CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Şampiyonluk şarkısı başladı!

İlk yarı bittiğinde Fenerbahçe istediğini almıştı. Skoru 3-0'a getirdiği gibi, rakibine de "acaba" dedirtmedi. Birkaç saat önce Galatasaray'ın puan kaybetmesi, Kadıköy tribünlerine de coşkuyu getirdi. Hem maçı yaşadılar hem de uzun bir aradan sonra "Sen şampiyon olacaksın" dizeleri dudaklardan döküldü.
Mourinho'nun 3-4-1-2'sinin "taşları" yerine oturduğu gibi "ağırlıklarını" da hissettiriyorlar. Maça tempo vermeden, hatta topu yine rakibe bırakarak, kendi dakikalarını bekliyorlar. Kalite farkı öylesine ortaya çıkıyor ki, Antalya takımı Fenerbahçe kalesine gelemediği gibi, neredeyse her girdikleri pozisyonu gole çevirdiler. Dzeko'nun hükümdarlığında organize olan ön taraf, ceza alanına giren her Fenerbahçeli oyuncu için fırsat kapısı. Vücudunu doğru kullandığı gibi pas aklını, doğru zamanda doğru kararı her pozisyonda ortaya koydu. Karamboller içinden istediklerini aldılar. Skriniar defansın merkezinde, Fred orta sahada enerji üretti. Bir ara kaç ciğeri olduğunu da merak ettik Fred'in. Antalya'nın ön baskısında sürekli olarak pas alternatifi oldu. Hücumu yönlendirdi, Tadic'e de fazla iş bırakmadı. Rakibin kendi kaosunu yaşadığı bir günde, rüzgârı arkasına almış camiasına ikinci yarıda da baskı ile daha gollü bir galibiyet verebilirlerdi aslında. Ama Mourinho artık dengeyi, perşembe günü başka maç olduğunu, beş gollü galibiyete de üç puan verildiğini herkese telkin ediyor, en gözü kara Fenerbahçeli'yi bile "mantık" çizgisine taşıyor. "Kazanma kültürü" dediği de bu zaten… Bize "İtalyan usulü" olarak yansıyor.

Eksiksiz uyum!

Mourinho, kadro genişliğini kullanıp, yıprananları da bakıma almak için merkezi çok bozmadan rotasyonlarını yaptı. Kazanmaları gerektiğinin farkındaydılar, "altı Türk oyuncu" ilk on birde yerini aldı. Uzun zamandır gözlerden uzak olan İrfan Can Kahveci ile Mert Hakan'ı değerlendirme şansı yakalandığı gibi, devre arasının gözde transferi Talisca da ön taraftaki "imdat düğmesi" olarak sahadaydı.
Rakibi kalelerine getirmeden, oyunun temposunu da doğru ayarlayıp, yükseltmeden; üç gol buldular. Üçü de "usta işi" kesilen cezalardı. İlk golde başlangıç pası, ikincisinde direkt asist İrfan Can Kahveci'den geldi.
Bu maç özelinde Fred de en verimli oyuncuydu. Üç golde de ceza alanı içindeydi. Top rakibe geçtiğinde de ilk dalgakıran oldu. Doğru koşular, alan kapamalar ve ihtiyacı olana seçenek olarak sahadaydı.
Ve Oğuz Aydın… Sol bek başladı, sağ bek olarak bitirdi. Bir asist yaptı, bir tanesini En-Nesyri harcadı. Ferdi Kadıoğlu'ndan sonra, ofansif bölgeden, hücum aklı olan, çok yönlü bir defans oyuncusu inşa ediyorlar.
Öteki İrfan Can… Eğribayat olan, ikinci yarıda skoru korumak isteyen oyun anlayışının getirdiği zaaflarda iki önemli kurtarış yaptı. Yenilen gol ise En Nesyri'nin hediyesiydi.
Mourinho maçtan mutlu olacaktır. Çünkü takım değişse bile onun aklındaki kurguyu koruyor, aynı disipliniverimi gösteriyor. Yenilen gole de çok kızacaktır. Bu emeğin, böyle bir hatası olmamalıydı.
Kulübede olmayan Livakovic, kullanılmayan Cenk Tosun… Haberci hislerim bu durumu normal karşılamıyor. Bakalım ne çıkacak?

