CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Ha bir eksik ha bir fazla

Babel golü attığında bile maçı Beşiktaş'ın kazanamayacağı belliydi. Artık ligdeki durumu mu dersiniz, son Zagreb rezilliği mi, yoksa 50 binlik Kadıköy birliği mi; Fenerbahçe istiyor ve sınırlı kadro kalitesine rağmen Beşiktaş'ı ısırıyordu.
Şenol Güneş 20 kez gelip, bir kere bile kazanamadığı bu atmosfere, Ljajic yerine Atiba tercihini yaparak zaten "yine kaybetmeyeyim" diye gelmişti. Eğer takımınıza galibiyet hissini veremiyorsanız, "aman, önce beraberlik" diyorsanız, bir kişi eksiksiniz zaten.
Bu fikre; taraftarıyla bir kişi fazla oynamayı başaran Fenerbahçe de izin vermedi. İlk 45 bittiğinde ne oynadığını bilen Beşiktaş'tı ama iyi olan taraf için Fenerbahçe yazıyorduk. Direkten dönen Hasan Ali şutu bir tarafa Aatif'ın kötü kafa vuruşu, Ayew'in panik şutu vardı.
İkinci yarı Beşiktaş skoru elinde tutmaya karar verip, pas oyununa dönünce, Cocu da iki değişiklik (Eljif ve Valbuena) ile hücum emrini verdi. Jailson tek başına toparladı orta sahayı, Beşiktaş'ın ön tarafı geri koşmaktan vazgeçince, Fenerbahçe'nin golü için "o an" beklenmeye başlandı. Öylesine hissettiriyordu ki kendisini, sahanın en etkili ismi Hasan Ali yaptı asisti, en çalışkan, en isteklisi Ayew attı golü. Skor dengedeydi.
Sıralamanın üstündeki takımların puan kaybettiği haftanın son maçında, aslında iki kaybeden olarak ayrılıyorlar sahadan. Belki Şenol Hoca, "Deplasmandaki derbide bir puan iyidir" diye düşünebilir. Ama bu kadar sorunlu F.Bahçe'yi yenememesi, bekleme süresini 14 yıla çıkarması, hep korkunun ecele faydası yok önermesi...
Bu maçın özel motivasyonu, oyuncularının çok özverili oynaması, Cocu performansını doğru değerlendirmemizi engeller. Yaptığı hamleleri onaylıyoruz elbette. Ama bunlardan verim alamadığının altını da çizelim. Bu sonuç takıma da, yönetime de, Fenerbahçe seyircisine de bir süre verecektir. En azından nasıl yapamadıklarını veya nasıl yapabileceklerini gördüler.

Acemi bir hocayla hedef kovalıyor!

ARKADAŞ yine takımın bütün dengeleriyle oynamış. Ön tarafı değiştirmekle kalmamış bu kez, orta saha ile defansı da yenilemiş. Ne hangi takımı çalıştırdığının farkında, ne de hangi maça çıktığının.
Sahadakiler kadar acemi bir teknik ile hedef kovalıyor Fenerbahçe.
İyi düşünmek için zorluyorum kendimi ama olmuyor. Desem ki; bir sistem var; öncekiler yapabiliyordu, Bunlar yapamıyor. O da yok ortada. Bir emin arıyorsunuz sahada. "Rakibi yüksekten vuracağız, pasla geçeceğiz, kanatlardan geleceğiz" gibi. Nasıl hücum edileceğinin kararı Aatif'a kalmış. Topa tek kendini gösteren o, pası alan o ve kaybeden de kendisi. Bir şey diyemiyorsunuz, çünkü diğerlerinde o yürek veya cesaret de yok.
Önceden ezberlediklerini yapıyorlar ama biri edebiyat çalışmış, diğeri biyoloji.
Bir türlü anlamıyorlar birbirlerini.
Elbette golün nedeni hatadır. Frey duran topta önündeki topa tekvando darbesi ile vurmaya çalışıyor, ilk gol oluyor.
Kaleci Harun önce topu rakibe atıyor, pozisyon geçiyor. Sonra boşa çıkıyor, kalecisiz kaleye atamıyorlar. Bu yetmiyor;
İsmail'in topuna Mehmet Topal müdahale edince üçüncü gol geliyor.
Oyun için Cocu'yu, bu pozisyonlar için futbolcuların altını çizmek istedim.
Birisinin yanlışını, diğerinin düzelteceği bir ortam da yok sahada. Rakip hoca kendi alanında ter dökerken, bizim Hollandalı oturuyor hala kürsüsünde.
Soru geldiğinde de, "Gol atamadığımız için kazanamadık" gibi ukalalık da yapıyor.
Dört gün önce ne yaptığını bilen, bilmeye çalışan bir takımla oynadı Konya'da ve kazandı. Bu rotasyonu kime, nasıl güvenerek yaptı bilmiyorum. Bildiği bir şey var mı; onu da bilmiyorum. İki tane "ama" hakkımı kullanıyorum. Beşiktaş derbisine Volkan Demirel ile çıkmak zorundalar.
Yetenekli ile "iyi" arasındaki farkı Harun'un dünkü performansı ile gördük.
İkincisi ise Cocu'ya hitaben; Fenerbahçe için ligin kararının verileceği Beşiktaş maçına çıkacak. Eğer, "eskilerden" yardım almazsa; "tuz kokar"… Dikkat etsin.

