CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Onur mücadelesi verdiler

Maçın başında tüm Beşiktaşlılar hem mutlu, hem umutluydular. 1-1'lik skor, kalite olarak kendilerinden nispeten düşük bir takım ve coşkulu bir taraftar... İşte maç bu duygularla başladı. Maç bir başladı, ne gördük dersiniz? Harika bir Beşiktaş... Top sürekli kontrolünde, rakip kafayı kaldıramıyor, sağdan geliyorlar, soldan geliyorlar. Coşku dakikalar geçtikçe artıyordu ki Aboubakar'ın golü geldi. Sağdan Talisca getirdi ve Aboubakar'ın kafasına al da at denecek harika bir orta yaptı ve Beşiktaş maçın hemen başında öne geçti. Bu gol coşkuyu artırdığı gibi Beşiktaş'ın oyun kalitesini de artırdı.
Az sonra ikinci gol geldi. Bu kez sağdan Quaresma girdi, ortaya çıkarttı ve dün gecenin yıldızı Babel, düzeltti vurdu ve Beşiktaş için artık her şey mükemmeldi.
Tur gelmiş gibi görünüyordu ki o kabus dolu ilk yarının son 15 dakikası geldi. Olympiakos ender ataklarından birinde soldan indi, orta geldi ve Elyounoussi uçan voleyle jeneriklik bir gol attı. Hadi dedik, futbolda böyle şeyler olur! Beşiktaş'ta biraz tedirginlik başladı ama yine de birçok şey kontrol altındaydı ama bir kişi hariç: O da Aboubakar. Son derece sorumsuz, takımına ihanet edercesine devrenin bitimine dakikalar kala gitti rakibe kafa attı ve kendini oyundan attırdı. Düşünebiliyor musunuz?
İkinci yarı Beşiktaş bir kişi eksik oynayacak ve üstelik rakibin yakalayacağı beraberlik turu Olympiakos'a getirecekti. Stada kasvet çöktü. Kolay değil... Rakip senden daha az kalitede de olsa bir kişi eksik oynamak bu seviyedeki maçlarda hiç kolay değil. İkinci yarı Beşiktaşlı oyuncular, onur mücadelesi yaptı. Asla morallerini bozmadılar. Panik yapmadılar ve bence turun geldiği an Babel'in attığı üçüncü goldü. Ardından da sonradan oyuna giren Cenk'in golüyle tur hak eden Beşiktaş'ın oldu ama Aboubakar'ın ihaneti affedilemez... Aynısını Kiev'de yaptı. Kabul edilemez, dün geceki bu kırmızı kartın bedeli Beşiktaş için çok ağır olabilirdi.
Sonuçta Beşiktaş'ı kutluyor ama dün geceden de bazı oyuncuların ciddi dersler almaları gerektiğini düşünüyorum.

Faşist kafalı her şeyin içine ediyor!

🔴 Bu ülkenin yıldızlarını biz el üstünde tutup, pamuklara sararken Hollanda'nın bu ahlaksızlığını bir spor adamı ve bir vatandaş olarak nasıl yorumluyorsunuz?
Hollanda halkı ile Türk halkı arasında hiçbir problem yok. Her yaz onbinlerce Hollandalı sahillerimizde tatildedir.
El üstünde tutulurlar. Üstelik yüzlerce Hollandalı mülk almış yine güney illerimizde ikamet etmekte. Buna karşılık bizim de yüzbinlerce insanımız Hollanda'da yaşıyor ve ekmek yiyorlar. Futbol takımlarımızın büyük yıldızları Hollandalı, Hollanda takımlarında özellikle alt liglerde oynayan yine düzinelerce Türk var. Durum böyleyken, faşist kafalı, şerefsizin biri kalkıp, bütün bu ilişkileri sıfırlamak pahasına, insan hakları ve demokrasi kurallarını çiğneyerek, orta çağda bile rastlanmayacak bir uygulamayla her şeyin içine ediyor. Hollanda, sözüm ona demokrasi ve insan haklarının en ileri olduğu ülkeymiş… Erkek erkeğe evliliğe izin verecek kadar sözüm ona demokrasiyi savunuyorlar.
Amsterdam sokaklarında uyuşturucu sattıracak ve kullanılmasına izin verecek kadar sözüm ona insan haklarına saygılılar. Ama Dışişleri Bakanımızı Hollanda'ya sokmayacak, girmiş olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Fatma Hanım'ı köpeklerle engelleyecek, daha sonra da polis eşliğinde sınır dışı edecek kadar ahlaksız bir zihniyetin Hollanda'yı yönetmesi beni çok üzdü. Lafı fazla uzatmayayım, Hollanda'yı bugüne kadar laleler ülkesi bilirdik ama bundan sonra benim için Hollanda g.. lalesidir…

