CANLI
SKOR
Hıncal Uluç

Hıncal Uluç

Üzülmedin mi Fatih Hocam!.

Bana değil, kendine söyle Fatih Hocam, şimdi üzülmedin mi, takımı bu kadar korkak oynattığına.. Şimdi üzülmedin mi, hem Brugge'de, hem de İstanbul'da sahaya "Beraberliğe razı" kafayla çıktığına..
O rezil, o utanç verici "Yenemiyorsan yenilme" deyişine uymana üzülmedin mi?.
Daha sahaya çıkmadan "Yenemem" deyip, "Yenilmeme 11'leri seçip, "Yenilmeme taktikleri" ile oynattığına üzülmedin mi, şimdi?.
Bana değil, halka da değil, kendine ver bu sorunun yanıtını..
Kendi vicdanına..
Brugge'de Brugge'yi, İstanbul'da bütün ağır topları tribünde nerdeyse Paris Saint Germain B takımını yenebilir ve bugün 6 puanla gurup lideri biz olurduk.
Üzülmedin mi?.
Korkaklık, bir 45 dakikayı ziyan etmene sebep oldu Hocam. O ilk yarıda senin oynattığın futbol yüzünden PSG kalesinde ben de olabilirdim.
80 yaşındaki Hıncal.. Çocukken mahalle maçlarında, top benim diye mecburen takıma alır ve hep kaleye koyarlardı, en kötü oyuncu olduğum için. Yani kaleci deneyimim var.
Oynar, oturur puromu da yakardım.
Çünkü ev sahibi Galatasaray, kendi seyircisi önünde, kendi sahasında ilk 45 dakika boyunca, bir tek bir şut attı, onu da avuta.. Kaleci olmasa da olur, yani.
3-5-2 falan değil, bu PSG'nin B takımı önünde 5-4-1 oynattın takıma.. Hatta 5-4.5- Yarım!.
Yani "Çanakkale geçilmez, ama gitmeyi de düşünmez" taktiği..
Galatasaray bir türlü gol atamayınca, kabahati kendinde değil, rakipte bulursun hep..
"Efendim o kadar kapanıyorlar ki.." Şimdi adamların golünü anlatayım sana hocam.. Taçtan geldi gol.. Tacı attılar.
8 pas. Sonra İcardi topu boş kaleye bıraktı.
Taçtan adamlar kimsenin müdahale etmesine, araya girmesine izin vermeden 8 pasla boş kaleye girdiler..
Gol anını dondurdum ekranda.. Tam 10 Galatasaraylı vardı bu 8 pasın 8'ini de seyreden.
Çünkü adamlar taçtan kaleye nasıl bir hızla, nasıl kaçarak, nasıl kaçanın önüne mekik düzeni ile paslar atarak geldiler, inanılır gibi değil..
Otur, o yediğimiz golü yedi defa izle.. Sonra düşün bakalım, senin takımın bu kadar hızlı oynuyor, bu kadar hızlı kaçıyor, bu kadar hızlı kaçanın önüne, bu kadar hızlı pas atıyor mu?.
Kaç tane "Hızlı" yazdım Hocam?.
Bin tane.. Kafana yazılsın diye..
PSG' nin bizden tek farkı, "Hızı" idi Hocam.. Hızı.. Yoksa o takımdan alıp, bize koyacağın tek kişi yoktu..
Hücumu 1-0 yenik duruma düşünce, mecburen düşündün ve o andan sonra PSG'nin ne kadar zayıf takım olduğunu da gördün. Herkes gördü..
Ama hücum etmeyi de bilemedin. Çünkü Galatasaray'ı bilmiyor, tanımıyorsun.. Çünkü kafanda öfkeler, nefretler ve sevgiler, sempatiler var. Takımı duygularınla seçiyorsun. Beyninle değil.
Ömer Bayram, Falcao'nun istediği topları en iyi kesecek adam.. Türk olduğu için ilk 11'inde olamaz. Ağzı ile kuş tutsa olamaz.
Mecbur kalırsan oyuna giriyor Türk çocukları çünkü.
Ömer'i nerde nasıl oynatacağını da bileceksin ama, hocam!. Korner çizgisine kadar inip yaptığı gol ortaları için, kanatta en az ikili, hatta üçlü oyuna ihtiyacı var. PSG gibi verkaç oyunu yani. Bunu önünde oynadığı sol bek ve arkasında oynadığı sol açıkla harika yapıyor Ömer..
İkili, üçlü ataklarla rakip savunmanın sağ kanadını çökertiyorlar.
Sen ne zaman soktun Ömer'i..
Nagotama ve Babel'i çıkardıktan sonra.. Kimle ikili oynayacak da kornerden kesecek Ömer?.
Bunu ben biliyorum da sen neden bilmiyorsun peki, Hocam?.
Suratında görüşünün yarısını engelleyen çenesi kırık Belhanda'yı niçin ve nasıl oynattığını hele bir izah etsene kamuoyuna.. Ne yaptı Belhanda oyunda kaldığı sürece, takımı 10 kişi oynatmak dışında.. Bir sen görmedin.
Asla görmezsin. Çünkü kuzguna yavrusu kartal görünür. Çünkü Belhanda senin manevi evladın. Hep iyi yanları aklında. Verdiği zarara gözlerin kapalı Hocam.
Birlikte bir Belhanda maçı izleyeyim de gözüne sokayım, ister misin?.
Özetle.. Maddi, manevi yığınla hatan yüzünden Galatasaray bugün lider değil, tek puanla sonuncu.
Aklını başına devşir hocam artık.. Öyle, çocukları bile güldüren "İyi oynadık" lafları falan da etme..
Otur, bu sıradan takımı niye yenemediğini düşün.. Düşün de, ondan da kötü Real Madrid'e karşı "Yenemiyorsan yenilme" korkaklığı ile değil, "Yenemiyorsan yen" yüreği ile oyna Hocam..
Eski günlerdeki gibi!.

*

Bir lafım da seyirciye.. Topu ayağına her aldığında rakibi ıslıklamayı marifet sananlar size söylüyorum..
Peki Galatasaray'ı coşturma, kendi takımınızı teşvik, itme nerde?.
Islıklar kulaklarımızı tırmalıyor ama, Galatasaray'ı iten seyirci gücü sıfır..
"Ben mi duymuyorum" dedim, benimle izleyen 20 kişiye.. Duyan yok..
Yahu dakika 80'ler. PSG kapanmış..
Bastıran, yüklenen biziz.. Nedir o top bizdeyken nerdeyse ölüm sessizliği..
Hani o "Haydi, cim bom haydi cim bom haydi.. Tam zamanı, tam zamanı şimdi" tezahüratları.. Niye ayakta haykırmıyor herkes?
Nerde o arabesk sloganlar yüzünden unuttuğunuz, bu ülkede "Galatasaray Farkı" yaratan "Re re re!.. Ra ra ra" lar?.
Hayır!.
Bu seyirci de "Ali Sami Yen Seyircisi" değil artık!.
Islıktan, yuhalamaktan, sövmekten zevk alan ve kendilerini tatmin edenler onlar!.

***


Saray ve Külliye!.

Dün, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın, ilk defa Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda verdiği konseri, müthiş bir keyif ve heyecanla yazmıştım.
Sabah gazetemi aldım. Okurken baktım, bütün "Saray" sözcükleri "Külliye" olarak değiştirilmiş..
Ben "Saray" sözcüğünün nasıl Başkanı ve iktidarı karalamak için yıpratıldığını iyi biliyorum. Bildiğim için de bu karalamalara yenilmek değil, inadına üstüne gitmek için "Saray" sözcüğünü kullanıyorum, bu bir.
İkincisi.. Macron, Türk Başkanı Elysee Sarayı'nda, Trump Beyaz Saray'da ağırlarken, ben niye "Saray" sözünden utanayım ki?. Hem ülkem, dünyanın en güzel saraylarına sahip Türkiye.. Hem ben "Pembe İncili Kaftan"ları okuyarak büyümüş bir neslin çocuğuyum.
Karnımız aç olabilir, ama mesele bu ülkeyi temsil etmek olunca, Pembe İncili Kaftan'la gideriz, alemin şahlarına, krallarına.. Saraylarda da ağırlarız.
"Külliye kullanılabilir" diyen Başkan Erdoğan..
Dikkat buyurun.. "Kullanılabilir" dedi.
"Kullanılsın" değil.. Ben kullanmıyorum.
Niyesini de anlattım..
Kötü niyetlilere yenilmem, bir.. Saray'dan utanmam, gurur duyarım, iki..
İşin bir de "Dil" yanı var.
Türk Dil Kurumu (TDK) Sözlüğünü açın.
"Külliye" Maddesi aynen..
1. isim. Belli bir idari, ekonomik, kültürel ve sosyal amaca yönelik çeşitli kuruluşların toplu bir biçimde bulunduğu yer.
2. isim Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane vb. yapıların bütünü.
TDK sözcüğün Arapça "Kulliye"den geldiğini de yazıyor.
Arap ve Osmanlı hep bu ikinci anlamıyla kullandı.
Yani cami ve etrafında, halka hizmet için kurulmuş, genelde hayrat amaçlı tesislere "Kulliye/ Külliye" dediler.. Birinci anlam halk arasında yerleşmedi.
Burası da önemli.. Dili "Halk" benimser ve sözcüğü halk yaratır. Kurumlar ve kişiler teklif ederler. Halk seçer.
Hep ayni örneği veririm.
Yargıtay, Sayıştay, Danıştay, Kamutay Türk Dil Kurumu'nun ayni tarihte Temyiz Mahkemesi, Divanı Muhasebat, Şurayı Devlet ve Büyük Millet Meclisi yerine önerdiği sözcüklerdi.
Bugün Kamutay diyen var mı?. Çünkü Halk, Meclis'i kullanmaya devam etti, Yargıtay, Sayıştay ve Danıştay'ı aynen ve hemen benimseyip, alırken.
Cumhurbaşkanlığı Makamı tesislerinin de Saray mı, Külliye mi olduğuna, Halk ve zaman karar verecek.
Ben "Saray"ı, ülkemi temsil eden Başkanlık Makamına fevkalade yakıştırarak ve gururla kullanmaya devam edeceğim.
Amerika ve Fransa Başkanı Saray'da oturuyorsa, benim Başkanım, niye oturmasın, söyler misiniz?.

