CANLI
SKOR
Sinan Vardar

Sinan Vardar

Herkese var, Beşiktaş'a yok

Fenerbahçe'nin berabere kaldığı haftada siyah-beyazlıların artık puan kaybına tahammülü yoktu. Karşılarında ise Burak Yılmaz'la ciddi bir çıkış yakalayan Gaziantep vardı. Maça iyi başlayan Beşiktaş, maçın hemen başında Gökhan Sazdağı'nın yaptığı inanılmaz basit bir hatayla golü kendi elleriyle rakibine ikram etti ve ne olduysa o an oldu... Yarı otomatik VAR sistemi ekrana geldi ama teknoloji Beşiktaş söz konusu olunca nedense körleşti! Pozisyonda apaçık bir ofsayt. Siyah-beyazlıların oyun kurma problemi artık kronik hâle geldi. Bekler bindiremiyor, orta yapamıyor, adam eksiltemiyor. Böyle büyük bir kulübün bekleri bu kadar etkisiz olamaz. Sahada düzen yok, plan yok... Kaos futbolu! Gaziantep neredeyse her hızlı hücumda pozisyona girdi; Beşiktaş savunması alarm veriyor.

35'te Gaziantep kalecisinin ikramıyla gelen gol nefes aldırdı. Fakat ilk yarının sonunda Jota'ya yapılan müdahale yüzde yüz penaltıydı. Hakem Kadir Sağlam da VAR'daki Halil Umut Meler de bunu es geçti. Üstüne bir de oyuncu sakatlandı! Ofsayttan yenen gol, verilmeyen penaltı... İlk yarı tam bir hakem faciasıydı. İkinci yarıda Bayo'nun antrenmanda bile zor atacağı golle Gaziantep yeniden öne geçti. Bu kadar rahat dönüp vuruş yapmasına izin verilmesi kabul edilemez. Neyse ki Abraham'ın golü çabuk geldi ve Beşiktaş skoru eşitledi. Ancak üstünlük golü bir türlü gelmedi. Siyah-beyazlılar sahadan beraberlikle ayrılarak çok değerli iki puanı daha çöpe attı. Burak Yılmaz'ın teknik adamlık yolculuğunu beğendiğimi daha önce de söylemiştim. Kendini geliştirmeye devam ediyor. Beşiktaş'tan kiralanan Tayyip Talha da başarılı bir oyun ortaya koydu. Sonuç mu? Beşiktaş iyi oynasa da kazanamıyor. Ve yine herkes için çalışan VAR, Beşiktaş'ın kapısında arıza veriyor!

Beşiktaş nefes aldı!

Stadında maç oynayamayan, adeta sürgün hayatı yaşayan Karagümrük karşısında tribünlerde hem kırmızı-siyahlı hem de Siyah-Beyazlı az sayıda taraftar vardı. Atmosfer zayıftı ama Beşiktaş'ın bu maçı kazanması şarttı.
Maça baskılı başlayan taraf Beşiktaş oldu ancak oyunun organizasyon tarafındaki aksaklıklar yine göze çarptı. Siyah-Beyazlı ekip istekliydi fakat oyun bütünlüğü bir türlü sağlanamadı. Kornerler Beşiktaş'ın en büyük hücum silahıydı ve golün de böyle gelmesi şaşırtmadı.

Orkun Kökçü, milli maçtaki formunu sahaya taşımaya çalıştı. Takımın maestrosu gibi oyunu yönlendirdi, tempoyu ayarladı Uzun süredir yedek kalan Jota Silva bulduğu fırsatı harika değerlendirdi. Hem golü hem de sergilediği oyunla gecenin en parlayan ismiydi.
Beşiktaş dün 90 dakika boyunca golü arayan taraftı. Cengiz Ünder kaçırdığı penaltı nedeniyle eleştirilecek olsa da Beşiktaş'ın ürettiği hemen her tehlikeli atakta onun dokunuşu vardı. Sürekli denedi, zorladı, oyunu hareketlendirdi.
Toure zaman zaman etkisiz görünse de attığı golle Beşiktaş'a büyük bir nefes aldırdı. O gol, Siyah-Beyazlı taraftarların derin bir "oh" çekmesini sağladı. Maçın on anlarında Demir Ege'nin verilmeyen golü çok klastı.
Bu genç yetenek neden yedek anlamakta zorluk çekiyorum.
Böyle gergin maçlarda bazen oyundan çok skor önemlidir; Beşiktaş da dün bunu aldı.

