CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Keyif Gecesi

Tüm alışkanlıklarını bir tarafa bırakıp, sahaya keyif almak için çıkmış iki takımı izledik. Maçın Kadıköy'e taşınması önemli etkenlerden biri elbette. Ama bu duyguyu oyunculara taşıyan nedenlerin başında kendilerine olan güven ve gruplarda baskı yaşamamaları geliyordu.
Belki de ortam Parreira'nın da önceliklerini değiştirmişti. Öne geçtikleri halde, hatta iki farkı sağlamalarına rağmen, ikinci 45'te de baskılı oyuna, gol arama isteğine gem vurmadı. Hatta Markovic değişikliği ile izin bile verdi denebilir.
Uygar nefis bir kafa vuruşu yaptı. Ramazan slalomlarla attı golünü. Genç bir oyuncunun kafasına Diego oturtuyordu topu. Her halde rüyasında böyle bir pozisyonu yaşardı. Ya Ramazan... Anlı-şanlı ağabeyleri pas beklerken, kendi inisiyatfini kullandı.
Van Persie hep top istedi, hep kendini boşta gösterdi. İkinci golü sadece tabelaya altı rakamını taşımadı, bir ustanın neden seyredilmesi gerektiğini de mesajladı. Doğru alan koşusu, sol ayağında olmasına rağmen önce defansı, sonra da kaleciye iki bilek hareketi ile "hareketsiz" bırakması ve boş kaleyle topu buluşturması.
60'dan sonra Fernandao ile birlikte oynamaya başladılar. Çift forvet denemesi değil de, iki gol makinasının rekabeti gibiydi. Sanki; "Hanginiz çok atarsa, ligdeki on biri kapar" meydan okumasıydı. Bu hırslandırma Fernandao'nun, takımı beş fark yapmışken, faul olmayan pozisyonu abartıp, hakemden faul ve kırmızı istemesine yol açmış olabilir. Aksi durum oyuncunun oyun ahlakını sorgulattırır bana...
İki bek; Caner ve Gökhan'ın da kendi meydan okuyuşları vardı sahada. Sezon sonunda sözleşmeleri biten, iki pas makinası... Fenerbahçe'nin hücum gücünün gerçek yaratıcısı onlar aslında.Caner'in gol potansiyeli bir tarafa, duran topların etkili kullanması da cabası.
Lefter ağabeyi ebediyete uğurladığımız yıldönümünde, tribünlerin cesur yüreği Sefa Kalya'nın ölüm haberini aldık. O'nun "amigo"dan çok daha fazlası olduğunu, gelecek aylarda herkes daha iyi anlayacak. Allah rahmet eylesin...

Souza'nın özverisi

Fenerbahçe'nin tam 35 yıl sonra yolunun düştüğü Giresun'daki atmosfer, futbolsuz günler sonrası ilaç gibiydi. Yıllar sonra büyük takım ağırlayan Çotanaklar, Türkiye Kupası'na şüphesiz büyük renk kattı...
Fenerbahçe, gün boyu gördüğü misafirperverliğe sahada güzel futbol izleterek karşılığı verdi. Dün akşam, Diego'nun olmadığı kadroda denenen Souza-Topal-Ozan üçlüsünün oyuna kreatif katkısı, şaşılacak düzeyde yüksekti. Özellikle Ozan Tufan, yaptığı asistin yanına akıl dolu birçok pas ekleyerek bu bölgenin ciddi bir alternatifi olduğunu gösterdi. Elbette zaman zaman oyundan kopmak, pas tercihlerinde yanılmak gibi tecrübe kazandıkça giderilecek bazı eksikleri var. Ancak bu istekle devam eder, heyecanını da yenmeyi başarırsa, orta alanın her bölgesinde görev yapabilmek gibi altın bir bileziği takacak koluna...
Ozan'ın yanına Josef de Souza'yı da eklemek lazım. Birçok maç sonrasında 'sahada gözükmediği' için eleştirdiğimiz oyuncu, dün ön tarafta oynamasına rağmen özverisiyle ışık verdi. Tabii rakibin bir alt ligden olduğunu unutmamak ve Josef için daha büyük güzellemeler için birkaç maç daha beklemek lazım.
Dün geceye dair olumsuz olarak adlandırılabilecek en önemli nokta Pereira'nın felsefesinde hiçbir değişiklik olmamasıydı. Rakip Giresun dahi olsa, skoru elde ettikten sonra asla hücum gücünü artırmayı düşünmüyor. Aksine rakibin hamlesini, hatasını bekliyor. Fenerbahçe'nin şampiyonluk yolundaki en büyük handikapı bu felsefedir. Son cümleleri, transferde çok konuşulan Giresun'un golcüsü Vedat Muriç'e ayıralım; mükemmel fiziğine oyun aklını ekleyebilirse, üç büyüklerde yıllarca forma giyebilecek kalitede bir golcü olur. Sürekli oyunun içinde olması en büyük avantajı...