***


Enerji!.

Dün sabah asansöre girdiğimde iki delikanlı vardı, gözlerimin içine gülerek bakan.. Biri "Ne kadar enerjiksiniz" dedi. "Haliniz bize de enerji veriyor.." Enerji öyledir zaten. Sizde varsa bulaştırırsınız.
Tersi de geçerlidir. Ne kadar enerjik olursanız olun, asansöre girdiğinizde mesela, sizden "Allahın selamı"nı bile esirgeyen, sizden başka her yere bakan, gülümsemek ne kelime, inadına somurtuk bir suratla duranlar da bütün enerjinizi sıfırlar..
Durmadan yazıyorum.. İlerleme var..
Gülümseyen, "Merhaba, Günaydın, İyi çalışmalar" dileyenlerin sayısı artıyor ama dedim ya "Allahın selamı"nı bile almayan ve vermeyen somurtuklar hâlâ çok..
Neyse.. Asıl amacım, dünkü enerji sebebimi anlatmak..
Yol boyu sevgili Dostum İstanbul Devlet Senfoni (İDSO) üyesi Bülent Evcil'in bize maç izlemeye gelirken getirdiği CD, enerji kaynağım..
İDSO, kemancı James Buswell eşliğinde Ulvi Cemal Erkin'in İki Numaralı Senfonisi'ni çalmış.
Gelirken ilk bölümleri dinleyebildim ancak ki içlerinde, benim en sevdiğim klasik parçalardan biri, Köçekçe var..
Nasıl coşkuyla çalmış İDSO..
Tamamen çok sesli müzik kuralları içinde işlenmiş, tek sesli Türk Müziği taşıyan bir senfoni bu.. Sadece Anadolu'yu adım adım dolaşan halk türkülerimiz değil, eşlik edecek kemancıya bir de "Taksim" koymuş, hatta Erkin.. Adeta alaturka kemancılar gibi taksim yapmış, Buswell de..
Gel de coşma.. Gel de içinden enerji dolup taşmasın..
Bu CD'yi alın. Bol bol dinleyin ve de..
.. ve de özellikle yabancı dostlarınıza hediye edin!.

***


Giden İyi İnsanlar!.

İyi insan.. İyi dost.. İyi sanatçı Tarık Ünlüoğlu da gitti. Hem de ne genç yaşta!. 62!. Çok az bir arada olduk, ama o kısa zaman bile yetti, onun değerini anlamama.
Işıklar içinde yat, Sevgili Kardeşim..
Dost insan!. Herkesin dostu Tarık!.
Bir türlü yazamadım.. Galatasaray'da İkinci Başkanlık yaparken tanıdığım Selçuk Uygur da gitti.
İlk zamanlar, o yönetimde, ben eleştiride olduğum için biraz şeker renkti aramız..
Sonra çok iyi dost olduk. Çok güzel işler yaptı, özel yaşamında. Gittim, gördüm, yazdım köşemde..
Uzun zamandır haberleşemiyorduk.
Hayat gailesi, araya giren mesafeler.. Ne varki dostluklar, gönüllerde yaşamaya devam ediyor.

*

1998 Dünya Kupası Final maçı Paris'te.. Türk Gazetecilerine 3-4 kontenjan ayırmışlar. Kurada bana çıkmadı.
Şenez Başkan (Erzik) o zaman FIFA Yönetim Kurulu üyesi. Bana bir bilet verdi. Kaptım koştum stada. Meğer Şeref Tribünü'ndeymiş yerim. Oturdum üçüncü sıradaki koltuğuma.. Sağım, solum baştan başa kadınlar.. Meğer, FIFA üyelerinin eşlerine ayrılmış o sıra.. Şenez Başkan, eşi son anda Türkiye'den gelemeyince, onun yerini bana vermiş iyi mi?.
Ön sırada devlet başkanları.. İkinci sırada FIFA üyeleri.. Üçte de biz.. En önde, en ortada oturanı uzun boyu ile tanıyorum.. Fransa Cumhurbaşkanı..
Devre arası oldu. Fransız Başkan kalktı, içeriye gitti. Ben de gittim. Karnım aç, büfeden bir şeyler alacağım.. Sıra var.. Girdim sıraya.. Önümde 8-10 kişi bekliyor. Üç önümde de, o uzun boyu ile hemen tanıdığım adam.
Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac!.
Şeref Tribünü gişesinde sıraya giren aldığı içkiyle gidip ilerdeki bir sandalyeye oturan adam, Fransa'nın Başkanı..
O anda sevdim, o anda benimsedim Chirac'ı işte.. Işıklar içinde yatsın!.

***


Tebessüm

Eski sevgilinizin mektuplarını yakmak iyi bir şeydir.
Amerika'da bir kadın eski sevgilisinin mektuplarını yakarken evinde yangın çıkardı.
"Eeee!.. Bu iyi bir şey mi" demeyin hemen.
Yeni sevgilisi, İtfaiyeci!.
(Üstelik bu olay, gerçek!. Uydurulmuş şaka değil!.)

***


Sevdiğim Laflar

"Sevinç kapısının anahtarı sabırdır."
W. Jacobs

Orman’a dur derler!

🔴 Fikret Orman'ın, Avrupa kupalarını kast ederek, "Galatasaray ve Fenerbahçe'yi de bizim seviyemizde görmek isterim" demesi çok konuşuldu. Hatta Galatasaray Başkanı Dursun Özbek yanıt da verdi. Bu diyaloğu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fikret Orman düşünmeden konuşan, boşboğazın biri... Bütün amacı manşet olmak... Amacına da ulaşıyor. Bu saçma sapan lafları gazeteler manşet yapıyorlar. Bizimki dahil. Daha fazla üzerinde konuşulmaya değmez. Dursun Özbek, "Herkes rütbesini bilecek" demiş, güzel cevap vermiş. Futbolcuların ve hocanın Beşiktaş'ın bu seneki haliyle iftihar etmesi, hem Şampiyonlar Ligi'ni hem Türkiye Ligi'ni götürmesiyle övünmesi tabii ki güzel bir şey. Tabii ki iftihar edecekler, ona diyecek bir şeyim yok ama iş Galatasaray ve Fenerbahçe'nin seviyesine dil uzatmaya gelince adama öyle bir dur derler ki, feleğini şaşırır.

ŞENOL GÜNEŞ DOĞRUSUNU YAPIYOR
🔴 Bayern Münih Teknik Direktörü Jupp Heynckes, Beşiktaş'ı değerlendirerek övgülerde bulundu ama Şenol Güneş, Osmanlı maçını konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Bunu bir mesaj olarak mı görmeliyiz?
Şenol Güneş'in tutumu gayet yerinde.. Bunu Derwall-Mustafa Denizli zamanında gördük, futbolcuyla ne kadar uğraşırsan uğraş, bu hafta eğer Avrupa maçı varsa oyuncuyu lig maçına konsantre edemiyorsun. Haklı olarak… Dünyanın seyredeceği bir maç var, bir de kimsenin seyretmeyeceği… Hangisinde oynamak istersin? Talihsiz bir sakatlık yaşarsın Türkiye'deki maçta, Avrupa'da oynayamazsın. Bunu kafalardan silmeye çalışırlardı. Bu doğru bir şey… Futbolcu önündeki maça bakmalı. Ondan sonraki o bittikten sonra. Şenol Güneş, Osmanlıspor maçını öne almaya çalışıyor ve çok doğru bir şey yapıyor.

Mete o küfürleri hak etti!.

Hangi futbolcu, hangi hakeme elle, dille sövüyorsa, bilin ki o hakem o küfürleri hak ediyordur bu ülkede..
Caner'in kendisine kart çıkardığı için Hakem Mete Kalkavan'a hem de nasıl sövdüğünü bütün Türkiye izledi. Kayıtlar hala yayıncı kuruluşun elinde..
Peki ne yaptı Mete Kalkavan?.
Bu ülkede hemen her hakemin yaptığı eyyam ayni..
Sarı kart çıkardığı oyuncuya anında sırtını dönerek olay yerinden uzaklaşmak. Çünkü onun elle ve dille kendisine söveceğini biliyor. İkinci sarıyı çıkarmak zorunda kalacağını biliyor. Olay yerinden kaçıyor ki "Kartı çıkaramadı" demesinler...
Futbolcu geri zekâlı mı?. Yıllardan beri görmüş yaşamış.. Kırmızıyı görmeyeceğini adı gibi bildiğinden içindekileri kusuyor ve maça devam ediyor..
Diyelim görüntüler var. Federasyon ceza heyetine sevk eder mi?. Bu eyyamcı Federasyon mu?. Güldürmeyin beni.. Diyelim etmek zorunda kaldı.. PFDK eyyamcıları ceza verir mi?. Diyelim o da vermek zorunda kaldı?.. Eeee!.. Tahkim eyyamcıları var. İndirir nasılsa..
Ülkem futbolu Yıldırım Demirören Federasyonu yüzünden, sadece futbol olarak değil, Etik, yani ahlaki çöküntüye de uğradı..
Hakeme hem de gözlerinin içine bakarak "O... çocuğu" diyen Hoca'ya ne ceza verebildi, Eyyamcılar Federasyonu?.
Tarık Ongun tribünden atılan şişeyle yaralandı. Cüneyt maçı tatil etmeyi aklına bile getirmedi, eyyamdan. Eyyamcı federasyon ve kurullarının ne yapacağını da göreceğiz..
Erman Hoca açıkladı, eski hakemlerle yenilerin farkını..
"Biz komik paralar alır, hakemliği 'Hobi' olarak yapardık. O zaman da korkumuz yoktu, düdük çalarken. Oysa bugünkü hakemler yılda yarım milyon kazanıyorlar.. O parayı kaybetmek isterler mi?. O zaman gelsin eyyam!."
Söv Caner kardeşim söv!.
At senin, meydan senin, şan senin!..
Korkak hakemlerimiz de kurbanlık koyun!. Kesiver kuyruklarını, gitsin!.