Karagümrük cephesinde ise durum iç açıcı değil. Atakan Çankaya'nın mücadelesi ve kaleci Grbic'in kurtarışları takımını ayakta tuttu ama bu çaba ligde kalmak için yeterli görünmüyor.
Sonuç olarak Beşiktaş kritik bir virajı döndü fakat oyun olarak hâlâ gelişime ihtiyaç var. Bu galibiyet bir seriye dönüşmezse alınan 3 puanın değeri eksik kalır. Siyah-Beyazlı takımın hem oyun disiplinini hem de hücum düzenini güçlendirmesi şart. Beşiktaş, nefes aldı ama bu performansın üzerine koymak zorunda.

Martı da ilaç olmadı!

Yaralı martının sahaya inişi ve maçın ilk yarısında 22 oyuncuya eşlik etmesi... Efsane Başkan Süleyman Seba'nın o unutulmaz sözünü bir kez daha hatırlattı bize: "Bir gün beni özlediğinizde sizin yanınıza bir martı olarak geleceğim." Evet Büyük Başkan... Seni çok özledik. Hem de her geçen gün daha çok. Tıklım tıklım tribünler, büyük bir coşku vardı Dolmabahçe'de. Ama sahadaki Beşiktaş organize değildi. Samsun'un maçın başından itibaren kurduğu baskı, gol arayan takım görüntüsü vermesi içime pek sinmedi. Sanki tersine dönen bir oyunun ilk işaretleri gibiydi. Beşiktaş'ın ilk şutu, dakikalar 30'u gösterdiğinde Cerny'nin kaleyi bulmayan vuruşuydu. İşte o ana kadar topa sahip gibi görünse de aslında oyuna sahip olan takım Samsunspor'du.


Futbol bazen böyle adaletsizdir; kahramanlıkla hata arasındaki mesafe bir nefes kadar. 1-1'den sonra Beşiktaş da, tribünler de pes etmiş gibi oldu. Kara bulutlar çöktü sanki. Ama bir mesele var ki, en az skor kadar can acıtıcı: Sahanın en iyilerinden Rıdvan ve Salih'i yuhalamak da ne demek? İkisi de hak etmedi protestoyu! Yapmayın! Samsunspor'a ayrı bir parantez açmak lazım. Ligin en iyi ekiplerinden biri olduklarını bir kez daha gösterdiler. Holse önderliğinde, bir dakika bile durmadan, oyunu çirkinleştirmeden, dimdik bir mücadele...


Bu kadar hakem hatalarının konuşulduğu bir dönemde ise Atilla Karaoğlan'ın yönetimi harikaydı. Beşiktaş büyük takım... Bu kara bulutları dağıtacak gücü de, karakteri de, tarihî de var. Ama önce saha içi organizasyonu, sonra zihinsel direnci yeniden inşa etmek şart. Sayın Başkan keşke buraya kadar getirmeseydin! Sakin bir kafayla düşün bakalım nerelerde büyük yanlışlar yaptın? Lütfen; taraftarın istifa seslerine kulak ver.