Kulübe hazır

Sahaya çıkan Fenerbahçe 11'inde, ligden gelen sadece Nani vardı. Takımın isimlerine bakıp, bir de oynadığı oyunu gördüğümüzde, yönetimin ne kadar iddialı bir takım yaptığı yine ortaya çıktı. Süper Lig'de şampiyonluğa oynayacak ikinci bir takımı var Fenerbahçe'nin.... Ziraat Türkiye Kupası'na da göz koymuş ve yönetenlerin aksine konsantre olmuş, iddiayı taşıyan bir takımdı izlediğimiz.
Bu tip maçlarda geriye koşmadaki isteğe dikkat ederim. Eğer takım kazanmayı kafaya koymuşsa, top rakibe geçtiğinde hissedersiniz bu disiplini. Antalya takımında daha istekli ve agresiftiler. Nani ve Şener iki müthiş füze çıkardılar. Muhteşem gollerdi. Şener jeneriklerin peşine düşecek kadar inanarak çekti şutunu. M'Bolhi bile bu golü yediğine üzülmemiştir. Bir resmi maçta ilk kez üç golü geçmeleri ile Van Persie arasında bir ilişki var mı. Hollandalı sadece attığı iki gol ile değil, çevresini ceza alanına tehlikeli getirmesiyle de ayrıcalıklı. Ozan Tufan'ın gözünü üstüne diktiğini, Van Persie'yi uygun olan her fırsatta denediğini de belirtelim. Aslında tüm takım yıldızını tekrar grubun ve heyecanın içine sokmak adına, pasa sözleşmiş gibi oynadı. Bu aslında bir seçim. Anlayarak bakanlar için elbette.
Perreira'yı da tebrik etmek gerekiyor. Kulübeyi bu kadar formda tutup, rekabetin içine soktuğu için. Maç eksiklerine rağmen bunu hissettirmeden oynadılar. Geçen sezon yedeklerin alternatif yaratamadığının altını çizelim. Bu kez sahadaki, kaleci Ertuğrul ve genç Uygar da dahil 10 oyuncu da, lig kadrosuna problemsiz girerler.