Beşiktaş'ın panik yapmasına gerek yok

🔴 Beşiktaş 2 puan kaybetti, Başakşehir takibe "Devam" dedi. Acaba Beşiktaş için erken mi "Şampi.." ifadelerini kullandık. Bu yarış bundan sonra nasıl gider?
Beşiktaş, bir yerde zaten puan kaybedecekti.
Başakşehir de kaybedecek, diğerleri de… Ben Pazar geceki Kayserispor beraberliğini çok büyük kayıp olarak görmüyorum.
Kayseri ligimizin en formda iki-üç takımından birisi. Dolayısıyla Beşiktaş için fazla panik yapmaya gerek yok.

🔴 Şenol Güneş, maç sonu "Puan kayıpları hep Cüneyt Çakır'ın yönettiği maçlara denk geliyor" dedi. Siz yazınızda Çakır'ı övmüştünüz. Güneş'in bu çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Güneş'in bazen ne demek istediğini anlayamıyorum… Tıpkı Kayserispor maçı sonrası Cüneyt Çakır'la ilgili dedikleri gibi. Son iki yılda Cüneyt Çakır'ı hiç bu kadar başarılı, hiç bu kadar formda görmemiştim. Yurt dışında mükemmel.
Ama yurt içinde sorunlar yaşıyordu ki Pazar günü Vodafone Arena'da harikaydı.

Kovulan geri geliyor, gelen yine kovuluyor

🔴 Fenerbahçe'de Aykut Kocaman sesleri var, Kocaman ise sessiz... Aykut Kocaman geri dönmeli mi? Yoksa Advocaat ile devam mı edilmeli?
Bu ne rezilliktir… Daha birkaç yıl önce Aziz Yıldırım'ın söylemleri, kulaklarımda;
"Ersun Yanal ve Aykut Kocaman ben olduğum sürece tekrar gelemezler" demişti. Aykut Kocaman, Fenerbahçe'den ayrıldı ya da ayrılmak zorunda bırakıldı.
Başkanla problemler yaşadı. Fenerbahçe'de her şey devridaim şeklinde oluyor. Kovuluyor ya da gönderiliyor sonra tekrar geri getiriliyor, sonra tekrar gönderiliyor maalesef ne yaptıkları belli değil.

🔴 Tudor'un gelişiyle Galatasaray'da bir değişim var mı? Sakat oyuncular çok fazlalaştı.
Ayhan Akman "Futbolcular biraz da kendilerine iyi bakmalı" yorumunu yaptı. Sezon içinde bu kadar yükleme olması doğru mu?
Sezon içinde bu kadar yükleme yapılması neticesinde bu tür sakatlıklar yaşanabilir. Fakat çok gariptir, Galatasaray iki haftadır son dakikalarda kazandı ve altı puanı cebine koydu.
Tudor için konuşulacak şey özellikle önümüzdeki yıl için olacak. Bu sene Galatasaray en kötü üçüncü olur, hatta büyük bir sürpriz yaparak ikinciliği zorlayabilirlerse Tudor'a destek önümüzdeki yıl için artar.

