum. Madem bunu böyle uyguluyorsun; aynı pozisyon 89'da da oldu. Adamı attın, penaltı verdin. Penaltıyı kaçırdı.
Kaldı 1 dakika... Neyin avantajı bu.. Yani insanları neden böyle aldatıyorsunuz. Beyler bir kural vardır uygulanır. Bu 1. dakikada da aynıdır, 90. dakikada aynıdır. Biz gene dönelim maça... Maçtan evvel de maçta da Trabzonspor'un kazanma şansı yoktu.
Bir tek şansı vardı, Fenerbahçe'ye çelme takıp berabere kalması. Bence o da zordu. Ama bir gerçek var, Yanal kendini yenileyecek, eski Yanal'a dönecek, her şeyiyle "Ben ne yapıyorum, ne yapmıyorum, neyi yapamıyorum arkadaşım?" diyecek.
Trabzonspor yönetimi de kendine gelecek.
Dolmuşa gelmeyecek.

Aslan’ın sadece üç aslanı var!

Galatasaray'da bir gerçek var. Kalede zaten Muslera çok iyi. Sneijder kımıldarsa Galatasaray da kımıldıyor. Çünkü Bruma gibi bir adam var. Rakipler için her an büyük tehlike. Yani koca G.Saray'da üç kişi var. Diğerleri hikaye... Seyirci Sabri'ye kızıyor.
Beyler! Bu Sabri 17 senedir Galatasaray'da...
Sabri'nin yerine harcanan para herhalde milyar doları geçmiştir, mübalağası bir kenara...
Ama hâlâ Sabri oynuyor. Demek ki bu Galatasaray takımının yöneticileri bu kadar basiretsiz ve başarısız tipler. Sen bu kadar paraları harcarken, hâlâ Sabri oynuyorsa yazık değil mi o verdiğiniz paralara!

*******************************

Çakır, kalecinin eline penaltı çaldı

Cüneyt Çakır dün bir maç idare ediyor. Kaleci beyaz eldivenle topu çeliyor. O takımın aleyhine Cüneyt Çakır penaltı veriyor. Benim aklıma başka şeyler de gelmiyor değil.
Acaba bu MHK gitsin, başka MHK mı gelsin. Ben bu hakemlerden her şeyi beklerim. Belki de Cüneyt Çakır, MHK'nın başına babasını istiyordur.
Ne güzel baba-oğul idare ederler. Adaletin olmadığı yerde futbol mu konuşacağız, pozisyon mu konuşacağız, teknik direktör mü, futbolcu mu konuşacağız!

Hakemlere rağmen Başakşehir

Bakınız: İlk yarı bitiyor. Bugün yukarıdakilerden Fenerbahçe'nin maçı var. Başakşehir için herkes hemfikir. Standart bir futbol oynuyorlar, terbiyesizlik ve ahlaksızlık yapmıyorlar.
Hem teknik adamları, hem yöneticileri, hem futbolcuları sportmenlik çerçevesi içinde mücadele ediyorlar.
Ve namağlup liderler... Bazı hakemlere rağmen! Bunun haricinde ne Galatasaray, ne Beşiktaş ne de Fenerbahçe için aynı müspet düşünceleri söyleyemeyeceğim.
Bu kötü ligde ilk yarı bitiyor. Çirkin futboluyla, çirkin hakemleriyle, çirkin naklen yayınlarıyla. Bugün maçlar bitse de kurtulsak!

Teknolojik hakemler, işte bunlar yüzünden gelecek

A Spor'da bazı akşamlar müthiş boks maçları olur.
Boks şiddetli bir spor... Ne kadar kızsanız, beğenmesiniz de insan seyrediyor. Boksörler birbirine yumruk attıkça belki de insanlar kendi içlerindekini dışarıya dökmüş oluyor, onu bilemem. İlk yarı oynanıyor, maç kopmamış.
Orta alanda Bruma'ya Alanyasporlu Carlos Garcia hareket yapıyor.
Alanyasporlu oyuncunun yaptığı hareket sarı kartlık. Bu harekete maruz kalan Bruma, rakibine bir sol kroşe, bir sağ kroşe atıyor.
Yani bizim A Spor'daki boks maçlarındaki müthiş enstantaneler yanında halt etmiş.
Yoruma açık değil kesin kırmızı!
Şimdi olay burada başlayıp bitiyor. Hakem geliyor, Alanyalı oyuncuya kart göstermiyor, Bruma'ya sarı kart gösteriyor.
Bu, şu demektir; "Ben pozisyonu gördüm. Bruma'nın yaptığı hareket sarı kartlık" diyor. Bruma'ya hiç kart göstermese kabul edeceğim.
Şimdi bu hakeme soruyorum:
Yolda yürürken biri ona Bruma'nın attığı gibi iki yumruk atsa adamdan davacı olur mu, olmaz mı? Maalesef bu sene hakemlerimiz bu!
Benim gördüğüm de şu:
Başakşehir gitsin. Ama haddini bilsin çok da fazla gitmesin. Mesela evvelki günkü hakem faciası...
Hüseyin Göçek! Başakşehir'in 3 puanı gitti. Başakşehir gitmesin ama Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray da potada kalsınlar.
Düşünmek dahi istemiyorum ama görüntü bu.