İki cesaretsiz teknik direktör

İki takımın da "anların" peşine düşmesi sürpriz olmadı. Mourinho kendi sahasında kalmak yerine ön baskıyla rakibinin oyun boyunu uzattı. Akıl pasları yerini uzun toplara bıraktı. Szymanski ve Fred orta sahayı kapatarak rakibi merkezden uzaklaştırdı. Sonuçta ilk yarıda tek şutta kalan, pas koridorları tıkanan Galatasaray karşısında, ustalarının "doğru kararlarını" bekleyen Fenerbahçe vardı.
İhtiraslı tribünlerin tutkusuna karşılık veremeyen Galatasaray vardı sahada. Buna karşılık sağdan ve soldan yüksek toplar ile santrforlarını devreye sokmak istedi Fenerbahçe. Hücum planında ceza sahasına pas ile girmenin olmadığını da anladık böylece.
Okan Buruk, Mertens yerine Lemina tercihi ile "mücadele" taktiği yaptı. "Yenilmemesi" gerektiğinin farkında olarak, topu aldı ama pozisyonlarından vazgeçti.
Fenerbahçe'nin iki hücum aklı vardı; Fred ve Tadic… Dzeko ise kriz olan her bölgede pasa kendisini gösterdi. Kostic anahtar oyuncu oldu. Hem defansta hem de hücum geçişlerinde aranan isimdi. Etkili de oynadı.
Böylesine bıçak sırtı maçta iki kalecinin de güven veren performansı da vardı. Muslera iki, İrfan Can ise bir net hamlenin sahibi oldu. İki tarafın da esas istediğini aldığı, iki cesaretsiz hocanın yönettiği maçta Sloven hakem Vincic'in yönetimi de bu yöndeydi. Kurt hakem takım tavırlarının farkında, kritik pozisyonlardaki faul kararları maçın dengede kalmasını da sağladı. Belli ki tembihlenmiş, her pozisyonu "acaba beni aldatıyorlar mı?" gözüyle seyretti. Ters kararları vardı ama çok tartışma olmadan maçı bitirdi. 13 hafta kaldı, heyecan devam ediyor.

Derbinin gölgesinde

Mourinho'nun hesabında tur için gereken skoru alıp, İstanbul'a dönmek vardı. Maç öncesinde "kazanmak için buradayız" dese de, sahadaki takımın vücut dilinde, "tabela bizim olsun" havasını gördük. 4. dakikada Dzeko'nun fırsatçılığıyla En-Nesryi'ye attırdığı golle aslında maçı bitirip, pazartesinin hazırlıklarına başladılar. Fenerbahçe kalan sürede vitesi boşa aldı. Yönetilmesi çok zor olan bir psikoloji aslında. Bir yanda maçtan umudu kesip, lige dönen Galatasaray, öte tarafta kazasız-belasız tur bileti ile İstanbul yolculuğunu planlayan Fenerbahçe. Normal şartlarda olsa bir çok eleştiri üreteceğimiz bir 90 dakika aslında. Ama maçın aklı da, fikri de orada değil. Sakatlıklar kulübeyi de isimsiz ve seçeneksiz bıraktı. "Mert Müldür dışında hamlem yok" demeye getirdi Portekizli hoca. Halbuki "nazar değmesin" denilen liderini; Dzeko'yu, Talisca veya Cenk ile korumaya da alabilirdi.
İki gol de defansif hatalardan geldi. Amrabat'ın topla buluştuğu anda, hep kalecisini aklına koyması, takım rakip sahaya yerleşmişken 50 metre geriye koşturması da bir başka not. Anderlecht'in oyundan çekilip, kendi sahasında duvar ören Fenerbahçe'nin üstüne gelmesini, bir fazla orta saha ile önleyebilirdi halbuki Mourinho… Demek ki, topu rakibe bırakan bu oyunun kendi kaosuna inanıyor. Ekstra oyuncularının bir şeyler yapacağı ana güveniyor. Tabelaya bakarsanız da istediğini alıyor.

