CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Ruhlarını da kazandılar!

Fenerbahçe mecburiyetten, Nottingham 3-0'ın rehavetinde, bir hafta öncesinin farklı kadroları ve planları ile sahadaydı.
Tek orijinal stoperinin Dereağzı kokan Yiğit Efe olması, Tedesco'yu üçlü savunmaya, Guendouzi-Mert Müldür üçlemesine götürdü. Nene'yi sağ bek, Oğuz'u merkez orta saha yapıp, Kante ve İsmail ile de göbeği kapattı. Kerem, Cherif'in yanında- arkasında ikinci forvetti. Diziliş ilk defa beraberdi, ilk defa bu sistemi oynuyordu. Alıştılar, birbirlerine güvendiler ve rakiplerini bireysel performanslara mecbur bıraktılar. Hutchinson. Yiğit Efe'yi epeyi salladı, Nene yardımıyla kendini toparladı. İsmail her yangının peşine düştü ve Kante geldiğinden beri ilk kez takımın gerçek parçası gibi gözüktü. Kerem'in golü çok değerli. Sakatlığı olmasa Talisca oynayacaktı ve Cherif'in Kerem'e attığı pası, o; kaleye şutlayacaktı. Ya da Oğuz'un pasında Kerem'in kötü şutu Talisca ya da Asensio'ya gelse, devre 2-0 ile başlayabilecekti.
Hepimiz mücadele eden, vazgeçmeyen Fenerbahçe istiyorduk, sahadaki çocuklar bunu bize verdiler. Kerem'in penaltısı iki farkı getirince Tedesco'nun "mucizeyi arayacağız" cümlesi geldi aklımıza. 60'ta Asensio hamlesi ile riskleri de üstlendiler. "Aman fark yemeyelim" maçından, "Hadi çocuklar yaparsınız" kısmına geçildi. Yine de şans anı Nottingham golünü getirdi. Çok sevindi İngilizler. Yunanlı Başkan, Portekizli Hoca da. Her Fenerbahçeli oyundan da, takımından gurur duydu. Turu kaybettiler ama ruhlarını kazandılar.

Sarsaklığın zirvesi (!)

Maçı anlatmaya "Vay arkadaş" diyerek başlamak lazım.
Sezonun maçına çıkan, Galatasaray'ı yakalamanın eşiğine gelen takım, son dakikalarda ayağa kalktı, son saniyelerde ise devrildi.
"Kırılma" maçında, 10 kişi kalmış rakibine topu ikram etmek sadece Fenerbahçe'nin hikayelerinde yer alan bir ayrıntı. Milyonlarca taraftarın bu kadar transfere, eline gelen fırsatlara rağmen "Acaba" diye bakmalarının nedeni de bu.

Sakarlığı ile meşhur defans hattının, tamamen sakatlanıp değişmesi ile birlikte dengenin bozulduğunu söyleyeceklerdir.
Doğrudur da. Ama mucizeyi yaratıp, kazanmaya pençeye taktıktan sonra dakika saymak nedir?
Öne geçtikleri Başakşehir, Alanya, iki Kasımpaşa ve Göztepe maçlarından puan kaybederek ayrılıyorsa bir takım, üstelik son dakikalarda topu ağlardan alıp; bunu yaşıyorsa, taraftarını nasıl inandırsın şampiyon olacağına.

"Fikstür avantajından" bahsedip, yıpranacak Galatasaray'ın zor deplasmanlarında puan kaybını beklemenin hesabındayken, kendi sahanda.
Tedesco'nun çok beğendiği Mert Müldür, üç gün önce arka direkte rakibine kafayı vurduruyor, dün de son saniyede. Çağlar, Skriniar'ın sakatlandığı dönemde arka adalesini tutup, çıkıyor. Nasıl güveneceksin bu oyuncularla yol yürüyeceğine.
"Santrafor almadılar" geyiğini çok dinlersiniz bugün ve sonrasında...

Talisca, beraberlik golünü atan Jim Allevinah'ın yaptığı koşuya baksın, kaçırdığı pozisyonlarda.
Eğer iyi tarafından bakılacaksa, Galatasaray'ın yenildiği haftada bir puan kazandılar, farkı ikiye indirdiler.
Bunu da düşünsünler.

Acemiler mangası!

Tedesco maç planında ofansif kadro yapısını, "Önde baskı yapıp, çok gol atmak istiyoruz" cümlesiyle açıkladı. Eğer takım öne gidebilseydi (!), plan da tutacaktı.

İlk yarıda İngilizler Fenerbahçe kadrosunu "acemiye" çevirdiler.
Dört pasın üst üste yapıldığı hamle sayısı 4'ü geçmedi bu devrede.
Böylesine agresif baskıda topu ayağında tutanın, bir saniye sonra kaybettiğini göre göre aynı tavrı da sürdürdüler.
Asensio, Semedo, Talisca...

