CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Forma büyük geldi

1- G.Saray artık yüzde 100 şampiyon oldu diyebilir miyiz?
Ortada 6 maç-18 puan varken yüzde vermenin manası yok. Gerçek şu; şampiyonluk forması F.Bahçe'ye bir beden büyük geliyordu. Oyun olarak içini dolduramayan Mourinho, Kayseri beraberliği ile de formanın bedenini XL'tan XXL'a çıkardı. Okan Buruk cephesinde ise kupada ezeli rakibini eledikten sonra üzerine şampiyonluk formasının tam oturduğu bir gidişat var. G.Saray'ın 1 maç hata yapma hakkı vardı, şimdi bu ikiye çıktı. Bir beraberlik, bir mağlubiyet bile kalan maçlarda G.Saray'ı şampiyon yapar. Ama bu demek değildir ki G.Saray bu puanları kaybedecek. Hepsini kazanmaya bakacak. F.Bahçe'nin bu moralle, geçen hafta sonu hakem kıyımına uğramış G.Antep deplasmanında, derbide, Başakşehir'de de işi zor.

ARTIK GOL DE YEMİYOR!
2- Konya-G.Saray maçı için yorumunuz nedir? Nasıl bir karşılaşma bekliyorsunuz? Favoriniz var mı?
Sezon başında G.Saray, Konya'da kazanırken çok zorlanmış, ev sahibi maçı 17 hücumla bitirmişti. İstanbul'da ise Konya'nın isabetli şutu yok. Elbette F.Bahçe'yi saf dışı ettikten sonra G.Saray'ın hedefi önce final, sonra kupayı kazanmak. Eyüp maçı pazar günü, Günay dışında zaten Barış Alper de cezalıyken Buruk'un rotasyon yapmasını beklemiyorum. Recep Uçar da finali hayal eden başarılı bir teknik adam. G.Saray'ın heybesinde son iki lig maçında kalesini gole kapatmış olmanın morali var. Bakalım ev sahibi olmanın avantajı karşısında G.Saray'ın tartışmasız kadro kalitesi farkı tabelada bir kez daha Okan Buruk lehine yazacak mı?

Surata inen şamar!

Galatasaray, Kadıköy'de bir kez daha kazanıp ezeli rakibini kupada Samandıra'ya yollamış, lig üçüncüsü Samsun'a taraftarı önünde kalesine isabetli şut çektirmemiş ama Bodrum maçının haftasına girilirken gündem "başka". Hayatında bir İtalyan spor gazetesinin sayfasını çevirmemişler "Juventus, Osimhen için Napoli ile masaya oturdu" yetmedi "Okan Buruk, Roma ile görüştü" diye kurusıkı sıkarak akıllarınca ligin liderinin gündemini değiştirecekler, kaos yaratacaklar… Dün Galatasaray'ın sadece ilk yarıda yaptığı 23 hücum, yalanın ağızlarına yuva yaptığı "haberciler"in suratına inen şamardır. Bodrum, Fenerbahçe maçına hangi 11 ile çıkmış, kaç maç gol yememiş, yönetimi kaç milyon galibiyet primi vermiş; Galatasaray 'burası benim evim, benim kurallarım' diye başladı maça.. 27 kez rakip ceza sahasında buluşup, 11 korner atıp, 23 hücumdan sadece Sara'nın ortası ve Lucas'ın kafasıyla golü bulmak oyunun karşılığı değildi tabii. Frankowski dışında dün –iş düşmeyen Muslera hariç- 9 futbolcu da armanın ve formanın hakkını verdiler, son pas eksik kaldı, son vuruş kötüydü ama maçı 35 hücumla bitiren Okan Buruk'un takımı, kalan haftalar için de kartvizitini koydu ortaya… Önce Antalya'yı, şimdi de Bodrum'u yetişkin oyuncağına çevirenler karşılarında "Adanmış hayatların umudu" bir takım olduğunu görmüşlerdir. Galatasaray, elbette rakibinden maliyetli bir takım ama dün sahada çok parasıyla kulüp alanları taraftarıyla, formasıyla, armasıyla ve tarihiyle tokatlayıp gönderdi, takımları Bodrum'a döner de kendileri nereye gider kırılmış oyuncaklarıyla, o bilinmez işte…

Bunun adı, kendin çal kendin oyna!