Tribünler G.Saray derbisi gibi seyretti maçı

Maç bir anda "neler oluyor?" dedirtecek kadar Kasımpaşa etkisiyle başladı. Fenerbahçe'nin önde baskısına pas köprüleriyle yanıt verdikleri gibi, iki net pozisyon da buldular. Bu sahadaki takımı kendine getirmek, kazanmaları gereken bir maç olduğunu hatırlamaları için yeterli oldu.
Her şey aleyhlerineyken Fred'in derin pasında En-Nesyri ilk pozisyonda, ilk golü attı. Maçın havası değişti, takıma güven geldi ve Mourinho'nun sezon başından beri belirttiği "defansif kültüre" geri döndüler.
"Skor bende, top da bende olsun" taktiği bu. Santrforları soğuk havada üşütecek kadar topu bir sağa-bir sola dolaştırmaya başladılar. Kasımpaşa'nın sert baskısını enselerinde de hissederek, risk almadan, seyirci tepkisinden çekinmeden geriye oynadılar. Amrabat'ın üçlünün ortasına geçmesiyle, "Geriye pas yapamayacak yere geldi" demiştik içimizden. Yine en çok kalecisi ile alış-veriş yaptı. Oyuncunun suçu yok bunda; teknik adam "bir gole de üç puan veriyorlar, beş gole de" anlayışını yüklemiş bir kere takıma… Kasımpaşa golü Fenerbahçe defans kalabalığı içinde, sezon başı sarsaklığının devamında gerçekleşti. Fenerbahçe gollerinin kendi sahasında hızlı hücumlarla olması da ilginç. Kadıköy tribünleri maçı Galatasaray ile oynuyormuş gibi seyrettiler, final derbisi öncesi tüm takımı tribünlere getirerek, pazartesiye mesajlarını verdiler. Zor gece İtalyan usulünün devamı, En-Nesyri'nin gol şovu, galibiyet serisinin devamıyla bitti.

İtalyan usulü

Mourinho, İtalyan yardımcılarının hazırladığı planın bir parçası olarak, izleyenlere İtalya Ligi klasiği sundu. Olay şudur; İtalyan takımına karşı oynarsınız, top hep sizdedir, sağlı-sollu gelirsiniz ama maç bittiğinde tabelaya bir bakarsınız; 0-2 yazar
İlk yarının planında oyunun tempo kazanmasının önüne geçerek, fırsat anlarını beklediler. Usta oyuncuları vardı, etkisiz gibi gözükmelerine rağmen, defansın iki hatasından golleri çıkardılar. Sami Hoca, hamle yaptı devre başlarken. Oğuz Aydın sağ kanatta tutunamadı Cordova karşısında. Peş peşe pozisyonlar buldular. İki santrfor; Talisca ve Dzeko'yu sürekli kendi ceza alanlarında topu uzaklaştırırken görmeye başladık.
Tamamen "teslim" haliydi. Her atak, bir öncekinden daha tehlikeli-etkili oluyordu. Kenar yönetim bu durumu 25 dakika seyrettikten sonra hamle yapmaya karar verdi. Osayi sağ kanadı kapadı, İsmail orta sahayı bir fazlalaştırıp, Alanyaspor'un ikinci topları sürekli kapmasının önüne geçti. Bir daha da getirmediler Alanya'yı kalelerine.
Cihan Aydın'ın Szymanski ve Amrabat'a gösterdiği sarı kartları izledik. Szymanski'ye top gittikten sonra tekme atan Richard'ı da "gördüm seni" diyerek uyarmasını da gördük. Avantajı oynatıyor, oyuncu rakibe tekme atıyor, tek yorum "kırmızı kart" ama hakem "gördüm, yapma bir daha" diyor. Bu hakemin FIFA kokartı alındı.
Sonuç; iyi veya kötü oynadı ama kazandı Fenerbahçe. Baskıyı, takibi devam ettiriyor. Dördüncü stoper sakatlığını da yaşadı. Amrabat üçlünün parçası oldu. Bakalım daha neler göreceğiz…