Umut hep cebimizde kalacak

Üç gün önceki Rusya maçından düne geldiğimizde "taş üstüne taş konduğunu" gördük. İsveç gibi sert bir takıma karşı, üstelik deplasmanda topu ve oyunu böylesine kontrol etmek önemliydi. Goller yedik veya pozisyonlar verdik, doğrudur. Ancak daha formanın ağırlığına alışamamış, acemilikleri diz boyu oyuncularla oynuyoruz. İlk kez bir araya gelmeye başlayan bu çocukların hiç kırılmadan, topu sürekli yerde tutarak paslaşmaları veya yardımlaşmadan vazgeçmeden sahada kalmaları beni umutlandırdı.
Tüm maçı sahiplenerek oynamaları, hata yapmalarına rağmen koşmaktan vazgeçmemeleri daha da önemliydi. Kulüp havasında bir milli takım için güzel işaretler bunlar. Okay - Topal ikilisinin orta sahayı tutmalarına, Oğuzhan'ın öne paslarıyla etkili oyun yorumu gelmeliydi. Hakan ve Cengiz'in içeri kat eden akıllı bindirmeleri veya Cenk'in koşuları bu paslara yanıt alamadı. Oğuzhan ya geç kaldı, ofsayt geldi sonrasında, ya da rakibe takılıp kaldı. Dikkat ederseniz oyun karakteri veya düzen değil eleştirdiklerimiz. Performanslar üstünden konuşuyoruz. O nedenle umut hep cebimizde kalacak. Çünkü bu maçta kötü oynayanlar, diğerinde daha farklı veya akıllı olacaklardır.
Düşündüm de, bizi Fransa'ya kadar götüren maçlar da dahil olmak üzere, neredeyse dört yıldır, ilk defa "Bu takım olur" umudunu taşıdım. Karşımızda sonucu kabul etmeyen, sonuna kadar uğraşan ve bir planı olan takım vardı. Oyuncu değişiklikleri ve Yunus - Emre Akbaba ısrarları ile gelen iki golle galibiyete uzanan eller... Bu çocukların hak ettikleri bu sonuca çok ihtiyaçları vardı. Tıpkı bizim gibi...

