CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Mahalle takımı görüntüsü verdi

Hafta içi basına baktığımızda, Beşiktaşlı futbolcular alemlerdeydi...
Kimi mangal partisinde, kimi eğlencede, kimi çoluğu çocuğu ile çektiği fotoğrafları sosyal medyada paylaşırken...
Bir gecede işler sarpa sarıverdi... "Beşiktaş kazansa neredeyse tur atabileceği, beraberlikte ise büyük oranda yakalayacağı şampiyonluğu zora soktu" demeyelim ama şimdi ciddi bir stres var. Beşiktaş'ın daha önceki maçlarını görmesek, "Başakşehir'in oynadığı bu amatör takım kim?" diye sorasımız geliyor. Gerçekten de Beşiktaş, dün gece her hattıyla tam bir mahalle takımı görüntüsü verdi. Maç art arda gollerle başladı... İlk 18 dakikada 3-0 oluverdi. Yenen gollere 'rehavet' deyin, 'konsantrasyon eksikliği' deyin, ne derseniz deyin ama Beşiktaş bu duruma düşmemeliydi. Bir de bunlara manasız bir tercih eklendi. Maça niye Aboubakar'la başlamadığını anlamış değilim.
Son haftalarda önemli goller atmıştı. Cenk ise duraklama dönemine girmişti. Tabii ki Aboubakar'la başlasa sonuç farklı mı olurdu hayır böyle bir iddiada bulunamayız.
Beşiktaş, art arda yurt içi ve dışında önemli maçlar oynadı. Takım yorgun, fizik olarak da yorgun, mental olarak da... Dün çok ciddi bir çöküş gecesiydi. Bu çöküş gecesini bir yol kazasına çevirmemek Şenol Güneş ve oyuncularının elinde. Yoksa önümüzdeki hafta da Fenerbahçe karşısında yaşanabilecek bir puan kaybı her şeyi rezil-rüsva edebilir. Başakşehir, çok akıllı oynadı.
İlk 25 dakika Beşiktaş'a sahanın her yerinde pres yaptı. Ve bu dakikalarda da işi bitiriverdi. Sanırım Başakşehirliler şimdi Karabük, Akhisar gibi mütevazı takımlara karşı yaşadıkları puan kayıplarına hayıflanıyorlardır.
Türk futbolunda yeni bir yıldız doğabilir; adı Cengiz...
Futbol zekası, vuruş tekniği çok iyi... Ama tabii ki yıldız olabilmek için bunların yanında karakter ve özveri gerek. Suratına baktığımızda bunları da pozitif görüyoruz. İnşallah Allah şaşırtmaz.
Hakem için söyleyebileceğimiz tek şey; ikinci golün başlangıcında Başakşehirli oyuncunun bir tık ileride olması yani ofsaytta olmasıydı. Ama bu da yardımcının hatası. Bunun haricinde Cüneyt Çakır, başarılı bir müsabaka yönetti.

Beşiktaş dün gece her hattıyla tam bir mahalle takımı görüntüsü verdi.

