CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Eksiklerin eksikiği!

Premier Lig'in en organize takımına karşı oynadılar.
Top Fenerbahçe'deyken bütün açıkları kapatıp, bekleyen; kaptıklarında da dört – beş pasla Ederson'un burnunun dibine kadar giden müthiş bir organizasyon.
Okan Buruk Süper Lig'in temposuzluğundan şikayet ediyor ya, bugüne kadar oynadıkları hiçbir rakibe benzemeyen Aston Villa makinası vardı karşılarında.
Bu duvara gedik açmak için bire birlere ihtiyaçları vardı. Nene ve Kerem'in varlığı bu yüzdendi. Hem koşu mesafeleri ve tempoları ile iki yönlü rakibi yıpratacaklarını düşündü muhtemelen Tedesco.
Defansın arkasına sarkmak istediklerinde Duran ve Nene ofsayta düştü. Rakip defansın disiplini karşısında dört – beş metre geri gelmeye üşenen iki tembel. "Hatasız" geçilmesi gereken dakikaların gereksiz ikramlarını yaptılar. Gol de böyle bir pozisyonda sayılmadı.

Talisca hamlesi, Asensio'nun sağa yaklaşıp baskıdan uzaklaştırılması, Yiğit Efe'nin top rakipteyken stoper, kendilerindeyken sağ bek pozisyonuna bürünmesi… Bu hamleler oyun ve pozisyon üstünlüğünü beraberinde getirdi. Talisca, Kerem karşı karşıya kaçırdılar. Kaleci Bizot kariyerine kurtarış serileri ekledi.
Sonuca isyan eden Fenerbahçe takımı vardı ama, bu organize savunmayı sarsmak kolay değildi.
Gelişen bir takım olarak neler yapabileceklerini ve sınırlarını çok iyi öğrendikleri maçı oynadılar. Yeni transferlerin girmesi ile takım dengesi pozitif yönde etkilenecek.
Çok iyi bir takım karşısında (Aston Villa), çok iyi takım olmak için mesafe kaydeden Fenerbahçe için yenilgiye rağmen "eyvah" diyemiyoruz. Daha çok yolları var.

Talisca Krallığı!

Yelkenlerin rüzgarla dolduğu periyotu yakalamışken, kazanmak dışında formül yoktu Fenerbahçe'de… Ama oyun bunu söyletmedi. İlk 45'te Alanyaspor'un boğucu baskısı altında, bırakın kazanan oyunu, maçın berabere bitmesi "mucize" gibiydi. Maç Fenerbahçe'nin solu ile (Kerem – Mert) ile Alanya (hıh sağı (Hadergjonaj – Efecan) arasında geçiyordu. Yönlendirmeler Semedo ile Musaba'yı "yok" haline geçirip, Oosterwolde ile ön tarafın top kullanmadaki eksikliklerini plan haline geçirdi. Alanya için her şey çok güzel gidiyordu. Ta ki ikinci yarıdaki Tedesco hamlelerine kadar. Yiğit Efe – Semedo değişikliği ile üçlüye döndüler. Alanya üç adama baskı yapmaya kalkınca orta sahada eksildi.


Guendouzi merkezden sağa geçince, Asensio ile İsmail oyunu yönlendirmeye başladı. Alanya sahasında kalmak zorunda kaldı. Bu andan itibaren "sabır" devreye girdi Fenerbahçe adına. Ayağa paslar ve temaslı baskıyı kullanmaya başladılar. Talisca "krallığında" affedilmeyen hatalar kuralı işlemeye başladı. Tam bir avcı gibi, uygun fırsatları "tehlikeye" ve "gole" çeviren büyücü gibiydi Brezilyalı. Ligin yeniden başlaması için "büyük takım – büyük futbolcu" karakterini taşıyan sonuç lazımdı ki; aldılar. Alanya takım olarak kafa tutmayı beceren, pas organizasyonunu doğru yapan ve pozisyon oyunundan çok öne geçmiş bir ekip. İki kere öne geçip, arkasında duramadılar, çünkü Asensio ile Talisca'ları yoktu. Tedesco'nun iyi gitmeyen oyuna hamle yapması, sistemi değiştirmesi, farklılık araması da takdire değer.

