CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Mourinho seyirci gibi seyretti!

Yine öne geçtiği, rahatça bitirebileceği bir maçı, teknik direktörünün ön görüşüz ve inatçı bakış açısına teslim olarak kazanmayı başardı Fenerbahçe. Talisca'yı ön tarafa daha yakın değerlendirirsek, 4-4-2 ile çıktı sahaya. Tehdit etmesi gereken takımın, Maximin'in bire birleri veya Tadic'in ortaları dışında hücum planı yoktu. Sivasspor'un daha akıllı ve çalışılmış pozisyonlarının karşısına Livakovic kurtarışları ile dikilirken, devre arasının görkemli transferi Talisca, müthiş bir fr-i kik ile beklenen golü getirdi. Birçok kararın tartışmaya açık olduğu, verimsiz ve bıçak sırtında oynanan bir maçtı. Mourinho'ya "işleri nasıl düzeltemezsin, nasıl daha kötü hale sokarsın" diye sorsak, bu oyunu seyirci gibi seyretmesi örnek olarak gösterilebilir. Fred ve Szymanski'nin üç ciğerle oynamak zorunda olduğu, topun rakibe bırakıldığı anlarda da aksiyonların önüne geçilemediği görüntü vardı. Skriniar'ın ve Çağlar'ın Rey Manaj karşısında sürekli zor duruma düşmesi de enteresan. Kenardaki İsmail'in merkeze çekilmesiyle problem çözülebilirdi.
İki merak noktası var bu maç ile ilgili; Sivas tribünlerinin bu sezon hiç olmadığı kadar dolu olması birincisi. O taraftar kazanabileceğine inanarak geliyor bu soğukta oraya. Onlara bu inancı veren Mourinho'nun inşa ettiği bu oyun. İkincisi; En-Nesyri, Oğuz ve Kostic'in kulübede devam etmeleri. Galatasaray kupa yenilgisinin faturası mı diye aklımıza gelmiyor değil. Ve yarış devam ediyor. Sivasspor'un direnişi ve hamleleri takdir edilmeli. Keşke "her takım!" böyle oynasa…

Plan ve performans!

İki teknik adamın müthiş satrancını izledik. Fatih Tekke, 3 hücumcu ile Fenerbahçe'nin orta sahasını direkt paslarla geçerek, oyuncularını defans ile hep yüz yüze bıraktı ilk 45'te. Özellikle Mert-Maximin kanadını Zubkov ile koridora çevirdi. Biri direkten, biri Livakovic'ten dönen iki pozisyondan sonra da devreyi önde kapamayı başardı. Bu arada tek net pozisyon verdi rakibine. Bu etkisizliği düzeltmek adına Mourinho'nun sarı kartlı stoperi Djiku'dan vazgeçip, Talisca ile forveti ikilemesini izledik. Hücum diziliş dörtlü forvet oldu. Bire bir oynamaya başladı kanatlar. Osayi ile penaltı geldi, duran toptan öne geçme sayısı. Maximin üçüncü golü Talisca'ya attırdı. Dördüncü golde ise Talisca'ya neden bu kadar çok para verildiğini anladı herkes. Maçtaki format değişimi, üçlüden dörtlüye dönüş, Amrabatlı orta sahanın dikine ve çabuk oyunda çok eksik kalması, stopere geçmesiyle tamir edildi. Talisca sadece attığı goller ile değil, Trabzonspor'un öndeki baskısını kırmasındaki rol ile de önemliydi.
Fred yine oyunun lideri oldu. Dört gole rağmen Uğurcan'ın kurtarışlarının da altını çizmemiz gerekir.
Kostic'in tribüne gitmesi, İrfan Can Eğribayat'ın hastalanıp, kadroya girememesinden muhtemelen. 12 yabancı seçiminde Livakovic mecburiyeti getirdi. Bu karşılaşmanın performanslarının Mourinho'nun gelecek maç planlarına etkisi nasıl olacak? Performanslarla kazandı bu maçı, Fatih Tekke'nin planı gibi bir detay yoktu Fenerbahçe adına… Zirvede fark 3'e düştü. Artık iki tesiste de "ateş" var. Bakalım bu "yangını" kim söndürecek.

Özel bir seyirci!