Kartal işi bitiriyor

Maç öncesi herkese göre karşılaşma çok kolaydı... Ligin birincisi ile sonuncusu, İstanbul'da oynayacaktı. Herkes "4 mü, 5 mi olur" diye beklerken, maça bir baktık ki hiç de öyle geçmiyor... Beşiktaş yorgun... Lyon'un hem fiziki hem de ruhi etkisi bir de Adanaspor gibi bir rakiple oynamanın yarattığı konsantrasyon zaafı çok net göründü. İlk dakikalar Beşiktaş'ın kontrolündeyken, Tolgay'ın ara pasına Aboubakar çok iyi vurdu ve Beşiktaş'ın golü geldi. İşte ne olduysa bu dakikadan sonra oldu. "Beşiktaş farka gidecek diye düşünürken, Adanaspor çok etkili ve çabuk gelmeye başladı ve çok gariptir Beşiktaş defansı bu sezon maç içerisinde belli periyotlarda gösterdiği aczi yine göstermeye başladı. Sonuçta da golü yedi.
Tuhaf olan şu; Beşiktaş, sadece anlık defans hatası yapmıyor, bazı maçlarda özellikle son dönemlerde 10'ar, 15'er dakikalık periyotlarda defans çöküntüsü yaşıyor. Ama bunu dün gece çok yaşadılar. Özellikle ikinci yarı. Üstelik ikinci yarıda Talisca'nın müthiş klası ile buldukları gol de gelmişti. Alışı, kontrolü, dönüşü ve vuruşu, bir numara. Bu dakikadan sonra neredeyse tüm maç kontrol Adana'ya geçti. Adana, beraberliği de yakaladı ve sonra da sahneye Tosic çıktı. Lyon maçında kaçırdığı penaltıyı affettirircesine iyi bir kafa vuruşuyla Beşiktaş'ı öne geçirdi. Aslında dün gece baktığımızda Beşiktaş, genel futbol doğrularında İstanbul'daki en kötü maçını oynadı. Ama futbolcular da biliyor ki kazanamasalar bile yine de iş bitti. İşte bir futbolcu için bu da müthiş bir rahatlık. Eğer dün gece Beşiktaş takipçisiyle puan puana olsaydı inanın bana Tosic'le o golü zor atardı.
Halil Umut Meler; mükemmel maç yönetti. Zaten bu sene seyrettiğim birçok maçını da çok iyi yönetti. Arada bir yaptığı ciddi hatalar var ama genç ve deneyimsiz bir hakem olduğu için bunlara göğüs geriyoruz

G.Saray’ı rezil ettiler!

Maça baktığımızda geçen her dakika 'Berabere bitecek' dedik. Ama uzatmalarda o ana kadar tek pozisyonu olmayan, ofansif futbol adına ortaya hiçbir şey koyamayan F.Bahçe'nin golü geldi. F.Bahçe kendi klasiğini oynamaya çalıştı ama kendi klasiğinin de en kötü örneklerinden birini sergiledi.
F.Bahçe önemli maçlarda geride kapanan, alan daraltan, kaptığı toplarla da çok çabuk kanatlardan çıkıp pozisyon bulmaya çalışan bir takımdı. Dün gece de böyle oynamaya çalıştılar ama gol dışında hiçbir şey üretemediler.
Peki buna karşılık G.Saray ne yaptı?
Topla debelendi durdu.
Kanatlardan gelmeye çalıştılar, ortalar başarısız oldu. Göbekten delmeye çalıştılar, F.Bahçe'nin iyi kapatmasından dolayı pozisyon bulamadılar. Top sürekli G.Saray'ın kontrolünde. Duvara çarpıp dönen top ve sonra tekrar G.Saray'ın anlamsız hücumları.
Çok sıkıcı bir maç oldu. Her şey bitiyordu ki son dakikada sahneye Şener çıktı. Sağdan iyi geldi, iyi kesti, Josef de kaleye uzak olmasına ve topun şiddeti düşük olmasına rağmen kafayla golü yaptı.
Maçın hakkı Fenerbahçe'nin miydi, asla. Tipik bir beraberlik maçıydı. Ama Allah Tudor ve Dursun Özbek'i bir kez daha cezalandırdı. Karabük'ü satıp gelen, geçen hafta 4 yedikleri Başakşehir maçında Sneijder ve Podolski'yi oynatmayan, dün gece ise onları kurtarıcı diye sahaya süren Tudor cezalandırıldı.
Bitime 20-25 dakika kala o ana kadar en önemli hücum aksiyonlarını geliştirmeye çalışan Bruma'yı da alması, Tudor'un bir başka günahıydı. Sonuçta Dursun Özbek, G.Saray'ı rezil etti. Onun sportif tetikçisi Tudor da bence G.Saray'daki miadını doldurdu.
Sonuçta bence F.Bahçe ligi en az üçüncü tamamlar. Hatta ikinciliği bile kovalayabilirler. G.Saray ise dördüncü olsun, dua etsin.
Fırat Aydınus'u çok beğendim.
Belki karşılıklı 1-2 sarı kartı, takdiren göstermemiş olabilir ama 90 dakika boyunca faul tespitleri, oyun kontrolü ve gerilimi düşürme çabaları takdire şayandı.

