CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

İçler acısı

Galatasaray, dün gece çok şey kaybetti...
Sadece 3 puan değil, hem seyircisinin desteği hem de birçok oyuncusunun saygınlığı bir 90 dakikada gidiverdi. Üstelik belki de siz bu satırları okurken Riekerink de gitmiş olacak.
Dün geceye baktığımızda Galatasaray bir Anadolu takımı gibiydi. Zayıf, organizasyondan yoksun ve etkisizdi. Sneijder olmayınca takım, tam bir köy takımı.
Kimin ne yaptığı belli değil. Bazı oyuncular 'Galatasaray'da nasıl oynuyor' diye adeta saç baş yolduruyor. Koskoca Galatasaray'ın, koskoca ilk yarıda neredeyse bir pozisyonu yok. Buna karşılık Kayserispor, alıyor-veriyor, dripling yapıyor istediği gibi top oynuyor....
Ve gelelim gollere...
Galatasaray'ın yediği golleri, amatör takım yemez. Adeta birbirinin kopyası. İki duran top, herkes birbirine bakıyor, markaj yok, adam paylaşma yok ama kafayı vuran iki Kayserisporlu var.
Kabul edilebilecek goller değil. İlk devre sonunda adeta Galatasaray için maç bitiveriyor.
İkinci yarı, Galatasaray'ın oyuncu değişiklikleri başlıyor ama değişen hiçbir şey yok. Sadece sağdan soldan yapılan anlamsız ortalar. Bir de bu ortaları karpuz toplar gibi toplayan Kayserispor kalecisi Ahamada... Yan toplarda en rahat maçını oynadı. Çıktı, çıktı aldı. Sadece son dakikada yanlışlıkla alamadı, orada da Eren, golünü attı.
Dün geceki tuhaflıklara, rezil oyuna rağmen çok garip bir şekilde Galatasaray, yine de bir puan alabileceği pozisyonu son saniyede kaçırdı. Maç sonuydu; Eren iyi vursa gol olurdu ve Galatasaray hiç hak etmediği bir puanı alabilirdi. Sonuçta Galatasaray, diğer rakiplerinin kaybettiği haftada kazanıp, avantajlı duruma geçebilirdi ama bundan sonra Galatasaray için şampiyonluk puandan öte psikolojik olarak çok zor...
Hakem Hüseyin Göçek; bence son dakikada hata yaptı. Her ne kadar Eren elini koysa da bence rakibi itmiyor. Ama Hüseyin beraberlik golünü iptal ediyor.
Ayrıca Kayserisporlu oyuncu göğsüyle topu alıp gol pozisyonuna girdi ama Göçek bu pozisyonu da 'elle oynama' diyerek hatalı şekilde iptal etti.

Hasar büyük

Önce şunu söyleyeyim ki, Fenerbahçe ile oynanan kupa maçı, Beşiktaşlı oyuncuları duygusal olarak çok etkilemiş. Dün gece hem şampiyonluk yarışında önemli bir mağlubiyet aldılar hem de tüm bölümlere baktığımızda maçı kazanmak için hiçbir şey yapmadılar. Yaptıkları tek şey, kanatlara inmeye çalışıp orta yapmak. Aslında çok fazla kanatlara da indiler. Özellikle Quaresma'nın kanadından. Buradan yapılan ortalarda da top ya Karabük kalecisi Ahmet'te kaldı ya da Karabüksporlu defans oyuncuları rahatlıkla çıkarttılar. İlk yarıda Karabük kalesi çizgisinden çıkan pozisyon ve Atiba'nın şutundan başka pozisyon yok. Ama daha önemlisi, Beşiktaş'ta kazanmak için herhangi bir aksiyon yok. Cenk istediği toplarla buluşamadı. Babel çok etkisiz. Quaresma'nın son pasları çok kötü. İlk yarı bu tabloda bitti.
İkinci yarı ise durum daha da fazla Beşiktaş aleyhineydi. Çok top kaybettiler. Orta sahada rakibin fazla pas yapmasına izin verdiler ve bu dakikalarda da golü yiyiverdiler. Defansın arkasına atılan topta Ermin Zec çaprazda olmasına rağmen topun dibine girerek güzel bir gol attı.
Beşiktaşlı oyuncular bu golden sonra da gerekli reaksiyonu veremediler. Zaten ikinci gol gelince de her şey bitmiş oldu.
Karabükspor bu senenin flaş takımı. Çok koşan, disiplinli bir takım. Galatasaray'dan sonra da Beşiktaş'ı yenmeyi başardılar. Görünen o ki kendi sahalarında kolay kolay maç vermeyecekler. Beşiktaş, kaybettiği bu 3 puanı, lig yarışında çok arayabilirler.
Gelelim hakem Halis Özkahya'ya... Maç 0-0 iken çok iyiydi. Ama son bölümde ciddi hatalar yaptı. Önce Karabükspor'un çok önemli bir avantajını kesti, son dakikalarda da Quaresma'ya kırmızı kart görmesi gerekirken, eyyam bir kararla sarı kart verdi. Böyle hakemlik olmaz. Acı veriyor, nabza göre şerbet veriyor ve güven günden güne yitiriliyor.