Çatır çatır bir maçtı

Dün gece için söylenecek iki önemli söz var... Biri; Türkiye Süper Ligi'nde son yıllarda seyrettiğimiz en iyi maçtı. Mücadele, hırs, topa sertlik..
Daha önce böyle bir maçı kolay kolay seyretmedik. İkincisi; muhtemelen Sergen Yalçın'ın eli değdi ama Kayserispor şu anda Türkiye'nin en iyi birkaç takımından biri. İddia ediyorum, son birkaç yılda Beşiktaş karşısında İstanbul'da hiçbir takım bu kadar iyi mücadele edip bu kadar başa baş oynayamadı. Beşiktaş iki puana bence üzülmemeli. Hatta 2-1'den sonra son dakikalarda puanı kurtarabildikleri için de sevinmeliler. İlk yarıda Kayserispor ev sahibiymiş gibi oynadı. Pozisyon buldu, sayılmayan golleri var, belli oranda kontrolü ellerinde tutular ve çok gariptir ki Beşiktaş kendi saha ve seyircisi önünde kontradan pozisyon arar hale geldi. Ve aslında ilk yarıda da Beşiktaş ani çıkışlarda kontralar yakaladı ama son paslar çok kötüydü.
İkinci yarı ilk 15 dakika Beşiktaş rüzgarı esti. Bu rüzgarda da golü buldular. Olympiakos maçında golü atan Aboubakar, kornerden gelen topta iyi vurdu ama bu gol Kayserispor'un hırs ve isteğini düşürmedi. Bilakis daha iyi oynamaya başladılar. Kayserispor'un attığı gol harika bir organizasyon. Varela, Welliton soldan indiler, Umut müthiş bir boş koşu yaptı ve çok iyi vurdu. Beraberliği bulan Kayseri bu golden sonra da asla 'üzerine yatayım' demedi. İkinci golü de buldular. Çatır çatır maç oluyordu, maç belki de Kayserispor'un galibiyetiyle bitecekti ki sahneye yine siyah inci Aboubakar çıktı. Aboubakar'ın attığı ikinci golde de müthiş bir kaliteden bahsedebiliriz. Kalabalık defans arasında sırtı dönük topu alışı, dönüşü ve vuruşu mükemmeldi.
Sonuçta; Beşiktaş puan kaybetti ama üzülmesinler, Türkiye Ligi'nin bence kendilerinden sonraki en iyi takımına karşı kaybettiler. Sergen'i ve Kayserispor'u kutlamak lazım. Nereden nereye gelmişler... Tebrik ediyoruz.
Sahada tebrik edilecek bir isim daha vardı. O da son yıllarda Türkiye'de hiç bu kadar iyi bir maç yönetmemiş Cüneyt Çakır'dı. Bu maç bir hakem için asla kolay değildi. Üstelik çalınacak birkaç yanlış düdükle çok sıkıntılı hale gidebilirdi ama ben dün gece özlediğim Cüneyt'i seyrettim.

Ne cehalet ne amatörlük!

Galatasaray, iki haftadır son dakikalarda üçer puan aldı. Bu Galatasaray'ın şansı mı, yoksa kötü oyunu neticesinde son dakikalara taşınan beraberlikler mi, bunu Tudor'un çok iyi araştırması lazım. Mesela ilk yarı mükemmel bir Galatasaray vardı. Daha ilk dakikada yenik duruma düşmelerine rağmen, ilerleyen dakikalarda önce beraberliği ve devrenin son anlarında da Podolski'nin o kendine özgü muhteşem vuruşuyla galibiyeti bulmaları çok önemliydi.
Gerçekten ilk yarıdaki Galatasaray'ın coşkusunu, presini, rakibin kafasını kaldırmasına izin vermeyişini kutlamak lazım. Özellikle Rodrigues, sol tarafı çok iyi kullandı.
Rakip Gençlerbirliği, topu ve oyunu kontrol edemedi. İlk saniyede attıkları gol dışında hücuma çıkamadılar.
Ama ikinci yarıda anlamsız bir Galatasaray izledik. Adeta durdular.
Rakibin gelmesine izin verdiler. Ve bu arada da amatör futbol sahalarında ender rastlanan olaylara şahit olduk. Hem de bir dakika arayla...
Galatasaray, bugüne kadar yan ve duran toplardan komik goller yiyen bir takımdı, dün gece ise daha da komiği yaşandı. Yan toplarda Galatasaray defans oyuncuları, bir dakika arayla iki kez elle oynayıp penaltıya sebebiyet verdiler.
İlkinde Chedjou, yüksek topta elini sokuverdi.
Tabii ki penaltı. Serdar Gürler, penaltıyı kaçırdı.
Ya da diğer bir deyişle Muslera, köşeden çıkardı.
Top döndü, korner oldu. Bu sefer bu duran topta da çok gariptir, Tolga Ciğerci elini kaldırdı. O da penaltı yaptı. Cehalet desen değil, amatörlük desen hiç değil, dangalaklık desem o da değil...
Peki nedir bu?
Galip oynayan bir takımın art arda iki penaltıya hem de yüksek toplarda elle oynayarak sebep olmalarına anlam verebilmek futbol mantığını çok zorluyor. İkinci penaltı gol oldu. Bu dakikadan sonra Galatasaray önce moral olarak bozuldu.
Tam panik anları başlamıştı ki Podolski'nin arka arkaya kaçırdığı iki gol var.
Maç artık bitti bitecek derken bu sefer sahneye Selçuk çıktı. Frikik zaten Selçuk'un işi...
Çok maç kurtardı. Tıpkı dün geceki gibi. Çok iyi vurdu ve Galatasaray'a 3 puanı getirdi. Hakem Fırat Aydınus, Galatasaray aleyhine iki penaltıyı mükemmel gördü. Maç genelinde de mükemmele yakındı. Ama Galatasaray lehine verdiği penaltıda kararın doğru olduğunu düşünmüyorum.