Bu “Utanma Özürlü” hâlâ başta kalacak mı?

Bu ülkede görev sorumluluğu olan ve ülkesini seven bir Spor Bakanı varsa kalmaz..
Yıldırım Demirören nam zattan söz ediyorum..
İki gazetesi var diye mi siyasiler ondan çekiniyorlar?. "Ne olur ne olmaz, bir gün işsiz kalırız, adama muhtaç oluruz" diye mi spor yazarları, yorumcuları, hatta köşe yazarları korkuyorlar!.
Yahu futbolumuzda yaşadığımız tüm rezilliğin, tüm utançların tek sorumlusu Yıldırım!. Dokunan yok.. Adını anan parmakla..
UEFA'ya sahte evrak gönderdiği için, futbolu yöneten Uluslararası Kurumdan ceza alan birini Futbol Federasyonu Başkanı yapacak bir başka ülke var mı dünyada?. Evrak sahtekârlığı.. Bundan daha ağır suç ne olabilir?.
Var mı?. Duydunuz mu?.
Başında olduğu Beşiktaş'ı batıran, ve sanki batırdığı için ödüllendirilip federasyonun başına getirilen biri daha var mı, dünya futbol tarihinde?.
Her yıl şampiyonluğa oynayan bir kulüpten 100 milyon dolar alacaklı kalmaya devam eden, bu alacağı kulüp yönetiminin başında Damokles'in Kılıcı gibi tutan, alacağını tahsil edebilme uğruna, o kulübün şampiyon olması için çırpındığı dedikodularının yayılmasına bile aldırmayan bir Federasyon Başkanı Patagonya'da olur mu?
Yani işin başında bir minnacık başarısı olsa, her türlü rezilliğini hoş görebilirsiniz diyelim.. Ama yok..
"Var" diyen göstersin, lütfen.. Sahibi olduğu gazetelerin yazarları dahil bir kişi çıksın da "Şu işi başardı" desin..
Milli Forma kutsaldır. Ülkede birliğin, beraberliğin simgesidir..
Bu "Kutsal"la oynadı, o adam..
Milli Takımımızın, göz nurumuzun, o çevresine bayrağımız dolanmış formasını çöpe attı.. Nerden çıktığı belli olmayan siyahı koydu, beyazın yerine.. Karalar bağlamış bir kulüp forması çıktı ortaya.. Yedeği de Kazakistan Milli Formasının kopyası..
Be Utanma Özürlü Adam.. Kopya edeceksen, Gençlerbirliği ve Kazakistan'ı değil, Barcelona ve Brezilya'yı kopya et bari de, özentin büyük olsun hiç değilse..
Tüm ülkede nefret uyandıran, insanı milli takımından soğutan bu formaları, tüm eleştirilere rağmen değiştirmedi.. Al bayraklı kutsal formaya dönmedi.
Yetmedi.. Benim ülkeme, devletime en büyük hakaretlerden birini etmiş bir zavallı bunağın ayağına gitti..
"Bu ülke Çavuşescu'nun Romanyasına döndü" ne demek Yıldırım?. Bunun bu ülkeye, senin ülkene nasıl ağır bir hakaret olduğuna aklın basar mı?.
Bu ülkenin görev bilincine sahip bir bakanı olsaydı, o ayağına gittiğin adama, çalışma izni vermezdi. Vize vermezdi..
Ukrayna ve her nasılsa elde ettiği bazı gazeteciler sayesinde Türkiye dışında tek bir ülkede adı bile geçmeyen, Shakhtar çöplüğünden 12 yıl sonra gittiği Rus takımından altı ayda kovulan ve "Teklif yok" diyemediği için "Bıraktım" diyen adamın bokunda hangi boncuk vardı da, Türkiye Cumhuriyeti'nin Futbol Federasyonu Başkanı olarak, Türkiye Cumhuriyeti'ni aşağılayan adamın ayağına gittin Yıldırım?.
Bu ülkenin, bu devletin, bu milletin gururunu ayaklar altına alarak, Rusya'ya gitsen ne olacak, hiç düşündün mü?. Utanma özürlüsün, nerden düşüneceksin?.
O, lambadan cin çıkaracağını sandığın zavallı adamın nasıl on para etmez biri olduğunu da geldiği günden, İzlanda maçının son dakikasına kadar izledik. Onu da yazarız gerekirse..Sen hariç herkes anladı, adamın önünde oynanan maçı bile okumaktan aciz olduğunu..
Çünkü sen Utanma Özürlü adam, kendi paçanı kurtarma peşindeydin. Ayağına kadar gidip yalvardığın o Türk Düşmanı herifi göndermen suçu kabul etmen anlamına gelirdi.. Sana başka suçlu lazımdı..
Hemen suçluyu ilan ediverdin.. Sosyal medyanın zaten yıllardır linç ettiği futbolcuları, İzlanda perişanlığı, rezilliği ve aczinin üstünden saatler geçmeden bir de sen biçiverdin.. En muhalif gazeteler bile kurduğun tuzağa düştüler.. Hepsi anında seni, asıl ve tek suçluyu unutup Arda'ya saldırdılar.
Efendim sahadan çıkarken gülüyormuş.. Arda niye gülüyor, anlayan anladı.. Mustafa Denizli'yi okudunuz mu, linççiler.. Peki maç 3-0 iken, tribündeki Luce'nin yanında ayakta duran (Hâlâ onun yanında, protokolda Başbakanın yanında değil) Yıldırım niye sırıtıyordu?.
Bir ülkenin medyası bu kadar saf olur mu?. Bu kadar kolay oyuna gelir mi?.
Gelir.. Herkesin kafasında, kendi kişisel hesapları dahil bin tilki dolaşırsa gelir..
Koskoca ülkede, gerçekleri çekinmeden söyleyecek adam üç tane, beş tane çıktı yahu?.
Yılmaz Vural!.. Alnından öperim.. Daha maç başlar başlamaz, karpuz kadar yüreğinle başladın, Luce zavallısının ipliğini pazara dökmeye..
Dün İskender Günen "En az suçlu futbolcular" başlığı attı yazısına, tokat gibi.. Keşke o yazıya bir de "Gerçek suçlular" listesi ekleseydi..

Federasyon Başkanı kalmak için kulüplere eyyam yapan, nerdeyse bedava yabancı futbolcu piyasasını sonuna dek açan, böylece, yaşam için tek gelirleri, büyük kulüplere futbolcu satmak olan Anadolu Kulüplerinin alt yapılarından oyuncu yetiştirecek maddi güçlerini de elinden alan, yabancı kapısını bol keseden açtığı kulüplere alt yapı zorunluluğu getirip denetlemeyi de eyyamcılığına yakıştıramayan, Rusya'ya gitmek için önünde dört maçı kalmış Türkiye'ye "Türkiye'yi bilen bir hoca lazım" demekten dahi aciz kalıp, 12 yıldır tek Türk takımı izlemeyen Türk Düşmanından mucize bekleyen Yıldırım bu listede kaçıncı olurdu İskender?.
Tek suçlunun Federasyon olduğunu bir kişi yazdı, okuduğum kadarıyla.. Açık ve net yazdı..
Türkiye Gazetesinde ağabeyim Öcal!.

***
Mali'de Birleşmiş Milletler Gücü'nde görev yapan iki Hollandalı asker, bir kaza patlaması sonucu öldüler.
Hollanda Savunma Bakanı Jeannine Hennis olayda siyasi, Hollanda Genelkurmay Başkanı Tom Middentorp da, askeri sorumlulukları olduğu gerekçesiyle istifa ettiler, geçen hafta..
Kaza yeri dünyanın öbür ucu Mali.. Görev Hollanda'nın değil, Birleşmiş Milletler'in. Olay, kaza.. Ama bu bile yetiyor, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın istifasına..
***
Hırvatistan Futbol Federasyonu, hem de Rusya yolunda kaderini belirleyecek dün geceki maça iki gün kala, Teknik Direktör Cacic'in işine son verdi. Cacic'in suçu Finlandiya ile berabere kalıp, finali tehlikeye sokmak.. Bizim gibi hem de nasıl vasat, nasıl sıradan bir takım olduğunu gördüğümüz bir rakibe evinde rezil rüsva olmak, adamlar "Yeter" demese, 7-8 yiyip kovaya dönerek elenmek de değil..
Hırvatlar "Dere geçerken.." bile demeyip, testinin kırılmasını beklemediler..
***
Utanması olan adamlar ve ülkelerden iki örnek verdim size, Sevgili Okurlar.. Size verdim..
Utanma Özürlülere değil.. Onlar anlamaz ki, böyle şeylerden. İki değil, 102 örnek versem ne olacak?.
O Luce denen Türk düşmanı asıl Finlandiya ekibinden ilk şutlanacak adam olacakken, Sosyal Medya linççilerinin aç aslanlar gibi beklediği futbolcular kurban seçildiler, arenaya atılacak Hıristiyanlar olarak. Sosyal medya linççilerini izleyerek tiraj ve reyting uman eyyamcı basın da peşlerinden gidince, Luce denen azgın Türk düşmanı, aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ ülkemi aşağılayan sözlerinden dolayı özür bile dilemeyen küstah, gelecek sene neler yapacağını anlatmaya başladı, dün gazetelerde, iyi mi?.
Ey Dördüncü Güç (Cart kaba kâğıt) bu herifin haberlerini vermeye utanmıyor musun?.
"Sen maç bittiği an kovulmalıydın. Finlandiya'ya asıl sen götürülmemeliydin.. Ne gelecek senesi?. Sen de, seni getiren de, yarın çekip gideceksiniz bu ülke futbolunun başından, bir daha gelmemek üzere" diye yazmaya korkuyorsunuz tamam.. Ama maaşlı adamı gibi (mi), o herifin reklamını yapmayın hiç değilse..
Yapmayın arkadaşlar!.
Ülkenize, ulusunuza, bayrağınıza sahip çıkın..
Utanma özürlü adamlara değil!.