ORTA OYUNU BU!
Riekerink, okul takımı antrenörüymüş...
Öteki Hollanda'dan gelmiş... Diğer ikisi milli takımı çalıştırmış... Hepsi hikaye! Bir orta oyunu oynanıyor, sonunu ben de merak ediyorum!
Şimdi bana şunu söyleyebilirsiniz:
Bruma'nın atılma pozisyonunu niye bu kadar abartıyorsun!
Alın bakalım Bruma'yı Galatasaray takımından, ne olur?
Sanane, hakem olarak Bruma'yı kurtarmaya kalkıyorsun! Sen önce kendini kurtar. Bu hakem Türkiye'deki eyyamcılardan bir tanesi zaten. Kapasitesi bu kadar. Bu ve bunun gibi hakemler yüzünden zaten teknolojik hakemlik gelecek.

Larsen: Oğlu hakemse baba gözlemci

Türkiye'de hakemlik neden böyle, neden yanlış, neden hakemler dirayetsiz, neden hakemlerin kişilik olarak eksiklikleri var… Tartışıyoruz, bir yere varamıyoruz… Bakınız; dünyada babadan oğula, enişteden çocuğa, sülale bağlantısı olan bir kurum daha olacağını zannetmiyoruz.
Tahmin ediyorum akraba bağlantısı en fazla hakem olan ülkeyiz… Üst düzey olarak tahminim 100'ün üzerinde. Bunun listesini çıkartıyorum bir gün sizlere sunacağım.
Futbol Federasyonu'na bir liste geliyor. Bu listede bazı isimler var. Gelen listenin içinde MHK'ya da bazı isimler geliyor. MHK gelen isimlere göre bir görevlendirme yapıyor. Sonradan itirazlar oluyor, adamını bulan, ağabeyini bulan, amcasını bulanlar bir yerlere müracaat ediyorlar.
Çarşı karışıyor...

Serdar Çakır geri döndü!

Bundan 10 gün önce yukarıdan gelen bir telkinle İzmirli gözlemci Necdet Erdilek ile Cüneyt Çakır'ın babası Serdar Çakır, kapalı kapılar arkasında eğitim alıyor ve gözlemciliğe dönüyor. Cüneyt Çakır'ın babası, kalpten rahatsız olduğunu söyleyerek görev almadığını açıklamıştı ama sonrasında işin şekli değişti. Öyle dediler böyle dediler.
Ama şu bir gerçek bu iki isim de bugün gözlemciliğe yani hakem denetleme işine döndüler. Şimdi dönelim başka bir tarafa... Jorn West Larsen diye bir adam geliyor Türkiye'ye. UEFA'nın gözlemcilerden sorumlu Türkiye üyesi...
Adamın dediği tek cümle şu: "Bir şahıs hakemlik yaparsa onun babasının gözlemcilik yapması son derece hatalı ve sakıncalıdır."

Bu sistemle bir yere varılmaz

Bunu da her yerde söylüyor.
Larsen'in söylediği yerleri isterseniz daha sonraki yazılarda şahıs göstererek verebilirim. Ama maalesef biz Türkiye'de daha hala eyyam yapa yapa bir yerlere gitmek istiyoruz.
Bu sistemde hiçbir yere gidemeyeceğimiz belli. Akraba-i taallukatın bu kadar çok olduğu bir alemde baba-oğul-enişte-yenge-hala dediğimiz yerlerde bir arpa boyu daha ilerleyemeyeceğimiz kesin.
Arkadaşlar! Bir karar verin… Bir şeyi ya yaparsınız ya yapmazsınız.
Camianın başının-kıçının oynadığı yerde hakemin düdüğü ve bayrağının başının ve kıçının oynamayacağını garanti veriyorsanız buyrun buradan yakın. Hepinize hayırlı olsun.