Beşiktaş’ın problemi fiziksel

Son iki gündeki transfer kayıpları ile Bursaspor, sahaya soru işaretli bir takım tertibi ile çıktı. Kalede genç Okan, geri dörtlüde fizik olarak hiç hazır olmayan ve arkadaşlarını tanımayan Chedjou ve Latovlevici. Günümüz futbolunda bu tarzdaki defans bloğu her zaman büyük sorunlar getirir. Bu avantaja rağmen Beşiktaş, çok olumsuz bir ilk yarı sergiledi. 45 dakika boyunca hiç karşı kaleyi zorlayamadılar. Yarım pozisyon dahi bulamadılar. Buna karşılık ileri uç ve orta sahadaki defans rahatsızlığından iştahlı ve dikine oynamaya çalışan Bursaspor karşısında iki de çok ciddi gol tehlikesi atlattılar. En net olanını Karius kurtardı, diğerini ise Vida engelledi. İkinci yarı da aynı görüntüde başladı. Ama 51. dakikada Beşiktaş, ilk organize atağında hazırlanışı ve yapılışı güzel bir golle skor avantajını yakaladı. Bu gol Bursa'yı önce moral olarak olumsuz etkiledi ardından da ilk yarıdaki sarf ettikleri sınırsız enerji yüzünden yorgunluk gündeme gelince kontrolü kaybettiler. Ama Beşiktaş, öylesine kötü bir günündeydi ki rakibin oyundan düşüşünü skor avantajının moraline rağmen istediğini elde edemedi. Son 4 dakikada hatalı bir gol yiyerek 2 puan kaybettiler. Beşiktaş'ta önemli bir fiziksel problemler var. Quaresma ve Babel de geçen seneki görüntülerinden uzak. Aynı şekilde Adriano da öyle. Oğuzhan ve Tolgay'ın devamlılıkları yok. Artı Negredo yine aynı şekilde yüksek kalitesine rağmen bunu aşamıyor. Bu konuda ilginç bir örnek vereyim. İlk yarıda Negredo, Chedjou'yu çalımla geçti. 1.5 metre kadar öndeydi ama iki senedir çok az maç oynamış Chedjou, Negredo'ya yetişip geçti. Bursaspor, sıkıntılı kadrosuna rağmen içten mücadelesinin ve oyun disiplininin karşılığını aldı.

Yolu açık!..

Maçın kendi hikayesi, uzatmada gelen beraberlik golüyle, ikinci yarıya 'umut' taşır hale geldi. İlk yarının etkisiz takımıydı Fenerbahçe. Orta sahada Josef'in verdiği direnci her saniye arıyorlardı. Rakip ikinci bölgeyi çok çabuk geçtiği gibi, top Fenerbahçe'ye geçtiğinde de baskıyla top kayıplarına neden oluyordu. Kontrol tamamen Benfica'daydı.
Artık klasik hale gelen "defans sarsaklığı" içinde basit bir ver-kaç ile Gedson golü buldu. Üstelik onu Alper marke ederken, Skrtel kontrol edebilecek veya Volkan topa uzanabilecekken. Top oraya yine Valbuena top kaybı ile geliyor, kanat atağında ayağa pas yapacak kadar da yanlış yerleşimi değerlendiriyorlardı.
Cocu henüz bu detayları anlayabilecek durumda değil. Yani umarız öyledir. Takım direncini, topun arkasına geçmeyen oyuncularla kurabileceğine inanması, Guliano'yu üç maçtır ilk on bir yapması değerlendirme kriterlerindeki bir defo gibi.
İkinci yarıda Alper ile orta sahasını üçleyebilir, Soldado hamlesini erken de yapabilirdi. Benfica'nın baskısından böyle çıkmayı deneyebilirdi. Sadece oyuncu değiştirerek değil, düzen ile de fark yaratılabilirdi. 65'teki Topal-Barış değişikliği ise tam bir macera. Guliano-Eljif ikilisini ön libero olarak kullanmak oyunun 'kumarı' oldu. 1-1'i riske atmak istemeyen, daha çok sahasında bekleyen Benfica'ya karşı, pas kalitesini yükseltmeyi denemekti.
Takım ve tribün olarak skora verilen tepki, devam etmek için gereken golü aramak adına mücadeleden vazgeçmemek, hata anlarından birbirlerinin yanında olmak, biten Şampiyonlar Ligi rüyasına rağmen, bu maçların getirdiği kazanım. Cocu bir hafta içinde oynanan üç resmi maç sonunda kime ne kadar güvenebileceğini artık anlamış olmalı ve istediği oyunun iskeletini de kurmalı. Yeni santrforu, Eljif ve Barış gibi ışıldayan gençleri ile daha iyiye gidebilecekleri bir yol var.

Bir şeyler olacak!