Siyah-beyaz!..

Başlığa bakınca Beşiktaş'ın forma renklerini yazdığımı düşünmeyin sakın. Bu başlık dün geceki maçın birinci ve ikinci yarılarını kast ediyor. İlk devre tel tel dökülen bir Beşiktaş vardı sahada... Hiçbir oyuncu vasatı bile bulamadı. Sözüm ona kontrollü oynayayım deyip topu sağdan alıp sola vermek, sonra öne vermek, tekrar yana vermek gibi şeyler yaptılar. İlk devre sonunda top hakimiyeti yüzde 65'e 35 Beşiktaş lehine olmasına rağmen sahada Beşiktaş'ın ortaya koyduğu futbol kendi kapasitesinin yüzde 10'u bile değildi. Babel dökülüyor, Talisca ile Quaresma bir şeyler yapmaya çalışıyor, Aboubakar istediği topları bir türlü alamıyor, Tolgay ise kendini attırmak için uğraşıyordu. Olympiakos çok iyi konsantre olmuş, çok da iyi kapanıyordu ki beklemedikleri anda golü attılar. Beşiktaş çıkarken topu kaptırdı, Tosic topu taca atacağına kısa vurdu, orta geldi, yılların Cambiasso'su da o ufacık boyuyla kafa golünü yapıverdi. İkinci yarı Beşiktaş golü buldu. Bu gol hem moral getirdi, hem de Beşiktaş'ın daha iyi oynamasına neden oldu. İlk yarıda arkadaşlarından bir türlü istediği topu alamayan Aboubakar, gol pasını rakip takım kalecisi Leali'den aldı. Kalecinin vuruşu kısa düştü, Aboubakar baktı, düzgün bir vuruşla Beşiktaş'ı umutlandıran adam oldu. Bu dakikadan sonra maçın mutlak hakimi Beşiktaş'tı. Adriano çok iyi oynamaya başladı. Oğuzhan da öyle... Quaresma sol kanadı iyi kullandı ama son paslar çok kötüydü. Ona kızalım mı, yoksa övelim mi, anlayamadık. Büyük meziyetleri var ama zaman zaman manasız işler yapıyor. Aslında Quaresma, Oğuzhan'dan aldığı harika pası gol yapsa ya da dönen topu Babel tamamlayabilse Beşiktaş turu Atina'da garantilemişti ama 1-1'lik sonuç tur için fevkalade iyi. Üstelik kalite olarak Olympiakos, Beşiktaş'ın çok altında. Beşiktaş yüzde 80 tura yakın ama yine de dikkat etmek lazım. Futbol aynı zamanda çok da fırıldak bir spordur. Maç öncesi Hollandalı hakeme tuhaf bir reaksiyon vardı ama Danny Makkelie bence mükemmele yakın bir yönetim gösterdi.