Haddini bil Fikret Orman

Ey Fikret Orman! Eski günleri ne çabuk unuttun. "Feda" diyordun, menemen yiyordun. Devletin katkısıyla stadını bitirdin, şimdi hadsizlik yapıyorsun.
Fikret Orman hem nankör bir insan hem de bir futbol cahili olduğunu önceki geceki "Süt Kupası" açıklamasıyla ortaya koymuştur. Süt Kupası İngiltere ve dünya futbolu için çok önemli bir kupa olan İngiltere Lig Kupası'nın eski ismiydi ve devletin süt dağıtım fonunun sponsorluğunda gerçekleştiriliyordu. Tıpkı şu anda Spor Toto'nun ya da geçmiş yıllarda Turkcell'in sponsor olduğu gibi...
Saygısızlık Fikret Orman'da diz boyu. "Süt Kupası" derken aslında en büyük aşağılamayı bu ülkenin en önemli devlet bankası olan Ziraat Bankası'na yapıyor. Ziraat Bankası, Fikret Orman ve onun gibilerin kapı kapı dolaşıp 40 takla attıkları, kredi alabilmek için kapılarında yattıkları bankalardan biri. Fikret Orman üstelik nankör de... Stadı tamamlamak için milyonlarca Euro devlet desteği aldığı ortaya çıktı. Bunu da stat açılışında Sayın Cumhurbaşkanımıza yaklaşık 50 defa teşekkür ederek kanıtladı. Sen devletin spora yaptığı yardım ve sponsorlukları aşağılarsan bu kişi ve kuruluşları küstürürsen yarın aç kalırsın.

ESKİ GÜNLERİ UNUTTUN MU?
Ey Fikret Orman! Eski günleri ne çabuk unuttun. Feda diyordun, menemen yiyordun. Devletin katkısıyla stadını bitirdin, yine devletin en büyük bankasının sponsorluğunda oynanan Türkiye Kupası'nı hadsiz demeçlerinle aşağılamaya çalıştın. Eskilerin bir lafı vardır, "Yakışıklı olabilirsin, zengin olabilirsin, büyük mevkilere gelebilirsin, hatta Beşiktaş Başkanı olabilirsin ama Efendi olmak haddini bilmek galiba en önemli özelliği olmalı." Diğer bir soru, madem süt kupası, niye Arena'yı o hale getirdiğiniz? Seyirciniz atladı, yedek oyuncularınız sahaya daldı, hocanız rakibin suratını mıncıkladı sonra da Süt Kupası'ymış!

ACİLEN ÖZÜR DİLEMELİDİR
Yine eskilerin bir lafı vardır, "Kedi ulaşamadığı ciğere murdar dermiş." Bence Fikret Orman, ciğere ulaşamadı, ama onu murdar etmeye çalışıyor. Murdar ettiği banka ise Türkiye'nin en büyüğü ve Türk sporuna sırf katkı olsun diye milyonlarca dolar yatırıyor. Fikret Orman, Ziraat Bankası'ndan ve bu kupaya emek veren insanlardan acil özür dilemelidir. Tabii ki özür kavramı nedir diye bir şeyi becerebiliyor ve biliyorsa...