Böyle derbilerin sırrı, büyük futbolcuların maça ağırlıklarını koymasıdır. Mourinho'nun 11 seyircisi vardı sahada, Okan Buruk'un ise kahramanları.
Bir önceki maçın "aman berabere bitsin" Galatasaray'ı yerine, önde basıp, hücumda doğru eşleşmeler ile Fenerbahçe'yi çaresiz bırakan takım vardı. Hiçbir yanıt veremediler bu organizasyona. Bir fazla orta saha ile oynayan rakibinin orta saha hakimiyetine son vermek için hamle yapmadığı gibi Mourinho, ikinci yarıda da sanki her şey yolundaymış gibi değişikliği bile düşünmedi. Halbuki, ofsayt çizgisinden, milimle gelen gol ile birlikte, ikinci 45 için umut enerjisini yakalamışlardı. Fred ve Skriniar dışında topu isteyen, bir şeyler yapmak için sorumluluk alan da bulamadılar. Ne zaman ki Edin Dzeko oyuna girdi, "buraların kralı benim" dedi, o andan itibaren doğru ve etkili şekilde gelmeye başladılar rakip kaleye. Maçın taktik analizini çok tartışırız. Barış Alper'in şutu direkten dönmese başka şeyler konuşacaktık, Davinson gol çizgisi üzerinden topu çıkarmasa başka şey… Ama süreç, Mourinho'nun ikinci kez Okan Buruk'u ipten almasıyla sonuçlandı. İlk Kadıköy yenilgisinde şampiyonlar Ligi'nden elenmiş rakibine hayat öpücüğü verdi, şimdi derbi yenilgisiyle gelip tartışıldığı dönemde… Sistemi rakibe pozisyon vermemek üzerine kurulmuş, ilk yarıda iki gol dışında üç net kaçanı var Galatasaray'ın. Durumu değiştiren bir gol mü? Ya da devreye başlarken yapacağın hamle "böyle devam edin" mi? Mourinho bu galibiyeti Fenerbahçe taraftarına borçluydu. Şimdi bu kırılgan taraftarın önüne puan farkını üçe indirmek için çıkacak. Böyle bir kadro ancak bu kadar kötü yönetilip, yönlendirebilir. Tam "özel biri"ne göre bir durum.

Rakibin fişini çekme fırsatı

Herkes kupa maçı diye bakıyor ama ligi de etkileyecek bir kırılma karşılaşması izleyeceğiz. Galatasaray zor durumda. Beşiktaş yenilgisi sonrasında ezeli rakibinden alacağı ikinci darbenin etkilerini kaldıramayabilir. Yani; Fenerbahçe, Galatasaray'ın fişini çekme şansına sahip… Mourinho'nun sistemi oturdu. Fenerbahçe, taktik-disiplini koruduğunda rakibini kalesine getirmediği gibi, atak organizasyonlarında da tek yönlü olmaktan çıktı. Hücum aksiyonlarını çeşitlendirdi ve sonuç da almaya başladı. Bu, işin taktik yönü. Bir de mental tarafı var. Taraftar, Mourinho'dan Galatasaray galibiyeti istiyor. İki maçta da yenemedi Okan Buruk'u. Bu borcunu ödemesi için bir fırsat. Ona göre hazırlanacaktır maça. Ligdeki sınav için "sadece bir maç" demişti. Sonrasında öyle olmadığını da anladı. Şimdi "Elemek, yarı finale çıkmak önemli" diyor. Bu da tempoyu değil, dengeli bir oyunu işaret ediyor. Benim merakım İrfan Can Kahveci'yi, Tadic'e tercih edecek mi? Zor karar. Galatasaray muhabirimiz Mehmet Özcan, Morata'nın yerine Lemina'nın oynayacağını söyledi. Bıçak sırtındaki Okan Buruk'un alacağı en rasyonel karar. Mümkün olduğunca beraberliği koruyup, gol için fırsat kovalayacak. Ancak hem ilk maçtaki 4-2-3-1'de, ikincideki 3-1-4-2'de Fenerbahçe oyunu alan takımdı. Fırsatları yakalayıp değerlendiremeyen, Muslera'yı geçemeyen takımdı. Rakamlar böyle söylüyor. Kısacası Galatasaray'ın işi, çekirgenin üçüncü kez sıçramasına kaldı.