Zor olması bir kenara, takımın ve oyuncu grubunun durumu değerlendirildiğinden "imkansız düğmesine" de basılan maçtı. Benfica'nın oyun ve kalite geleneği bir tarafa, buna karşı koyup, kafa tutacak potansiyel de görünmüyordu.
İlk 45 bittiğinde tüm bu ön yargılarımız, doğru oyun ve iyi mücadele ile rafa kalktı. 3 bin 200 ayrılan biletten sadece 100 tanesini satabildi Fenerbahçe yönetimi. Gerisini iade etti. Halbuki Fenerbahçe'yi Benfica'ya rakip yapan lig ikinciliğini getiren bu inatçı oyun karakteri ve taktik disiplindi.
Cocu bunun farkında olarak oynattı maçı. Orta sahada özellikle adam adamayı seçerek ceza alanına etkili pas gelmesini de önlemeye çalıştı. Kalabalığın içinde kaybolan atak hamlelerine, topu rakip sahaya taşıyacak pas organizasyonuyla cevap veremediler.
Veriler ilk yarıda "yüzde 73" diyor Fenerbahçe'nin pas ortalamasına. Türkçesi ; "Rezalet"... Topu almışlar, rakibe vermişler ve yeniden peşinde kopmuşlar yani. Bunu tersine çevirecek hamle, orta saha kalitesi. Ama bir bakıyorsunuz, en büyük beklentin olan oyuncular; Giuliano veya Valbuena top kayıplarının, hataların sahipleri.
Benfica'nın beklenen baskısının "Her an gol olabilir" sinyalleri vermesi de bu yüzden. İleriye top taşıyamadıkları gibi, ayaklarındakini de hemen kaybettiler. Buna rağmen yedikleri gol bile neredeyse "pozisyon" sayılmayacak enstantaneydi.
Bu maçın İstanbul etabında, herkesin kalbinde ve aklında "eleriz" umuduyla gelmesinin tek göstergesi de takımın direncinden, isteğinden vazgeçmeden oynaması. Luz Stadı'ndan bu kadar teslim olunan maçta, bu sonuçla çıkmak net başarıdır.
Geriye düşmeden önce Mehmet Ekici, sonrasında ise Soldado hamleleri de bize Cocu'nun yenilgiyi kabul etmeyen yapısını gösteriyor. Oyunu değil ama oyuncuyu değiştirerek, bir şans varsa bunu yakalamak istedi.
Bir hafta sonra Kadıköy'de, Lizbon'daki 100 gönül vermişin üstüne, 40 bin "inanmış" eklenecek. O gün; bir şeyler olacak...

Akhisar’a tarih hediye etti!

Trabzonspor maçı öncesinde Aykut Kocaman, Hasan Ali'nin orta sahada konumlanması ile ilgili olarak, "Bizi çok iyi tanıyan bir rakip ile oynuyoruz. Bir sonraki rakipleriyle oynadığımız için her maçımızı seyrediyorlar. Sürpriz yapmamız gerekiyordu" dedi. Ligde iki defa kaybettiği Akhisar karşısına, bir final maçında, ligde oynadığı son 11 ile çıkan da aynı Aykut Kocaman. Aynı taktik ve diziliş ile kazanamadığı rakibi karşısına, yine aynı taktik ve görevlerle çıkardı takımını sahaya...
Tam bir hayal kırıklığıdır. İkili maçları ve özellikle de finalleri iyi analiz etmesi ve detaylardan yararlanması ile tanıdığımız bir teknik adamın, kazanmasına rağmen sorunları içinde barındıran oyuncularıyla, farklı bir sonuç bekledi.
Diyebiliriz ki; Akhisar'ın ilk golü gelene kadar üç net gol pozisyonu vardı. Biri olsa durum farklı olabilirdi. Doğrudur, ama olmadı. Ne yapacağını, hatta ne hissettiğini iki kere test etmiş oyunculara karşı, kadrosunun kalitesini zorlaması gerekiyordu. Akhisar'ın sahasında bekleyeceğini hepimiz biliyoruz, yine de pas sorunu olan orta saha ile oynamak, bu kadar orta yapıp uzun santrforu yedeğe yazmak, kapalı defansa rağmen adam eksilteni (Valbuena) 60'dan sonra oyuna sokmak, ciddi bir teknik adam yanlışıydı.
Akhisar'ın ne yapacağını çok iyi bilerek oynaması, orta saha presiyle sürpriz toplar kapması, önceki ezberlerinin doğruluğunda hareket etmesi, net bir skor ile kupayı kaldırmalarını sağladı. Oyunu çirkinleştirmeden, skorun ve rakibin kurallarıyla çıktıkları bilek güreşini kazandılar.
Ve en doğru yaptıkları şey ise, Fenerbahçe'nin takım ve teknik heyet olarak tüm "defolarını" ortaya çıkarmalarıydı. Her maçın hikayesi farklıdır. Aykut Hoca, böyle bir maç maratonunda, artık yorgun hale gelmiş, Giuliano, Josef gibi ciddi form sorunu yaşayan, Aatif ve Alper'in performans sorunlarına alternatif getiremedi. Yine de, böyle bir kulvarda finale kadar gelmek, kupayı kazanmak kadar önemlidir. Okan Buruk, bu kupa ile takımına, Akhisar ilçesine bir "tarih" hediye etti. Aykut Kocaman, şampiyonluk mücadelesi içinden gelerek, Beşiktaş'ı eleyerek takımına kupa şansını sundu. Onların iyiyi yapmak adına döktükleri teri saygıyla alkışlıyorum.