Tam bir rezillik

Türk futbolu dün gece yine rezil gecelerinden birini yaşadı. Hakem yönetimi, sahaya atlayan seyirci, golün devamı esnasında Lens'e saldırmaya kalkan Beşiktaşlı yedek oyuncular rezildi. Hatta Şenol Güneş'in devre arasında Kjaer'in suratını sıkması rezilliklerin en büyüğüydü. Nereden başlayacağım bilemiyorum. İlk devrenin 41. dakikasına kadar aslında birazcık top oynanıyordu. Beşiktaş oyunun kontrolünü tümüyle ele geçirmiş, fazla pozisyon üretemese de rakibini sıkıştırıyordu. Bu arada özellikle Van Persie ile Oğuzhan sürekli it dalaşındaydılar. İşte maçın kırılma anı, belki de skandal gecenin başlangıcı 41. dakika geldi- çattı. Bu dakikada top oyundayken ama topla oynama durumunda değillerken Van Persie, Tosic'i itti, kaktı, kafasından çekti, yere düşürdü. Hakem bunu gördü. Oyunu durdurdu, bu esnada da Tosic, Van Persie'nin suratına kafasını dayayıp itti. İşte bir hakemin hayatta yapabileceği en büyük hata yapıldı. Bu tür pozisyonlarda birini atıp birini atmadın mı, maçı, futbolu ve hakemlik kariyerini kaybedersin. Söz konusu olayda ya ikisine de sarı ver ya da ikisine de kırmızı kart ver. Bence doğru karar ikisine de kırmızı olmaydı. Bu olay tüm gecenin rezalet fitilini ateşleyen an oldu. İkinci yarı Beşiktaş'ı tanıyamadık. Sinmiş, ezik, 11'e 10 oyuncu oranından çok daha kötü, teslimiyetçi bir halde oynadılar. Tamam, bir kişi eksik oynamak dezavantajdır ama Beşiktaş ikinci yarıda kendi seyircisi önünde bu kadar korkmuş, bu kadar pasif oynamamalıdır. İşte bu dakikalarda F.Bahçe'nin klasik gollerinden biri geldi. Lens defansın arkasına sarktı (Burada ofsayt şüphesi var), arka direğe Van Persie'ye çevirdi tıpkı Trabzon'da Sow'a attırdığı gibi, dün gece de Van Persie'ye gol attırdı. Sonuçta; hakem hatası, Güneş'in hataları Beşiktaş'a turu kaybettirdi. Ama Ali Palabıyık dün gece korkunç hatalar yaptı. Birinci hatası, Tosic ile beraber Van Persie'yi atamamak. İkinci hatası, F.Bahçe'nin son dakikada attığı golü vermemek. Eğer 'düdüğü bekle' diyorsan, sen zaten olay yerinde olmalıydın. 20 metre uzaktasın ve F.Bahçe oyuna başladı. Lens de uzaktan boş kaleye topu attı. Bak Ali ben sana söyleyeyim mi, kırmızı kartın etkisinde kalırsın, buz gibi golü veremezsin. Ayrıca Şener'i ikinci sarı karttan da atamadı.

Yıldırım’ın eseri!

Dün gecenin mimarı ne Şenol Güneş ne Fikret Orman ne de bir başkasıdır. Dün gecenin tartışmasız mimarı Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'dır. 'Ne alakası var' diyecekseniz hemen anlatayım.
Başkan Aziz Yıldırım cumartesi günü yapmış olduğu konuşmada bayram değil seyran değil, Beşiktaş ve bazı Beşiktaşlı oyunculara laf atmıştı. Görünen o ki bu laflar Beşiktaş camiasını inanılmaz kenetlemiş. Oyuncular sıradan bir lig maçına değil de sanki Şampiyonlar Ligi finaline çıkacak gibi hazırlanmışlar. Bunu daha ilk dakikadan itibaren gördük. Amiyane tabirle Beşiktaş, askerden yeni gelmiş gibi oynadı. Konyaspor kafayı kaldıramadı. Fabri'sinden son adam Cenk'e kadar herkes top kapma, rakibi bozma ve oyunu oynama doğrultusunda inanılmaz hareketler yaptı.
İlk yarıda 2 gol bulmalarına rağmen çok daha fazla olabilirdi.
Quaresma'ya kimse kızmasın. Çocuk kendini kanıtlamak istercesine 'Ben Beşiktaş'ın bir neferiyim ve sadece Beşiktaş için oynarım' demek istercesine mücadele etti. Hatalar da yaptı ama vermek istediği mesaj çok masumane ve çok güzeldi. Cenk ilk yarıda eleştirildi. İyi pozisyon alamadı ama ikinci yarıdaki golleriyle dün gecenin belki de oyuncusu oldu. Kolay değil. Bir devrede 3 gol atan bir Cenk'ten bahsediyoruz. Oğuzhan düzelmiş. Mesela attığı ikinci golde Quaresma topu yanlış zamanda ayağından çıkartsa da Oğuzhan klasıyla ölü noktaya vurup golü yapabildi. Talisca belki de Beşiktaş'ın en kaliteli ayağı. Atiba'ya sakat dediler ama zaten o geldiği günden beri saygı duyulacak bir futbol oynuyor. Tam bir istikrar abidesi.