Gökhan mangal yaptı

Sonunda lastik patladı. Beşiktaş öyle veya böyle kazanıyordu ama fazla da bir şey oynamıyordu.
Talisca ile Caner sakatlandıktan sonra hücum güçleri çok azaldı.
Yine de 2 santraforun var biri Cenk diğeri Aboubakar. Geçen yılla karşılaştırdığımızda bazı oyuncular öne çıkıyorlardı, kötü oynandığı anda maçı çeviriyorlardı. Mesela Sosa'nın Ankara'da Osmanlı maçını çevirdiği gibi. Veya Gomez'in. Beşiktaş'ta şu anda öyle bir oyuncu yok. Oğuzhan araya iyi toplar sokabiliyor ama tek kalıyor. Quaresma'dan bir şey bekliyorsunuz o da tek yönlü. Tolgay, Oğuzhan, Quaresma, Kerim Frei hepsi tornadan çıkmış gibi, aynı tip oyuncular. Rakibe basamıyorlar. Bir tek Atiba var. O da geçen seneki gibi değil. Bu oyuncular rakibe basamayınca Kasımpaşa hep ayağa top yaparak oyunun hakimiyetini elinde tuttu.
Topla oynama oranı Beşiktaş'ın fazla çıkacaktır. Ama nasıl? Habire enlemesine.
Aslında araya atılan, öne atılan toplarda Kasımpaşalılar daha etkililerdi. İkinci yarı başlar başlamaz Beşiktaş baskılı gözüktü.
Ama baskı sahte.
Ceza alanı içerisinde can alıcı yerde yoklar. Kasımpaşa daha az geldi ama daha tehlikeli geldiler.
Gökhan Gönül'ün kendi kalesine attığı gol uzun yıllar kafalarda kalır. Hani vardır ya "Kendin pişir kendin ye" restoranlar.
Mangal yaparsın tam onun gibi oldu. Asist yaptı bir de kendi asistine koşup Kasımpaşa'nın golünü attı. Herkes şunu konuşuyordu "Beşiktaş iyi oynamıyor ama namağlup" Olabilir ama galip geldiğinde gerçeği göremedi Beşiktaşlılar.
Biz bunu söyleyince kızıyorlardı.
Sonunda kamyonu devirdiler.

BÖYLE HÜCUM OLMAZ
DEPLASMAN da değil.. Kendi stadına en fazla 4 kilometre mesafede oynuyorsun. Seyircin de var.
Beşiktaş yöneticileri "Transfer yapacağız" diyorlar. O zaman transferleri zamanında yapsalardı Şampiyonlar Ligi'nden elenmezlerdi. Beşiktaş hücum ediyor gibi gözüküyor ama ceza alanında dönen toplar genelde Beşiktaşlılarda kalmadı.
Hep Kasımpaşalılara gitti. Neden?
Siyah-beyazlı oyuncuların çoğu "Arkadaşım topu kapsın bana versin" zihniyetindeydi. Askerlik yapmadılar.
Hepsi generalliğe soyunmuşlardı.
Bu kadar generalliğe soyunulan yerde netice bu olur.

HEP OYUNUN İÇİNDE!
BU genç hakem Halil Umut Meler rahat maç idare ediyor. Vücut şekli de rahat, hareketleri de rahat. Ama oyunu yakından takip edeceğim diye fazlaca futbolcuların oyun alanlarına giriyor. Onlara müdahale ediyor.
Futbolcuların top kullanmalarını engelliyor. Pozisyonun içinde değil dışında olacaksın. Yakın olmak başka şey bu başka şey. Bazen futbolcular arkadaşlarına top atmak için onun aradan çıkmasını bekliyorlar.
Yani hep rakiple mücadele ediyorlar hem hakemle. Bu kötü bir huydur çok çalışarak bunu geliştirmesi lazım.