Barcelona taraftarı Arda’yı sildi!

Arda gene magazin medyamızda.. Son aylarda, spor sayfalarında resmini, ismini gören oldu mu?. Varsa yoksa, magazin.. Hele hafta sonunda magazin eklerinde tavan yaptı..
Niye spor sayfalarında hiç haber olamıyor?. Çünkü Barcelona'daki futbol yaşamı fiilen bitti.. Atletico Madrid'deki harika lider oyununa hayran olan Luis Enrique, onu artık son yıllarını yaşayan Iniesta'nın yerine hazırlamak üzere düşünmüş ve transfer etmişti. Barcelona'yı asıl ayakta tutan iki kişiden biriydi Iniesta.. Öteki Xavi.. Xavi gitmişti. Iniesta da emekli olmak üzereydi. O müthiş yeteneği ile Arda geçecekti, takımın dümenine..
Ama Arda, Barcelona'da, Atletico Madrid'deki Arda olamadı. Atletico'da liderdi. Oyunu yönetiyor, riskler alıyordu.. Şimdi önünde Neymar, Suarez, Messi Üçlüsü varken hele, vereceği paslar, yaptığı ataklar misliyle skora yansıyacağı için efsane olacaktı..
Maçları izlemeye başladım.. Baktım Arda, aynen , Barça'da (Barsa okunur) Galatasaray'daki Selçuk'a dönmüş.. Garantili yan ve geri paslar dışında nerdeyse hiçbir şey yapmıyor.. O tutulmaz adam eksiltmelerine teşebbüs bile etmiyor. Baş başa kaldığı tek kişiyi geçse, mutlak gol ya da asist durumuna gelecek olsa bile denemiyor.. Tık, en yanındakine pas..
Bir de tembel.. Oyunu izliyorum.. İleriye koşanların en gerisinde.. Geriye dönenlerin de en gerisinde.. Santranın iki yanındaki 40 metre içinde boş gidip boş geliyor, nerdeyse.
Bir iki maç.. Baktım aynen devam.. Aradım..
"Bu nasıl oyun" dedim..
"Hıncal Ağbi, hoca öyle istiyor" dedi..
"Seni Iniesta'nın yerini doldurman için alan hocan öyle şey istemez" dedim.
Anlatamadım.. Arda'nın yeteneklerinin yarısına sahip olmayan Rakitic diye biri, sırf hırsı ve heyecanı ile takıma yerleşti. Arda ilk 11'den düştü.. İlk yedek olmaktan düştü.. Sonunda, iyice takımdan düştü..
Oynadığı son maçlarda, Marca gazetesi anketlerinde seyirci onu "En Kötü Oyuncu" seçmeye başlamıştı.
Luis Enrique de Arda'yı, kulübeden çıkarmaz oldu. Dört maçtır hep yedekti. Hafta sonu Las Palmas'ı deplasmanda 4-1 yenerken Barcelona, Mathieu, Rafinha, Sergio Roberto ve Vidal gibi devamlı oynayan futbolcular sakatken bile, Arda ilk 11'de yoktu. İkinci yarıda oyuna Gomes, Paco gibi adı az duyulanlar girdi. Arda oturuyordu. Hatta ilk 11'de Arda'nın yerini kapan Rakitic kenara alınırken bile Arda oturdu. Yedeğinin yedeği Denis Suarez'i soktu, Enrique..
Oynamadığı iyi oldu, bir bakıma.. Hiç değilse artık "En Kötü Oyuncu" seçilmiyordu.
Sadece "İstatistik Futbolu" değildi tabii Arda'yı bitiren.. Barcelona seyircisi de, İstanbul'dan ve İstanbul magazininden kopamayan Arda'yı itici bulmaya başlamıştı.
Nou Camp hayranları, 24 saat izin bulsa, İstanbul'a kaçan, İstanbul'daki dostlarını durmadan Barcelona gecelerinde ağırlayan, futboldan çok eğlenceyi, Barcelona'dan çok, İstanbul'u düşünen Arda'dan, fena halde soğudular.
"Bunun ruhu bizde ve futbolda değil, aklı fikri İstanbul'da ve eğlencede" der oldular..
Marca gazetesinin İngilizce sayılarını internetten izliyorum. "Barcelona" diye ayrı sayfaları var. Her gün tıklıyorum. Onlarca haber.. Yahu bir tanesinin başlığında değil, içinde "Arda" geçmez mi?. Yok!. Medya da silmiş Arda'yı..
Ta ki!..
Bu sabah bu yazıyı yazmak için gazeteye gelirken, ipadimden Marca'yı açtım gene.. Haftalar sonra içinde "Arda" geçen bir haber vardı, İspanya'nın en büyük spor gazetesinde, dün...
Başlık..
"Barcelona taraftarı Andre Gomes, Arda, Mathieu ve Masip'i sildi!."
Haber şöyle başlıyor..
"Her ne kadar, kulüp bu yaz transfer pazarında fazla imza atmayacağını söylese de, bazılarının gönderileceği kesin ve Barcelona taraftarı kimlerin gitmesini istediklerini belirtti.
Camp Nou'nun sadık hayranlarının istekleri, Arda Turan, Andre Gomes, Jeremy Mathieu ve Jordi Masip Dörtlüsünün yolcu edilmesi." Marca gazetesi "Kimler gitmeli" konulu araştırma yapmış ve bu dörtlü açık ara önde gelmiş.
Sebep!. İlk üçünün performansları, kendilerine verilen sürede tatmin ve ikna edici düzeye ulaşmamış. Masip'e ise son yıllarda zaten süre verilmemiş.
Ötekiler genelde "Kalsın" oyu almışlar.. Barcelona taraftarlarının öfkesi ve nefreti Arda'nın sonu mu olur?.
Arda genç. Dönüş, Barcelona'da olmasa bile başka yerde olabilir. Ama zor. Önce aklını başına toplaması, düşünmesi ve nerde hata yaptığını anlaması lazım..
Sonra kötü arkadaşlarına uyup daldığı o eğlenceli ve İstanbullu gecelerden vazgeçmeli.. Bunun için de en başta o kötü arkadaşları şutlayıp, kendini futbola ve hangi takıma, hangi kente, hangi ülkeye gidiyorsa, oraya vermeli..
Bunun işareti var mı Arda'da peki?.
Gören var mı?.
Ben göremiyorum da!.

Yasin dersini aldı mı?

Bu ülkenin son zamanlardaki en yetenekli futbolcularından biri Yasin.. Ama bir yanda sahaya yansıyan kötü huyları, bir yanda da, onu nedense "Kerhen oynatan" Hamza Hamzaoğlu'ndan başlayarak hocaları, milli takımın değişmez adamı olmasını engelliyorlar.
Kötü huyu, sahteciliği.. Kendini yere atmak için oynuyor. Amacı gol değil, penaltı kazanmak, rakip oyuncuyu oyundan attırmak..
Ona bu ülkede sahip çıkan, destekleyen tek adam olarak kaç defa uyardım.
"Meslektaşının ekmeği ile oynamak, ayıptır, günahtır, çirkindir. Yanında biri varsa hemen kendini yere atıyorsan. Oysa gerçek faul yapılsa bile ayakta kalmak için diren, sen oyununu oyna, gerisini hakeme bırak. Bu sahteciliğe devam edersen, sahiden düşürülsen de hakemler sana inanmaz" dedim.
İşte Kayseri maçında Mete Kalkavan inanmadı.
Hafta sonunda Alaves Barcelona'yı yendi Yasin.. Maçın bandını bulman kolay.. O bandın karşısına otur ve Alaves'e galibiyet getiren golü izle.. Adama nasıl faul yapılıyor. Sen olsan üç takla atar, yerleri yumruklayarak, can çekişir gibi sedye isterdin. Adam sekiyor, düşer gibi oluyor, direniyor, ayakta kalıyor ve golü atıyor..
10 defa izle ki, sana ders olsun.. Olabilirse.. Sende ders alma yeteneği varsa..
O maçtan ders alacak biri de Eren Derdiyok.. Adamın sahiden derdi yok.. Gazeteleri okuyorum ertesi gün.. "Eren'e istediği hava topları gelmedi!."
Yuh yani..
Kornerler dahil en az yirmi orta yapmış Galatasaray, sağdan soldan.. Yerden gelen paslar da hariç.. Nerde bu ortalarda Eren?.
Yani ille eline pergeli alıp, sinüs, kosinüs hesapla mı pas atılacak hazrete?. Yahu bir ortaya, bir yerden pasa da sen hareketlen..
Eren sahada yoktu 90 dakika.. Öbür tarafta Umut basmadık yer bırakmazken..
Yasin!.. Barcelona maçını izlersen, Eren'i de al yanına.. O da birinci Alaves golüne baksın. Alaves santrforunun araya atılan pasta Barcelonalı stoperin nasıl arkasından fırlayıp önüne geçtiğini ve harika gol şutunu atışını, anlamaya çalışsın.. Anlayabilirse..
***
Bir notum da eleştirmen kardeşlerime..
"Sabri kadar başınıza taş düşsün" diyesim geliyor. Yıllardır, tribünleri tahrik ederek bu adamı yemek için çırpınıyorsunuz. Ama bu sahalar senelerdir, onun kadar yürekli, onun kadar dayanıklı, onun kadar görev verildiği an hazır bir Galatasaraylı daha görmediği için yiyemediniz.
Kayseri maçında hemen herkes dökülürken, takımın 90 dakika en iyisi, ileri geri oynayan, kaç gollük akını kesen, kaç gol pası veren Sabri'yi, bir hatalı geri pası yüzünden gene hedef gösterdiniz.
O Galatasaray'ın nasıl düşmanı olduğunu Konya'daki eylemleri ile gösteren hain seyirciye de koz verdiniz.
İftihar edin!.
Sabri!. Ben seninle iftihar ediyorum!.