Ivan Bebek’e hiç kızmayın

Türk hakemlerinin zaten rezil yönetimlerine şahit olmuştuk. Ve bu Türk hakemlerinin kötü yönetimlerinden de genelde Fenerbahçe zarar görmüştür. Ama dün geceki skor için söyleyeceğimiz tek şey şu: Alper Ulusoy adlı hakem, Fenerbahçe'ye galibiyeti çok net bir şekilde hediye etti.
Uzatmalar oynanırken kornerden gelen topu Mehmet Topal, sağ koluyla kontrol etti, vurdu ve 3 puan geldi.
Geçen yıl Braga'ya elenen Fenerbahçe, Ivan Bebek adlı Hırvat hakemden çok dert yanmıştı. Topal'ın koluna çarptı diye anlamsız bir penaltı vermiş ve Fenerbahçe elenmişti. Kaderin garip cilvesi! Dün geceki Mehmet Topal ile Braga'daki Ivan Bebek'in ne farkı var?
Hakemlerin zaten skandal olduklarını sezon başından beri yazıyoruz ama Mehmet Topal'ın yaptığı kabul edilemez.
Topu bilerek ve isteyerek sağ koluyla kontrol edip golü yapıyor, sonra cin gibi hakeme bakıyor, sonra da secdeye eğiliyor. İşte sevgili Sinan Engin'in 'futbolcunun cenaze namazı kılınmaz' derken kast ettiği buymuş.
Türk futbol tarihinin en beyefendi adamı dedik, en namuslu adamı dedik ama o, Osmanlıspor'un puanını çalan bir adam oldu çıktı. Sonra da utanmadan secdeye eğiliyor.
Dünkü maç keyif, pozisyon ve heyecan yönünden çok yüksekti. Bu maçın 1-0 bitmesi çok şaşırtıcı. Nereden baksanız her iki takımın da üçer-dörder gol pozisyonu var. Ama bu pozisyonların hiçbiri gol olmazken uzatmalarda hakemin kıyağıyla Fenerbahçe golü buldu.
Şaşırtıcı olan şu, kabul ediyorum ki Osmanlıspor Türkiye liglerinin en iyi kontraya çıkan takımı. Ama ne olursa olsun Fenerbahçe bu kadar pozisyon vermemeliydi. Son vuruşlar ve pas zamanlaması iyi olsa Osmanlıspor maçı kazanmıştı. Bir de madalyonun öbür yüzü var tabii. Fenerbahçe'nin en az rakibi kadar pozisyonu var. Hatta daha netleri de var.
Bu pozisyonlarda da sahneye bence dün gece sahanın yıldızı Osmanlıspor kalecisi Karcemarskas çıktı. Öyle insanüstü bir-iki kurtarış yaptı ki şapka çıkartmak lazım.

Yıldırım için utanç gecesi

Kim ne derse desin Beşiktaş, kadro kalitesi, oyun anlayışı ve lokal deneyimi açısından Türkiye'nin en iyi kulübü... Dün 1. dakikadan son dakikaya kadar panik yapmadan, ayağa oynayarak maçı sürekli kontrol altında tuttular. Buna mukabil Galatasaray, acemi bir Anadolu takımı gibi ne yaptığını bilmez bir haldeydi. Maçın başında Beşiktaş,"Ne olursa olsun kaybetmeyeyim" diye çıktı... Galatasaray ise sözüm ona alanı daraltayım, topun arkasına geçeyim deyip 70 dakika hücumu düşünmedi. Böyle olunca da ilk devre maç kilitlendi. Tatsız, tuzsuz, pozisyonsuz bir 45 dakika izledik.
İkinci yarının hemen başında Beşiktaş golü buldu. Önce Hakan Balta'nın gereksiz bir faulüyle Beşiktaş frikik kazandı. Frikiği Talisca kullandı, çaprazdan vuruşunda top Bruma'nın kafasına çarpıp kaleci Muslera'yı kontrpiyede bıraktı. Aslında bu golden sonra Galatasaray dağıldı.
Beşiktaş biraz becerikli olsa ikiyi bulacaktı. Buna karşılık da son dakikalarda Podolski sol ayağı ile iyi vursa belki de Galatasaray hak etmediği bir puan alacaktı.
Sonuçta; Galatasaray yönetimi utanmalıdır... Karabük'ten aklını çelip, kandırıp getirdikleri Tudor'un katkısı, Galatasaray'ın malzemecisi kadar. Tudor geldi, işler daha da kötü oldu. Hem oyun olarak hem de puan olarak.
Beşiktaş'ın bu dakikadan sonra şampiyonluğu kaybetmesi çok zor. Tek rakipleri var o da Başakşehir...
Başakşehir, Beşiktaş'ı ne kadar zorlar orası meçhul ama Beşiktaş hak ede ede kazanarak şampiyonluğa yürüyor.
Gece hakem Bülent Yıldırım için de tam bir utanç gecesiydi. Maç yönetmedi, eyyamın kralını yaptı. İlk devre Galatasaray'ın Yasin'le, ikinci yarıda da Quaresma'ya penaltıyı 'es' geçti. Atınç'ın Podolski'nin ensesine attığı tokatı görmedi.
Selçuk'u ikinci sarı kartla oyundan atması gerekirken, yine eyyamın kralını yapıp, oyunda tuttu.
Ondan sonra da 'ben hakemim' diyerek ortalarda dolaşıyor.