Muhtemelen Osimhen'in cevabını bilmediği bir soru manşetlerden düşmüyor: Osimhen, Galatasaray'da kalacak mı? Hatta yanına yeni pişirilmiş farklı bir soru daha ekleyelim: "Okan Buruk gelecek sezon İtalya'da mı çalışacak?" Bir gerçek var, bu soruların net bir yanıtı bugün olsa bile konunun özneleri bunu açıklamaz. Osimhen'in durumu ve Okan Buruk'un geleceğinin sürekli ateşte kaynatılmasının sebebi, şampiyonluk yarışında Galatasaray'ın konsantrasyonunu eksiltmek. Başka bir amaç taşımıyor.



Bay haftada her fırsatta gittiği İtalya'da yanında Galatasaray yöneticisi yakın arkadaşı Abdullah Kavukçu varken, "Roma ile masaya oturdu" diyenlerin dediklerinin de "Juventus, Osimhen için Napoli ile masaya oturdu" diyenlerin de İtalyan medyasında karşılık bulma ihtimali yok. Çizme'de kimse bu haberleri ciddiye almıyor bugün itibariyle. Yani burada kendi çalıp kendi oynayanların amacı, Galatasaray'ın kalan haftalarında havayı bulutlu göstermek. Peki Haziran'da ne olur? Buruk, 3. şampiyonluğunu kutlarsa Galatasaray'da kalır. Osimhen'in de gelecek sezon hangi takımda olacağı ligin son maçı Başakşehir karşılaşmasının son düdüğünden önce belli olmaz. Bugünün gerçeği, Okan Buruk ve Osimhen'in yarın Bodrum maçında Rams Park'ta olacağı.

TADİC'İ ALKIŞLARKEN UNUTULAN İRFAN CAN
Geçen sezon Avrupa'da kulüp ve milli takım formasını en fazla giyen oyuncuların listesinin ilk 5 sırasına adını Barış Alper Yılmaz ile yazdıran Dusan Tadic, bu performansa imza attığında 36 yaşındaydı. Onun iki sezondaki istatistiklerine bakanlar, F.Bahçe'nin başarılarında pay sahibi olduğunu söylerler ama 'Ortada bir başarı, kazanılmış bir kupa yok ki' diyenlerin sesi onları bastırır. Ajax'taki 5 sezonu öncesinde Southampton'da da 4 sezon 40 maçın altına sadece bir sezonda düşen Tadic, Türkiye öncesinde daha iddialı kadrolarda forma giyebilir miydi? Bence evet. F.Bahçe'de iki sezonda 100 maçı geriden bırakmış Tadic'in geçen sezonki 16 gol, 16 asistinin ardından bu sezon da 13 gol, 13 asisti var.



İki sezondur şampiyonu derbilerin belirlediği, bu sezon bir de üstüne F.Bahçe'nin, ilk 5'teki takımlara karşı kazanamadı gerçeği varken Tadic'in tabelasına etki ettiği büyük maçlara bakalım. Geçen sezon Trabzonspor'un Kadıköy'de 3-2 kazandığı maçta atılan ve sadece istatistik değeri taşıyan iki gol. Geçen sezon arkasındaki Ferdi'nin enerjisiyle sol kanatta kısıtlı bir alanda enerjisini ekonomik kullanan Tadic, 38 maçta 11'de sahaya çıkarken, geçen sezonun son bölümünde yaşadığı sakatlığa rağmen 18 gol, 10 asistle kariyerin en iyi istatistiklerine imza atmış ondan 7 yaş daha genç İrfan Can Kahveci, bu sezon sadece 12 maçta ilk 11'de şans buldu ve attığı gol sayısı 1. Şimdi F.Bahçe'de 'Tadic kalmalı mı' tartışmalarının yanına 'İrfan Can ne olacak?' sorusunu da eklemenin zamanı. Mourinho'nun yavaş bulduğu İrfan'dan ne kadar daha hızlıydı Tadic?