Tecrübeliler – farklılar diye bakıyorsun. Duvara çarpıp, topun peşinden koşmaya devam ediyorlar. Bir nevi "had bildirme" aslında. Premier Lig'in düşmemeye oynayan takımının oyuncuları, bizim "ekstralarımıza" çıtalarını gösteriyorlar.

Peki, bir orta saha fazla oynasalardı. Trabzon'da olduğu gibi... Bir şeyler değişir miydi? Ya da kalbi pırpır atan Cherif daha kontrollü olmayı başarsa. Ya da Semedo her ikili mücadelede ezilmese. Ya da Tedesco, Forest takımının kalitesine Trabzonspor kadar önem verseydi.
Nene ve Levent'in oyuna girmesi ile pas kalitesini biraz yükselttiler. 61'deki İsmail hamlesi ile de Tedesco ligin daha önemli olduğunun altını çizdi. 3-0'dan sonra topu Fenerbahçe'ye verip, kendi sahalarında mı kaldılar, yoksa doğru oyuncu profili ile Fenerbahçe kontrolü mü ele geçirdi?
Aslında bu maçta yaşanan en kötü durum, Skriniar'ın sakatlanmasıdır. Turdan umudu olan yoktu. Taraftar da lige yoğunlaşmıştı. Ama teknik direktöründen, sahadaki en önemli oyuncusuna kadar "acemiler mangası" seyrettirdiler bize.

Fenerbahçe şampiyon gibi oynadı

Adına yakışır, her saniyesinde inadın zirvesini gördüğümüz bir maçtı. Beraberlik kokan büyük maçların kaderinde, aslında iki takım içinde en kötü sonuçtu. Zirvede devam etmek için kazanmak gerekiyordu. Muçi'nin stoperler ve Ederson tarafından gole davet edilmesi ile birlikte, F.Bahçe için gece daha da zorlaştı. Ama ustaların son sözü söylediği bu kadronun, anların peşinde olduğunu anlamamız da uzun sürmedi. Yine Asensio'nun yönetimindeydi oyun. Geriden gelip öne geçmenin keyfini yaşarken, tribünleri maçtan uzaklaştırırken, bu kez topu Trabzonspor'a verdiler. Onauchu için gol davetiyesi gibiydi bu tavır. Nijeryalı müthiş bir kafa golü attı, bir tanesi direğin yanından çıktı. Stoperler bu dev Nijeryalı karşısında çaresiz kaldı. Fatih Tekke de takım arkadaşları da bu ekstra bonusun farkında. Ancak tek planlı bu organizasyonda, topa fazla sahip olmanın da anlamı kalmıyordu.
Tedesco'nun 4-1-4-1, topa sahip olduğunda da 4-3-1-2'ye dönen formasyonunda, sızma koşular, Kerem'in arayışları, özellikle solda Mert Müldür üstünden hamleleri ile çok etkili geldiler. Kante sağ çizgiye yakın, tüm merkez ise Guendouzi'de . Guendouzi'nin mükemmel oyunu, Kante'nin solukluğunun da üstünü örttü. Cherif'in enerjisinin fark edilmesi, son bölümdeki Musaba-Nene hamleleri Tedesco'nun verdiği gözdağıydı. "Üstüme gelme, cezayı keserim" diyordu belki de. Kazanmak fikstürde F.Bahçe'nin önünü açtı, dertleri rakiplerine bıraktılar. Uzun süre sonra "Şampiyon gibi" oynayan, oyunu okuyan bir takım var.

Ne maç ama!

Adına yakışır, her saniyesinde iddianın da inadın da zirvesini gördüğümüz maçtı. Beraberlik kokan büyük maçların kaderinde, aslında iki takım içinde en kötü sonuçtu. Zirvede devam etmek için kazanmak gerekiyordu. Muçi'nin stoperler ve Ederson tarafından gole devat edilmesi ile birlikte, Fenerbahçe için gece daha da zorlaştı. Ama ustaların son sözü söylediği bu kadronun, "anların" peşinde olduğunu anlamamız da uzun sürmedi. Yine Asensio'nun yönetimindeydi oyun. Pozisyonlarda Fenerbahçe'ye ait notlardaydı. Geriden gelip öne geçmenin keyfini yaşarken, tribünleri maçtan uzaklaştırırken, bu kez topu Trabzonspor'a verdiler. Onauchu için gol davetiyesi gibiydi bu tavır. Nijeryalı müthiş bir kafa golü attı, bir tanesi direğin yanından çıktı. Stoperler bu dev Nijeryalı karşısında çaresiz kaldı. Fatih Tekke de takım arkadaşları da bu ekstra bonusun farkında. Ancak tek planlı bu organizasyonda, topa fazla sahip olmanın da anlamı kalmıyordu.