Yıldırım ilk devre Yasin'e, ikinci yarıda ise Quaresma'ya penaltıyı es geçti. Selçuk'u da ikinci sarı kartla atmalıydı.

Son bölümlere dikkat etmeli!

Aslında Beşiktaş, galiba turu bu maçta değil, geçen hafta İsrail'de geçti. Eğer geçen hafta İsrail'de çok iyi bir sonuç almamış olsalardı dün gece büyük bir sıkıntı yaşayabilirlerdi.
Zira rakip takım tuhaf bir ekipti.
Yıldızı falan yok, oyuncu değerleri de öyle milyonlarca Euro'yla ifade edilen cinsten değil ama çok ciddi bir özellikleri var ki bunu da dün akşam çok defa gösterdiler. Ayağa pası iyi yapıyorlar, çabuk düşünüyorlar ve en önemlisi çok rahat gol pozisyonuna giriyorlar.
Dün Beşiktaş kazanmış olmasına rağmen, ciddi gol pozisyonları açısından Hapoel Beer Sheva daha öndeydi. Aslında son 20 dakikaya kadar Beşiktaş kontrollü oynamaya çalıştı. Pas yaptı, tempoyu sürekli ayarladı ve ilk yarıda da golü buldu. Babel soldan getirdi, içeriye çıkardı, defans uzaklaştıramadı, Aboubakar da golü yaptı. Aslında Aboubakar bu tarz golleri çok fazla ve rahat atıyor.
Bu golden sonra Beşiktaş yine kontrollü oynamaya çalıştı ama ilk yarının son 10 dakikası ise Hapoel bir deplasman takımı için çok fazla pozisyon buldu. İkinci yarıda da maç rölanti giderken, 64'üncü dakikada tüm camia "Ya ne oluyor" deyiverdi.
Beer Sheva, Nwakaeme'nin ayağından aradığı golü buldu. Bu golden sonra çok ciddi pozisyonlar da ürettiler ama değerlendiremediler.
Bu dakikalarda Hapoel ikinci golü bulsa birçok şey kritiğe girecekti.
Hafta sonu Akhisar ve dün geceki Hapoel maçları gösterdi ki Beşiktaş takımı bazı birimlerde oyundan düşüyor. Akhisar'da son 15 dakika, dün akşam da son 25 dakika birden oyundan düştüler. Bu dakikalarda rakip art arda gelip pozisyonlar üretebildi. Bütün bu sıkışıklığı son dakikalarda Cenk'in golü çözüverdi.
Artık Avrupa'da tek Türk takımımız kaldı. O da Beşiktaş... Ama Beşiktaş'ın dikkat etmesi gereken en önemli nokta rakip kim olursa olsun gereksiz ve manasız verdiği pozisyonlar.
Dünyadaki her hakem için dün geceki maç çok basittir. Sloven hakem Matej Jug da bence iyi bir hakem değil ama maç çok kolay olduğu için iyiymiş gibi gözüktü.

Derbiyi kazanırsa şampiyon olur...