Türk futbolunun kurtuluşu

Türk futbolunda önemli gelişmeler yaşanıyor. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun başlattığı bahis operasyonunu sonuna kadar destekliyorum. Bu operasyonun amacı sadece birkaç ismi yakalamak değil, Türk futbolunu yıllardır kirleten sistemi temizlemek olduğuna inanıyorum. Umarım kısa süre içinde adalet yerini bulur ve Türk futbolu yeniden güven kazanır. Bu operasyon, futbolumuzu karartan karanlık ilişkilerin açığa çıkması için tarihi bir fırsattır. Benim gönlüm rahat. Beşiktaş'ın karakterli isimleri olan Necip Uysal ve Ersin Destanoğlu gibi futbolcuların böyle bir işe bulaşacaklarına inanmıyorum. Ancak suçlular kim olursa olsun, hak ettikleri cezayı mutlaka almalı. Kulüpleri batıran sahtekar yöneticiler unutulmasın. Bu operasyon, yalnızca futbolculara değil, kulüpleri borç batağına sürükleyen başkanlara da uzanmalı.


Son yıllarda bazı menajerlerle gizli ortaklık yapan yöneticiler, kulüplerin parasını hortumladı, tarihi kulüplerimizi batma noktasına getirdi. Taraftarlarımız yıllardır kulüplerinin nasıl borç batağına sürüklendiğini üzüntüyle izliyor. Bu noktada TFF ve devlet yetkilileri harekete geçmeli, TBMM'de kabul edilen Spor Yasası tam anlamıyla uygulanmalı. Kulüpleri yönettikleri dönemlerde borca sokan başkanlar ve yöneticiler yargı önünde hesap vermeli. Türk futbolunun kurtuluşu özkaynak düzeninde Türk futbolunun kurtuluşu, genç yeteneklerin keşfedilmesi ve öz kaynak düzeninin yeniden ayağa kaldırılmasıyla mümkündür. Ülkemizin gençleri inanılmaz yetenekli; sadece doğru yönlendirme ve fırsat verilmesi gerekiyor. Artık modası geçmiş yabancı futbolcuların çöplüğü olmaktan çıkmalıyız. Türk futbolu, gençliğine dönerse yeniden ayağa kalkar. Bu ülkenin çocukları Avrupa'nın en yetenekli gençleri arasında. Onlara güvenelim, sabredelim ve geleceğimizi inşa edelim. Bu süreç, Türk futbolu için bir temiz sayfa olmalı. Gerçek adalet sağlanırsa, futbolumuz yeniden ayağa kalkar.

Hele şükür Beşiktaş!

Beşiktaş, Antalya deplasmanına fırtına gibi başladı. Takım olarak arzu, istek ve enerji tavan yaptı. Abraham'ın erken golü hem takıma hem taraftara moral verdi. Siyahbeyazlı futbolcuların gözündeki ciddiyet ve oyundaki disiplin, özlenen Beşiktaş'ı hatırlattı. Cengiz Ünder her zamanki gibi farkını gösterdi. Kornerden yaptığı müthiş ortada Djalo'nun golüyle Beşiktaşlıları keyiflendirdi. El Bilal Toure savunmayı zorladı, Cerny ise oyunu aklıyla yönlendiren isimdi. Bu üçlü, ilk yarının kilit oyuncuları oldu.
Ancak ikinci yarıda sahada bambaşka bir Beşiktaş vardı. Topu ve oyunu rakibe veren, temposu düşen bir takım izledik. Ligin formsuz ekiplerinden Antalyaspor bile bu düşüşten cesaret aldı. Boli'nin golüyle umutlanan ev sahibi, Jota Silva'nın son dakikadaki golüne kadar Beşiktaş'ı zorladı. Bu takımın en büyük problemi istikrarsızlık!
Bir devre fırtına gibi oynayıp diğer devre oyunu bırakmak, Beşiktaş'a yakışmıyor. Cerny mutlaka sahada kalmalı, Jota Silva daha fazla süre almalı. Ancak Rıdvan Yılmaz'ın geriye gidişi endişe verici. 3 puan güzel ama oyun hâlâ güven vermiyor. Yine de ilk 30 dakikadaki o iştah ve disiplin umut vericiydi. Bu enerji 90 dakikaya yayılırsa Beşiktaş yeniden ayağa kalkar. Genç teknik adam Murat Kaytaz da maç öncesi ve sonrası açıklamalarıyla beğenimi topladı. Genç ve akademik kariyeri olan pırıl pırıl bir isim. Saha kenarında duruşu, özgüveni ve bilgisiyle Beşiktaş'a yakıştı.