Bu “Milli Takım” olur!.

Her ne kadar "Ahı gitmiş, vahı kalmış" da olsa, İsveç bir yerde İsveç.. Onların önünde Antalya'da ortaya koyduğumuz ilk Fransa sınavı notum olumlu..
Dünya futbolunun gelmiş geçmiş en iyi üç devinden biri Cruyff'un (Ötekiler Pele ve Maradona tabii) öldüğü gün, onun kaptanlık yaptığı 1974 Hollandası ve onun Teknik Direktörlük yaptığı 1992 Barcelona'sının oynadığı Total Futbol'un temeli 4-3-3 ile sahaya çıkan Fatih Terim'in çocukları maçın başından itibaren oyuna hakim oldular ve keyifle izlenen bir futbol sergilediler. Hücum yanı, Arda, Cenk (Gördün mü Cenk'i Şenol Güneş?.) ve Volkan gibi fevkalade yetenekli oyunculardan oluşan Toplu Hücum/ Toplu futbolu, hele ileri çıkan iki bekimiz Gökhan ve Caner'le çok ümitvar oynadık.
Harika hızlı ve rakibi dağıtan hücumlar yaptık. Savunmaya hızlı döndük. Aradaki normal hatalar sonucu gelişen rakip kontrataklarında da kalecimiz Volkan Babacan müthiş kurtarışlar yaparak, yerine hala ve tam da maç günleri başkasını pazarlayan medyanın ağzını tıkadı.
Bu takım 4-3-3 oynamalı.. 90 dakika ve skor ne olursa olsun!..
Hatalarımız mı?.
Özellikle ikinci yarıda İsveç golünü adeta davet ede ede, davul zurna ile yedik. Böyle aptalca kendi sahanda kapanır ve santrayı geçmeyi unutursan, adamlar eninde sonunda bir tane atarlar. Hatta bir tane daha atarlardı.
Selçuk liderliğinde o geriye ve yana "Topa sahip olma/ Tiki Taka" oyununu, ileriyi tamamen unutur, oyunu kendi sahanda kabul eder ve press yapan rakip önünde dar alanda paslaşmalara çevirirsen, intiharı hazırlarsın. Hazırlık maçının en önemli dersi bu olmalı..
İkincisi..
Fatih Hoca, futbolcularına, başta Volkan, Oğuzhan, Selçuk olmak üzere, kaleyi gördükleri anda, ikiletmeden, gelişine vurmayı ezberletmeli. O mesafeden frikik olsa, baraja rağmen atmaya koşanlar, hem de önleri bomboşken, şut atmaktan korkuyorlar. Maçı izleyin.. 20-25 metreden atılmayan ne şutlar var.. Hatta düzeltip vurmaya dahi vakitleri varken vurmuyorlar. Sorumluluk almaktan mı korkuyorlar?.
Fatih Terim, Semih'i bu takıma mutlak kazandırmalı.. Semih yazıldığı gibi formsuz falan değil. Hazır. Sadece maç eksiği var. Oynarsa, Fransa'nın yıldızı olur. Oynatılmazsa, eksikliğini çok hissederiz. İsveç önünde hissettiğimiz gibi..

F.Bahçe Arena'da rahat kazanamaz

Fenerbahçe'nin başında yürekli bir hoca olsa derbiyi rahat kazanır. Ama Pereira'nın korkaklığı yüzünden, "F.Bahçe Arena'da rahat rahat yener" deme imkanı yok...

Süper Lig'de büyükler kayrılıyorlar. Bu ülkede barış, 3 kulübün 15 kulübü ezmesiyle olmaz! Barış ancak hakemlerin herkese eşit davranmasıyla mümkün olur...

G.Saray'da haftanın olayı Fenerbahçe maçı değil cumartesi günü yapılacak mali kongredir. O kongrede yürekli kaç kongre üyesi hesap soracak merak ediyorum....

Bu hafta sonu kritik bir maç var. Fenerbahçe'nin başında yürekli, "Ben bu maçı kazanacağım" diyen bir hoca olsa Fenerbahçe, Galatasaray maçını kazanır. Galatasaray'ın durumuna hiç bakmıyorum bile. Ama öyle korkak bir Pereira var ki... 10 kişilik Kayserispor, son dakikada beraberlik golünü az daha atıyordu. Volkan'ın kurtarışı da bir mucizeydi. Ama o adam da teknik bir adam olsaydı topun altına iyi girseydi, o golü atardı. Gençlerbirliği'ne giden Stancu olsaydı maç 1-1 biterdi. Bu Pereira'nın korkaklığı yüzünden, "Fenerbahçe Arena'da Galatasaray'ı rahat rahat yener" deme imkanı yok! Oyun planı da açıklıyor zaten. Pereira şöyle düşünüyor; 'Ben bütün planımı gol yememek üzerine yapıyorum. Nasılsa bir sürü adamım var.' Katılıyorum ona! Kaleci Volkan hariç Fenerbahçe'de hepsinin gol atma şansı var. Biri vurur gol olur, maç biter. Hakem faktörünü de gayet iyi biliyor Vitor Pereira. Kim olursa olsun fark etmez. Oyun tarzını size söyleyeyim; Bu maçta bütün şüpheli pozisyonlarda Fenerbahçe lehine ise düdük çalınacak, kartlar çıkacaktır. Galatasaray lehine ise düdük çalınmayacak, kartlar çıkmayacaktır. Bunu Fenerbahçe- Kayserispor maçında Fırat Aydınus'tan gördük. Puan cetveli bu duruma geldikten sonra hakem müessesesine de itimadım iyice azaldı.

Galatasaray acınacak halde
Galatasaray bu yönetimden de önce başlayarak acınacak halde. Galatasaray'ın acınacak halde olmasını saklayan şey; Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın armağanı 4. yıldız oldu. Fenerbahçe ve Beşiktaş, "Biz yıldız istemiyoruz. Almayız 4. yıldız, şampiyonluk" diye kıyametleri koparınca Galatasaray'ın üstüne kaldı. Aynen F.Bahçe ve Beşiktaş gibi Bursaspor çok rahat kazanacağı maçı kaybedince kupa geldi mi! Palavra kupalar, Galatasaray'ın acınacak halini gizledi. Bu sene takke düştü kel göründü. Şimdi Galatasaray'da haftanın olayı Fenerbahçe maçı değil cumartesi günü yapılacak mali kongredir. O kongrede namuslu, yürekli kaç tane Galatasaray kongre üyesi çıkıp konuşacak, hesap soracak çok merak ediyorum. Bir tane çıksın, alnından öperim. Galatasaray'ın kaderi o mali kongre. Acınacak haldeki Galatasaray'ın derbisi olamaz, maçı olur! Ama Galatasaray'ı acınacak halde olmaktan çıkaracak gün Mali Kongre'nin yapıldığı gün. O kongrede kalkacak eller. Ve o ellerin kalkmasından önce yapılacak konuşmalarda hesap soracak yürekliler kurtaracaklardır Galatasaray'ı acınacak halden! Varlarsa eğer. Perde arkasında bana gelip konuşuyorlar. "Gidin kongrede söyleyin" diyorum. Efendim Galatasaraylılığa yakışmazmış. Galatasaray batıyor! Acınacak halde diyoruz! Seyircisinden başlayarak acınacak halde. Kongre bugüne kadar kendisine işaret edilenlere el kaldırdı sadece. Kukla oldular. İpler birilerinin elinde. Birilerinin elindeki ipler de başkalarının elinde! Çifte kuklacı var. Galatasaray işte bu yüzden bu kadar acınacak halde.

İşte aradaki fark
G.Saray bir frikik kazandı. Selçuk, "Ben atacağım" dedi. Sneijder, Denizli'ye dönüp, "Beni çıkar" dedi. O da çıkardı. Bu hafta F.Bahçe penaltı kazandı. Van Persie topu Fernandao'ya "Al sen at" diye verdi. Takımdaki en önemli rakibine verdi topu... Galatasaray camiası bunu görüp, 'Neden F.Bahçe orada, biz buradayız?' diye düşünsün.

Sneijder Messi gibi
Sneijder, G.Saray'da mutlu oynuyor. Eto'o, Antalya'yı yönetiyor. Sneijder de Galatasaray'da bunu yapıyor. İtalya'da ikinci adam olacağına Türkiye'ye gelerek birinci adam oluyor. Bütün kupaları kaldırmış. Türkiye'ye geliyor. İmparator oluyor... Sneijder de Türkiye'de olmaktan mutlu. Barcelona'da Messi ne ise Galatasaray'da da Wesley Sneijder o.