Maçın hakkı Fenerbahçe'nin miydi, asla. Tipik bir beraberlik maçıydı. Ama Allah Tudor ve Dursun Özbek'i bir kez daha cezalandırdı

Kabul edemiyorum!

İnanılır gibi değil... 75 dakika her yönüyle mükemmel oynayan, pozisyon bulan, çok iyi kapanan, hiç hata yapmayan Beşiktaş, son 15 dakikada maçı verdi... Kabul edemiyorum! İlk devreye bakıyoruz, maçın mutlak hakimi Beşiktaş... Lyon iyi bir takım ama sahada tel tel dökülüyor. Beşiktaş pozisyonlar buluyor, derken Talisca ile Babel'in önceden çalışılmış, bir serbest vuruş uygulamasında Beşiktaş'ın golü geliyor. Rakibin etkili silahları, Valbuena olsun, Fekir olsun, Lacazette olsun, kafayı kaldıramadılar. Marcelo, defansta tam bir maestro gibiydi.
İkinci yarıya bakıyoruz, oyun yine rölantide. Lyon gelmeye çalışıyor, gelemiyor. Adriano, hem defansif hem de ofansif çok başarılı. Ama dakikalar 70'i gösterdikten sonra Beşiktaş'tan tuhaf sinyaller gelmeye başladı. Önce Marcelo kaptırdı, Lacazette karşı karşıya kaçırdı. Bitime 10-15 dakika kala Lacazette'in kaçırdığına benzer bir gol daha kaçtı. Son 15 dakikada "Beşiktaş'ı Allah korudu" diyorduk ki, bitime 10 dakika kala olmayacak bir top gol oldu. Kenardan kullanılan bir frikikle top gitti- geldi, boşta kaldı, Lyon, Tolisso ile beraberliği yakaladı. "En kötü berabere biter" diyorduk ki sahneye Fabri çıktı. Sahalarda ender rastlanan bir golü Lyon'a hediye etti. Bir geri pasında topa vurup, uzaklaştırıp ya da taca atacağına üstelik üç Lyonlu kendisine baskı uygularken, topla debelendi, herhalde ne yaptığını kendisi de bilmiyordu. Morel topu kaptı ve boş kaleye attı. İddia ediyorum bu gole Lyon bile inanmamıştır. 40 yıldır futbolun içindeyim, toplasanız böyle bir golü birkaç kere gördüm. Fabri, niye böyle yaptı, ne yapmak istedi hiç anlayamadım.
Sonuçta; maç Beşiktaş'ın galibiyetiyle bitebilirdi ama son 15 dakika o kahreden son 15 dakika belki de turu götürdü. Beşiktaş galibiyetle dönseydi turun yüzde 80 sahibiydi. Ama şimdi belki de Beşiktaş'ın tur şansı yüzde 50'ler civarında. Ama acı olan şu; yenen ikinci gol kabul edilmesi, hazmedilmesi, kolay olmayan bir gol.
Üstelik Çarşı grubunun bir elemanı gibi maç yöneten İspanyol hakemi de bir daha bulmak kolay değil.

Defol git Tudor!