İstenenler yapılanlar

Oyuncu kalitesinin, oyun kalitesinin çok önüne çıktığı, klasik Fenerbahçe'yi izledik. İyi tarafından bakalım; "Şartlar bunu gerektiriyordu" diyelim. Çünkü tempoyu zorlamaktan ziyade, anı bekleyerek sahadaydılar. Gençlerbirliği de bu oyunu destekler derecede defansif ve cesaretsiz sahadaydı.
Gol müthiş bir mühendislik. Diego'nun Markovic'i kaçırması, genç oyuncunun iki defansı birden ekarte edip, topu diplemesi ve Fernandao'ya gol atmaktan başka şans bırakmaması muhteşemdi.
Bu dakikaya kadar da rakibini kalesine getirmeden, "Sen burada kal" diyecek sertlikte ve kararlılıkta oyun disiplini olduğuna da dikkati çekmeliyiz.
Rakibin kendi ceza alanında ve önünde kalabalık kalması, beklerin bindirme yapmasını da önlemek adına, ikinci kademeleri taktik tahtasına yazması, hücum opsiyonunun Fernandao ile sınırlı kalmasının nedeniydi. O'nun aklında bir an önce kaleye gitmek veya şut aramak olunca, hücum oyunu yüksek top saplantısına takıldı.
Bu noktada tercih yapmak gerekiyordu. Vitor Pereira tabelayı istiyor. Skor kovalamak veya seyredilmek istenen takım olmak umurunda değil... Beğenen olabilir, ben onlardan değilim. Fenerbahçe'nin bu kadrosu kazanmanın ötesine geçmek, keyif vermek ve hatta derslik olmak zorunda.
Topla barışık olanlar, oyun yetersizliğine rağmen kulübede bekliyor, son 15'te sokuluyorsa, sahadaki takımın da futbol oynamak umurunda olmaz. Ne Gökhan'a kızabilirsiniz "Niye bindirmiyor" diye, ne de Josef'i eleştirebilirsiniz, "öne koşu atmıyor" diye. Tabelanın üstüne oyun kuruluyorsa, futbolcu "farklı" olmak adına veya "kendini aşmak" için çaba göstermez.
İstemezseniz, yapmazlar. "Bana kazan yeter" diyorlarsa da, teknik adam istemez.
İstese ne olur? Başa dönelim; oyuncu kalitesini aşan teknik kalite istenir o zaman... İsteyemez...

Başka maç!

Üç haftalık periyot içindeki altıncı maçtı. Mersin'de bir kıvılcım yandı ve üstüne iki maç daha müthiş bir tempo ile yürüdü Fenerbahçe. Ancak Antep ve Celtic maçlarında bu momentumun geriye gittiği net görülüyordu. Baskılı, isteyen ve güven veren oyun karakteri, yine özellikle öne koşularda doğrulardan uzaklaşıyordu. Bu nedenle Başakşehir maçının bıçak sırtında olacağı çok belliydi. İlk yarıda sert oynandı oyun. Cüneyt Çakır'ın hem sarı hem de kırmızı kartı çıkmadı cebinden. 68'de Badji'ye kırmızı çıktı ama 20 dakika fazladan da oynamasını sağladı.
Avcı gerginliğin farkında, ikinci yarıda agresifliğini geri çekti oyuncularının. Top Fenerbahçe'nin ayağında daha fazla kalmaya başladı ama, ilk yarıdaki gibi üretkenlikteki kısırlık devam etti. Skor planlarında sadece duran top umut ışığı olmaya başladı. Başakşehir ikili-üçlü kademeler ile Fenerbahçe takımını topla ceza alanına yaklaştırmamakta, sokmamakta inatçı ve başarılı tavrını sürdürdü.
Eğer, eliniz-ayağınız bağlanmış, sadece rakibin yanlışının peşine düşmüşseniz, zaten oyun teknik adamdan çıkmıştır demektir. Artık oyuncunun yetenekleri ve performansına teslim olursunuz. Rakip hata yapacak veya sizinkiler ekstra üretecekler. 83'te, o ana kadar şutu bile olmayan Nani'nin, "son sözü söyleyen" olmaya karar vermesi gibi. Şut aradı, bir denedi, iki kurtuldu; üçüncü de boş köşeye, "çaresiz" bakışları yöneltti.
Bir gün sonra zirvenin diğer ikisi karşılaşırken, bu maçı kayıpsız geçmek önemliydi. Sırf bu nedenle maçın oyun kalitesi değil, tabelası her şeyden önemliydi. Böylesine zorlanılan bir maçta, Ozan'ın performansını gözlemek veya Fernandao-Van Persie çaprazlamasını yapmak da gerekebilirdi. Ama kilitlerle dolu bir sahada, stratejik bir galibiyet aldı Fenerbahçe. Yıldızıyla konuşmayı seçti.