Hakemler adam olacak!
Ligde her zaman büyükler kayrılıyor. Bu ülkede barış, üç kulübün 15 kulübü ezmesiyle olmaz! Barış o maçı yöneten hakemlerin herkese eşit davranmasıyla olur. Fenerbahçe'ye göre Beşiktaş da küçük hakemlerin nazarında. Ezecekler ve şampiyon olamayacaklar. Niye Oğuzhan'a faul yapan adamlar atılmıyor? Geçen hafta Fenerbahçe maçında Kjaer niye atılmadı? Galatasaray maçı var da ondan! Fenerbahçe, Beşiktaş maçı öncesi 5 tane sarı kart ceza sınırında adamla maça başlayıp 5'te sıfır ile çıkarken, Galatasaray 1 sarı kart sın-ı rında adam varken Olcan'a tak diye kart çıktı. Olcan'a çıkan kart doğru, itirazım yok. Ben verilmeyen kartların hesabını soruyorum. G.Saray'a Fenerbahçe maçı öncesinde cart diye kart çıkarıyorsun da Beşiktaş maçında kart sınırındaki 5 Fenerli'ye niye çıkarmıyorsun? Fenerbahçe maçında en az 15 kartlık pozisyon var. Hatta Aziz Yıldırım soyunma odasına girip "Kart göreceksiniz dikkat edin" diye uyarmadı mı?
Hakemler kayırıyorlar! Büyükler kayrılıyor. Herkesi sırasıyla kayırıyorlar. Başakşehir de Osmanlıspor'a karşı kayırılıyor. Maç Ankara'da olsa Osmanlıspor kayırılırdı! Bu hakemler adam olacaklar! Ya olacaklar ya olacaklar!

Asıl yuh Özbek’e

Galatasaray Kulübü'nde tariihinde belki de ilk defa futbolculara soruluyor;
"Bu takımın başına kimi getirelim, antrenör olarak" diye..
Bu konuda eğer adamsa çok ağır konuşuyorum ve de başkansa konuşması gereken bir kişi var; Dursun Özbek... Ya diyecek ki böyle bir şey olmadı "Sneijder'in menajeri uyduruyor. " Ya da diyecek ki "Oldu, ben bu kulübün başkanlığına layık değilim" diyecek ve istifa edecek.
Dursun Özbek'in bunu anında yalanlaması lazımdı. Ben duymadım yalanlandığını.
Duyan var mı? Yalanlayamıyorsa da istifa edip gitmesi lazımdı.
Sneijder'in menajeri benim niye muhatabım olsun? Canı cehenneme.
Elin komisyoncusuyla ben niye muhatap olayım?
Koskoca Galatasaray bu kadar kritik bir dönemde; "Yahu kimi antrenör yapalım..." diye çocukların arasında sorulması...
İşte bu kulübü birbirine düşürmenin baş yolu!.
Diyelim ki bize sordular. Ben şunu söyledim.
Sen şunu söyledin. Hangimizin dediği olursa diğerleri vay benim dediğim olmadı da onun dediği oldu diye söyler!.

G.Saray ne hale düşürüldü!
Böyle bir şey olur mu? Galatasaray'ın düşürüldüğü hale bakın! Bu adam bunları sorumsuzca konuşuyor. Kim olduğunu bilmediğim bir komisyoncu. Galatasaray başkanından "Çıt" yok!
Şu Galatasaray'ın düşürüldüğü hale bakın.
Acı olan bu. O zaman teknik adama lüzum yok ki. Çocuklar kendi aralarında toplanıp maça giderler.
Eskiden kahvede toplanır giderdik mahalle maçlarına. Dediklerimi duyuyor mu acaba Dursun Özbek?
Galatasaray tarihinin hiçbir döneminde bu kadar aciz bu kadar zavallı yönetilmedi. Başarıya bakar mısınız "1+1 diye gittik, 1'e düşürdük" vay anasını yaaa.
Ne oldu Dursun bey, ne oldu? Kulübü bu duruma getirenlerden hesap soracağım diyordun? Mühür çektiler ağzına. Galatasray'ı bu hale düşürenlere denetçi gönderemiyorsun ama oyunculara gidip, "Kim antrenör olsun?" diye soruyorsun.
Bütün her yerde yayınlandı, tekzip eden yok.
Bu adam dedi ki 15 yılın hesabını soracağım, adayı da geri alacağım! Kasım ayında kongrede karar çıkartacağım!

Her şey örtbas edilir
Ben de dedim ki başkan geldiğinden beri seni eleştiriyorum ilk defa senin yanındayım bu ikisini yaparsan sonuna kadar yanındayım.
Diğer adam dedi ki (Duygun Yarsuvat) "Ne konuşuyorsun ya. Galatasaray'da denetim falan yok. Her şey örtbas edilir. Kulüpten dışarı çıkmaz" Bu adam (Dursun Özbek) sus-pus oldu.
Bütün Galatasaraylılar görsün, sahada Umut'u Selçuk'u yuhalıyorlar ya! Yuhalanması gereken iki kişi bunlar; Dursun Özbek-Duygun Yarsuvat..
Ünal Aysal devrildikten sonra bunlar tayin (!) edildiler Galatasaray'ın başına.

Takımın hocası var
Bu takımın hocası var; Orhan Atik...
Orhan, Mustafa Denizli'den de iyi çıktı... Orhan, Mancini'den de iyi çıktı. Orhan, Prandelli'den de iyi çıktı. Gencecik pırıl pırıl tertemiz bir adam. Yanlışları var, olacaktır. Genç adamların biz yanlışlarına hoşgörü gösteremezsek onların yetişmesine imkan vermeyiz.
Mustafa Denizli, G.Saray'a geldiğinde Orhan'dan gençti. Onun için ben Orhan'ın iki maçına bakıyorum. Yanlışlarına da bakıyorum.
Ama gayet akıllı işler yaptığını da görüyorum.
Galatasaray bu sezonu Orhan Atik ile gayet iyi bitireceğine inanıyorum.

Açık-seçik konuşuyorum
Ligin şampiyonu belli, geçen hafta söyledim...
Sabah Gazetesi'ndeki yazımda da "Fenerbahçe şam-pi-yon" diye yazdım... Her şey hesaplı yazılıyor. Televizyonlardaki yorumlar da hesaplı yapılıyor..
Ben açık-seçik konuşuyorum. İşte bu haftaki maçlar da meydanda. Bu haftaki maçlarla ilgili yazılanlar da meydanda. . Neden Oğuzhan'a çok çullanıyorlar sanıyorsunuz? Aynı isim Fenerbahçe'de olsa çullanırlar mıydı, Hangi Fenerbahçeli oyuncuya böyle çullandılar?
Medyanın bu haftaki kurbanı Umut Bulut...
Galatasaray-Başakşehir maçı biter bitmez Umut ile başladılar. Rıdvan Dilmen diyor ki, " Ben de zamanında böyle hileler yaptım. "Şeytan" dı adım. Penaltılar aldım. Attım kendimi yere.
Sonra çok üzüldüm. Sen de üzülürsün, Umut yapma!" Yani Umut'a ağabey olarak nasihat ediyor ki, "Sen kendini yere atarak penaltı çalıyorsun takımına!"...

Kayıtlar yayıncı kuruluşta var
Peki Rıdvan kardeşim bu ülkenin en iyi penaltı çalan adamları Oğuz ve Alex penaltı çalarlarken bir kelime etti mi? Kendilerine!
Bütün kayıtlar yayıncı kuruluşta var. Alex'in ve Oğuz'un ayak havaya kalkmadığı halde ayaklarını yere sürterek, o yere yapışık ayağın altına ayaklarını sokarak, yere attıkları, çelme takılmış gibi yapıp kendilerini yere atıp aldıkları kaç tane penaltı var arşivlerde...
Bir tane yazı göstersin Rıdvan Dilmen, Oğuz için yazdığı "Yapma Oğuz, ben de yapardım, sonra çok pisman oldum" diye! Diyeceksiniz ki Galatasaray bitmiş gitmiş, penaltı veren hakeme niye yüklensin bunlar?
Olur mu? Fenerbahçe'nin Galatasaray ile maçı var. Şampiyonluğu kaybetmiş, ligdeki iddiasını kaybetmiş Galatasaray'ın kendi sahasında bütün gücüyle prestijini kurtarmak için oynayacağı bir Fenerbahçe maçı var.

'Aman ha!' deniyor
Bu maçın hakemi her kim olacaksa nasıl Beşiktaş maçı öncesi bitmedi, temizlediler Cüneyt Çakır'a ders vermek için. Şimdi Galatasaray-Fenerbahçe maçının hakemi kim olacaksa ona "Aman ha!" deniyor. Sadece bu değil. Galatasaray-Başakşehir maçında Başakşehir 16 tane faul yaptı. Yarısından fazlası taktik faul! Yani Galatasaray topu kapıp hücuma kalktığı anda indireceksin. Nasıl olsa bizim hakemlerimiz faulleri görmezler.
Bizim hakemlerimiz hala daha taktik faul yapanlara sarı kart göstermeyi öğrenemediler.
Bu FİFA'nın çıldırdığı oyun taktiği, fauller.
Maç öncesi hakemleri çağırıp uyarırlar "Taktik faul" için... Hakemler de maç öncesi futbolculara, "Taktik faul yapıp oyunu öldüreni yakarım" diyor... Bizde böyle bir şey yok. Bu 16 faul için bizim gazetelerde çıkan yazılarda; "Başakşehir başarıyla taktik faulleri uyguladı.." Hile yapan, oyunu öldüren bir hamleyi övüyorsun, arkadan da Umut'a "Hımmm sakın ha yapma!" diyorsun.

Hakeme gözdağı veriliyor
Şimdiden Galatasaray-Fenerbahçe maçının hakemine mesajlar veriyorlar. Diyorlar ki; sakın haa FİFA'nın uyarısıyla taktikmaktik faullere düdük çalma biz taktik faul yapanı alkışlıyoruz...
Ayrıca Fenerbahçe savunması kendi 18'inde yukardan aşağıdan özellikle Alves ile tonla penaltı yaparlar sakın ha penaltı çalmaya kalkma canına okuruz. Bunlar çok ince hesaplar...
Çalan hiçbir düdüğe, yazılan hiçbir yoruma tesadüf diye bakmıyorum artık. Her şey hesaplı, her şey planlı. Başakşehir'in taktik faullerini alkışlamak, aynı oynayan Fenerbahçe'yi de alkışlamak ve taktik faule kart çıkarmayı hakeme de gözdağı vermektir. Dilerim senenin sonunda bütün bu söylediklerimden özür dilerim.