YANKAYA'YI BEĞENDİM
Gelelim Babel'e... kesinlikle çok yararlı bir transfer. Gol atıyor, sol kanatta hücuma önemli etkinlik kazandırıyor ve adaptasyon sürecini de çok çabuk tamamlamış.
Sonuçta Beşiktaş farklı kazanıyor ve üstelik iyi oynayarak ve hatta zaman zaman mükemmele yakın oynayarak kazanıyor.
Bu hafta hakemler için iyi geçti diyebiliriz. Ben dün gece Özgür Yankaya'yı da beğendim. Verdiği penaltı ve devam ettirdiği penaltı beklenen pozisyonlarda bence tüm kararları doğruydu.

Şampiyonluk bitti

Fenerbahçe'nin başkanı manasız divan kurulu toplantılarına devam etsin, ona buna sallasın, federasyona işine öğretsin... Yine Fenerbahçe kaptanı basketbol maçında "Galatasaray'a nasıl koyduk" diye tezahürata devam etsin ama görünen o ki Fenerbahçe şampiyonluk yarışından hızla ve geri dönüşü olmayacak şekilde uzaklaşıyor.
Camialar maalesef hak ettikleri şekilde yönetilirler. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, artık Hababam Sınıfı'nın 1'inci, 2'nci, 3'üncü, 4'üncü, 5'inci versiyonları gibi konuşmalara devam ededursun, 25 milyon Fenerbahçeli acı çekiyor.
Önce şunu soralım: 10 numara alamadın, Karavayev denen bir oyuncu aldın. Ama dün gece Kayseri'deki Varela'yı gördün mü ? Sor bakalım kaça almışlar! Ondan sonra millete işini öğret Aziz Yıldırım başkan!
Dün gece Fenerbahçe tarihi mağlubiyetlerinden birini aldı. Aslında Kayserispor, Fenerbahçe'yi onun silahıyla vurdu. Rakip stoperlere basan, kaptığı topla da çok çabuk çıkan bir Kayserispor vardı. Neredeyse de tüm goller böyle geldi. İlk devrenin son 8-10 dakikası hariç Fenerbahçe asla kontrolü eline alamadı. Mehmet Topal'ın vuruşu dışında pozisyonları yok. Belki bir de ikinci yarıda yakaladıkları pozisyon var. Ama onun haricinde baktığımız vakit sahada müthiş mücadele eden, Fenerbahçeli oyuncuları fizik olarak ezen, orta sahayı çok çabuk geçen bir Kayserispor, Fenerbahçe'ye dünyanın kaç bucak olduğunu gösteriverdi.
Üstelik dün akşam sallanacak ya da eleştirilecek bir hakem de yoktu sahada. Sert oynayan, vakit geçiren, saygısızlık yapan bir rakip de yoktu. Ama Fenerbahçe küme düşmeme mücadelesi veren ve harika oynayan Kayserispor karşısında 4'lük oldu.
Şimdi Aziz Yıldırım'a sesleniyorum: Federasyon suçlu, rakipler suçlu, hakemler suçlu, medya suçlu... Tek masum sensin değil mi? İşte takımın hali ortada. Senin kurduğun, egoların uğruna şekillendirdiğin ya da şekillendiremediğin bu takım belki de ilk 2'ye bile giremeyecek. Bu takımı bu hale sen getirdin. Bu takımı finansal açıdan Avrupa'nın en riskli takımı haline yine sen soktun. Ve 25 milyon Fenerbahçeli'yi sezonun geri kalan bölümünde acı ve üzüntü dolu günler bekliyor.