Hakemliğimizin sorunu; KİŞİLİK

Rıdvan Dilmen, Futbol Federasyonu Başkanlığı'na aday olabileceği açıklaması yaptıktan sonra neler olmuş; Rıdvan Dilmen'in yanına hemen Cüneyt Çakır'ın babası gitmiş. Öyle şeyler anlatmış ki Rıdvan herhalde yumuşamış. Bak Rıdvan; 'Federasyon başkanı olacağım' diye açıklama yaparsan senin yanına daha çok MHK Başkanı olmak isteyen adamlar gelir. Hakemlik aleminde yalakalık en önde gelen sistemdir... Onlar 4-3-3, 4-4-2 bilmezler onlar hazır ol da durur, yağ çekerler. Bütün amaçları maç almaktır. Türkiye'deki hakemliğin sorunu da budur... Hakemlerin sorunu oyun kuralları değildir, hakeme oyun kurallarını öğretirsin, Türkiye'deki hakemliğin sorunu kişiliktir... Kişilikli insanlar bulup onlara kuralları öğreteceksiniz. Yoksa bu kısırdöngü sürekli dönecektir.

BABA-OĞUL ÇAKAR A.Ş!
Serdar Çakır'ı sadece bir iki defa görmüşümdür. Bülent Yıldırım'ı da Fırat Aydınus'u da tanımam. Çekin bakalım Yıldırım, Aydınus ya da Selçuk Dereli'yi bir kenara ve sorun, Cüneyt Çakır'ı ileri atmak için Serdar Çakır bu hakemlere ne işkenceler çektirdi. Serdar Çakır'ın hakem aleminin içine burnunu sokmaması gerek. Ama Cüneyt Çakır babasının çıkarılmasında TFF de dahil, ne tepkiler koymuştur. Eskiden İstanbul'da baba-oğul çatı ustaları, Almanya'da baba-oğul groheler vardı. Bunlar da bu şirketler gibi baba-oğul hakemliğin tabiri caizse içine ettiler. Hala da etmeye devam ediyorlar.

BU KADAR YARDIMA!
Antalyaspor-F.Bahçe maçında Çakır'ın verdiği en doğru karar, Sow'un röveşatasını iptal etmesidir. O hareket fauldür. Ama Cüneyt, F.Bahçe'nin iki net penaltısını vermemiştir. Cüneyt bunları hep yapıyor. Babasıyla hakem aleminde ekipleri var. Bunları parçalamaya çalışırsanız ateş ederler, şaşırırsınız. 'Avrupa'da iyi maç yönetiyor' diyorlar. Hiçbir Avrupa Federasyonu, Türk Federasyonu kadar bir hakemine yardım etmemiştir. Çok konuda!!???!!!

Dick Advocaat adalet dağıtıyor

Maça gelmeden önce; Bakınız, F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım, kendinden genç teknik direktörlerle çalıştığı zaman onlarla dalaşıyor.
Saygı duymuyor, belki de küçük görüyor. Ama yaş olarak kendinden büyük teknik adamlarla çalıştığında daha farklı bir görüntü çiziyor. Münasebetlerini tam bilmiyorum ama hem Obradovic, hem Advocaat ile aralarında bir çizgi var gibi gözüküyor.
Yaşlarını, yapılarını televizyondan gördüğüm kadarıyla sporcu kişiliklerini görünce Yıldırım'ın bunlarla münasebetinin daha farklı olduğunu düşünüyorum.
Onların işine burnunu sokamıyor herhalde.
Belki de saygı duyuyor, belki de yaşlarına hürmet ediyor. Ne derseniz deyin bu benim karşıdan gördüğüm durum!
Feyenoord karşısında Fenerbahçe, nasıl oynamak lazımsa öyle oynadı. Her şey "cuk" oturdu.
Rakip büyük bir hata yaptı, Fenerbahçe de golü zamanında buldu. Çok tehlikeli ve ters bir zamanda kalesine atılan şut direkten döndü.
Şans da Fenerbahçe'nin yanındaydı. Ama şunu unutmayın; Futbolda şans, genelde güçlüye göz kırpar.
Peki Advocaat geldikten sonra Fenerbahçe'de ne değişti? Geçen seneki kadroda daha da etkili isimler vardı. Ama şu gözüküyor;
Advocaat adaleti doğru dağıtıyor, çalışana hakkını veriyor.
Bu konudaki en çarpıcı isim Alper Potuk. Geçen yıl tartışılıyordu. Hatta "Alper gidebilir" diyenler de vardı ama Advocaat'tan sonra Alper'e müthiş bir özgüven geldi.
Oynatıldığı yer ve Alper'in yaptıkları müthiş.
Advocaat'ın en sevdiğim yanlarından birisi şov yapanı, sahada ukalalık yapanı kenara alıyor.
Mesela Volkan Şen... Tribüne oynuyordu, hakeme hareketleri, rakibe münasebetleri, yaptığı gereksiz hareketler, alakasız çalımlar, topu ezmeler, saçma sapan yerlerden şut atmalar.
Haliyle de Alper oynuyor, Volkan Şen yedek.
Dün gecenin göze batanları başta Alper, sonra Volkan Şen, sonra kaleci Volkan Demirel...
Bence hatasız oynadı. Çıkarttığı kafa topu belki de dönüm noktalarından beriydi. Ama şu bir gerçek; sarı-lacivertlilerde herkes birbirine yardım etti. "Şu oyuncu görevini yapmadı" diyemezsiniz.
Hakem dolmuşa gelmedi. Çok doğru fauller çaldı. Futbolcularla münasebeti yerindeydi.
Fazla bıdı bıdı yapmadı. Bizim hakemlerin bazıları neredeyse sahada oturup, futbolcularla tavla, konken oynayacaklar.
Fenerbahçe'de işler iyi gidiyor.
İnşallah bozulmazlar. Ligin kalitesini arttırırlar.
İçeride ne yaparsak yapalım, yurt dışında başarı gelmezse hikaye! Kendi kendimize pompa yaparak top oynarız. Bakın top oynarız diyorum, futbol oynarız demiyorum, diyemiyorum.
Türkiye'de yaşanan olaylardan sonra bu neticeler bir gece de olsa, iki gün de olsa insanı mutu ediyor. Teşekkürler...