Arka beşli görevde

İki takım için de sürprizlerin yaşandığı maçtı. Ne Gaziantep öne geçip, üstünlüğü korumanın peşine düşeceğini umuyordu, ne de Fenerbahçe mücadele şartlarının sürekli aleyhinde olacağını. Son üç maçtaki gövdeli oyununu Samandıra'da bırakan Fenerbahçe'yi kaş çatarak izlesek de, takım mücadelesi ve skora razı olmama ısrarını da övmemiz gerekir. Kendilerini zirveye oturtan şablon, rakibi ve tempoyu zorlamak, kendi yarı alanından mümkünce uzaklaşarak, oyunu da topu da ele geçirmekti. Bu karakterden uzak ve her şeyin kendi kendine olmasını bekler haldeydiler. Fernandao da bu görüntüdeki "negatif" özne oldu. Kulübede alternatifinin bulunmaması, O'na bu çaresizliği, keyifli kullanma imkanı sağladı. Göze batmayan Van Persie'nin pas istasyonu olması, ceza alanı çevresinde top dağıtması ve topun takımında kalması adına nasıl farklılık ortaya koyduğu belirginleşti. Hasan Ali'nin kırmızısı son adamdan değil muhtemelen. Karate hareketi ile rakibini indirmesindendir. Daha bir saat oyun varken, kaleden 60 metre uzaklıktaki bir pozisyon için yapılabilecek en yanlış hareketti. Akhisar'dan sonra, dün de penaltıyı yarattı Diego. "Hücumcuları geriye getirmeyeceksin" diyenlerin kulakları çınladı. Bu kadar üst düzey oyuncu, kaleye sırtı dönük rakibe markaj yapmayı bile beceremiyor. "İyi oynamadı" diyebileceğimiz ama "Mücadele etmediler" diyemeyeceğimiz bir futbolla iki puanı kaybetti Fenerbahçe. Maraton içinde olabilecek şanssızlıkları yaşadılar. Direkten dönen iki şutları, eksik kalmaları, penaltı hediye etmeleri, hepsi 90 dakikaya sıkıştı. Türk oyuncuların sahadaki inatçı tavrın sahibi olması da ilginç. Alper, Topal, Gökhan Gönül vazgeçmemenin lokomotifleriydi. Ayağa kalkmanın, en önemli destek noktası da bu zaten. Arka beşli takımı toparlıyor. Bu çocukların en önemli ihtiyacı ise "güven" duygusunu yeniden hissetmeleri. O zaman bölünme durur, yenilenme tekrar başlar.

Performansın sırrı!