Son sözün sahibi!

Son haftalar oyunu da unutturdu sahadakilere, sezon ezberlerini de... Başakşehir'in kendi oyununu kaybetmesi ve iki kırmızı ile maçı tamamlaması, Kadıköy'deki Fenerbahçe kadrosunu da "elikolu titreyenler" haline getirdi.
İlk 45'i yine boşa geçirip, orta sahada rekor top kaybı ile tamamladılar. İki 'altı' numara Josef ve Topal, stoperlerini rahatlatamadıkları gibi öne doğru, hızlı pas üretemediler. Bursaspor'un dirençten bir an bile vazgeçmeden oynaması, adam eksiltmenin önemini de ortaya çıkardı.
Aykut Kocaman'ın hemen Valbuena'yı sahaya atması, takımın da, tribünlerin de havasını değiştirdi. Ofansif olarak daha etkili ve çabuk gelmeye başladı Fenerbahçe ama Bursa da orta sahayı rahat geçip, çok oyuncu ile pozisyon üretti. Mustafa Er yaşadıkları sorunlara rağmen tüm oyuncularını maçın içinde tutup, kazanmayı isteyen akılla oynatıyordu.
Bu yüzden Valbuena opsiyonu, kayıp toplar, orta sahadaki baskının gecikmesi, gol de getirdi. Maçın artan zorluk derecesi, bu noktada seyircinin devreye girmesiyle aşılabilirdi. Rakiplerinin bu silahı Aykut Hoca da yoktu. Aksine bir hata sonrası Volkan'ın kabusu da oldular. Bir yandan rakip, bir yandan skoru tutmaya başlayan kendi tarafı.Fırat Aydınus'un Titi'ye gösterdiği kırmızı kartla birlikte Bursaspor kalecisi Harun ile olan maç başladı. Pozisyondaki kırmızı kart yorumuna katılmadığımı da belirteyim. 90'da Şampiyonlar Ligi için ilk bileti ceplerine koydular. 6'da 6 yaptılar. Son sözü kimseye bırakmadan yollarına devam ediyorlar. Maçı teknik olarak, kararlar açısında tartışacağız elbette. Ancak fırtınaların içinden geçerek geliyor Aykut Kocaman ve oyuncuları. İyidir-kötüdür fakat kazanmak dışında çareleri olmadığını bilerek sonuna kadar mücadele ediyorlar. 32. maç bittiğinde müthiş bir "tekzip" metni var ellerinde. Detayını konuşuruz.