Neymiş efendim, Juventus'ta uzun yıllar oynamış, boyu posu varmış, müthiş bir karizmaya sahipmiş.
Yemişim senin Juventus kariyerini de, fiziğini de, karizmanı da... Önce sana kapısını açan Karabükspor'u zengin bir koca bulduğunda yuvasını yıkıp evi terk eden bir kadın gibi sattın ve bir gecede Galatasaray'la anlaştın. Sonra Galatasaray'ı deneme tahtasına çevirdin. Sezonun bitmesine yakın geldin, futbolculara manasız fizik yüklemeleri yaparak takımın tüm kimyasını rezil ettin. Elinde zaten kalitesi Galatasaray'a yakın birkaç yıldızın varken, onları da dün gece maç 3-0 olana dek kulübede oturttun. Eğer bir takımda Sneijder ve Podolski varsa ve sakatlıkları ya da cezalı durumları yoksa oynarlar kardeşim! Sanki ilk 11'de oynayanlar dünya yıldızları. TFF 1.
Lig takımlarında böyle çok fazla oyuncu var.
Igor Tudor, sen bir futbol cahilisin. Üstelik yıldız sevmeyen, kompleksli bir eski futbolcusun.
Bak dikkat et, teknik direktör diyemiyorum çünkü sen teknik direktör olarak son derece sıradan takımlarda çalıştın ve başarılı olamadın. Bence sen teknik direktörlüğü bırak, git at yarışlarında at kondisyonerliği yap. Koskoca Galatasaray kendi tarihinin en rezil maçlarından birini oynadı. Bir tek gol pozisyonları yok. İki pası yapamıyorlar. Top rakipteyken Başakşehir, Galatasaray'la kedinin fareyle oynadığı gibi oynadı. Maç 4-0 bitti ama pekala 6-7 olabilirdi. Şimdi soruyorum, dün geceki ilk 11'de Beşiktaş takımında kaç Galatasaraylı oynar? Maç 3-0 olmuş, maçın bitimine 15-20 dakika var, Podolski ve Sneijder'e 'ısın' diyorsun. O anda her ikisinin de suratından düşen bin parça...
İçlerinden sana sövüyorlar ama hata yapmamak için trip yapmayıp oyuna girdiler.
Şimdi Dursun Özbek'e soruyorum; bu Tudor'da ne gördünüz de tutup Galatasaray'a getirdiniz? Hajduk Split, PAOK ve Karabük çok büyük takımlar mı ki bu adamı alıp Galatasaray'a hoca yaptınız?
Üstelik dün geceki maç ikincilik için son derece hayati bir maçtı ama görünen o ki Galatasaray üçüncü bile olamayacak. Ruhu gitmiş, deneme tahtasına dönmüş, kimin ne yaptığı belli olmayan bir kadavra görünümündeler. Sonuçta Başakşehir ikinciliği büyük oranda sağlamış görünüyor. Tebrikler Başakşehir ve tebrikler sıfır hatayla maç yöneten Cüneyt Çakır... Yazıklar olsun Igor Tudor!

Palabıyık’ı beğendim

Herhalde futbol tarihinde pek az Trabzonspor- Beşiktaş maçı bu kadar keyif verici olmuştur. Belki futbol kalitesi maksimum değildi ama heyecan ve atılan goller müthişti. İlk 30 dakika Beşiktaş çok iyi oynadı. Cenk ile de öne geçti. Aslında Beşiktaş'ın bu kadar iyi oynamasının sebebi Trabzonspor'un büyük boşluklar vermesiydi. Daha sonra Trabzonspor toparlandı ve Okay'ın mükemmel şutuyla beraberliği yakaladı. İkinci yarı maç dengedeyken dengeyi bozan Aboubakar'ın birinci sınıf golü oldu. Oğuzhan kaleye şut çekti, top Aboubakar'a geldi. Topu istop ederken dönüşü, kaleci Onur'u yanlış ayak üzerinde yakalayışı ve vuruşu her oyuncunun yapabileceği cinsten değildi.
Ardından sahaya Kolombiyalılar çıktı. Trabzonspor, Kolombiyalı oyuncuların sürati ile oyun üstünlüğünü ele aldı. Ve art arda gelen gollerle de öne geçiverdi. Castillo'nun şutu, ardından kornerden gelen topta Rodallega'nın bomboş kalıp golü yapması Beşiktaş'ı paniğe sevk edecekti ki hiç de öyle olmadı.
Talisca çok etkili bir oyuncu. Serbest vuruşları penaltı gibi. Her serbest vuruş, Beşiktaş için büyük oranda gol demek. Tıpkı geçen hafta Gençlerbirliği'ne attığı gibi dün gece de Trabzonspor'a attı. Artık herkes 3-3'e razıydı. Teknik direktörler oyuncu değişikliklerini bile bu yönde yaptılar. Ama uzatma dakikalarında sahneye Atiba çıktı. Bir orta saha oyuncusu olmasına rağmen uzatmalarda ileri çıkması, sağdan yapılan ortaya zamanlamasını mükemmel yapıp harika bir kafa vurması sadece ve sadece oyuncu kalitesidir.
Sonuçta Beşiktaş puan kaybedebilirdi hatta belki de kaybetmişlerdi bile ama öyle tehlikeli silahları var ki biri dursa diğeri vuruyordu ve maçı kazanmasını biliyorlar.
Hakem için zor maç gibi görünüyordu ama Ali Palabıyık herhalde Ali Palabıyık olalı böylesine iyi maç yönetmemiştir. Dün gece çok beğendim. Mükemmele yakın bir performans gösterdi. Bence Beşiktaş'ın penaltı beklediği pozisyonda top Trabzonlu oyuncunun koluna değil omuz başına vuruyor. Yani devam kararı doğru. Tebrikler Palabıyık.