GÜNEŞ BiR YOLUNU BULMALI
Cenk Tosun maçın son 5-10 dakikasında "Nasılsa maç iyi alayım" denecek oyunculardan değil. Şenol Güneş B planında onu mutlaka düşünmeli. Ancak Gomez'i çıkarararak değil! Cenk ilk 11 oyuncusu!
Quaresma haftalardır Beşiktaş'ın en iyi oyuncusu. Beşiktaş'ta seyretmesi en çok zevk veren ender oyunculardan biri. Quaresma'yı sahada seyretmek ayrı bir zevk.
Adam eksiltmeleri, ayağının içi ile yaptığı ters vuruşlar. Bazıları orta yaptı diyor ama o orta değil adrese teslim paslar atıyor.
Nani'nin Fenerbahçe'de yokluğu lehine oldu. Alper böyle oynarken Nani'yi oynatmak cinayet. İki sebepten cinayet; 1- F.Bahçe açısından.
2- Milli takım açısından.

Gökhan'ı tanıyamıyorum
Volkan Şen fevkalade başarılı bir şekilde kendisine verilen fırsatları değerlendirdi. Alper de öyle. Yerli oyuncular arasında fırsatı en iyi onlar değerlendirdi. Beşiktaş'ta yerli oyuncuların çıkışı diğer takımlardaki gibi değil... Gökhan Töre'yi son haftalarda tanıyamıyorum. Benim tanıdığım Gökhan gitmiş başka şaşkın gelmiş.
Oyunda ne yapacağını bilmeyen, ne yapacağına karar veremeyen biri gelmiş. Fransa'da en önemli oyuncularımızdan biri olarak baktığım Gökhan için şimdi Fatih hoca görev verir mi diye düşünmeye başladım.
Şenol Güneş, Cenk Tosun'u kullanmanın yollarını hala aramıyor.
Cenk Tosun maçın son 5-10 dakikasında Beşiktaş'ın puana ihtiyacı varsa "Nasıl olsa gidiyoruz, bari bir Cenk'i deneyeyim" diye oyuna alınıyor. Hayır Cenk Tosun böyle oyuna alınacak bir futbolcu değil... Cenk Tosun Türkiye'nin yerli, yabancıların içinde en iyi santrforlarından biri. Galatasaray'da Podolski, Fenerbahçe'de Van Persie, Beşiktaş'ta Gomez oynuyorsa Cenk Tosun bunların üçünün yerine oynar. Sadece birin yerine değil. Çocuğu öldürdüler. Cenk hakkının ilk 11 olduğunu biliyor: ben de biliyorum. Ama Şenol Güneş içinde hala o kalecilikten kalma korkusuyla Cenk Tosun'u göremiyor!

Kaybetme lüksleri yok
Güneş, Gomez'i oyunda tutarak Cenk'i de oyunda tutmanın yolunu bulmalı. B Planı olması için Cenk Tosun'u oynatmalı. Baktın A planı iş yapmıyor ikinci yarıya B palanı ile yani Gomez'i çıkarmadan Cenk'li bir taktik düşünmelisin.
Beşiktaş elindeki bu kadro ile 52'den daha fazla gol atması lazım. Çünkü G.Saray da Fenerbahçe de savunma oynuyor. Beşiktaş bundan sonraki maçlarını kazanmaya yönelik planla oynamaya yönlendirmeli.

Türkiye'de federasyon yok!
Manisa'daki zemin Türkiye'nin yüzkarasıdır. Avrupa'nın hiçbir ülkesinin federasyonu Akhisar'ı 1. Lig'de oynatmaz. Süper Lig'de oynayan Akhisar'ın yıllardan beri kendi sahası yok. Manisa'nın sahasında oynuyor.
Süper Lig'e çıkmanın kulüp lisansında yazan iki şartı var. 1- İkinci Lig'de ilk üç sıradan birine gireceksin.
2- Süper Lig için yeterli tesislere sahip olacaksın.
Biz bu ikinci şartı uygulamıyoruz.
Çıksana bakayım Almanya'da "Efendim ben Gelsenkirchen'in sahasında oynayacağım" desene. Maça çıkartmazlar.

Demirören utanmıyor mu?
Akhisar, Manisa'nın mahallesi değil ki. Akhisar ayrı bir şehir. Ve uyarmıyor da Federasyon; "Ben seni bu sene alıyorum ama gelecek sene stadın olacak, oynatmam" demiyor. Senelerden beri Akhisar dilenci gibi Manisa'nın sahasında oynuyor.
Türkiye'de başı boşluk almış yürümüş.
Çünkü Türkiye'de Futbol Federasyonu yok. Bu federasyonun başkanı Yıldırım Demirören izlerken utanmıyor mu?
Daha önce Balıkesir'de oynamışlardı.
Yenilendi diye Manisa'ya geçtiler. Bu yenilenmiş, tamir görmüş (!) hali.
Niye Halkapınar'da oynamıyorlar!
Hiç olmazsa üç kuruş da para kazanırlar.
Çünkü kötü saha işlerine geliyor. Fenerbahçe iyi takım ya. Çünkü kötü saha daima kötü takımın lehinedir. Maç kötü sahada oynansın ki Fenerbahçe'den puan alsınlar.
(Akhisar'ın kazandığı 37 puanın 24'ü kendi sahasında) Çünkü burası Dingo'nun ahırı.
Gidelim Doğu Anadolu'ya sürüleri yaz gelince yaylalara çıkarırlar...
İnanın Manisa'nın sahasından daha iyi o yaylalar. Böyle bir rezalet olur mu? Türkiye'de bunlara ses çıkarmayan bir Futbol Ferderasyonu var. Yıldırım Demirören orada nasıl oturuyor?

İki maçta iki isim iki hata!
Pereira haklı... "Bu sahada bir futbolcu sakatlansa ne yapacaksınız?" diyor. Dünyanın en pahalı takımlarından birini şu sahaya sürüyoruz. Aynı mesafede Atatürk Stadı varken..
Türkiye'de inanılır gibi değil, başı boşluk almış gitmiş... Şimdi bu Akhisar-Fenerbahçe maçında bir tek şey söyleyeceğim;
Volkan'ın golünden önce hakemin göz yumduğu, bir faul pozisyonu var.
Bu Alper'in yaptığı faul, verilmedi arkasından gol oldu. Tamam, bunu her hakem gözden kaçırabilir.
Bir hafta öncesine gelin, gene Volkan'ın attığı golden önce yine Alper Potuk'un da içinde bulunduğu pozisyonda bu sefer faulün Alpar'e yapıldığına karar verdi hakem ve olmayan faulü verdi.
Sevgili Şansal Büyüka Milliyet Gazetesi'ndeki yazısında şöyle yazdı, "Faul yoktu ama gol o kadar güzeldi ki insan onu unutur" Cümleye bakar mısınız?
Yani bu şu demek; "Bu gol haksız ama o kadar güzel ki helal olsun!"

Ya Beşiktaş lehine olsaydı
Ligde Beşiktaş ile amansız bir yarışa girmiş Fenerbahçe takımının hakemlerin tesadüf ikisinde de Alper Potuk ile başlayıp ikisinde de Volkan Şen ile biten iki yanlış pozisyonu süzmesi var.
Şimdi bunlar Fenerbahçe'nin lehine değil de iki hafta üst üste Beşiktaş'ın lehine olsaydı. Beşiktaş o haksız golle Fenerbahçe'yi yenip ertesi hafta da Akhisar'ı yenseydi bu medya bunları mı yazardı? Ya da neler yazardı? Neler söylenirdi?

Bu lig bitti!

Fenerbahçe Şam-pi-yon! Fenerbahçe sezon sonunda 4. yıldızı takacak. Hep iddia ediyorum bu maç, Fener'in kazanmasına göre planlandı. Deniz Ateş Bitnel'in bitirilmesi tesadüfi değil. Bitnel'i öyle bir linç ettiler ki, hiçbir hakem kendisine itiraz edene kart gösteremiyor

Beşiktaş savunmasının en güvenilir savunma adamı İsmail ve Beck... İlk yarıda Volkan ve Alper öyle bir oynadılar ki Beşiktaş savunmasının en güvenilir adamları sağda ve solda perişan oldu.
Ortada oynayanlar da ne yapacaklarını şaşırdılar.
Fenerbahçe'yi 10 kişi oynatan Van Persie yerine sahada bu iki kanat adamının arasında Fernandao olsaydı maç 15. dakikada biterdi.
Beşiktaş yavaş yavaş ısınıp Fenerbahçe belasının nereden geldiğine önlemler alma çabasına girerken, Fenerbahçe, Pereira'nın aynı hatasına düştü; 1-0' ın üzerine yatmak!
Fenerbahçe geriye çekilince Beşiktaş atak yapar gibi göründü.
Van Persie, Fenerbahçe'yi nasıl 10 kişi oynatıyorsa Gomez de Beşiktaş'ı 10 kişi oynatıyor. Artı; Beşiktaş'ın orta sahasındaki adamların hücum güçleri sıfır, Oğuzhan dahil!