HELAL OLSUN OSMANLISPOR'A
İki gece önceki kabustan sonra dün iki takımımızın aldığı netice kaymaklı ekmek kadayıfı gibi oldu. Fenerbahçe büyük bir camia.
Tecrübeli bir takım. Kadrosu da tecrübeli. Bu tip maçları çok oynamış. Ama Osmanlıspor öyle değil. Öncelikle Osmanlıspor'u can-ı yürekten tebrik ederim. Yöneticisinden başlayarak, malzemecisine kadar. Bu kadar kısa zamanda böyle bir takım yarattıkları için. Yaptıkları iş çok büyük. Öncelikle bu iş idarecilik becerisi ister. Hani Türkiye'de başarılı olsanız dersiniz ki, "Yahu kardeşim hakemler yardım etti, rakipler sempatik baktı." Ama Avrupa'da oynuyorsunuz ve bu aleme yabancısınız.
Hakemiyle, seyircisiyle, sahasıyla beraber. Helal olsun Osmanlıspor'a aynen devam. Tabii teknik direktörleri için de bir paragraf açmak lazım. Mustafa Reşit Akçay'ı da ayrı bir yere koymak lazım.

Disiplinsizliğin sonucu!

Maç başlıyor, Beşiktaş galibiyet peşinde. İyi güzel de Dinamo Kiev her topu kaptığında Beşiktaş takımının arka tarafı yalelli oynuyor.
Orta sahada, defansta ne adam savunması var ne alan savunması... Beşiktaş öyle bir kafada çıkmış ki "Kiev'in zaten şansı yok. Ben bu maçı alırım" diyor... Bakınız, Türkiye'de maalesef bu işin içinde olanlara inanılmaz derecede pompa yapıyorlar. Beşiktaş Başkanı, yöneticileri, teknik direktörü ve futbolcuları... Bir bakın hepsine havalarda uçuyorlardı. Hiç birinin ayağı yere basmıyordu son iki ayda. Oynadıkları futbola bakıyorsunuz, 'ahım şahım' değil. Ama konuşmalarına bakıyorsunuz burunlarından kıl aldırmıyorlar. Hava soğuktu, kar yağıyordu... Peki ne oldu? Harika bir zemin. Türkiye'de çok sahada yok. Hava kötüydü, kar yağıyordu derken Beşiktaş'ın başına taş yağdı. Hakem skor 1-0'ken olmayacak bir penaltı verdi, bir de kırmızı kart. Maç orada koptu tamam. İyi güzel de yahu kardeşim 1 kişi eksik oyna, 2-0'dan maçı çevirmeye çalış. Onu da yapmıyorsun. Aboubakar beyefendi hakeme tepki gösterirken, düdükten sonra gidip topa vuruyor. Beşiktaş 1 kişi daha eksik. Ey Aboubakar, sen orada kendince hakeme tepki gösteriyorsun belki ama en büyük saygısızlığı arkadaşlarına yapıyorsun. Bakınız! Beck hakemin uydurma kartıyla cezalı duruma düştü tamam. Aboubakar ve Adriano'ya ne demeli! Sen Şampiyonlar Ligi'nde olmasan, Avrupa Ligi'nde devam edeceksin ama gidip saçma sapan kartlar görüyorsun. Bu neyi gösteriyor? Beşiktaş takımındaki disiplinsizliği gösteriyor. Bu disiplinsizliğin tek sorumlusu da Şenol Güneş'tir. Bu neyi gösteriyor; futbolcuların kıçını Türkiye'de fazla kaldırıyorlar. Kaldıranlar kimler? Önce basın... Herkes ballandıra ballandıra Oğuzhan'ı anlatıyor. Muazzam futbolcuymuş, inanılmaz işler yaparmış. Oğuzhan'ı 2 senedir izliyorum, vücut çalımı atarak 1 tane gol attı. Allah aşkına ondan başka ne yaptı? Bana anlatır mısınız? Bir hareketle, iki hareketle Türkiye'de futbolcuları bulutların üstüne çıkarıyorsunuz. Olcay kaç