70 YILLIK KUPANIN TARİHİNE YOLCULUK
Siz bu satırları okurken Real Madrid'in imkânsızı başarıp başarmadığını, yarı finale Arsenal'in mi yoksa bir kez daha 'Şampiyonlar Ligi'nin oğlu İspanyol kulübünün mü çıktığını biliyor olacaksınız. Ben ise sizi bu kupanın 70 yıllık tarihinde kısa bir yolculuğa çıkartıyorum. Bu kupayı 7 kez kazanan Milan, 5 defa alan Barcelona ve 3 kez kazanan Manchester United'ın kupalarını yan yana koyduğunda Real Madrid'in kazandığı kupa sayısına (15) ulaşıyoruz. Şampiyon Kulüpler Kupası/Şampiyonlar Ligi'nde 499 maçla en fazla maça çıkan takım elbette ki Real Madrid, onun ardından gelen takım 400 maçla Bayern Münih. Barcelona ise Real Madrid'in 148 maç gerisinde! En fazla gol atanlar listesinin ilk 4 sırasında 2 Real Madridli var. 140 golle Cristiano Ronaldo ve 90 golle Karim Benzema. Listenin 2 numarası PSG'deki gollerini de eklediğimizde 129 gole ulaşan Messi ve 3 kulüpte 103 gol atan Lewandowski. Kupayı en fazla kazanan (5) teknik adam Carlo Ancelotti, 3 Devler Ligi'ni Real Madrid ile kazanırken 2 kez de Milan ile mutlu sona ulaşmıştı. Kimsenin o tarihe kadar iki kez arka arkaya kazanamadığı kupayı 2016-17-18'de 3 defa alan Zinedine Zidane ve Ancelotti, Real Madrid müzesine 6 Şampiyonlar Ligi kupası getirdiler. Bu kupayı 6 kez kazanan futbolcuların tamamı da Real Madrid'den. Paco Gento, Luka Modric, Carvajal, Nacho ve ikisini Bayern Münih formasıyla kazanmış Toni Kroos. Atatürk Olimpiyat Stadı'nın iki kez ev sahipliği yaptığı Şampiyonlar Ligi finalinin en fazla oynandığı stadyum (7 kez) Wembley. Futbol tarihinde büyük bir trajediye adını yazdıran Brüksel'deki Heysel, Milano'daki San Siro, Viyana'da Ernst Happel, Roma Olimpiyat Stadı ve Real Madrid'in büyülü stadı Santiago Bernabeu da 5 kez finale ev sahipliği yaptılar. Eğer dün gece Real Madrid, Arsenal filelerini 3 ya da daha fazla golle havalandırmışsa bugünden not düşeyim: İngiliz ekibi 78 maçtır kalesinde 3 gol görmedi.

Ustalık eseri maç

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin şampiyonluk yarışının gerisinde puan tablosunda 3. sırada yer alan sezonun flaş ekibi Samsunspor'un fikstürde lider için sert rakip olduğunu söylemek zamansız bir tahmin. Zaman ise şu; maç günü geldiğinde Samsunspor ne halde, G.Saray ne halde… Bunu aylar önceden bilen dün Ankara'ya kar yağacağını da bilir…
F.Bahçe'yi eleyip 4 gün iznin ardından tesislerine çekilen Okan Buruk'un takımı için bu deplasman, puan farkı üçe inmişken doğrusu büyük hendekti. Buruk, fabrika ayarlarına döndüğü 4-2-3-1 ile kalite farkını ortaya koyarsa ev sahibini tabelada teslim alırdı. Erken gelen gol öncesinde Samsun'un VAR'dan dönen golünün takımın vidalarını sıktığı kesin. Sonrasında oyunu kontrol edip topa yüzde 60 sahip olurken iki şeyi doğru yaptılar. Geriden oyun kurarken sahayı enlemesine mükemmel kullanıp rakibi koşturdular ve iki kanat Barış ile Yunus ikinci kulvara geçtiğinde beklerin hücumda önünü açtılar. Muslera'nın kalesine isabetli şut gelmeyen, Osimhen'in golüyle rakibin fişinin çekildiği oyunun Allegri'nin Juventus ile 5 şampiyonluk kazandığı tabelacı futbola selamı var. Sezonun ilk yarısının yıldızı Yunus'un bir gol, bir asisti sezon finaline gelirken mühim. Lemina'nın pozisyon bilgisi, ilk yarıdaki durgun Sara'nın ikinci yarıdaki devamlılığı ondan daha da mühim. Okan Buruk'un ustalık eseri bir 90 dakika izledik. Haftanın açılış maçını kazanıp ayaklarını uzatıp kalan maçları patlamış mısır yiyerek izleyebilir.