Vazgeçmek yok

Son haftaların en istekli ve en güvenli Fenerbahçe'sini izledik. Guliano-Soldado artık ikili olmaya karar vermiş ve pas örgüsüyle rakip kaleye yaklaşmaya çalışıyorlardı. Onları destekleyen önemli sağ kanat bindirmeleri Dirar ve Şener'den geliyordu. Antalyaspor'un defans örgüsü içinde gedikler açan önde baskı görüntüleri de sıklıkla karşımıza çıkıyordu... Mehmet Topal ve Josef, bu sürpriz preslerin sahibiydiler. Antalyaspor topu ayağında görüyor ancak öne gitmeye karar verdiği anda top kayıpları ile pozisyonlara davetiye çıkartıyordu.
İki fark geldiği andan itibaren maçı kafasında bitirdi Fenerbahçe takımı. Skrtel'in Antalyaspor'a yaptığı gol asisti bile o havayı bozmadı. Aslında en büyük değişim bu. Eskiden olsa topun ayağa dolanması görüntüleriyle bir panik filmi izlerdik. Ancak bu havayı bir saniye bile yaşatmadan, taktik disiplin içinde yakalayacakları fırsat için beklemeye başladılar.
Hakem hatalarının da ciddi etkisindeydi maç. Antalyasporlu oyuncunun ters kafa vuruşunda, direkten dönen topa "ofsayt" çekti yardımcı hakem. Pozisyonu görmesine rağmen Yaşar Kemal Uğurlu bayrağa uydu. İkinci yarıda elle oynamayı da tersine çevirdi Uğurlu... Dengeli maç yönetmesine rağmen tabelayı etkileyecek iki kararın sahibiydi; olmadı...
İstekli ve inatçı görüntüye rağmen Aykut Kocaman'ın maç analizi muhtemelen basit top kayıpları üzerine olacaktır. Sadece ön oyuncuların pas ve beceri kalitesi üzerine yoğunlaşmış, geri kalan altılının, tek amaç olarak topu kapmayı hedeflemiş olduğu bir düzen var sanki karşımızda. Rakip ceza alanına girerken bile pas kalitesi ve kararında belirsizlik sürüyor. Yine de çok adamla hücuma çıkmaktan kaçınmayan ve öne geçtiği halde "kazanmak yeter" demeden gol aramaya çalışan Fenerbahçe takımı artık taşların iyice yerine oturduğunu gösteriyor. Daha iyi olmak adına sorun sadece performanslarla sınırlı. Ya daha çok çalışacaklar, ya da daha iyileri transfer edilecek.
Son viraja dörtte dört ile giriyorlar, liderle aralarında üç puan var. Böyle bir sezonda "ben de varım" diyor Aykut Kocaman'ın takımı...

Bu ayıbın futbol halidir!

Bir kupa rövanşının öfke seline dönüşmesini ibretle izledik. Sahada başlayan sertlik ve gerginliğin üstüne, tribünler de kendi üstlerine alındıkları bölümü sergilediler. Ayıp üstüne ayıp vardı.
Üç sezondur iki takım maç yapmıyor, adeta birbirlerini yok etmek için gizli planlar üretiyor. Geçen sene Dolmabahçe'de Van Persie- Tosic olayları yaşandı, ortalık seviye iktidarını kaybetmiş demeçler ve sözlerle doldu. 2-2'nin rövanşına çıkacaktı takımlar ama ilk maçta üç kırmızı çıkmıştı. Sahadakiler kendi işlerini yapmak yerine, rakibini kışkırtıp, o dengesizlikten avantaj sağlamanın peşine düşmüşlerdi. Kadıköy'de de avantajı eline almış takımları, Beşiktaş'ın hızını kesip, oyunun kontrolü peşine düşerken, korner attırmıyorlar Quaresma'ya. Pepe kırmızı görüyor, artık oyun kolaya dönüşecek, yine atıyorlar ellerine geçeni. Bunun adı tepki değil artık. Benzer olaylar başka statlarda yapıldığında demek laf bırakmayanların, aynı tabloyu kendi sahalarına taşımakta tereddüt etmemeleri gibi bir gariplik de var ortada. Pepe'nin kartının ardından, her pozisyonda kendini yere atıp, hakemin kararından başka bir kırmızı çıkarmaya çalışan Medel veya Talisca'ya ne laf edelim. Kulübedeki rakip oyuncuları taciz etmeyi kendilerine hak görenlere diyecek bir söz olabilir mi? Ne zaman bu kadar düşman olduk. Neler söylendi ki bu oyunculara maç kazanmak için kendi yeteneklerini bir kenara atıp, sinematografik görüntülere yöneliyorlar ve bundan hiç çekinmiyorlar. Özet şudur; Aykut Kocaman taktik planı, oyun konsantrasyonu ile Beşiktaş'ın etkinliğini minimuma getirip, Pepe'nin dengesizliği ile de final kapısını araladı. Valbuena hamlesi ile de kazanmanın peşine düşmüştü. Şenol Güneş Lens ve Vida hamlesi ile takımının direncini arttırıp, ofansif oyuncu sayısından da feragat etmeden tur için riskleri aldı, oyuna baskıyı da getirdi. Kazanmak için her şey yapılır fikri, artık oyunun önüne geçti. Hakemin yaralandığı Galatasaray - Fenerbahçe maçında Cüneyt Çakır gitmedi soyunma odasına. Mete Kalkavan Şenol Güneş'in yaralandığı dakikada gitti. Hangisi doğruyu yaptı?