Seyirci!
Bakmayın 3 farklı galibiyete. Zihinsel kazanma yeteneğini, fiziksel ve ruhsal olarak da sahaya yansıtacağını umduğum Fenerbahçe'yi Rize de bulamadım. Beklenti ve özlem baskı yaratırsa, bu baskının rakip alanda kurulması gerekirdi. Eldeki kalite bunu emreder!
Eyüpspor'a gol atmak çocuk oyuncağıydı da Vedat Muric, Rize'de yokları oynarken, kafa vuruşunda uyduruktan penaltı için hakeme birkaç kez hareket çekmesine baktım. "O pozisyona hakem penaltı verse kabul eder misiniz?" diye sorun, kabul edenlerin adaletle ve asaletle işi yoktur! O yüzden bir futbolcunun gol atmak kadar saygınlık yaratmak kadar özel bir görevi olduğunu da biz hatırlatalım.
Futbolda görsel ortaklık, ruhsal ortaklık kadar değerlidir. Buna futbolun sanat yapısı diyoruz. Bunu başaranları da tırnak içine alıyoruz. İrfan Can Kahveci'nin golü hem estetik hem ruhsal açıdan çok önemliydi. Fenerbahçe'yi tedirginlikten kurtardı, Rizespor'un bütün gardını düşürdü. Kaliteli ve anlamlı maçlar serisini yakalaması için Fenerbahçe'nin zamana değil, düşünce yapısını değiştirmeye ihtiyacı var. Bunu yapacak olan da hem sahadaki futbolcular hem de teknik direktör. Talihten çok daha anlamlı bir gerçek varsa o da emektir.
Galatasaray'ın Kasımpaşa maçında 3 puana katık ettiği güzellikleri parmakla gösterilecek kadardı. Büyük takım olmanın şartı bu; kötüyken de kazanacaksın ama gerçeklere de gözün gibi bakacaksın. Takımın bu savunmayla ligde de işi zor Avrupa'da da. Abdülkerim'in attığı gol tamam da Torreira'nın gördüğü kırmızı kartta ve yenilen golde başrolde oynadığını da görmezden gelmeyelim.
Lige verilen aradan önce, "Barış Alper Yılmaz'ın gol atabilmesi için sahanın içine bir kale daha koymak gerekiyor" diye not almıştım. Kasımpaşa maçında attığı golden sonra cümleyi değiştirdim. "Barış Alper Yılmaz'ın gol atması için sahaya yürek koyması gerekiyormuş." O yüreği iki yıl sonra nihayet ortaya koydu. Maçın kazanılmasında Osimhen'in oyuna girmesinin de etkisi büyük. Bu adamın gölgesi bile "apoleti kral ruhu imece" tanımına uygun adım!
Beşiktaş arkadaşlık bağlarının en güçlü olduğu takım görüntüsünde. Bazen sade bir tabloyla da konuşur futbol. Karşısında Kocaeli gibi kaliteli bir takım varken, zor kazandığını söylemek mümkün ama verilen mücadele kazanılan 3 puanın somut kanıtıdır. Mesele Beşiktaş olduğunda hakem yorumcuların dilleri çözülüyor ya "kurban olsunlar" diyorum "onların yapay cesaretine!"
Trabzonspor, Samsun'da ilk yarıda muhteşemdi. Kazanma duygusu bütün takıma aşılanmışken, sürükleyici bir macera kitabının sayfalarına harika fotoğraflar ekleniyor. Oyun kudreti girdiği pozisyonlarda da belli, verdiği mücadelede de. 10 kişiyle ikinci yarıda Samsun'a verdiği pozisyonlar irdelenmeli ama Salah için bu maçtaki özel notum; "3 kaplan gücünde!"
Hep hakemleri konuşuyoruz da futbolcu ahlakını sorgulayan yok. Görüyoruz ki futbol utanmaz adamların gösteri sanatı olmuş. Top gelmeden kendini atan, bir dokunmayla 8 takla atan, rakip dokunmadan hakemden faul çalmak isteyen futbolculara bakınca, "sahtekarlık insanda adamlık bırakmaz" diyoruz. Futbolda bu tiyatroya hala erkek oyunu deniyorsa, erkekliğin ölümünü seyrediyoruz.