Ne oluyor Beşiktaş’ta

Öncelikle dünkü mali kongrede yaşananlar Beşiktaş gibi büyük bir camiaya yakışmadı. Yönetim adeta hokus pokusla ibra edilirken, bu konuyla ilgili yazımı hafta içinde kaleme alacağım.

Gelelim derbiye... Beşiktaş maça müthiş başladı. Fenerbahçe'nin eli kolu bağlanmıştı. Siyah- Beyazlı takım, muhteşem taraftarının desteğiyle El Toure'nin bir gol bir asistiyle henüz 22. dakikada 2-0 öne geçti. El Toure fırtına gibi eserken, Emirhan'ın son haftalardaki formunu derbi golüyle süslemesi alkışlanacak bir olaydı. Ama her şey bu kadar iyi giderken, Orkun Kökçü inanılmaz bir hata yaptı ve takımını 10 kişi bıraktı. Böyle bir hareket, genç yaşında Beşiktaş'a kaptanlık pazubandı takmış bir oyuncuya hiç yakışmadı. Ardından Teknik Direktör Sergen Yalçın'ın kırmızı kart görmesiyle Beşiktaş saha kenarında da yalnız kaldı. Fenerbahçe'nin geri dönüşü sürpriz olmadı. 2-2'ye gelen ilk yarının ardından Beşiktaşlı futbolcular ikinci yarıda iyi direndi, hatta rakibine zaman zaman zor anlar yaşattı. Talisca'nın ikinci yarının başlamasıyla oyuna girmesi sarı-lacivertli takımı frenlediği, Beşiktaş'ı ateşlediği de bir gerçekti.

Maç berabere bitebilir miydi derken, Emirhan'ın yaptığı o büyük hata gecenin kaderini belirledi. İyi başlayan bir derbinin, Beşiktaşlı taraftarlar için anlatılamayacak bir kabusa dönüşmesi büyük bir hayal kırıklığı oldu. Milyon dolarların sokağa döküldüğü bir sezon daha bitti! Söylenecek, yazılacak çok şey var... Beşiktaş bir bir eriyor. Yönetimiyle, kaptanıyla, teknik direktörüyle... Bu camia, bu berbat tabloyu hak etmiyor. Beşiktaşlılar üzülüyor, ama kimin umurunda? Bu büyük taraftardan utanın!

Titanic Batıyor

Geçtiğimiz günlerde hepimizi derinden üzen bir haberle uyandık... Kıymetli dostum, kardeşim, yıllarca televizyon ekranlarında birlikte program yaptığım, özel hayatımda da dostluğunu her zaman hissettiğim Faik Çetiner'i kaybettik. Faik, çok iyi bir gazeteciydi, çok iyi bir yorumcuydu. Son yıllarda gerektiği değeri görememesine üzülüyordu. Ben de elimden geldiğince yanında olmaya çalıştım. İyi ki de olmuşum... Çünkü Faik Çetiner adamdı! Gerçek dosttu, mertti, iyi bir insandı...

Bugün Beşiktaş'ta yaşananlara bakınca ister istemez aklıma "Titanic batıyor" benzetmesi geliyor. Evet, gemi su alıyor ama hâlâ köprü üstünde dans edenler, şarkı söyleyenler var... Bu batışı seyredenler, çok yakında pişman olacak. Borçlar füze gibi yükseliyor. Yanlış transfer politikaları, kötü kadro mühendisliği, yıllardır gizlenen usulsüzlükler... Koca çınar, artık ayakta kalmakta zorlanıyor. Ama kimsenin umurunda değil gibi! Üstelik derbi öncesinde bile oyunlar dönüyor. Maç günleri özellikle seçiliyor, kongre üyeleri otobüslerle taşınıyor. Bırakın herkes vicdanıyla oy kullansın! Beşiktaş'ın kaderi masa başında değil, kalpte yazılır!