maçtır oynamıyor. Ama bakıyorsunuz Şenol Güneş, Beşiktaş'ın en önemli maçında Olcay'ı sahaya sürüyor. Bakınız, en kolay iş karşı tarafa sallamaktır. Beni Hasan yaktı, beni Hüseyin yaktı, beni Ayşe mahvetti. Aynaya bak, hatayı nerede yaptığını görürsün. Beşiktaş Kulübü, başkanı Fikret Orman'dan başlamak üzere eğer genel muhasebe yapmazsa işleri daha da zor olacaktır göreceksiniz. Hakemdi, zemindi, taraftardı hepsi hikaye... Aynaya bakacaksın o kadar.

Kasımpaşa’da 0 puanlık futbol!

Dokuz puanlık maça çıkıyorsun sıfır puanlık futbol oynuyorsun. Hasbelkader futbol oynamadığın maçta 2-1 öne geçiyorsun futbolcuların bazıları 60-65'ten sonra sahada yürüyor ve sen teknik direktör olarak oyuncu değişikliğini 85'ten sonra yapıyorsun. Hani sahada tıkır tıkır bir takım olur da "Yahu kardeşim şimdi kimi çıkarayım da yerine kimi sokayım, tempoyu bozayım" dersin. Kimi dışarı alsan kimse "Niye aldın?" demez. Muslera hariç. Zaten yine maçı o kurtardı. İnsan istiyor ki "Şunu çok güzel yaptılar, bunu çok güzel yaptılar" desin.
Ben de şöyle yağlandıra ballandıra biraz pompa yapayım malı köpürteyim. Maçta Galatasaray'ın attığı iki tane güzel gol var.
Yapılışı ve atılışı güzel. Biri Podolski- Sneijder verkaçı. Diğeri Carole'ün Bruma'ya verdiği süper bir asist.
Yalnız şunu söyleyebilirim Bruma'nın bu pozisyonda attığı gol kolay kolay atılacak bir gol değil. Bu kadar çabuk stop ve vuruş ve de topun gittiği yer.
Galatasaray bir gol yiyor, evlere şenlik.
Serdar rahat kafa vuracağı topa zamanlaması yanlış çıkınca kaybediyor. Arka tarafına Sabri giriyor, o da saçma sapan bir iş yapıyor. Bakın arkadaşlar şunu iyi bilin defans bu, adı üstünde... Defans dediğin zaman bunun karşılığı ve tehlike olacak topu defetmekten geliyor. Ama önce Serdar inceliyor sonra Sabri dikiş iğnesi olmak istiyor incelmekten. Sonra da yorgan iğnesi gibi golü yiyorlar. Zemin güzel, hava da güzel. Peki koca bir 90 dakikada akılda ne kaldı?
Galatasaray'ın attığı 2 güzel gol. Başka? Hata derseniz tonla. Bazı pozisyonlar var tekrara girmedi.
Yönetmen herhalde kendisi karar veriyor. Mesela ilk yarı ceza alanı içerisinde Serdar'ın sol eline vuran bir top var mı bacağının arasından geçip. Ceza alanı dışında Yasin topu elle taşıyor hakemin gözü önünde. Üst üste 2 pozisyon. İkisinde de Mete Kalkavan "Devam" diyor. O sırada onun da gözlerine perde iniyor herhalde. Yani arkadaşlar neresinden bakarsanız kötü.
Allah maça gidenlere de sabır versin, televizyon başından seyredenlere de ve biz yorumculara da.
Hakemlerin tutumuna baktığımda benim aklım biraz karışıyor. Herhalde Üç Büyük takım bu şampiyonluk potasından uzaklaştırılmayacaklar gibi geliyor bana. Aralarına bir de mavi boncuk Medipol Başakşehir'i sokacaklar. Bu böyle gidecek. Futbol oynanmayan bir ülkede hiç olmazsa heyecan olsun diyorlar mı? Acabaaaaaa. Artık Türkiye'de bazı şeyler bana sürpriz gelmiyor.