Adana aldatmasın

Öncelikle Adanaspor için çok üzüldüğümü söyleyeyim... Ruhen, bedenen bitmişler ve küme düşmüşler... Dün gece bunu çok net gördük. İlk yarıda biraz direnmeye kalktılar, bazı kontralara da iyi çıktılar, hatta pozisyon da buldular ama ikinci yarı, Adanaspor PAF takımı çıksa çok daha iyi mücadele ederdi. Adana'nın durumu, böyle olunca da Galatasaray özellikle ikinci yarı şov yaptı. Bu fark galibiyet, belki biraz moral verecek ve 3 puan da haftaya oynanacak Başakşehir maçı için iyi olacak hepsi bu... Peki gelelim dün gecenin kazananlarına...
Rodrigues ve Linnes, Galatasaray'daki en iyi maçlarını oynadılar. Aylardır eleştirilen Linnes, Galatasaray'ın ikinci yarıda bulduğu gol ve penaltı pozisyonlarının hepsinin içinde. İlk yarıda, Adana'nın direncini kıran isim, kalecisi Itandje oldu. Arka direkten Podolski'nin kafa ile şişirdiği topu tuttu, içeri aldı. İkinci yarıysa Galatasaray için yukarıda da belirttiğimiz gibi tam bir antrenman maçı oldu. İkinci gol muhteşem... Linnes, Eren ve sonra da topu alıp, alışı ile birlikte defansın arkasına kat eden ve mükemmel vuran Rodrigues. Ardından penaltılar geldi ve Galatasaray sonuçta kazanması gereken bir maçı hiç beklemediği bir kolaylıkla kazanmayı bildi. Ama ilk yarıda rakibe verilen pozisyonları Tudor'un iyi analiz etmesi lazım. Defansın arkasına atılan toplarda rakip biraz çabuk olsa ya da final paslarını iyi kullansalar, golü yerlerdi.
Hakem Yaşar Kemal Uğurlu'nun bu sene birkaç maçını seyrettim, iyiydi... Ama dün gece bu yılın en iyi hakem yönetimlerinden birine şahit olduk. Faul tespitleri, kart uygulaması, yer tutuşu kusursuz. Verdiği iki penaltıda da yüzde yüz haklı. İlkinde Adanasporlu oyuncu, öndeki Galatasaraylı oyuncuya hem diziyle vuruyor hem de abanıyor. İkinci penaltıda ise ceza alanının hemen içinde Adanasporlu oyuncu kolunu kaldırıp, topu kesiyor.