Bir maç bileti uğruna saf değiştiren sözde Beşiktaşlılara da yazıklar olsun. Gerçek Beşiktaşlılık; kulübün çıkarını her şeyin önünde tutmaktır. Beşiktaş, kimsenin menfaat kapısı değildir! Ama yine de umudumu kaybetmiyorum. Ben Beşiktaş camiasının sağduyusuna inanıyorum. Gerçek Beşiktaşlılar, günü kurtarmaya çalışanlardan daha kalabalık. Doğruyu göreceklerine, bu kulübü menfaat ağlarından temizleyeceklerine yürekten inanıyorum. Ve futbolun değişmeyen gerçeğiyle bitireyim... Derbinin sonucu belli olmaz. Ama benim hislerim diyor ki: Kartal, Kanarya'yı yenecek!

Söylesene Sergen Hoca!

Bu takım neden oynamıyor, neden mücadele etmiyor?
Bunu anlamakta güçlük çekiyorum.
Sergen Yalçın, sürekli Rafa'nın formsuzluğundan yakınıyor. Belli ki devre arasında yolları ayırmak istiyor.
Ama sevgili Sergen Hoca, dün gece bir kez daha gördük ki; Rafa Silva'sız bu takımın tadı tuzu yok.
Portekizli yıldız, bu takımın yaratıcı aklı, fark yaratan oyuncusu.
Sergen Hoca yine diyor ki:
"Devre arasında iki önemli transfer yapmalıyız." Allah aşkına, Beşiktaş'ın daha kaç transferi olacak?

Evet, belki Abraham o penaltıyı gole çevirse, Beşiktaş maçı koparacak, sahada özgüvenle oynayacaktı.
Ama arkadaş... Böyle bir penaltı atışı olur mu?
Büyük takım oyuncusu, böyle kritik anlarda bu kadar ciddiyetsiz davranamaz!
Dün sadece Cengiz ve Emirhan isyan edercesine mücadele etti.
Gerisi, kusura bakmasın ama; 122 yıllık o büyük arma büyük geldi!
Beşiktaş bu kadar kötü oynar mı?
Oynamamalı!
Rakip Kasımpaşa belli ki birçok sorunla karşı karşıya. Ama onlar da Beşiktaş'ın zayıflığını görünce puan fırsatını geri çevirmedi.
Ve o 90 dakika boyunca tribünleri inletip, ekran başında yüreği ağzında maçı izleyen Beşiktaş taraftarının suçu ne?
Her sene umut veriliyor, "Bu sezon farklı olacak" deniyor...
Ama değişen bir şey yok!
Artık Ekim ayı itibariyle sezonu kapattığımız gerçeğiyle yüzleşmeliyiz.
Bu taraftar, bu arma, bu büyüklük...
Gerçekleri konuşmayı, silkelenip ayağa kalkmayı hak ediyor.
Beşiktaş büyük takımdır!
Ama bu oyun, bu ruhsuzluk, bu çaresizlik...
Ne Beşiktaş'a, ne de o kutsal formaya yakışıyor.

Skor aldatmasın!

Beşiktaş, Konyaspor karşısında kazandı ama bu skor kimseyi yanıltmasın! Siyah-beyazlılar maça öylesine kötü başladı ki, neredeyse 90 dakika boyunca Konyaspor oyunu Beşiktaş yarı sahasına yıktı. Bu kadar büyük bir kulübün kendi sahasında sıkışıp kalması, açıkçası şaşkınlık verici ve üzücüydü. Ev sahibi vasat bir takım görüntüsündeydi ama Beşiktaş'ın aciz futbolu beni kahretti. Tipik bir Anadolu takımı gibi sahaya çıkan Beşiktaş, oyunu kuramadı, tempo yapamadı, pozisyon üretemedi. Duran toplar dışında neredeyse hiçbir tehlike yaratamadı. Elbette takımda yedi önemli eksik vardı ama koca Beşiktaş, bu kadar silik bir görüntü veremezdi!