Ders maçı

Kolay görünenin aslında en zor olduğunu bir kez daha gördük. Topa, maça, oyuna ve her şeye hakimdi Fenerbahçe ama golü 80'den sonra bulabildi. Görkemli bir Süper Kupa resitalinden sonra, üç lig aşağıdan gelen rakibine karşı bir türlü tabela düğmesine bastıramadı. Maçın şans bulamayanlarla olması kadar doğalı yoktu. Düşünün Nene sağ bek, Oğuz ise sol… Buna karşı Talisca ve Duran gibi iki dev forvet önde, fırsatın peşindeler. Mert Günok ile birlikte tamamen değişen defansın öncelikli görevinin oyunu kurmak olarak şekillenmesi de sürpriz değil bu maçta.


Beyoğlu Yeniçarşı'nın genç kadrosu, aynı Göztepe maçında olduğu gibi öyle bir duvar ördü ki, Fenerbahçe ilk yarıda 18 şut denemesi yaptı, golü 29.'da buldu. Üç direkten dönen top, Talisca'nın da kalecinin suratına baktığı dört – beş pozisyon var. Talisca'nın sihirli sol ayağından gelen ilk gol olmasa, "Futbolun adaletinden" bahseden yazılar veya yorumlar da olacaktı. Bir başka açı bize bireysel formlara bakmamızı söylüyor. Hadi John Duran kalabalığın içinde sıkıştı. Nene, Symanski ve Oğuz Aydın'a ne demeliyiz. Yeniçarşı defansı özellikle de Nene'ye fırsat vermedi. Konsantrasyon deyip geçmeyin, karşımızda ciddi bir balans ayarı var.

Sahada yok olan Nene ve Symanski'nin bölgelerini golden sonra değiştirmek de Tedesco adına çok geç alınmış bir karar. İki kanadını da doğru kullanamadı, oralardan etkili ortalar – paslar getiremedi takımı. Efe İnanç'ın kurgusunda, ezberinde makine gibi bir Beyoğlu Yeniçarşı takımı vardı. Başkan İskender Karadeniz'in "genç oyuncular" üzerine kurulu prensiplerinde, vazgeçmeyen karakterleri var. Yolları açık olsun.

Patron geldi

Hikayesi çok farklı bir final izledik. Çok değil iki sezon önce Fenerbahçe'nin U19 oyuncularını "topu taça atacağız" deyip, atağa geçerek yenip, Urfa'da, orta saha yuvarlağında kutlama yapan Galatasaray'dı. Kadroda çok değişiklik yok, Okan Buruk da kulübedeydi. Rötarlı bir rövanşta, "eğer" merakını giderdi Fenerbahçe takımı. Hava ve stat şartları bir tarafa, daha idmanda ter attığı transferleri ile dikildiler hesabı görmeye.


Okan Hoca'nın lige ambargo koyan ön taraf baskısını, kırdılar; geçtiler. Duran toplar dışında kendi ceza alanlarında topa değdirmediler. Okan Buruk ve ekibi hiç bu kadar "çaresiz" kalmamıştı. Kimin daha iyi hazırlandığı, istediği, farkını ve kalitesini koyduğunu gördük. Fenerbahçe sadece kupayı kazanmadı, bu galibiyet ile ligin "patronu" da oldu. Guendouzi'nin takımı başkalaştırmasını bekliyorduk. Ama ilk maçında, sert rakibe karşı bu performansın sahibi olması, sonraki maçları takımı adına nasıl "kolaylaştıracağını" da gösterdi.

Tedesco'nun rakibin "bireysel" yeteneklerini özel çalışması ile sildiğini de ekleyelim. Sane dripling yapamadı, İcardi kalabalıkta kayboldu, Barış Alper'e "susturucu" taktılar. Goller, "anlarda" geldi ama gol olması gereken bir çok atak girişiminde beceriksizlik, heyecan veya acelecilik vardı. Halil Umut Meler'in takdir haklarını, baskı kurulduğu anda çaldığı düdükler ile kurtarıcı rolüne büründüğünü, temas aldığı anda kendini yere atanların emrine girdiğini söyleyelim.