Sütçü bile bu penaltıyı vermez

Beşiktaş, mütevazı takımlara karşı acımasız davranıyor. Hem oyuncu kalitesi olarak hem de bu oyuncuların farklı oyun sistemlerine katkısı olarak çok güçlü bir takım.
Rakip, Beşiktaş'ı kalabalık karşıladığında kanatlardan gelebiliyor, aynı Beşiktaş müthiş kontraya çıkabiliyor.
Duran toplardan gol veya pozisyonlar bulabiliyor.
İşte dün gece Beşiktaş, futbolda gollerin nasıl her türlü atılabileceğini art arda gösterdi. İlk 15 dakika müthiş bir Beşiktaş vardı ki gol de geliverdi.
Quaresma oyuna çok iyi başladı. Sağdan müthiş kesti, Cenk harika bir kafayla ilk golü kazandırdı.
Bu dakikadan sonra oyun dengelendi.
Özellikle Atiba'nın hatasından gelen pozisyon, Alanya'yı umutlandırabilirdi. Devre böyle bitecekken bu sefer Beşiktaş, Alanya'yı kontra yakaladı. CV'sinde Liverpool olan Babel, ismine yakışır çok güzel bir gol attı.
Tolgay'dan aldığı pası sürdü, vurabilirdi ama vurmadı. Kaleciyle Alanya'nın defans oyuncusunu kafa kafaya çarpıştırdı ve golü yaptı. İkinci yarıda da hakemin ortalığı karıştırması sonrasında oyun 'gitgel'lere döndü. Bu sefer de sahneye Marcelo çıktı ve kornerden gelen topu kafayla tamamlayarak, hem oyundaki sinirli atmosferi yatıştırdı hem de galibiyeti perçinledi. Sonuçta; Beşiktaş kaybetmeden yoluna devam ediyor. Ama aynı hızla yoluna devam edenb irileri daha var: Rezil yönetim ve kararlar veren Türk hakemleri. Bir maç nasıl karıştırılır, skandal bir penaltı nasıl verilir, skandal bir penaltıdan sonra Quaresma oyundan nasıl atılmaz gibi emareleri veren çok hatalı bir hakem vardı. Gün geçmiyor ki Türk hakemleri tuhaf ve korkunç kararlar vermesinler. Fabri topa atlıyor, çok bariz ve temiz şekilde topu çeliyor. Ama hakem penaltı veriyor. İnanın bana mahalle maçlarında hakemliği sütçüye yaptırsak o bile böyle penaltılar vermez. Tabii ki bu penaltıdan sonra ortalık karışıyor. Oyuncular sinirleniyor ve bu arada Quaresma'nın rakibine hamlesi geliyor. Tam kafayı vurmuyor ama kafayla sert bir şekilde itiyor. Oyundan atılması lazım ama penaltının etkisinde kalan hakem o kırmızı kartı vermiyor. Bu böyle gitmeyecek. Türk hakemleri, Türk futbolunun katili olmaya süratle devam ediyorlar.

Hep böyle ol Emre Belözoğlu

Emre Belözoğlu'nu yıllardır izleriz. Türk futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi 3-5 futbolcusundan biridir. Ama dün gece onu sakin, rakibe yumuşak, hakeme karşı kibar görmek, bizi ayrı bir mutlu etti. İnşallah diğer maçlarda da Emre dün geceki gibi mülayim, suya sabuna dokunmayan Emre olarak devam eder.
Fenerbahçe aslında maçı ilk yarıda kazandı. İlk 30 dakika inanılmaz bir pres, topun olduğu yerde sürekli çoğalan Fenerbahçeliler ve kafasını kaldıramayan Başakşehirliler vardı. Fenerbahçe kalecisi Volkan'ı neredeyse 30. dakikada gördük. Fazla pozisyon bulmasa da Fenerbahçe, ilk yarıda rakibini hapsetti. Oyunun kontrolü devamlı elindeydi. İşte bu dakikalarda defanstan dönen topa, Ozan vurdu, Emre'nin omzuna çarpan top yön değiştirdi ve Fenerbahçe öne geçti. Aslında Fenerbahçe'nin klasik taktiği bu. Golü bulana kadar pres, baskı, golü bulduktan sonra da rakibi kendi yarı sahasında kabul eden bir Fenerbahçe... İkinci yarı da böyle oldu. Oyun kontrolü Başakşehir'de görünmüş gibi olsa da aslında pozisyonları üreten Fenerbahçe'ydi. Yakaladıkları her topla kontra çıktılar. Bu kontra topları da özellikle Lens olsun, Alper olsun, ikinci yarıda oyuna giren Karavayev olsun iyi kullanamadılar.
Fernandao yine benzer bir pozisyonda ceza alanına girerken, Başakşehirli oyuncu ile vücut vücuda geldi. Eller, kollar çalışır gibi oldu, hakem Bülent Yıldırım da penaltıyı verdi. Ama Fernandao penaltıyı kaçırdı. Geriye kalan 15-20 dakika herhalde Fenerbahçeliler için geçmek bilmeyen bir bölümdür. Yiyecekleri bir gol, onları zirveden koparabilirdi. Ama Fenerbahçe, dün gece lideri yendi ve o da zirveye ortak. Diğer bir deyimle puan farklarına rağmen lig 4 takım için galiba yeniden başlıyor.
Şurası bir gerçek ki Türk hakemleri günden güne irtifa, kalite ve imaj kaybediyorlar. Bülent Yıldırım için iyi şeyler yazmayı çok isterdim ama bazı kartlar yanlış. Verdiği penaltıyı saatlerce düşünmek lazım. Penaltı penaltı değil. Ama daha tehlikelisi Bülent Yıldırım, bu penaltıyı hangi "Kafadaki hesaplar sonucu" verdi bunu da en iyi kendisi bilir. Ayrıca bence Fenerbahçe lehine vermediği bir penaltı daha var. Çekilen şutta top her ne kadar Başakşehirli oyuncunun baldırından sekip eline geliyorsa bile eller açık ve vücut dili topu kesmek amaçlı.