Buruk, Mourinho’yu yine imha etti

Dört gün önce Beşiktaş deplasmanının ilk yarısında 4 kez rakip ceza sahası içinde topla buluşuyor ve sadece 3 hücumda kalıyorsan Kadıköy'e gelirken kafaları sıfırlamış ve armanın da formanın da ne olduğuna aynanın karşısına geçip bakmış olman lazım.
Galatasaray'da başta teknik direktör Okan Buruk ve tüm takımın bu özeleştiriyi yaptığı ve son 3 sezonda psikolojik üstünlük kurduğu bu deplasmanda ne oynayacağı ilk 10 dakikada belli oldu. Ön alan presinde ayarı yükselttiklerinde Fenerbahçe geriden oyun kuramaz hale geliyor, ev sahibi, Fred dışında orta sahada hep iki eksik kalıyordu.
Osimhen'in nefis golü ve penaltının öncesinde de sonrasında bulduğu pozisyonlarla G.Saray, ilk 45 dakikada 5 gol de atabilirdi. Sara kendine gelmiş, Lemina sertlik getirmiş, Davinson geride kuş uçurtmuyor, Eren hatasız oynuyordu.
Devreye 2-1 girebilmek Mourinho'nun takımı için piyango gibiydi ama soyunma odasından da aynı dağınıklıkla geldiler. Lemina'nın sakatlığı sonrasında bile orta sahayı alamadıkları oyunda Galatasaray farkı 2, 3'e çıkarmamak için adeta kendi içinde yarıştı. Barış, Lucas ve Sara'nın kaçırdığı pozisyon sayısı bir elin parmaklarından fazla…
Olayları başlatan - Net izlemeden yorum yapılmaz- sorumlu kim? Kimse camialarına hesap versinler. Okan Buruk aylardır süren psikolojik harpte Mourinho'yu bir kez daha imha etti. Yarı finale çıkmak, kazanan taraf için domino etkisi yaratacak gibiydi… Öyle de olacak gibi duruyor...

Devam filmini izledik, değişim şart

Süper Kupa'da 0-1 biten ilk yarının ardından çift santrfora dönüp orta sahasını boşaltan Okan Buruk'un 5'lik olduğu 90 dakikadaki harakirisini izlememiş olabilir mi Solskjaer! Norveçli hoca, İmmobile'nin gol orucu sürerken Rafa'yı en öne atıp Galatasaray stoperlerinin markajından kaçırdığı forvetleriyle hızlı çıkmayı planlarken yeni bir taktik koydu ortaya… Okan Buruk ise tembel bir teknik adam. Üçlü denemelerinde yaşadığı fiyasko sonrasında hazır olmayan Yunus, yeni ve fiyakalı transfer Morata ile başlamayı tercih etti. Buyurun size Süper Kupa'nın ikinci yarısının tekrar filmi… Beşiktaş için taraftarına sezonu affettirme maçıydı bu. İki mağlubiyetin ardından kaybedecek neyi vardı ki, mücadele edecekler ve ayakta kaldıkları sürece vidaları gevşek lig liderine sıkıntı çıkartacaklardı. Frankowski, 60 metre top süren ve golü atan Rafa'yı kaçırırken de kırmızıyı görürken de "Benden sağ bek olmaz" diye bağırıyordu ama tabelada 1-0 ve 10 kişi Galatasaray yazıyordu. Torreira'nın şapkadan tavşan çıkardığı golünün yanında ilk yarıda Galatasaray hanesinde sadece 3 hücum ve rakip ceza sahasında 4 kez topla buluşma yazıyordu. İkinci yarıya aynı 11 ile başlayan, Yunus'a 63'e kadar sabreden, sonraki değişikliklerle takımı çorbaya çeviren Buruk, namağlup apoletini söktürüp giderken şunu büyük puntolarla not düşmek lazım. Young Boys'tan, Dinamo Kiev'e, 2-3 farklı önde olup berabere bitirdiği maçlardan kupadaki 0-0 jestine kadar… Şampiyon olsa da olmasa da G.Saray'ın gelecek sezon yeni bir teknik direktöre ihtiyacı var.