Tahmin edilemez!

Takımların yedek oturtacak oyuncu bulamadıkları bir dönemde, Süper Kupa'nın ringine çıktıklarını izledik. Peşinden hataları, sürprizleri getirmesi muhtemel maçlar içinde, Fenerbahçe ile Galatasaray finalde kavuştular. Aradan geçen iki yıldan, Şanlıurfa'daki yarım kalan randevunun peşinden, esaslı bir hesaplaşma için geri sayıma geçtik.


Maçın kendi heyecanı, tartısı olsa da gözler Samsunspor'dan gelen yeni transfer Musaba'nın üstündeydi. 69'da tabela kalktığında iki asist ile soyunma odası yürüyüşüne geçti genç oyuncu. Eğer karşı tarafta devam etseydi, bu maç böyle mi devam ederdi, Fenerbahçe lehine açık ara olan hücum dengeleri Samsunspor'dan yana döner miydi ? Böylesine etkili ve fark yaratan bir transfer yaptılar. Musaba da ilk gösterisinde hırsını, isteğini ortaya koydu, kendini sakınmadı ve İstanbul'a dönerken Fenerbahçe taraftarlarına "İşte bu" dedirtti.


Fenerbahçe'de John Duran ve Asensio'nun hücum organizasyonlarını çok etkili bir şekilde yönettiklerini söylememiz lazım. Jhon Duran "harıl harıl" santrfor aranan dönemde paniğe gerek olmadığını gösteren performanstaydı. Daha arkadan gelecek Talisca, Semedo, Nene ve En Nesryi var. Fred ile Alvares de dünkü maçta sahada yoktu. Fenerbahçe'nin potansiyelinin ve limitinin tahmin edilemeyeceği bir periyot var önümüzde. Fenerbahçe teknik direktörü Domenico Tedesco Levent Mercan'da ısrar ederek, oyuncuyu ilk onbir seçeneği haline getirdi. Osterwolde tam bir süpürücü gibi oynadı. Direkten dönen iki topun olduğu ilk yarıda attığı gole rağmen Kerem'in net fırsatlarda elinin ayağının titremesi de ilginç. Ve şimdi derbi zamanı. Cumartesi akşamı Atatürk Olimpiyat Stadı'nda hepimizi yıldızlar geçidi bekleyecek.

Saklambaç!

Maçın konfor alanı iki takım için de genişti; kazanmak zorunda değillerdi. Eksikler, üç gün önce oynadıkları lig maçı, kupanın eleme olmaktan çıkması, baskıyı da azalttı. Yani; futbol için mükemmel ortam. Üç kadro dışısı ile birlikte 13 eksiği vardı Fenerbahçe'nin. Beşiktaş iki sakatı, iki de Afrika Kupası'na gönderdiği dört oyuncusundan yoksun. Aslında; "işte fırsat" 90 dakikası bir çok oyuncu için. Ama… Fenerbahçe'de gözler Bartuğ, Oğuz ve Symanski'nin üstünde. Onlar ise işin "saklambaç" kısmındalar. Oğuz'un sahada pozisyonlanması zaten "aman pas atmasınlar" gibi. Symanski'yi de kaleci Ersin ile baş başa bıraktılar birkaç kez. Ayağına top geldiğinde "eyvah" dediğini hissediyoruz Polonyalı'nın.
Yine sorumluluk Asensio'da. Kerem merkez forvet oynuyor ama istediği pasları alamadığı gibi, yine bire birlerde eksik kalıyor. Bu karmaşa içinde top Fenerbahçe'de gibi gözükse de, hataları bekleyip, kaleyi daha doğru açılarla bulan Beşiktaş takımıydı. Sadettin Saran etrafında yaşanan son olayların, Kadıköy tribünlerine ateş getirdiğini söylemeliyiz. Beklenti bu kadar düşükken, stada akmaları net bir camia mesajıydı. Başka mesajı verenler de takımı eksik oynatanlar oldu. Devre arasında transfer kararı verirken daha rahat karar verilecek. 13 eksiğin yanında takımı dokuz kişi oynatan iki tane daha vardı. Beşiktaş, Sergen Hoca ile olan yolculuğunda böyle bir galibiyete ihtiyaç duyuyordu. Yeni yıl öncesinde en azından gülümseme şansını buldular.