Pereira maç öncesinde şikayetçiydi. "Milli maçlar nedeniyle taktik çalışmaya fırsat bulamadık" dedi. Doğrudur, kaliteli oyuncu sayın yüksek ise, böyle aralarda antrenmana çıkartacak oyuncu bile bulamıyorsun. Ancak Portekizli'nin şikayetçi olduğu handikap, Mersin deplasmanında tam tersi bir durum yarattı. Sezonun 12.haftasında, belki de en iyi, en doğru ve beklentisi yüksek Fenerbahçe oyunu çıktı ortaya... Yine "takıntı" diyeceksiniz ama Pereira iyi ki oyuncuları çalıştırıp, kafalarını karıştırmamış. Bildikleri gibi çıkıp, saha içi disiplini yüksek seviyede uygulayarak, başından sonuna kadar maçı kazanacaklarını hissettirdiler.
Son dört maçta dört gol atabilen takımın, rakip ceza alanında daha etkili olmasında Topal-De Souza ikilisinden birinin oynamaması, sorunu çözer diye düşünülüyordu. Kazanan kadroyu değiştirmediler. İlk yarı bittiğinde 10 şut çekmiş, kendi oyuncularını ise ceza alanında 15 kez topla buluşturmuşlardı. Bu tablodan tek gol çıktıysa, sistem-taktik değil, beceri eleştirilir. Oyuna adını koyan, spesifik bir isim yoktu. Tüm oyuncuların ortak sorumluluk aldığını, oyunu geliştirmek adına bir şeyler yaptığını gördük. Ve uzun süre sonra ilk kez gelecekteki oyun kalitesi için beklentilerimiz olumlu yöne geçti.
Bülent Korkmaz, ikinci yarının başında ikinciyi yedikten sonra direnci yüksek takım formasyonundan vazgeçti. İki forvet attı oyuna. İlk 45'te yarı sahayı geçemeyen takımı önce golü buldu, sonrasında direkten dönen bir şutla maça ortak olma şansını kaçırdı. Tek farklı yenik oynadığı ilk yarıda sadece altı faul yapan bir takımı vardı. Yani; Fenerbahçe direnç görmeden geldi rakip kaleye.
Kulübün yaşadığı mali sorunlar, paralarını alamadıkları için antrenmana çıkmayan futbolcular ve sahada rakibe değmeden oynanan bir müsabaka... Maçı değerlendirirken Fenerbahçe'nin iyi oyununun nedenleri arasında bu görüşü de koyun bence. Bir de üç puana, kazanma serisinin devamı ve takım güvenin yükselmesi açısından da bakmalıyız.

Artık hakkını vermek şart!

Pereira yine haklı çıktı. Üst üste zorlu rakiplerle oynarken defans güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi hepimize. Şiir gibi bir savunma kurgusu içindeydiler. Karşılaşmanın Saracoğlu'nda olması güçlerini bir kademe daha arttırıyordu. Konyaspor'un kendi sahasından çıkmaya çok niyetli olmadığını söyleyenler de olabilir. Yanılmıyorlar elbette; Pereira'nın pozisyon vermeyen Fenerbahçe'si karşısında Aykut Kocaman zaten gol atamayacağını biliyordu. Bu yüzden boşu boşuna ileri gitmek yerine, kendi sahasını kapattı. İlk 45'i Fenerbahçe, kaleye isabetli şut atmadan geçirdi. Rakip ceza alanına da fazla girmedi. Bu bölgeye ortalar atılsa, paslar yapılsa, isabetsiz olabilirdi. O zaman ne olurdu? Topu rakip kapar, tehlikeli atak geliştirebilirdi. Böylece o bölgede kalıp, topu yana oynayıp, Konyaspor gibi güçlü bir rakibe fırsat vermemek gibi bir doğrunun da sahibiydi Pereira'nın takımı. Van Persie'nin sol ayağını iyi kullanması için sağ kanada çekilmesi de rakibi şaşırttı. Bundan önceki teknik direktörlerinin hiçbirisi bunu akıl edememişti. Van Persie ters ayağı ile kaleyi devamlı karşısında görüp, pas veya şut atabilirdi. Kim onu santrafor diye transfer ettiyse yanlış düşünmüş elbette. Pereira, bu gerçeği keşfedip, iki kez Premier Lig'in gol kralı olan futbolcusunu, sekiz maçta bir isabetli şutla zirveye (!) taşıdı. Genç hocanın notları arasında Hasan Ali de vardır muhtemelen. Gole neden olan vuruşun sahibiydi. Bir bek olarak oralarda ne işi olabilir ki.... Rakibe pozisyon verilebilirdi, o orada galibiyet golü için uğraşırken. Muhtemel bir uyarıya hazırlıklı olsun. Evet; temposuz ama akıllı, pozisyon bulamayan, gol atamayan ama her şeyden önemlisi müthiş savunma yapan bu takımı seyretmeye gelmeyenler neler kaçırdıklarının farkında değiller. Pereira bambaşka bir takım yarattı, kıymetini bilmiyorsunuz!