Tedesco'nun savunma 4-1-4-1, topa sahip olduğunda da 4-3-1-2'ye dönen formasyonunda, sızma koşular, Kerem'in arayışları, özellikle solda Mert Müldür üstünden hamleleri ile çok etkili geldiler. Kante sağ çizgiye yakın, tüm merkez ise Guendouzi'de. Fransız'ın mükemmel oyunu, Kante'nin solukluğunun da üstünü örttü. Cherif'in enerjisinin fark edilmesi, son bölümdeki Musaba – Nene hamleleri Tedesco'nun verdiği göz dağıydı. "Üstüme gelme, cezayı keserim" diyordu belki de. Kazanmak fikstürde Fenerbahçe'nin önünü açtı, dertleri rakiplerine bıraktılar. Uzun süre sonra "Şampiyon gibi" oynayan, oyunu okuyan bir takım var.

Nefes alacaklar!

İki bölümde değerlendirmek gerekiyor Fenerbahçe'yi... Defans hattına baktığınız zaman "sarsaklar", biraz öne doğru ilerledikçe "koşanlar", üçüncü bölgeye geldiğinizde "ustalar"... Kante ve Guendouzi ikilisi en çok merak edilendi. Maçın temposu ve hükmünü onlar verecek, Asensio ile Talisca da son sözü söyleyecekti. Kahramanları ve maceraları belli bir hikaye var yani. İlk yarıda maçın 3-0'a gelmesi ustaların birbirlerinin gözüne bakıp, harekete geçmesinin yanı sıra Gençlerbirliği defansının tereddütü sayesinde oldu. Penaltının ardından Kerem Aktürkoğlu'nun şovuyla maçı "bekleme" moduna soktular. Dediğimiz gibi "sarsaklar" bölümünde Gençlerbirliği çabuk ve doğru pas örgüsüne, temaslı baskıyı da ekleyip Fenerbahçe'yi sahasında tuttu. Ederson'a gollerinin asistini de yaptırdılar.


Fenerbahçe'yi sola yönlendirip, Oosterwolde ve Mert Müldür üstünden oynamasını istediler. Topu o bölgeye taşıtıp, kolayca da kaptılar. Peş peşe gelen üç gol, "Takıma santrfor almadılar" eleştirisi bölümüne "sus" işareti de yaptı. Üç günlük maç serilerine bir haftalığına ara verip, biraz nefes alma; tatil yapma fırsatı da bulacaklar. Oyunun temposunun düşüklüğü Kadıköy'deki üstelik Kante'li bir maç için yeterli değil elbette. İşin soyunma odası bölümünde, "üç puanla bitirelim, sağ salim Trabzon'a hazırlanalım" aklı da vardır. Kazanmaları gerekiyordu, kazandılar. Kante taraftar ile tanıştı, oyun olarak eksik kaldı. Cherif ortama adım attı, merkezde açtığı alan, son 10 dakikada etkili şutları getirdi. Çok şey hayal ettiren oyunculara sahipler. Keyif veren tempo da gelecektir.

Tabela konuşur!

Kendi çapında "krizler" barındıran maçtan üç puanla gelmek önemliydi. Oyun ve mücadele, hatta plan Kocaelispor'un yönetimindeyken, bol sıfırlı sözleşmenin hakkını verdi Asensio… Devre biterken, rakip bunaltmışken, tribünler havasındayken nefis bir füze ile tabelayı değiştirdi matador… Hem Kocaelisporlu oyuncuların hayalleri yıkıldı bir anda, hem de Fenerbahçe'nin takım aklı yeniden devreye girdi. Benzer görüntü Bükreş'te de yaşanmıştı. Rakibin baskısına teslim olup, atak organizasyonuna sadece uzun topların peşinden koşarak giden bir Fenerbahçe takımı. Guendouzi transferini, bu tip hapislerin "tahliye" planı olduğunu düşünmüştük. O da Alvarez ile birlikte kıramadı baskıyı. Tedesco'nun mecburiyetleri var. Talisca'sız yapamaz, santraforsuz oyunda da etkili olamıyor. Asensio oyun aklı olarak sahada olmalı. Sadece Er Nesryi'nin takım savunmasında enerji ürettiğini düşünürseniz, Selçuk İnan ile birlikte bir pas takımı haline gelen Kocaelispor'a "dur" de diyemiyorsunuz. 60'daki üç değişiklik ile Nene – Kerem tehdidi oluşturdu genç hoca. Ardından Talisca'nın yerine Fred kararıyla da orta saha direncini arttırıp, topun takımında "akıl" kazanmasını sağladı. Dakikalar geçmeden gelen ikinci gol bu yüzden sürpriz olmadı. Petkovic gibi bir santraforla düşman çatlattı Körfez ekibi. Her takımın "Keşke bende olsa" diyeceği kalite ile oynayıp, üçüncü bölgeyi organize ediyorlar. Skriniar bile çıkamadı öne. Klasik söylemdir; önemli olan kazanmak. Çok sert bir maç serisi geçirdi Fenerbahçe. Nefes bile alamadan geldiler bu deplasmana.

