İnci tanesi!
Fenerbahçeli bir arkadaşım çocuğuyla birlikte gittiği Göztepe maçı sonrası yanıma geldi. Babanın sesi kısılmış, çocuğun gözlerinde hüzün bülteni. Maçtan çıkan ve "hani bizi ağlatmayacaktınız?" diye haykıran Fenerbahçeli çocuğun videosunu da izledim. Bu ülkede çocuklara verilen hangi söz tutulmuş ki!
Çocuklar futbolun kalbidir ama bizim ülkemizde çocuklar siyasetin, sanatın, futbolun malzemesidir. Bir zamanlar bu kulüpte eşya piyangosu düzenlendi. Fenerbahçeli çocuklar o piyangoya harçlıklarını bile bağışladı. Ne için? Etiketli bir zibidiye ödenecek transfer parası için. O zamanlar söylemiştim, "eşya belki de çocuklardı!" Piyango biletlerinin tiyatro biletlerinden değerli sayıldığı bir ülkede, çocuklar adına o tarihi yenilgiyi kaç kişi fark etti, kaç kişi hazmetti?
Paranın özne olduğu yerde çocuklar kimsenin umurunda değil. Çünkü futbol da siyaset gibi. Çocukları ağlatmamak matah bir şey değil. Çocuklara sağlıklı bir yaşam ortamından bahseden yok. Onları bir şampiyonlukla güldürmek bütün meseleyi hallediyor öyle mi? Bu takımın kaptanı Skriniar denen kötü bir örnek. Çocukların izlemesi kesinlikle sakıncalı şahıs. Kolunda Fenerbahçe kaptanlık bandıyla, elini kasıklarına götürüp tribünlere gösteren birine bir yönetici tek söz etti mi? Böyle bir adam çocukların yüzünü güldürse ne olur? Verdiği hasar kaç şampiyonluğa bin basar!
Bu takımda taraftara posta koyan bitirim futbolcular varken, milyonlarca dolar alıp "hastayım" diye oynamayanlar koca Fenerbahçe Kulübü'ne meydan okurken, kulübün ağaları beyleri dilini yutsun ve çocuklar ağlamasın öyle mi? Bırakın ağlasınlar. Ağlamak ayıp değil. Ayıp olan o çocukları babalarının dedelerin gördüğü asil gerçeklerden mahrum etmek. Şampiyonluktan daha anlamlı değerlerin var olduğunu öğretmek. "Dış yapı" masalıyla büyükleri uyutanlar, kulübün içine sokulan yönetici futbolcu profillerine bakınca ne demek istediğimi daha iyi anlar. Böyle bir ülkede gözden çıkarılmış değerleri savunmak da yürek ister!
Bizler mahalle terzilerinin çok değerli olduğu yılların çocuklarıyız. İspanyol paça pantolonların hayal terzileri de ya sinemanın jönleri olurdu ya da dönemin şarkıcıları. Hangi takımda olursa olsun futbolcuların cikletlerden çıkan kartlarını biriktirirdik. Futbolculardaki asalet birbiriyle yarış ederdi. Kömür taşıyan kara vagonların yerini kara parayla caka satılan lüks otomobiller aldı. Hayat diken terziler kalmadı, dostuna kefen dikenler moda artık.
Çocuklar dünyadaki yalnız yolculuğumuza anlam katmamız adına en değerli varlıklardır. O yıllarda çocuklara sorulurdu, "büyüyünce ne olacaksın?" diye. Ben de birkaç yıl önce bir yakınımın çocuğuna sormuştum da aldığım cevaba bakın. "Terzi olacağım, önce boyumun ölçüsünü alacağım sonra da etliye sütlüye karışmasın diye ağzımı dikeceğim. Büyüyünce nasıl olsa sustururlar beni!"
Merhamet bu topraklarda eski bir alışkanlıktır artık, asalet sizlere ömür. Kötülüğü temsil edenlerin teslim olmasını beklemenin modası geçmişken neyi konuşacağız? Düşündüm de bu yazımda da boşuna isyan ettim! Kara para kasalarının şifrelerini bilenler kulüplerin içine girerken, iplerini sahiplerine teslim eden kuklalar medyada makbul adam konumuna geçerken çocuklar nasıl ağlamasın. Bırakın ağlasınlar. Çünkü onların gözyaşları inci tanesidir. Görebilene!