Ustaların performansı

Fenerbahçe için gündemin sadece futbol olmadığı bir maçtı. Bir gün önce takımın amacı 3 puanken dünkü gelişmelerle birlikte bir camia gösterisine dönüştü. Olimpiyat Stadı'nın her takım için zor olan şartlarına başka bir mücadele eklenmiş oldu. İlk 45'i "Şampiyon takım" gibi oynadılar. Baskıları doğru yaptılar, rakibi geri ittiler, yüzde 90'a ulaşan pas isabet oranıyla oyunu yönetip hem golleri buldular hem de pozisyonları… Sadettin Saran'ın tribüne gelmesiyle birlikte coşku arttı.


F.Bahçe'nin "Başkalaşma" süreci üstüne kata kata devam ediyor. İşin "Teknik-taktik" bölümü bir tarafa, takımın vücut dilinde "Bu maçı kazanacağım" mesajını okuyorsunuz. Bu öz güveni getiren son 2 maçı 4 golle kazandıran ustaların performansı. Talisca ve Asensio sazı alınca zor görünen her şey birdenbire kolaylaşıyor. Talisca takımın "Kibar hırsızı…" Oynadığında En-Nesyri'nin, son iki maçta da Duran'ın rakip defansta oluşturduğu boşluklara sızıp pozisyonları kendine yazıyor. Dün de 1 gol, 1 asistle bitirdi maçı.


Tabii 2. yarı da var. Konya maçında olduğu gibi topu rakibe bıraktığı, kendi sahasında beklediği ve rakibe fırsatlar verdiği kritik dakikalar… Eyüpspor'un bir topu direkten döndü, biri duran topta iki pozisyonda da penaltı kararı çıkabilirdi. Takımın fizik güç olarak geriye düştüğü şıkkı çok anlamlı değil. Çünkü 2-0'dan döndürüp son dakikalara kadar gol kovaladıkları maçlar var. Fakat mental olarak bu kadar teslim olmak şampiyonluğa oynayan takım için anlamlı değil.

Tabelayı savunmak

Avrupa'dan "şık" bir skorla gelmelerine rağmen, ligin kırılma haftasını yaşayacaktı Fenerbahçe. Galatasaray'ın maç fazlasıyla altı puan fark koyması bir yana, berabere biten Trabzonspor maçı dageceye anlamını kattı. Tedesco maç öncesinde "Alev alev yanıyorlar" dedi oyuncuları için. Uzun zaman sonra takımına bu kadar güvenip, iddiasını ortaya koyan bir teknik adam ifadesi. İlk yarıdaki coşku da O'nu yanıltmadı. Konyaspor baskısını kırıp, çok oyuncu ile etkili şekilde gelmeye başladılar. Pozisyonlar kaçtı, fırsatlar harcandı, Talisca ustalığına, futbol şansını da ekleyip, skoru üçe getirdiler. İkinci yarıda vitesi küçültüp, maçı tutmaya konsantre oldular. Değişiklikler de bunu destekledi. Başakşehir karşısında öne geçip, maçı tutamamış, "Bunu başarmamız gerekirdi" eleştirisini de yaptılar. Şimdi, perşembenin yorgunluğu üstüne tabelayı savunmayı seçtiler.
Konya kısa üçgenler, özellikle merkezdeki kalabalığı sık sık deldi ama şut fırsatlarını ceza alanı dışında bulabildiler. Ederson sorumluluk aldı bu anlarda da. Bu maçların tekrarı olacağından kimsenin şüphesi de olmasın. Üç günde bir maç serisi içindeyseniz, ilk yarıda farkı bulduysanız, "ekonomik moda" geçmek anlam taşır. Keşke aynı tempoya veya baskıya devam edebilseler. Buna oyuncunun vücut dili karar verir. Duran yerine Talisca çıksa, belki de bulunan boş alanlarda daha etkili hücumlar da izleyebilirdik. Yine de 87'de gelen Asensio golü, Kadıköy müdavimlerinin evlerine daha keyifli götürdü. emre.bol@fotomac.com.tr Yani; yarış devam...