Yine dersler çıkarılacak bir karşılaşma

Milli maçlar sonrasındaki mental ve fiziki gerilemenin üstüne, bir de deplasmanda küçük stat ortamı geldiğinde, problemler başlar. Oyuncuların tekrar lige konsantre olması, takım tadını yeniden alması için gereken ortam eksik kalınca, sahada da hırs eksik kalır
Fenerbahçe, Bodrum'da 'erken gol ile bu zorlukları aşarım' tavrını çabuk gösterdi. Portekizli hocası ile "gol yemeyen" rakibi karşısında tempoyu minimize ederek, skora oynamaya başladı. Ama takımın içine yerleşmiş "sarsaklık" virüsü yine iş başına geçti. Çok net bir pozisyonun ardından penaltı ile beraberliği sağladı Bodrum. Son haftalardaki mucizelerine yeniden sarılacaklardı ki, bir dakika geçmeden Oğuz Aydın "tüm güzel duyguların" katili oldu.
Mourinho'nun planı rakibe kaleyi göstermemek üzerine. Bu maçın nasıl bir özrü olur bilemeyiz. Rakibi küçümsemek, skoru garanti görmek üstüne kurulan dikkat eksikliklerinden Bodrumspor'un fırsatları bulduğunu söyleyebilir. Haksız da değil. Yine de farklı bir galibiyetin İrfan Can Eğribayat'ın net kurtarışları üzerine kurulduğunu yazmamız gerekir.
İrfan Can Kahveci'nin "serbest sekiz" rolünde nasıl öne çıktığını gördü muhtemelen Mourinho. Acaba, "neden bu kadar hafta oynatmadım" diye düşünmüş müdür. Tadic'in "temposuzluğunun" şikâyet konusu olduğu geçmişte, daha diri ve etkili oynadı İrfan Can Kahveci. Dersler var maçtan çıkacak. Son düdüğe kadar maçın bitmediğini, bir anlık dikkat kaybının nelere mal olacağını anlamışlardır. Bu iki golün hesabını sorar Mourinho…

Milli Takımımıza çok yakıştı!

İki takımın da ince bir ip üstünde yürümeye çalıştığı, endişelerin en yüksekte olduğu dakikalardı. "Bizimkiler" iki farklı yenip gelmişlerdi Budapeşte'ye… "Bana ne?" modunda, A Ligi'ni getirecek skorun peşinde "ayağa pas" ile oynuyorlardı.
Macarlar ise hepimizin beklediği agresif baskı yerine, alanı kapatıp pozisyon peşinde oynadılar. Sanki gol yememek ilk kuralmış gibi… Aslında hedeflerine de ulaştılar. Uğurcan'ın karşı karşıya pozisyonda yaptığı müthiş kurtarış, maçın da bizim de dönüm noktamız oldu.
Önce penaltı, ardından Arda Güler kalitesi ile fişini çektik maçın. Oğuz Aydın ikinci maçında üçüncü asistini yaptı. Hakan, "büyük kaptan" gibi oynadı. Şüpheli şahıs Samet, hatasız oynadı.
İkinci yarıda iki takım da skora razıydı. Baskı hafifleyince pas sayımız arttı. Antrenman "5'e 2" si vardı sahada. Mümkün olduğunca topun bizde kalması adına küçük üçgenler kuruyor, ters kanada taşınıyor, öne gösterip, Macarları geri itip, yine aynı notayı çalmaya başlıyorduk.
Rakip hoca Rossi'nin, "Kendi sahamızda yenilmiyoruz" inancını da yıktık. Montella'nın risk alan takımlar karşısında iş yapan "sıfır" santrforlu dizilişinin ekmeğini yedik. Tabii, ilk maçtaki avantajlı skorun katkısıyla.
Hadi bakalım, yolları açık olsun… Şimdi daha sert, becerikli, kariyerli ve hata affetmeyen rakipleri olacak. Daha heyecanlı maçlar izleyeceğiz, daha iddialı olacağız. Bize yakıştığı gibi…