Kaliteli ve keyifli

İstanbul'un soğuk havasına, Çamlıca'dan gelen kuzey rüzgârı da katkıda bununca, Kadıköy'e geldiyseniz, yazın sıcak günlerindeki isyanınızdan geri dönersiniz. İşte öyle bir geceydi. Levent ve Amrabat haricinde üç gün önceki lig maçında ilk on bir gören yoktu sahada. Talisca'daydı gözler öncelikle. Transfer haberleri gelirken durumları "belirsiz" sınıfına geçen Osayi kulübede, Maximin tribünde.
Erzurumspor Başkanı Ahmet Dal, Süper Lig'e göz diken takımının, bunu hak ettiği bir oyunun peşinde olacaklarını söyledi. Hakan Kutlu'nun ekibi neredeyse 90 dakika tam saha baskı yaptı. Fenerbahçe'nin geriden çıkarken yaşadığı sorunların peşine düştüler. Temaslı baskı Fenerbahçe'ye üç stopere mal oldu; Djiku, Carlos ve Yusuf arka arkaya çıktılar sahadan.
Mourinho üçlüden vazgeçmedi yine. Ne zaman ki oyuna sokacak stoperi kalmadı, dörtlüye dönüp, yine iki gol buldular. Takımı "geliştirmek" için gelen bir ekibin "var olanı" fark etmekten bu kadar uzak kalması, "Ben yaptım" demek adına, kendi takımının en büyük rakibi olması böyle bir şey işte. Ancak sahada "kalite" işi ele alınca, ne Erzurum'un mücadelesi ne de kenar yönetiminin çektiği dizginler durdurabiliyor takımı. Öyle bir kadro yaptılar ki kendi "yanlışlarını" bile doğruya çeviriyorlar. Mesela Amrabat tel tel dökülüyor, Oğuz Aydın çıkıp asistlerle bütün yaraları sarıyor. Takım baskıda, Talisca gelip, sihirli sol ayağını devreye sokuyor. Mert Hakan her topa kendini gösteriyor. Ve perde…

Oğuz Aydın sahada tam tur attı

Benzeri 24 sene önce yaşandı. 2001 şampiyonluğunu getiren maçtı. 3-0 öne geçmişti Gaziantep, ikinci 45'te Kadıköy'den dört gol çıktı. Rapaic "rap rap" oldu. Camia bir bütün haline geldi. Dünün adını koymak gerekirse mesaj geçmişten gelendir. Rizespor'un ilk iki atağından da gol çıkarması bir yana, maçın bütününde Fenerbahçe'nin vücut dili maçı kazanacağının habercisiydi. Üç gol atıldı, iki gol VAR'dan ofsayta takıldı, dört şutta üst direk kurtarışı yaptı. Mourinho'nun ilk 11 üçlüsü yine çuvalladı esasında. Tüm maç vazgeçmedi bundan, sadece oyuncuları veya yerlerini değiştirerek hamlelerini yaptı. Yine de maçı çözen, Fenerbahçe'ye getiren Rizespor'un iki kırmızı ile eksilmesi oldu. 'İki kule'ye önce Talisca'yı, sonra Cenk Tosun'u ekledi. Tek stopere döndü. Kulübesinde topu "gol" için kullanacak tüm oyuncuları sahaya attı. Öyle ki; Oğuz Aydın sağ kanatta başladı, sol ön oldu, sonda sol stoper, ardından sağ stoper. Tam tur attı sahada. Ancak geriye bu hamleler, pozisyonlar, direkler kalmayacak; haklı kartlarla rakibin dokuz kişi oynaması konuşulacak; yazık… İlk defa yan yana gelen defans üçlüsünün adam paylaşamaması, şuta izin vermesi de Mourinho'yu galibiyet şemsiyesinin altına çekecek. Rizespor'un orta saha organizasyonu, baskısı, rakibini topun peşinde koşturması da onu ilgilendirmeyecek. İlgilendirse, bugüne kadar düzeltirdi. Şimdi puan farkını üçe indirdiler, yükü Galatasaray'ın üstüne verdiler.