Utanç dakikaları!

Rakibi gözüne kestirmek başka, küçümsemek başka. Romenler cezayı kesecek öyle pozisyonlar buldular ki, serinin en kötü takımı bir anda maçı "hedef" haline getirme isteği yakaladı. 30'a kadar tüm kontrolü elinde tuttu Fenerbahçe. Topa hakimlerdi ama pozisyonu bulmak için ekstra pasları üretemiyorlardı. Nene'nin ortasında En Nesyri'nin vuruşu dolu doluydu. Kaleci kurtardı. Kornerde gol geldi ve maçı bitirdiler kendi adlarına. Sonrasında yukarda belirttiğimiz bölüm geldi. Ederson kurtardı, kurtardı ve kurtardı. Tabii gözler Nesyri'ye yoğunlaştı. "Gitti – döndü" derken, sahada her şeyini vermeye çalışıyordu. Bir ara orta saha bile oynadı, geçişte rakibi kovaladı, Talisca'ya da alan boşalttı. Maçın değişimi İsmail'in kartı sonrasında "frenle" oynamaya başlaması oldu. Osterwolde, eleme maçlarına ceza taşımamak adına kimseye dokunamıyordu bile. Skriniar'ın olmadığı merkezde "sarsaklık" pimi çekilmiş bombasıydı Fenerbahçe'nin. İşin içine "acemilik – korku – güvensizlik" artık adına ne derseniz girince en basit hareketleri yapamaz, pasları veremez hale geldiler.
Üstlerine oyuncu koşunca elleri – ayakları birbirine dolaşmaya başladı. Mert Müldür klasik hatasını yapıp, adamını kontrol etmiyor, Kerem ne yaptığını bilmiyor, Talisca elini taşın altına koymuyor... Sadece Fred ve En Nesyri var çabanın içinde. Hiç bahaneleri yok. Eksiklerden de bahsetmesinler. Lig grubunun en perişan takımına teslim oldular. Alsınlar bu utanç dakikalarını yeni sözleşme istediklerinde oyunculara seyrettirsinler.

Bazen yetmiyor

Futbol kendine ait olan adaletinde. Bu kez dirseğini Fenerbahçe'ye gösterdi. Çekişmeli veya zor olacağı çok belli bir maçta, öne geçtiği halde, bir puana razı olarak sahadan ayrılmak ancak böyle açıklanabilir. 81'e 19 topla oynama oranı elde edip, Göztepe'nin ördüğü duvarı delememek, bu ligin kendi gerçeğinde hep Fenerbahçe'nin başına gelen bir durum. Tedesco'nun neler düşündüğünü bilmiyoruz ama, sabır ve pas örgüsü içinde, etkili kanat atakları ile sonuca gitmek istedi.

İki maçta Yigit Efe ile hamle yapmış, kilitlenen maçları kendi lehine çevirmişti. Bu kez baştan bu kurguya dönmesi kendi içinde mantıklı olsa da, takımın diğer pozisyonlanmasında, yine "zorlandığı" şablonlar vardı. Alanya'da Guendouzi'yi, Aston Villa karşısında da Asensio'yu çizgiye yaklaştırıp, hücumunu organize etmişti. Yiğit kendi ifadesindeki gibi bek gibi değil, sağ kanadı kontrol eden stoper oynamıştı. Bu kez bek görevini aldı direkt olarak. Sağ beki kulübede otururken üstelik. Musabba'nın sol kanat başlaması, golün asistini yapması, karşılayan bek Arda'yı kramplarla baş başa bırakması, "geliyorum" diyen ekstra performansları habercisi. Bu kadar kapanan rakibin, kalecisinin burnunun dibine kadar topu getirip, takım arkadaşına değmediğini görmek ilginç. Talisca da, sonradan giren Duran da, topa gitmek yerine, gelmesini bekleyerek defansın ekmeğine yağ sürdüler.

Göztepe'nin bu kadar kapanıp, özellikle ilk yarıda yakaladığı fırsatları da yazmamız gerekir. Ederson'un kurtardığı, direkten dönen karambol vuruşları vardı. Öne geçseler, tabela başka yerlere de gidebilirdi. Başta da dediğimiz gibi, öne geçip, basit hataların peşine topu ağlarından çıkarmamalısın. Detayların peşindeysen genç Yiğit'den de yapamayacağı şeyleri beklemeyeceksin. Maçın faturası genç oyuncuya değil, Talisca veya Asensio gibi problem çözücülerinin etkisizliğine kesilir.