Takım savunması yukarı taşır

Uluslar Ligi'nde A Grubu'na çıkabilmek için rövanşa iki farklı galibiyetle gitmek ziyadesiyle yeterli bir sonuçtu. Geniş alanda oynarken rahat olan, set hücumunda zorlanan ve yetenekli ayaklar sayısı üçle sınırlı Macarlar bu kez karşılarında geçiş kovalayan bizim Milli Takımımızı buldular. Tribünlerin de desteğiyle iştahlı ve sert başladıkları oyunda iki bekin önündeki Kenan ve Oğuz'un, orta sahada da cezalı Orkun'un yokluğunda İsmail'in mükemmel savunmasıyla tıkandılar. 0-0 iken karşı karşıya topu nefis çıkartan, ikinci yarıda da gollük bir şutu önleyen Uğurcan'ın iki maçtaki performansına da saygılar sevgiler.. Arda'nın aklı, Kerem'in stoperleri taşıyan hareketli oyunu ve bir penaltıdan 3 dakikada bulduğumuz iki golle Macarların fişini ilk yarı bitmeden çektik. Oğuz Aydın'ın iki maçtaki müthiş çalışkan ve verimli oyunu 3 asist üretirken, kaptan Çalhanoğlu'nun orta sahadaki kalitesi de 2026 elemeleri için yüzümüzü güldürüyor. Bu takımın geleceğinde sakatlıktan dönecek Ferdi Kadıoğlu ve dün ilk kez şans bulan Yusuf Akçiçek de olacak… Dün farklı kazanırken bizi daha yukarıya taşıyacak olanın kaleyi gole kapatan takım savunması olacağını unutmayalım… Şampiyonluk yarışının yoğun gündeminin gölgesinde Milli Takım'ı bu iki maçlık finale harika hazırlayan ve geldiği günden bu yana bu koltuğa çok yakışan Vincenzo Montella'ya ve terini akıtan her kardeşimize tebrikler. Abdülkerim'in tabelayı bağlayan golüyle Budapeşte'den kendimizi A Grubu'na attık. Hayırlı olsun…

‘Top bizi sevdi’nin fotoğrafı!

RAMS Park'taki ilk maça şu gözle baktım: Milli takım ne olursa olsun sahadaysa kazansın, hatta 2-3 farklı kazansın, işi Budapeşte'ye bırakmasın. Bu anlamsız Uluslar Ligi'nin zaten yoğun olan sezon fikstürüne bindirdiği yükü, esaslı takımlarla oynayarak bertaraf edebiliriz. Asıl meselemiz ise bu Milli Takım 24 yıldır gidemediği Dünya Kupası finallerine Montella yönetiminde gidecek bir kadro ve oyuna sahip mi? İlk soru ziyadesiyle cevabını buldu. Almanya ve Hollanda deplasmanlarında fark yemiş Macaristan'ı 3-1 devirip Budapeşte'ye gitmek Milli Takım için yeterli olmalı. A Lig hayırlı olsun, demek istiyorum. Formda bir kalecinin önünde Galatasaray'da kulübede olan Kaan ile başlamak bir tercih, Ferdi'nin yokluğunda bir başka sol bek yok deyip Eren ile başlamak başka bir tercihti. Montella, Samet'te ne buluyorsa bunun sahada karşılığını bir maç haricinde göremedik. Orta sahayı İnter, Benfica, forvet hattını Benfica, Galatasaray, Juventus ve Fenerbahçe ile kuruyorsanız daha fazla üretmeniz beklenir. Yanlış krampon seçimine kurban verdiğimiz futbolcular bir kenara Oğuz Aydın iki asistle bu takımın geleceği olduğunu gösterdi. Sakatlık üstüne sakatlık sonrası Fenerbahçe'de şans bulamadan milli forma altında şans bulan İsmail için sevindim. Macarlar geçişten bizden fazla hücum buldular. Kalede Uğurcan güven veriyorken forvet hattının böyle rakipler karşısında çok daha fazla atak sonlandırması gerektiği ortada... Oğuz yine çıkar mı sorusuna, yerine giren İrfan Can'ın golü "top bizi sevdi"nin fotoğrafı…