Hücum hattımız raconu kesti

Maçın geneline baktığımız zaman bir stratejiden ziyade, takımın bireysel becerileri üstüne kurulmuş bir planı olduğunu gördük. İyi oyuncularımız var. İyi takımlarda oynuyorlar. Doğru antrenmanlar yapıyorlar ve kaliteli teknik adamların elinde gelişiyorlar. Bunun yansımasını ofansif aksiyonlardaki çözüm üreten hareketlerde gördüğümüz gibi, top rakibe geçtiğindeki bocalama da karşımızda.. Böyle potansiyeli olan bir kadronun teknik adamı olmak da büyük lütuf. Montella bunun ekmeğini yiyor. Macaristan'ın hocası da İtalyan. Takımındaki her oyuncu, her durumda, ofansif veya defansif ne yapacağını, nasıl pozisyon alacağını biliyor. Baskıdan çabuk çıktıkları gibi, hızlı hücumlarda da doğru yerdeler. Oğuz Aydın ve Kerem Aktürkoğlu skoru taşıdılar. Üç asist, bir gol çıktı bu ikiliden. "Sıfır" santrfor oyunu Montella'nın tercihi. Bu seçim ile Galler'i de yenemedik, Karadağ'ı da. Barış Alper'i kullanıyor uç noktada, çocuğa da eziyet ediyor aslında. Ama devam ediyor bu seçiminde. Aynı şeyi yaparak, farklı sonuç bekleyenler arasına yazacağız Montella'yı…
Kariyerli takımın sıkıntısı var sahada. Topu bulan kendi gösterisini yapmak istiyor. Kenan bunlardan biri. Maçın etkisiz elemanı. Hakan yine yönetti takımı. Orkun büyük hırsla oynadı ama bu ikili rakip topla yarı sahamıza geldiğinde destekte eksik kaldılar. Neyse, uzun bir ara vermiştik milli maçlara. Bu tür bocalamaları normal karşılayalım. Hataların üstünü örten ön tarafımız var ve maçın raconunu da kestiler. Şimdi "sıfır" statik santraforla oynayacağımız, risk almayı rakibe bırakacağımız, defans arkasına hızlı oyuncularımız ile sarkacağımız rövanşa gideceğiz. Kendi sahasında kaybetmiyormuş Macaristan… Göreceğiz…

Puan kaybedilecek maç bu değildi!

İskoçya'dan gelen "Yorgun savaşçılar" beklenen direnci kırmaya çalıştı. Belki akıllar doğruyu söyledi ama ayaklardaki tercümesi doğru olmadı. Sahaya yenilmemek için çıkan, yerden kalkmayan, dokuz oyuncu ile adam adama temaslı markaj ile savunan Samsun'un duvarına çarptılar. Beşli sistem, Amrabat'ın sigorta olduğu savunma örgüsünde rakibi getirmedi kaleye. Ancak öndeki baskının yetersizliğinde mesafelerin uzadığı, topu rakip ceza alanına taşımak için ekstra pasların üretilmesi gerektiği dakikalar izledik. "Hani bazı maçlar vardır, bir türlü olmaz" denilen, o kimliğe büründü 90 dakika. Mourinho hamlelerini yaptı, Szymanski, İrfan Can Kahveci ve Osayi ile hız getirecek oyuncularına görev verdi. Sonrasında Oğuz Aydın'ın sol kanada geçmesiyle birlikte iki taç çizgisini kullandılar.
Üst üste etkili ortalara, "İki kule"; En Nesyri ve Dzeko dokunmayı da başardı. Altı pastan direğe nişanlayan Szymanski, son saniyelerde köşeye uzayan Okan Kocuk kurtarışı, korkulanın habercisi oldu. Böyle maçları çözsün, bu dirençleri kırsın diye alınan oyuncuların birer birer erittiği fırsatlardı bunlar...
Sezon sonuna 11 finali vardı F.Bahçe'nin ama puan kaybedeceği maç bu olmamalıydı. Kendi sahasında coşkulu taraftarı önünde, doğru bir hakem yönetiminde, mazeretlerine rağmen çözmeyi başarmalıydılar. Sahanın F.Bahçe adına yıldızı Oğuz Aydın oldu. Tribünlerin heyecanı Talisca veya sezonun ustası Tadic değil. Enseyi karartmamak lazım. Samsun takımı ve başkanın benzer iddiayı, direnci evlerindeki G.Saray maçında gösterecekler mi, beklemek lazım. 10 maç var daha, köprünün altından çok sular akar.