Hüseyin Göçek görmezden geldi!

Hakem Hüseyin Göçek fazla sivrilmeden idare etti. Futbolcuların ona yaptığı bazı hareketleri görmemezlikten geldi. Hakem hakem gibi olmalı. Son 1 aydır Türkiye'ye Avrupa'dan 2 tane hakem geldi.
Ders niteliğinde maçlar yönettiler. Van Persie'nin sayılmayan bir golü var. İlk pozisyonda topa giden Sow ofsayt pozisyonunda ondan sonra da zaten Fabri ile havaya yükselirken bir faul pozisyonud a var.
Yani ikisine de verse iptal doğru karar. Tosic'in ikinci yaptığı hareket kartlık tamam. Ama Tosic'in ilk yarı verilmeyen net bir sarı kartı var.
Hakem onu kullansaydı Tosic ikinciyi yapar mıydı? Yapsaydı ne olurdu?
Van Persie'nin her pozisyondan sonra burnunu sümkürmesi mide bulandırıyor. Ya bu oyuncuyu bu tikinden vazgeçirmek lazım ya da hiç olmazsa naklen yayınlarda bunlar gösterilmesin.
Diyorlar ki çok efor sarf eden futbolcular genelde sahaya tükürür ve sümkürürler. İyi güzel de basketçiler çok efor sarf etmiyor mu? Onlar da tükürse ya da sümkürse o sahanın hali ne olur!

********************

Gecenin kahramanı Gönül!

Fenerbahçe seyircisi dün Kadıköy'de çok büyük bir hata yaptı, eski futbolcuları Gökhan Gönül'e takıldı. Gökhan Gönül'e takılınca ne rakiple uğraşabildi ne hakemle uğraşabildi ne de kendi futbolcularını Beşiktaş'ın üzerine itebildi. Yani dün gecenin özeti Gökhan Gönül, Fenerbahçe seyircisinin kimyasını bozdu ve Beşiktaş'ın Ülker Stadı'ndan puan alarak çıkmasını sağladı.
Dün gece taktik savaşı oldu.
İki tarafın da kafasında önce gol yemeyeyim düşüncesi vardı.
Karşılaşma başlıyor. İlk başta Beşiktaş şöyle bir kımıldıyor sonra Fenerbahçe kımıldamaya başlıyor.
İkinci yarı Volkan Şen giriyor.
Bence Fenerbahçe Teknik Direktörü Dick Advocaat acele ediyor. Aatif'ı daha geç oyundan çıkarması gerekirdi.
Çünkü Volkan Şen hem tribüne oynuyor hem de hakemlerle çok tehlikeli oynuyor. Üzerinde Fenerbahçe forması var yırtıyor.
Küçük takımlarda oynasa çok atılır.
Bal yapmayan arı. Vızır vızır sonuç yok.
Dakikalar ilerliyor bu sefer Beşiktaş ile F.Bahçe'nin fizik güç farkı ortaya çıkıyor. Beşiktaşlı oyuncular daha diriler, daha sağlamlar.
Her şey değişebilir ama Beşiktaş'ta bir şey değişmiyor:
Quaresma. En lazım olacağı anlarda maçın sonuna doğru fena da oynamazken alakasız bir sarı kart görüp Şenol Güneş tarafından çok doğru şekilde kenara alınıyor.
Böyle bir oyuncunun bu hareketleri yapması anormal. Demek ki bu oyuncunun beyninde bir elektrik akım noksanlığı var. Şalter atıyor.
Şenol Güneş'in Quaresma'yı atılmaktan kurtardığı bu kaçıncı maçı. İki takımın da kalecisine iş düşmüyor.
Bu ne demek? Top ortada 50 metrekarede oynanıyor.
Televizyonun başında izleyenlerle, statta izleyenler keçiboynuzu yiyorlar. Peki futbol maçları nerede oynanır? Düzgün, güzel bir zeminde.
Fenerbahçe stadının zemini nasıl? Bakla tarlası. Allah var şu sıralar bakla yeni çıkmaya başladı.
Fenerbahçe stadına ekseniz, satıştan iyi hasılat toplanır.