Şampiyonluğu artık bırakmaz

Dün geceki maçta, atılan gollere ve bazı oyuncuların performansına baktığımızda "Beşiktaş yüzde 99 şampiyon oldu" diyebiliriz. Kabul ediyoruz, bitime 8 hafta var ve puan farkı 5...
Yüzyıl içinde baktığımızda futbolda enteresan sürprizler yaşanabiliyor ama bu Beşiktaş'ın, bu dakikadan sonra şampiyonluğu vermesi Türk futbolunda yüzyılımızın en büyük sürprizi olur.
Oğuzhan Özyakup ve Ryan Babel; haftalardır çok iyi oynamıyorlar ama dün gece ikisi de gerçekten çok iyiydi. Cenk Tosun; haftalardır gol atıyordu dün gece atamadı ama yerine atılan goller bu senenin en güzel gollerine adaydı.
Aslında Beşiktaş, öne geçtikten sonra korkunç ve öldürücü bir takıma dönüşüveriyor. Dün gece de Gençlerbirliği karşısında böyle oldu. İlk 40 dakika çok zorlandı siyah-beyazlılar.
Gençlerbirliği oyunun her alanında pres yaptı, alanı daralttı, Beşiktaş'a pozisyon vermedi.
Taa ki ilk yarının son dakikasına kadar.
Bu dakikada Gençlerbirliği stoperinin büyük bir hatası vardı.
Top soldan ortalandı, stoper "Talisca'yı omzumla bozayım" dedi.
Kendisi dağılıp yere düştü ve Talisca topu kontrol edip Oğuzhan'a bıraktı, o da golü yaptı. Bu gol, Gençlerbirliği'nin tüm gardını düşürdü.
İkinci yarı sahada sadece Beşiktaş vardı. Resital yaptılar. Pozisyon üzerine pozisyon yakaladılar ve müthiş goller attılar. Talisca kendi gayretiyle faul kazandı ve muhteşem bir frikikle ikinci gol geldi. Bu dakikadan sonra resital yine devam etti. Babel'in attığı gol de her türlü övgüye layık. Çok iyi sürdü ve uzaktan çatala taktı.
Bir parantez de Fabri sakatlandıktan sonra oyuna giren Tolga Zengin'e.
Beşiktaş 1-0 öndeyken Vedat Muric'in gollük kafasını müthiş bir refleksle kurtardı.
Aylardır oynamayan bir kaleci için müthiş bir refleks. Belki de maçın kırılma anıydı. Beşiktaş'ın şampiyonluğu hayırlı olsun. Dün geceye baktığımızda en iyi kadro ve en iyi oyun onlarda...
Ben hakem Serkan Çınar'ı çok beğendim.
Ufak tefek detay hatalar yaptı. Ama maçın genelinde seyircinin baskısı altında kalmayışı, faul tespitleri ve maç kontrolü ile çok iyi buldum.

Beşiktaş'ın bu dakikadan sonra şampiyonluğu vermesi, Türk futbolunda yüzyılımızın en büyük sürprizi olur.

İkinci sarı kart yanlış

Maç başlamadan önce Beşiktaş'ın şampiyonluktaki rakibi Başakşehir puan kaybetmiş ve Beşiktaş, Antalya'yı yenmiş olsaydı büyük avantaj yakalayacaktı. Dünkü oyuna baktığımızda hele hele son 10 dakikada Antalyaspor'un yakaladığı pozisyonları düşündüğümüzde bu hafta sonunun kaybedeni Beşiktaş değil Başakşehir oldu.
Dün geceki maç hiçbir zaman Beşiktaş'ın inisiyatifi altında oynanmadı. Üstelik Beşiktaş, maçta birkaç dakika bile kontrol ve tempoyu eline alamadı. Aslında bu Beşiktaş'ın bu sene oynadığı lig ve Avrupa maçlarında fazlaca görülen bir durum değil. Antalyaspor çok iyi savunma yaptı. Sert, vücut vücuda temaslı ve parselizasyon konusunda kusursuza yakın oynadılar. Koskoca Beşiktaş, 90 dakika boyunca bir pozisyon bile bulamadı desek doğru söylemiş oluruz. Buna karşılık Antalyaspor herhalde bu sene Beşiktaş'a karşı en fazla şut atan takım oldu.
Beşiktaşlı oyuncularda önemli bir mental ve fiziki yorgunluk var. Quaresma sinirli, Talisca bir şeyler yapmaya çalışıyor ama yorgun. Beşiktaş için söyleyeceğimiz en pozitif yönü ise özellikle Marcelo ve Gökhan'ın ve tabii ki Atiba'nın iyi oyunları. Hele son 20 dakika Marcelo, yan toplarda inanılmaz direndi.
Aboubakar, her ne kadar dün gece haksız atıldıysa da kırmızı kart görmeyi alışkanlık haline getirdi. O atıldıktan sonra son yarım saat tüm inisiyatif doğal olarak Antalyaspor'a geçti.
Son sözümüz Fabri'ye... Beşiktaş tarihinin en iyi kalecilerinden biri o. Dün gece de son 15 dakika yaptığı kurtarışlarla belki de Beşiktaş'ı ipten aldı. Mete Kalkavan Beşiktaş'ın hakemi olmadığını ispat edercesine bir yönetim gösterdi. Aboubakar'a verdiği ikinci sarı kart kesin yanlış. Doğru, Aboubakar'ın kaleci degaj yapmasın diye bir hamlesi var. Ama kaleci degajı yapıyor ve top Antalyasporlu oyuncuya geliyor. Aboubakar'ın yaptığı hareket tehlikeli değil, üstelik kaleciye de temas yok. O halde Mete niye ikinci sarı karttan adamı atıyorsun?