Takım inanmıştı ama olmadı...

İstanbul'daki skorun ağırlığını hissediyorlardı. Rangers da bu avantajından vazgeçecek gibi değildi. "Kora kor" dediğimiz temaslı, yakın ve tempolu şekilde karşıladılar Fenerbahçe'yi. Oyunu kurdurmadılar, sahaya kaosu davet ettiler ve usta oyuncuları Cerny ile de kendilerince şovlarını yaptılar.
Bilinmezlik probleminde, Talisca, Fred ve Kostic'e emanetti organizasyon. 36'da En Nesryi golü kaçırdığında maçın adı değişti aslında. İskoçlar "Ne oluyor?" dediler, bizimkiler "atabiliriz" duygusuna yeniden kavuştular. Ondan sonrasında top Rangers sahasına taşındı, Fenerbahçeli oyuncular arasındaki trafiğini başlattı. 44'te Symanski usta işi attı golü. O ana kadar da maçın "etkisiz" elemanıydı. Futbolun kendi yasasında, hikayeyi yeniden yazma iznini alıyordu genç Polonyalı… İkinci yarıda sadece maçı uzatmaya götüren skoru almadılar, fizik olarak geriye giden Rangers karşısında farkı da bulabilirlerdi. 75'te Dzeko ve Tadic'in girmesiyle birlikte "akıl – fikir" de geldi Fenerbahçe ataklarına. Dzeko topu tutuyor, Tadic pas istasyonu oluyordu. Gecenin güzelliğine başka heyecan geldi, "Tarih nasıl yazılır" yeniden Türkiye'ye hatırlatmak istediler.
Uzatmalar, Mourinho'nın organizasyonunda, hamlelerinde, takımı diri tutmasında, Mert Müldür'ün sakatlığı sonrasında önce Symanski'yi, sonra Tadic'i sağ beke almasıyla geçti. Pozisyonlar da buldular. İrfan Can Eğribayat'ın kurtarışı, Skriniar'ın gövde gösterisi. İnanmış bir takım halinde zafere çok yaklaştılar.. Ancak tur penaltılarla kaçtı, yazık oldu emeklere...

İkinci yarıdaki hamleler mantıksız

Nasıl başardılar bilmiyorum ama hatasız olması gerekenlerin, en kötü oynamayı seçtiği geceydi. Rangers'ın attığı gollerin tamamı bireysel yanlışlardan geldi. Szymanski'nin verimsizliği neredeyse rakibi bir kişi fazla oynatır oldu. İkinci golde genç Yusuf ofsaytı bozdu, Cherny'i kimse kovalamadı. Mourinho'nun maç öncesindeki analizi de sahayı tarif ediyor. "İyi savunma yapıyorlar, iyi kontraya çıkıyorlar. Ben bugünden daha çok tedirginim, rövanştan korkmuyorum" dedi. Maçı saatler önce oynamış sanki. Herkes Fred'in eksikliğindeki orta sahayı konuşuyor ama Mert Müldür'ün de "patinaj" yaptığı, Kostic'in tek başına ofansif hamleleri yüklendiği de ortada. İskoçlar hem bireysel beceriyi, hem oyun aklını, hem de koşu kalitesini getirdiler sahaya. Fenerbahçe'nin ikinci yarı hamlelerinde ise mantık aramak manasız hale geldi. Talisca ile dörtlü, Maximen ile de beşli forvete döndüler. Plan kaos olunca, hamlelerden verim almak da sahadakilerin bireysel performansına kaldı. 2-1'den dönmek adına içeriye kulübedeki tüm ofansifleri atmak, "Plan felsefenin önünde olmalı" diyen bir teknik adamı, yani Mourinho'yu açıklamıyor. Kendini inkar ederek, "Taktik-maktik yok" kararı alması aslında bir vazgeçiş. Arkasındaki binden fazla maçın hangisini böyle oynadı acaba? Tribünlerin skora rağmen bu çabayı görüp, maça asılmaları. Dediğimiz gibi geçen haftalar, seri galibiyetler, bazılarının ayarlarını bozmuş… Belki kendilerine gelirler.