Neyi tartışalım?
Milli takımın ülkemizde oynadığı iki maçı da kaybetmesi, belki kendimize geç kaldığımız içindir. Belki sadece sonuçlara göre yorum yapan bir futbol medyamız olduğu içindir. Fransa karşısında tek gollü yenilgiyi gurur saymakla, 4 gol yedikten sonra İtalya karşısında topa sahip olmakla övünmek de bir şey kazandırmaz, maçları kaybettikten sonra dövünmek de!
Dünya sıralamasında nereye düştüğümüzü gördükten sonra ayağa kalkacak formüller üretmemiz gerektiğini söylesek neye yarar. Aynı adamlarda inat etmenin bu takıma bir şey kazandırmadığı ortadayken, isim vererek "ihbar tablosunu" genişletmenin de anlamı yok.
Bunu bizler değil takımı yönetenler düşünecek! Milli takımda forma giymenin, takıntılı isimlere değil emeğe ve alın terine baktığını öncelikle Montella görecek!
Kaç yıldır gerçek bir golcü üretemediysek, bunda yabancı hayranlığının etkisi yok mu? Ya da eldeki aynı adamlara zımbalanmış olmanın yan etkileri yaşanmıyor mu?
Kaçan goller sÇünkü bazı futbolcular oynatılırken kaybedilir, bazıları görmezden gelinerek.
Arda Güler adlı bir pırlantamız var.
Rakiplerine aynı sahneleri ezberletirken "bir daha oynayalım mı?" diyen sihirbaz. Herkesin ona dahil olması mümkün değil, çünkü diğerleriyle arasında uçurum var. Bir kişiyle de ancak bu kadar!
İyi takım olmak için duyguların bütün takımı sarması gerekiyor. Belki de bizim takım bu gruba uygun değil. O yüzden önce içimizdeki futbol kalitesini sorgulamak gerekiyor.
Neyi tartışalım?
Milli takımı köstekleyen gerçeklerin başını yabancı hayranlığı çekiyorsa ipi çekecek birilerinin çıkmadığını mı? Kulüplerde menajerlere kasanın anahtarını verenlerin, kara para kasalarını bile futbolun içine soktuğunu mu? Delilerin kuyulara attığı taşları çıkarmanın zorluğundan bahseden züppelerin, ekmeğini taştan çıkaran insanlar için kılını bile kıpırdatmadığını mı?
Neyi tartışalım?
Birilerinin bir şekilde milli takıma seçilmesinin ardındaki güçleri mi? Ekranlardaki hokkabazların sihirbazlardan daha değerli olduğunu mu? Gönül penceresinden ansızın bakıp geçmekle yetinen güzel insanlara karşılık, kötü insanların her kademede neden sağlam yerler edindiğini mi?
"Büyük gelişme sağladık" masalına inat, daha kötüye gittiğimizi mi? İlkelerle uzaktan yakından ilgisi olmayanların el üstünde taşınmasındaki sırrı mı? Yoksa tek kefeli futbol ekonomisinde terazilerde okka değil cukka olduğunu mu?
Ve kendi yazdıkları kadere takımları mahkum eden hakemlerin tutuklanıp mahkum edilmesi gerektiğini mi?
Bu ülkede karanfil sesleri geçicidir, kalıcı olan sadece nefret. Zoraki hallerde sahneye çıkmanın dışında, zarafet futbolun huzurundan çekilmiş, insanlığa ve sportmenliğe erişim de futboldaki gelişim de engellenmiştir.
Hafızamdaki eski güzellikleri selamlarken, şimdiki zamanın çirkinliklerine bakınca kahroluyorum.
İyiliklere alıcı bulmak için hepimizin üzerine düşen bir şeyler var ama kötülüklerin arkasını sıvazlayan da hala çok.
O yüzden kendi içimizde çok önemli bir dönüşüme ihtiyacımız var. Asalete ve adalete. Çünkü sığınacağımız başka bir gerçeğimiz yok! Ambulans geciktiğinde yaralı insanı hayata döndürmek zordur.
Dünya sıralamasında nereye düştüğümüzü gördükten sonra ayağa kalkacak formüller üretmemiz gerektiğini söylesek neye yarar. Aynı adamlarda inat etmenin bu takıma bir şey kazandırmadığı ortadayken, isim vererek "ihbar tablosunu" genişletmenin de anlamı yok.
Bunu bizler değil takımı yönetenler düşünecek! Milli takımda forma giymenin, takıntılı isimlere değil emeğe ve alın terine baktığını öncelikle Montella görecek!
Kaç yıldır gerçek bir golcü üretemediysek, bunda yabancı hayranlığının etkisi yok mu? Ya da eldeki aynı adamlara zımbalanmış olmanın yan etkileri yaşanmıyor mu?
Kaçan goller sÇünkü bazı futbolcular oynatılırken kaybedilir, bazıları görmezden gelinerek.
Arda Güler adlı bir pırlantamız var.
Rakiplerine aynı sahneleri ezberletirken "bir daha oynayalım mı?" diyen sihirbaz. Herkesin ona dahil olması mümkün değil, çünkü diğerleriyle arasında uçurum var. Bir kişiyle de ancak bu kadar!
İyi takım olmak için duyguların bütün takımı sarması gerekiyor. Belki de bizim takım bu gruba uygun değil. O yüzden önce içimizdeki futbol kalitesini sorgulamak gerekiyor.
Neyi tartışalım?
Milli takımı köstekleyen gerçeklerin başını yabancı hayranlığı çekiyorsa ipi çekecek birilerinin çıkmadığını mı? Kulüplerde menajerlere kasanın anahtarını verenlerin, kara para kasalarını bile futbolun içine soktuğunu mu? Delilerin kuyulara attığı taşları çıkarmanın zorluğundan bahseden züppelerin, ekmeğini taştan çıkaran insanlar için kılını bile kıpırdatmadığını mı?
Neyi tartışalım?
Birilerinin bir şekilde milli takıma seçilmesinin ardındaki güçleri mi? Ekranlardaki hokkabazların sihirbazlardan daha değerli olduğunu mu? Gönül penceresinden ansızın bakıp geçmekle yetinen güzel insanlara karşılık, kötü insanların her kademede neden sağlam yerler edindiğini mi?
"Büyük gelişme sağladık" masalına inat, daha kötüye gittiğimizi mi? İlkelerle uzaktan yakından ilgisi olmayanların el üstünde taşınmasındaki sırrı mı? Yoksa tek kefeli futbol ekonomisinde terazilerde okka değil cukka olduğunu mu?
Ve kendi yazdıkları kadere takımları mahkum eden hakemlerin tutuklanıp mahkum edilmesi gerektiğini mi?
Bu ülkede karanfil sesleri geçicidir, kalıcı olan sadece nefret. Zoraki hallerde sahneye çıkmanın dışında, zarafet futbolun huzurundan çekilmiş, insanlığa ve sportmenliğe erişim de futboldaki gelişim de engellenmiştir.
Hafızamdaki eski güzellikleri selamlarken, şimdiki zamanın çirkinliklerine bakınca kahroluyorum.
İyiliklere alıcı bulmak için hepimizin üzerine düşen bir şeyler var ama kötülüklerin arkasını sıvazlayan da hala çok.
O yüzden kendi içimizde çok önemli bir dönüşüme ihtiyacımız var. Asalete ve adalete. Çünkü sığınacağımız başka bir gerçeğimiz yok! Ambulans geciktiğinde yaralı insanı hayata döndürmek zordur.