Sakin ve akıllı!

Maçın kendine özel gerilimi vardı. Ligdeki son maçın kötü performansının üstüne, sakat ve cezalılar eklendi. Bunu Norveç'in soğuğu ve Brann takımının iddiasını da ekleyerek, drama dönüşmesini bekleyebilirdiniz. Eğer o hep bahsettiğimiz 'kalite farkı' olmasa… Ağır zemin, uzun çimler, alışık olmayanlar için hataya uygun ortamı hazırladı. Baskıyı kırmaya çalışırken, pas hataları da geliyordu. Talisca'nın 'bağlantı' oyuncu rolünü benimsemesi beklenirken, Nene'nin ara pasında Kerem jenerik golünü attı. Tüm hikâyeler için yeniden yazılma dönemi açıldı böylece. Şöyle açıklayalım; 18'de En-Nesyri, Helland'a son adamdan kırmızıyı gösterttiğinde, daha ayağına top değmemişti. Brann, liglerin oynanmadığı kış döneminin getirdiği maç eksiği problemini dibine kadar yaşıyordu.
Eksilen rakip önde baskıdan çabuk vazgeçince F.Bahçe'nin dakikaları başladı. Zemin kötüydü. Topu sağdan sola dolaştırıp, defansın gedik açmasını beklediler. Bir korneri Oosterwolde aşırttı, bir ortayı Brown yaptı, diğerini Levent; Talisca üç kere çaktı. Stuttgart maçında net kırmızıyı, Plzen'de VAR'a rağmen net penaltıyı değerlendirmeyen UEFA hakemlerine karşı yapılan itirazların sonucu da alındı diyebiliriz dün. Başakşehir maçı sonrası 'skoru korumamız lazımdı. Büyük takımlar bunu başarmalı' diyen Tedesco'nun takımı, kendisinin saha kenarında olmadığı bir 90 dakikada tam da böyle oynayarak, sakin kalarak, acele etmeyerek farklı skora gitti. Talisca'nın gecesi F.Bahçe'nin Avrupa Ligi'ndeki devamı için kalan iki maçta alınacak bir puanı yeterli hale getirdi.

Tedesco patinajda

Adı üstünde "zor maç" ama oyunun dilinde "Ben kazanacağım" diyen takım yok. Ne Fenerbahçe ne de Başakşehir benzer hırslarını barındırıyordu. Kader anlara bırakılmış, "Biri bir şey yapar" moduna geçilmiş. Son maça göre altı değişiklik var Tedosco'nun on birinde. Ancak planda bu oyuncuların farklılık yaratması üzerine bir fikir yok. Talisca'nın emrine verilen hücum aksiyonlarının içine Asensio girmedi. Semedo'nun sakatlanması sonrasında görev alan Kerem de ortalarda yok. Galatasaray maçında da yaşanan bu "bireysel çöküş" tüm oyuncuları sarmış durumda. Maçı yaşayan Fred ve Alvares var görüntü de. Takımın kıpırdaması için ilk değişiklerin (Nene, En Nesryi, Brown) sahaya girmesi gerekti. Asensio merkeze geçinde organizasyon biraz akıl – fikir kazandı
Bu bezginlik, bir gün öncesindeki "kayıp puan" beklentilerinin, "hakem kararı"ndan dönmesi olarak yorumlayanlar olabilir. Bu tip maçların çokluğu için de bizim de zaman zaman "Niye futbol yazıyoruz ki" dediğimiz de oluyor. Geriden gelerek kazandığı iki maç sonrasında Tedesco'nun, son iki maçta ortaya fark koyamadan takımını oynatması da kabul edilemez. Galatasaray maçında ilk isabetli şut 89'daydı. Dün kaleyi tutan ilk şut gol oldu. Bir takım, böyle bir maça nasıl "hazırlanamaz" gösterdi herkese. Maç sonlarındaki güzel cümleler, bir teknik adamı "başarılı" yapmıyor maalesef. Ekip olarak çuvalladılar