İlk yarıda organize atak yapamayan Beşiktaş, duran toptan gelen kafa vuruşuyla Ndidi karambol golüne imza attı. Ancak golün ardından da Beşiktaş yine sahada yokları oynadı. İkinci yarıda Konyaspor sağlı sollu ataklarla bastırırken, Beşiktaş'ın genç stoperi Emirhan Topçu müthiş bir direnç gösterdi. Ayrıca uzun süre sonra forma giyen Ersin Destanoğlu'da yaptığı kurtarışlarla kalesinde güven verdi.


Beşiktaş ikinci yarıda oyunu tamamen kendi sahasında kabul etti. Kontrataklarla gol aramaya çalıştı ama bu anlayış Beşiktaş'ın DNA'sına aykırıydı. Hele ki Sergen Yalçın'ın son yarım saatte Rafa Silva'yı oyundan almasına asla anlam veremedim. Rafa bu takımın yıldızı, lideri! Onu saf dışı bırakmak, Beşiktaş'ın en büyük silahını yok saymak olur. Kaleci Deniz'in Abraham'a hediye ettiği gol sonrası Konyaspor da kepenkleri indirdi ve maç o anda bitti! Evet, Beşiktaş kötü oynarken kazandı ama bu futbol anlayışıyla zirveye oynamak hayal. Bu skor kimseyi aldatmasın. Kara bulutlar hâlâ dağılmış değil. Bu takımın havaya girmesi için Kasımpaşa ve Fenerbahçe maçlarının kazanılması gerek. Kazandığına sevinelim ama oynanan futbolun da Beşiktaş'a yakışmadığını kabul edelim. Beşiktaş büyüktür, böyle oynamamalı!

Ne oluyor böyle!

İstatistikleri okurum ama çok güvenmem! İlk 45 dakikada 262 pas yapmış Beşiktaş ama üretkenlik sadece bir gol pozisyonu... Kâğıt üstünde iyi görünse de sahadaki tablo düşündürücüydü. Beşiktaş pas yapıyor ama oynayamıyor! İkinci yarıda Rafa topu aldı, kafasını kaldırdı, Cengiz'e öyle bir pas attı ki Dolmabahçe ayağa kalktı! Cengiz Ünder transferinde çok konuşuldu ama o, sahada konuşuyor! Ancak soruyorum; böylesine formdayken, son 20 dakikada neden kenara alındı? Kesinlikle hataydı! Sadece Cengiz mi? Rıdvan da çıkmamalıydı. Cerny bu takımda oynar hocam! Sergen Hocam; kusura bakma ama dün oyuncu değişikliklerin berbattı. Sevgili hocam sen Beşiktaş'ın evladısın ama artık camianın enerjisini boşa harcamayın! Graf'la, dış seslerle uğraşmayı bırakın; odak noktanız sadece saha olmalı.


Bu Abraham'dan Beşiktaş'ın golcüsü olmaz! 6 milyon euro'ya alınan Taylan ortada yok. Svensson'un performansı alt lig seviyesinde. Jurasek ömür törpüsü! Okyanus ötesinden getirilen gençler ne zaman geldiler, ne zaman gittiler anlayamadık! Her transfer yeni bir krizi doğuruyor. Taraftar sabrını yitiriyor! Ve haklılar... Bu camia mücadele ister, ruh ister, arma için savaş ister! Gençlerbirliği iyi savaştı. Hüseyin Eroğlu'nu tebrik ediyorum. Kısıtlı kadrosuna rağmen çok iyi mücadele etti. Ama Beşiktaş'ta tablo ortada... Artık kimse mazeret üretmesin! Bu forma, bu arma her şeyin üzerindedir. Beşiktaş'ı ayağa kaldıracak olan o eski ruhu yeniden bulmak zorundayız. Of off Beşiktaş... Nereye gidiyoruz böyle?