Dönüm noktası

Başlık sizi şaşırtmasın... Beşiktaş gibi şampiyonluğa oynayan bir takımın galibiyeti için niye dönüm noktası diyoruz?
Çünkü Beşiktaş belki de Türkiye'de Üç Büyükler'den sonraki en tehlikeli takıma karşı oynadı.
Saha ağırdı, çamurdu, top kontrol etmek kolay değildi ama Beşiktaş, hak ettiği bir galibiyet aldı. Üstelik ligin en fazla gol pozisyonu üreten ekiplerinden birisinin karşısında neredeyse tek pozisyon vermeksizin maçı kazanmasını bildi.
Maçta bazı oyuncular için söylenecek çok tuhaf şeyler var.
Mesela Cenk... Maç boyu var mıydı yok muydu belli değil. Üstelik bitime 5-10 dakika kala çarprazda topu kaptı, sağa çıkarsa arkadaşı Talisca rahatlıkla gol yapacak ama o kaleye şut attı. Top nereye gitti biliyor musunuz?
Taca... Ama aynı Cenk son saniyede kalitesiyle galibiyeti perçinleyen adam oldu.
Mesela Quaresma... Kalitesi asla tartışılmaz ama dün kötü oynayıp hocası tarafından dışarı alındığında eldivenlerini yere atması, hem de hocasının önüne atması, ne kadar doğru?
Mesela Atiba...
Bence bu dönemki Beşiktaş'ın değil, tüm Beşiktaş tarihinin en istikrarlı yabancılarından bir tanesi.
Gelelim maça... Al gülüm-ver gülüm giderken, sahneye Talisca çıktı. Her futbolcunun atamayacağı bir gol attı. Top kaleye doğru gidiyor, nereden baksanız 20 metre mesafe var, üstelik de top sekiyordu.
Ama sol ayağının üst içiyle hem sert hem de köşeye öyle bir vurdu ki dünyada pek az futbolcu başarabilir. İkinci yarı Beşiktaş, genel olarak oyunu tutamadı. Ta ki Tolgay girene kadar. Tolgay girdi, orta saha direnci arttı.
Beşiktaş oyunu tutabildi.
Beşiktaş'ta son paragrafı Fabri'ye açalım...
Osmanlı'nın tek bir tehlikeli atağı var. O da son dakikalarda vurulan harika şut. Fabri ise kendi sağına uzanıp, Beşiktaş'ı mutlak golden kurtarıverdi. Beşiktaş için dün geceki galibiyet şampiyonluk yarışında çok ama çok kritik üç puandı.
Gelelim hakeme; çok iyi maç yönetiyor diyecektik ki ya da diğer bir deyimle maçtaki tek hatası, "Babel'in içliğinin çıkartılırcasına çekilmesine kart vermedi" diye yazacaktık ki son dakikalarda Tolgay'a yapılan mutlak yüzde yüz bir penaltıyı es geçti. Oldu ki iyi maç yönetiyorsun ama son dakikadaki açık penaltıyı veremiyorsun. Yakıştı mı Ali Palabıyık...