Kim ne derse desin, kötü goller de yeseler zaman zaman tempoyu düşürseler de Beşiktaş her yönüyle bu lig için çok farklı ve önde takım. Son 10 dakika dışında Akhisar Belediyespor ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynadılar. Maç boyu yüzlerce pas yaptılar. Zaman zaman bir serideki pas sayısı 20'leri buldu. Aslında çok fazla pozisyon üretmediler ama Beşiktaş, neredeyse her bulduğunu gol yaptı. İlk devrede atılan 2 gol, bu yılın en güzel gollerinin arasına çok rahat girer. İlk golde Türkiye'nin en iyi orta atan adamı Ricardo Quaresma ortaladı ve Cenk Tosun iki stoper arasından kafayı vurabildi. Kolay gibi görünen, aslında çok zor bir gol.
İkinci gol ise tam bir Anderson Talisca klasiği.. 25-30 metreden tenis topuna vurur gibi vurdu, köşeye gitti... Beşiktaş, ikinci yarıda oyunu iyice rölantiye aldı. Bazı oyuncularını değiştirdi ve haklı olarak tempoyu oldukça düşürdü. Sonuç olarak hafta içi İsrail takımı Hapoel Beer-Sheva, gelecek pazartesi de belki Galatasaray ile ligin son maçını oynayacaklar. Sakın "Ligin niye son maçı? Bu da nereden çıktı?" demeyin...
Bu Beşiktaş, haftaya Galatasaray'ı Seyrantepe'de yenerse şampiyon olur.

EKSİK BİR BÖLGESİ YOK
İkinci yarı maç tam rölantide giderken ceza alanı içindeki arka arkaya şutlarda top yükseldi ve genç Atınç Nukan da golü yaptı. Beşiktaş'ta şut çeken oyuncu var; örneğin Talisca... Adam geçen, harika ortalar yapan var; örneğin Quaresma... Çok iyi kafa vuran oyuncusu var; örneğin Cenk... Orta sahanın her iki yönünde mükemmele yakın oynayan oyuncusu var; örneğin Atiba... Beşiktaş'ta eksik fonksiyonda bulunan hiçbir bölge yok. Belki tek eksik diyebileceğimiz, defansın arkasına atılan toplardaki zafiyet.
Sonuç olarak Beşiktaş şampiyonluğa adım adım yürüyor. Hem de tempoyu kendisi ayarlıyor ve hiç zorlanmıyor. Hakem için çok kolay bir maçtı. Barış Şimşek, belki de Süper Lig'deki en rahat ve en başarılı maçlarından birini yönetti. Oyuncular da kendisini hiç zorlamadı.

ADVOCAAT RESMEN İNTİKAM ALIYOR!

Fenerbahçe'de zaten Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belli olmuştu. Artık sadece puan kayıpları değil, özgüven ve umutlar da tükeniyor.
Fenerbahçe "Şampiyonluk yarışında kalayım" diyor ama sağ ve sol bekine bakıyoruz, aylardır oynamayanlar. Van der Wiel, magazin haberleriyle gündeme gelirken, birden kırılma maçında sağ bekte. Tıpkı Perşembe gecesi Rusya'da Emenike'nin kurtarıcı olması gibi. Sanki Advocaat yönetimden intikam alıyor. "Siz bana istediğim oyuncuları almazsanız ben de önce kovduğum sonra da affetmek zorunda kaldığım oyuncularla maçlara başlarım" diyor. Dün bakıyoruz Fenerbahçe futbol adına hiçbir şey yapmadı. Manasız top kayıpları, sağdan soldan isabetsiz ortalar ve 25 milyonluk camiada "Yönetim istifa" sesleri.
Fenerbahçe, Kasımpaşa'ya dua etsin… Hücuma çıkışlarda başarısız oldular. Son pasları iyi kullanamadılar. Eğer bunu başarabilselerdi, belki de Fenerbahçe kaybetmiş olurdu. Fenerbahçe'nin tek şansı var o da Krasnodar'ı elemek. İhtimal yüksek ama oradan da darbe alırlarsa Fenerbahçe'de hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Aferin Fırat! Kilo vermişsin, atletik testi başarmışsın. Dün de çok ama çok başarılı bir maç yönettin. Hep böyle devam et.