Eyüpspor'a gol atmak çocuk oyuncağıydı da Vedat Muric, Rize'de yokları oynarken, kafa vuruşunda uyduruktan penaltı için hakeme birkaç kez hareket çekmesine baktım. "O pozisyona hakem penaltı verse kabul eder misiniz?" diye sorun, kabul edenlerin adaletle ve asaletle işi yoktur! O yüzden bir futbolcunun gol atmak kadar saygınlık yaratmak kadar özel bir görevi olduğunu da biz hatırlatalım.
Futbolda görsel ortaklık, ruhsal ortaklık kadar değerlidir. Buna futbolun sanat yapısı diyoruz. Bunu başaranları da tırnak içine alıyoruz. İrfan Can Kahveci'nin golü hem estetik hem ruhsal açıdan çok önemliydi. Fenerbahçe'yi tedirginlikten kurtardı, Rizespor'un bütün gardını düşürdü. Kaliteli ve anlamlı maçlar serisini yakalaması için Fenerbahçe'nin zamana değil, düşünce yapısını değiştirmeye ihtiyacı var. Bunu yapacak olan da hem sahadaki futbolcular hem de teknik direktör. Talihten çok daha anlamlı bir gerçek varsa o da emektir.
Galatasaray'ın Kasımpaşa maçında 3 puana katık ettiği güzellikleri parmakla gösterilecek kadardı. Büyük takım olmanın şartı bu; kötüyken de kazanacaksın ama gerçeklere de gözün gibi bakacaksın. Takımın bu savunmayla ligde de işi zor Avrupa'da da. Abdülkerim'in attığı gol tamam da Torreira'nın gördüğü kırmızı kartta ve yenilen golde başrolde oynadığını da görmezden gelmeyelim.
Lige verilen aradan önce, "Barış Alper Yılmaz'ın gol atabilmesi için sahanın içine bir kale daha koymak gerekiyor" diye not almıştım. Kasımpaşa maçında attığı golden sonra cümleyi değiştirdim. "Barış Alper Yılmaz'ın gol atması için sahaya yürek koyması gerekiyormuş." O yüreği iki yıl sonra nihayet ortaya koydu. Maçın kazanılmasında Osimhen'in oyuna girmesinin de etkisi büyük. Bu adamın gölgesi bile "apoleti kral ruhu imece" tanımına uygun adım!
Beşiktaş arkadaşlık bağlarının en güçlü olduğu takım görüntüsünde. Bazen sade bir tabloyla da konuşur futbol. Karşısında Kocaeli gibi kaliteli bir takım varken, zor kazandığını söylemek mümkün ama verilen mücadele kazanılan 3 puanın somut kanıtıdır. Mesele Beşiktaş olduğunda hakem yorumcuların dilleri çözülüyor ya "kurban olsunlar" diyorum "onların yapay cesaretine!"
Trabzonspor, Samsun'da ilk yarıda muhteşemdi. Kazanma duygusu bütün takıma aşılanmışken, sürükleyici bir macera kitabının sayfalarına harika fotoğraflar ekleniyor. Oyun kudreti girdiği pozisyonlarda da belli, verdiği mücadelede de. 10 kişiyle ikinci yarıda Samsun'a verdiği pozisyonlar irdelenmeli ama Salah için bu maçtaki özel notum; "3 kaplan gücünde!"
Hep hakemleri konuşuyoruz da futbolcu ahlakını sorgulayan yok. Görüyoruz ki futbol utanmaz adamların gösteri sanatı olmuş. Top gelmeden kendini atan, bir dokunmayla 8 takla atan, rakip dokunmadan hakemden faul çalmak isteyen futbolculara bakınca, "sahtekarlık insanda adamlık bırakmaz" diyoruz. Futbolda bu tiyatroya hala erkek oyunu deniyorsa, erkekliğin ölümünü seyrediyoruz.