Onur mücadelesi verdiler

Maçın başında tüm Beşiktaşlılar hem mutlu, hem umutluydular. 1-1'lik skor, kalite olarak kendilerinden nispeten düşük bir takım ve coşkulu bir taraftar... İşte maç bu duygularla başladı. Maç bir başladı, ne gördük dersiniz? Harika bir Beşiktaş... Top sürekli kontrolünde, rakip kafayı kaldıramıyor, sağdan geliyorlar, soldan geliyorlar. Coşku dakikalar geçtikçe artıyordu ki Aboubakar'ın golü geldi. Sağdan Talisca getirdi ve Aboubakar'ın kafasına al da at denecek harika bir orta yaptı ve Beşiktaş maçın hemen başında öne geçti. Bu gol coşkuyu artırdığı gibi Beşiktaş'ın oyun kalitesini de artırdı.
Az sonra ikinci gol geldi. Bu kez sağdan Quaresma girdi, ortaya çıkarttı ve dün gecenin yıldızı Babel, düzeltti vurdu ve Beşiktaş için artık her şey mükemmeldi.
Tur gelmiş gibi görünüyordu ki o kabus dolu ilk yarının son 15 dakikası geldi. Olympiakos ender ataklarından birinde soldan indi, orta geldi ve Elyounoussi uçan voleyle jeneriklik bir gol attı. Hadi dedik, futbolda böyle şeyler olur! Beşiktaş'ta biraz tedirginlik başladı ama yine de birçok şey kontrol altındaydı ama bir kişi hariç: O da Aboubakar. Son derece sorumsuz, takımına ihanet edercesine devrenin bitimine dakikalar kala gitti rakibe kafa attı ve kendini oyundan attırdı. Düşünebiliyor musunuz?
İkinci yarı Beşiktaş bir kişi eksik oynayacak ve üstelik rakibin yakalayacağı beraberlik turu Olympiakos'a getirecekti. Stada kasvet çöktü. Kolay değil... Rakip senden daha az kalitede de olsa bir kişi eksik oynamak bu seviyedeki maçlarda hiç kolay değil. İkinci yarı Beşiktaşlı oyuncular, onur mücadelesi yaptı. Asla morallerini bozmadılar. Panik yapmadılar ve bence turun geldiği an Babel'in attığı üçüncü goldü. Ardından da sonradan oyuna giren Cenk'in golüyle tur hak eden Beşiktaş'ın oldu ama Aboubakar'ın ihaneti affedilemez... Aynısını Kiev'de yaptı. Kabul edilemez, dün geceki bu kırmızı kartın bedeli Beşiktaş için çok ağır olabilirdi.
Sonuçta Beşiktaş'ı kutluyor ama dün geceden de bazı oyuncuların ciddi dersler almaları gerektiğini düşünüyorum.