Glasgow artçıları

Sezonun en tempolu futbolunu 120 dakika oynayıp, penaltılarla elendikten sonra Fenerbahçe'de bedenlerin toparlanması için 3 günlük süre vardı ama Mourinho elbette bunun rotasyonsuz olmayacağının farkındaydı. Farkında olmadığı -mümkün değil tabii- Dzeko, Talisca ve Tadic birlikte oynadıklarında ağır bedenler hücumda sıkıntı çıkartacaktı. Defans üçlüsünü ve önlerindeki Fred-Amrabat ortaklığını bozmamıştı ve puan tablosunda üçüncü sırada yer alan Samsunspor ilk yarıda rakip kaleye isabetsiz şut bile atamadı. Rakibi kalesine getirmeyen F.Bahçe'de Kostic kanadı yerine Oğuz Aydın bölgesinden ortalar geldi ama Samsun bunları uzaklaştırmakta hiç güçlük çekmedi. Mourinho, devrede değişikliğe gitmeliydi. Fred ve Amrabat'ın enerjisi 60'tan sonra düşecekti. Bunu tercih etmedi. Oyuna 58'de giren Osayi sağ kanada geçerken Oğuz solda daha iyi iş yapmaya başladı ama kenardan gelen 3 adam da oyuna ağırlıklarını koyamadılar. Mourinho'nun ilk 11'de başlatabileceği İrfan Can Kahveci kulübeden gelip kaliteli ortalarla 75'ten sonra 10 kişi kalmış Samsun takımının nabzını hiç düşürmedi. Kule santrforlara ısrarla yapılan ortalar dışında bir hücum aksiyonu üretemeyen F.Bahçe, Okan Kocuk'un 90+7'deki iki kurtarışı olmasa kazanabilirdi de. Glasgow'da yaşananlar bir kılıç –ki kolay kapanmaz derler kılıç kesiği- yarasıydı ve F.Bahçe'de hiç kimse milli araya Avrupa'dan elenip -bir maçı eksik- 9 puan geride gitmeyi aklından bile geçirmiyordu…

Gedelek turşusu

Gelin beraber futbol sahasında bir turşu kuralım. Sebzeyi hasat eden, yıkayan, kesen defans hattı, turşuyu, oyunu kuran da orta saha. O bölgede fermantasyon ne kadar kaliteliyse turşu da o kadar lezzetli olur. Bitmedi elbette, birilerinin turşuyu kavanoza doldurması lazım, otomasyonla çalışmıyoruz, hepsi insan eli yani sahada ayağı… Birileri kavanoza doldurup asist yaptığında golcüler de etiketi basıp kutuya dolduracak işte… Dün G.Saray ilk 30 dakikada turşuyu fazla fermante etti. Bu ne demek, ürün gevşer, tadı acır. Ne bekler ne de kanatlarda Barış ve Yunus üretim hattındaki tıkanıklığı gideremediler. Antalyaspor her hattıyla kuru-pilav yanında turşuyu yemeye hazır bir takımdı oysa ki. İlk yarının son çeyreğinde üretim bandı akmaya başladı. Kütür kütür turşu derler ya G.Saray onu çıkardı imalattan üç golle.. Barış Alper üçüncü vitese taktığında bu ligde karşısında duracak adam yok. Ve elbette Osimhen… Adam tek başına Gedelek Turşucusu… 4-0 sonrası rölanti de olsa G.Saray pozisyon vermeden kazanıp farkı kağıt üzerinde 10 puana çıkardığı maçın moraliyle gidecek derbiye. "F.Bahçe'yi şampiyonluk yarışında bir adım önde görüyorum" diyen Emre Belözoğlu tespitlerini de, zengin babanın futbol meraklısı oğlunun Bodrum'a kaçarken arkasında enkaz gibi bıraktığı Antalya'nın başına geçtiği günkü tercihini de gözden geçirmeli. Hiç kimseye olmasa da "Emre Belözoğlu"na ayıp oluyor…