Psikolojik rahatlama

F.Bahçe'de pembe günler başladı. Eğer büyük hatalar yapmazlarsa da kötü pozisyonlara düşmezler.

Maç başlarken 'Rize Stadı niye boş?" diye merak ettim.
Yarım saat geçince Rize seyircisinin neden maça gelmediğini anladım. Çünkü Çaykur Rizespor bu lige göre biraz hafif.
Sarı-lacivertli futbolcuların hepsi birbirlerine yardım etti. Hiçbiri tek başına oynamaya kalkmadı. Koştular, mücadele ettiler. Zaten Çaykur Rizespor ile bir de kalite farkı var. O zaman fark açıldı. Şimdi düşünüyorsunuz; giden teknik direktör kalsa Aatif kiraya verilecek, Stoch kiraya verilecek. Yöneticiler de belki buna razı olacaklardı. Ama teknik adam değiştikten sonra işler değişti. Şunu çok net söyleyebilirim;
Volkan Şen şu güne kadar oynadığı maçlarda çok iş yaptı gözüktü ama bal yapmayan arı gibiydi. Gidiyor, geliyor, alıyor, veriyor... Asist yapıyor mu? Can alıcı yerlerde yok. Sol kanattan geliyor, sağ ayağıyla 600 tane vuruyor, iki tanesi gol oluyor. Şimdi Aatif geldi, özellikle fizik gücü arttıktan sonra farkı da ortaya çıktı. Hem asist yapıyor hem topu iyi oyuna sokuyor hem de iyi vuruşları var. Böyle giderse de Volkan kenarda oturur, Aatif oynar.
Sow'un o yaptığı vuruşlar enteresan.
Röveşata deseniz değil, çünkü röveşatada ayağa kalkarsınız iki ayakla makas yaparsınız ve vurduğunuz top genelde kafanızın üstünde kaleye dik gider. Sow tek ayak üzerinde kalkarak bir vuruş yapıyor. Havadaki topa yapacağı vuruşun ne tarafa gideceğini kestirmek çok zor. Mehmet Topal için zaten söylenecek bir şey yok, gereğini yapıyor.
Souza da oturdu. O da artı işler yapmaya başladı. Skorlar da iyi gidince psikolojik olarak da bir rahatlama oldu.
Fenerbahçe'de pembe günler başladı.
Eğer büyük hatalar yapmazlarsa da kötü pozisyonlara düşmezler. Düşünün, dün gece kaleci Volkan Demirel bir gol yedi, bir de karambol pozisyonu var. Onun haricinde bir pozisyon var mı? Yok... Bu neyi gösteriyor?
Fenerbahçe'nin takım olarak iyi defans yaptığını... Yani forvette oynayanlar "Benim işim bitti" deyip rakibi seyretmiyor.
Dün gece üç gol atan Sow'u, ben üç dört pozisyonda Fenerbahçe ceza alanı civarında rakibi kovalarken, faul yaparken gördüm. İşte her şey burada gizli. Mesela dün geceki Fenerbahçe'yi, bir gün önceki Beşiktaş ile karşılaştırıyorum.
Siyah-beyazlılardaki bazı oyuncuların müdahale yapmadan, rakibin arkasında refakatçı gibi koştuklarını görüyorum. Mesela sağ bek oynayan Beck...
Futbolda şu vardır: Ne oldum demeyeceksin, dün yok, ne olacağım diyeceksin.
Hakem Ali Palabıyık'a fazla iş düşmedi.
Bir taç kararını kendi doğru verdi.
Yardımcı hakem onu ters yönlendirdi.
Kendin doğru görüyorsan, yardımcıyı sallama. Çünkü yardımcılar bazen seni kötü yollara düşürürler, sen de kendini kurtaramazsın.