Çınar’ın hakemlik zekası sıkıntılı

Fenerbahçe şampiyonluk umuduyla sezonun ikinci yarısına başladı ve herhalde Adanaspor maçı öncesi herkes ya da Türk spor kamuoyunun neredeyse tamamı 'Fenerbahçe kazanır' diye düşünüyordu. Ama Fenerbahçe kazanamadı. Temel nedeni de özellikle ilk yarıda verdikleri anlamsız ve amatörce pozisyonlar.
Sarı lacivertli takım dün akşam adeta kendi silahıyla vuruldu. Bekleyip kaptıkları topla çabuk çıkarak nice goller bulmuş, Fenerbahçe, bu sefer benzeri pozisyonlarda kalesinde gol gördü.
Kjaer'in Fenerbahçe savunması için ne kadar önemli olduğu özellikle dün gece görülmüştür. Neustadter bırakın Fenerbahçe defasında oynamayı, Fenerbahçe'nin mutfağında garson bile olamaz.
İlk golü atan Adanaspor oldu. Defansın arkasına sarkan Magaye, vuracak gibi yapıp Volkan Demirel'i geçip boş kaleye bırakıverdi.
Bu golden sonra Fenerbahçe baskısını artırdı. Golü de buldu ama golden hemen sonra ilk yarının son dakikasında yine mağlup duruma düştü. İlk gole benzer bir pozisyonda bu sefer Adanaspor'un Roni ile ikinci golü geldi. Fenerbahçe ilk yarıda Mehmet Topal'ı kaybetti. Yerine ise yeni transfer Ukraynalı Karavayev girdi. İkinci yarı müthiş bir tempo ve müthiş bir Fenerbahçe baskısı izledik. Çok fazla pozisyon üretmeseler de rakip kafayı kaldıramadı.
Ama bu sefer de Adanaspor'un kalecisi Charles Itandje sahneye çıktı. Mutlak 2-3 golü müthiş reflekslerle kurtardı.
Aslında Fenerbahçe golü ikinci yarıda erken bulsa karşılaşmayı kopartabilirdi ama beceremediler. Aatif demoralize durumda. Karavayev iyi oyuncu ama Fenerbahçe için düğüm çözecek nitelikte değil. Ve bence dün gece Fenerbahçe Teknik Direktörü Dick Advocaat'ın da hataları vardı.
Robin Van Persie'nin oyuna giriş dakikası çok geç. Ayrıca Mehmet Topal sakatlandıktan sonra Alper gibi kalabalık savunmalarda dar alanda iş yapan, topla adam eksiltebilen bir oyuncuyu alması gerekirdi. Sonuçta Fenerbahçe şampiyonluk yarışında çok ama çok önemli 2 puan kaybetti.
Bu kayıpta hakemin rolü var mıydı? Serkan Çınar hakemlik zekası yönünden sıkıntılı bir arkadaş. İşin psikolojini hiç bilmiyor. İlk yarıda Josef de Souza'ya yapılan çok açık net bir penaltı var ama vermedi. Yine soldan Aatif attı-gitti. Rakip tutup indirdi. Sarı kartı da vermedi. Üstelik ilk yarının son anında da korneri attırmadan maçı bitirdi. Bunların bazıları hakem yeteneksizliği, bazıları ise hakemlik zekasında eksikleri ortaya koyan pozisyonlar.

Taraftarlardan özür diliyorum

Fenerbahçe'nin milli futbolcusu Ozan Tufan, Süper Lig'de 10 hafta aradan sonra ilk 11'de kendisine yer bulurken, maçtan sonra yaptığı açıklamada, Adanaspor ile adaptasyon açısından zorlu bir karşılaşma oynadıklarını söyledi. Ozan, "İlk yarıda gerçek oyunumuzu sahaya yansıtamadık. İkinci yarı kenetlendik ve sahaya daha iyi çıktık. Ancak bu kez yapmamız gerekenleri yapamadık. Önümüzdeki haftalarda bunu inşallah telafi edeceğiz. Her takım kazanır, kaybedebilir. Bunun telafisi olacağını ve tekrar yüzümüzün güleceğini düşünüyorum. Ayrıca buraya gelen taraftarlarımızdan da özür diliyorum. Onlar için şampiyonluğu sonuna kadar kovalaycağız" diye konuştu.