Beşiktaş, G.Saray gibiydi!
Kendi sahasına çekilmiş F.Bahçe'nin üzerine bir tek hızlı akın yapamadı Beşiktaş. Aynen G.Saray gibi oynadı.
Yana geriye, yana geriye..
İstatistiklere baktığın zaman top daha çok Beşiktaş'ta kalmış. Neden? Topun oynandığı yer Beşiktaş sahası! 1-0 galipken Fenerbahçe'nin futbolcusu geri zekalı mı gitsin, saldırsın. Sen orda kendi kendine yana geriye oyna!
Ne zaman ki ileriye topu çıkardılar F.Bahçe müthiş bir pres yaparak hücuma kalktı. Savunma nasıl yapılır?
F.Bahçe'nin hocası Pereira da en zayıf yerlerinin savunma olduğunu bildiği için hücumcularına dahi pres görevi vermiş O Alper ile Volkan her tarafa koştular.
Anlamadığım tek şey oyunun en iyi ismi o Alper neden ilk oyundan alınan isim oldu. Çocuk kenarda ağlamış. Ben olsam ben de ağlarım. Ben sahanın yıldızı olacağım ve oyunun bu hale gelmesinde başrol oynayacağım ve ilk oyundan ben alınacağım!
Efendim Diego'nun varlığı yüzünden Alper'i koymuş savunmayı güçlendirsin diye. Nani çünkü geriye o kadar yardım etmiyormuş da.
Bunu da yorum diye yazmışlar. O yorumun yanına dipnot koyması lazım;
"Yahu Pereira sen geri zekalı mısın?" diye. Fenerbahçe'nin kazanması gereken bir maç!.
F.Bahçe bu oyununu sürdürseydi birinci devrede iş ferah ferah biterdi. Fernandao da olsaydı daha rahat biterdi.

Cenk 11'de başlamalı
İkinci yarıda F.Bahçe'nin geri çekilmesi, Pereira'nın 1-0'a razı olması Beşiktaş'ı öne çıkardı. Şenol Güneş'i değil! Güneş kim ne derse desin Pereira'dan daha korkak bir teknik direktör.
Onun hesabı da belki; 1-0 ile ben ikili averajda geriye düşmüyorum, genel averajda da öndeyim. Farkı korumam iyi olur! 3 puan geçecek Fenerbahçe!
Cenk'in oyuna girdiği zaman Beşiktaş'ın oyun gücünün nasıl değiştiğini ben biliyorum da Şenol Güneş bilmiyor mu? Ne zaman oyuna soktu?
İkinci golü yiyince… Averaj durumları bozulunca yani! 2-0 oldu.. Karşılaşmanın değeri 4 puana (!) çıktığı zaman Cenk'i oyuna aldı ama çok geç kaldı.
Maç boyunca hücum etmeyi hiç düşünmedi.
Güneş de biraz yürek olsaydı, F.Bahçe'yi iyi etüt etmiş olsaydı; maça Cenk ile başlardı. Yanında da Gomez olurdu. 4-5-1 oynayacağına 4-4-2 oyna!
Ama önce analiz etmiş olman lazım maçı. Sen bunu yapmayınca orada Gomez diye telefon direği. Top ayağına gelecek diye bekliyor. Başka bir iş yaptığı yok. Olcay sahada yok! Oğuzhan sahada yok! Quaresma tek başına her tarafa koşturmakla meşgul. Şenol Güneş de seyretmekle meşgul.

Gol atmayı hiç düşünmedi
Neden çünkü gol atmayı değil yememeyi düşünüyor. Bu maçın iki günahkarının ikisi de iki takımın koçu. Şenol daha çok ikram etti. F.Bahçe savunma kadrosu olarak biraz daha öndeydi. Birbirine en alışmış iki stoper vardı sahada iyidir, kötüdür o ayrı; Kajer ve Alves… Öteki tarafta ilk defa birbirlerini gören Marcelo ile Delgado… Maçın bir de öbür tarafı var; madalyonun diğer yüzü yanı; ben her zaman iddia ediyorum ki bu maç, Fenerbahçe'nin kazanmasına göre planlandı zaten! Deniz Ateş Bitnel'in bitirilmesi.
Bitnel'e "Kardeşim sen ne biçim hakemsin. Futbolcunun üzerine niye gidiyorsun. Bakma, görme dön arkanı yürü!" diye başlayıp 1 hafta boyu devam eden nasihatlerle Türkiye'de ısrarlı devamlı taktik faul yapanlara ve israrlı devamlı hakeme itiraz edenlere kart çıkarmanın önü tıkandı.
Bunları Türkiye'de devamlı yapan kim? Hakemi baskı altına alan, Bu işaretlerle tribünleri baskı altına alan kim?
Deniz Ateş Bitnel'in yarı kafasındaki bir adamla F.Bahçe'nin 11 kişi ile maçı bitiremeyeceği belliydi.
Bitnel'i öyle bir linç ettiler ki hiçbir hakemde kendisine öyle itiraz edene kart çıkaracak hâl kalmasın!

Denizli'yi giderken bile tanıyamadım
Benim tanıdığım Denizli bu değil.
Sahaya çıkardığı kadroya bakıyorum, saçma sapan! Maçtaki değişikliklere bakıyorum facia. Buraya G.Saray'ı kurtarmaya mı geldi, batırmaya mı diye kendime soruyorum. Antep'te yenilmişsin. Senin Akhisar ile çok önemli bir maçın var. Önce Akhisar'ı yeneceksin ki kupada devam edeceksin. Kupa Avrupa yolu. Galatasaray için çok önemli Avrupa...
Denizli tutup hemen istifasını veriyor.
Oysaki demesi lazımdı ki, "Akhisar ile çok önemli maçımız var. Bu maç sonrası açıklamalarımı yaparım." Benim tanıdığım Mustafa Denizli böyle yapardı.

Çakır eyyamcının kralı
Beşiktaş derbisinde işini ciddi yapan bir hakem olsa Fenerbahçe maçı 8 kişi ile bitirebilirdi
kinci aşama şuydu; bu maçı yönetecek Cüneyt Çakır'dan başka hakem yok! Cüneyt Çakır, Türkiye'nin bilinen en eyyamcı hakem. Avrupa'da ne yaparsa yapsın! Çünkü orada UEFA'nın FIFA'nın gözlemcisi oturuyor. İyi olmaya mecbur. Arsenal seyircisini çıldırtacak kadar Arsenal alehine düdük çalabiliyor.
Ama Kadıköy'de çalmayacağını biliyor: Eyyamcıların kralı.
Benim gezetelerimin yazarları söz birliği yapmış gibi "Cüneyt Çakır'ın nasıl eyyam " yaptığını yazdı. Ama maçtan sonra yazdılar.
Karşılaşmadan önce "Bu eyyamcı hakemi niye bu maça tayin ediyorsunuz" diyen çıkmadı. Beşiktaş'ın başkanı Fikret Orman dahil. Beşiktaş'ın haklarını savunan yok!
Birinci kartları gösterirken herkes dedi ki, "Bu Fenerbahçeli futbolcuların beraat kartları. Birinciyi gören artık ikinciyi görmez!" dediler.
Caner oyundan giderdi. İttifak halinde benim yazarlarım, aynı şeyi yazdılar.
Volkan o ısrarla arka arkaya yaptığı faullerden dolayı giderdi. Hatta o karıştığı olayda doğrudan "Kırmızı"yı dahi görür atılırdı. Bruno Alves de… Yani işini ciddi yapan bir hakemle Fenerbahçe maçı 8 kişi ile dahi bitirebilirdi.
F.Bahçe 11 kişi ile maçı bitirdi.
Çünkü Fenerbahçe'nin 11 kişi ile maçı bitirmesi ve kazanması herkesin işine geliyor. Medyanın işine geliyor, federasyonun işine geliyor, yayıncı kuruluşun işine geliyor… Yani 350 bin satan gazete, Fenerbahçe kazanınca 500 bin satıyor.
Ben bunu şahsen yaşadım Gelişimspor'un başındayken.
Çok iyi hatırlıyorum;
Beşiktaş maçı 3-1 kazanmış.
Satış müdürü geldi "Kapağa Fenerli resim koyalım" dedi. Çünkü F.Bahçe kapakta olura satış artıyor.
Beşiktaş'ı kapak yaptığında derginin trajı artmıyor. Benim patronum Ercan Arıklı "Hadi lan" dedi gönderdi adamı. Şimdi kim gönderebilir?

Doğan Koloğlu kovuldu!
Galatasaray'ın 3-2 Fenerbahçe'yi yendiği maç sonrasında Hürriyet'in spor servisi müdürü Doğan Koloğlu ağabey 1 gol resmi Galatasaray'dan 1 gol de Fenerbahçe'den koydu.. Erol Simavi kovdu Doğan Koloğlu abiyi..
"İki resim yeri varsa ikisini de Fenerbahçe'den koyacaksın.. Biz Fenerbahçelilere satıyoruz bu gazeteyi" diye...
Hürriyet hâlâ o zihniyetle çıkar!
Bakın benim yazımın başlığı "Fenerbahçe şam-pi-yon" Lig bitti arkadaşlar, öyle averaj maveraj yok ... Fenerbahçe bu sezonun sonunda 4. Yıldızı takacak.
Beck'e niye kırmızı kart göstermedi Cüneyt Çakır? Çünkü Beck'e kırmızı çıkarsa F.Bahçe'den en az üç futbolcuya daha kırmızı kart göstermek zorunda kalacaktı. Bu nedenle diyorum 4. Yıldızı takacaklar diye. Eyyam, eyyam…

Çakır tabelaya göre çalar
Bütün mesele şurada; Cüneyt Çakır'ı yargılarken tabelayı hiç unutmayacaksınız.
Henüz 3. dakikada Fenerbahçe 1-0 önde. Çakır'ın işi artık o skoru muhafaza etmek! Olabildiğince dengeli olmak zorunda.
Şayet Quaresma o topu dışarı atacağına içeri atsaydı bambaşka bir Cüneyt Çakır yorumları görmeye başlayacaktık yeniden. Birinci golün faul kararı verdiği gibi. Volkan'ın yaptığı sarı kartlık faulü görmedi. Yan hakem verdi o faulü.. Cüneyt eli ile devam işareti verdi. Ne olur ne olmaz diye! Verse belki gol olur diye! Cüneyt Çakır'ın bütün kararları tabela ile bağlantılı!
Tek düşüncesi tartışılacak karar vermesin, verdiği kararlarda dengeli görünsün.
Bak buraya penaltı vermedim ona da vermedim! O sırada 1-1 olsaydı skor, Van Persie'nin penaltısını verirdi.