Hayat!
Futbola verilen arada milli takıma başarılar dilerken, eski güzel insanları hatırlatmak, Fransa'yla oynanmamış maç üzerine yorum yapmaktan daha değerli geldi bana. Şefkatin ve merhametin yok edildiği topraklarda, niyetim geçmişi bilmeyenlere nereye taşındığını gösterebilmek. Geleceğin yarattığı korku, geçmişin bıraktığı güzelim izleri silmesin diye. Oysa teknolojiye kurban olurken nostaljiyle bütün bağlarını koparmış hayat.
Vefa; geldiğin yeri unutmadan hayatına ışık tutan güzel insanları ayrı bir yere koymaktır. Ben o güzel insanları yakından tanıdım. Sahanın içinde de dışında da adam gibi durdular. Bazıları bir atın yelesine tutunarak ardında izler bırakıp gitti. Bazıları hayat yokuşlarını sayarken tıknefesti. Sadece gazete haberlerinde temiz sayfaları oldu da birçokları uzun hikayeleri bile kısa kesti. Sonrasında değişti hayat!
Ne olduysa paranın ve yalanın çoğalmasıyla oldu. Güven duygusu kayboldu. Suçlular masum insanlardan daha çok değer buldu. Hala kötülüğün yıldızını parlatmak için saatini ağzı ve yüreği bozuk olanlara kuruyor hayat. Akrep kalleş yelkovan fırdöndü. O yüzden iyiliği ibadet sayanların yerini kötülüğü kudret sananlar alırken, ruhunu bile zalimlere bağışlıyor hayat.
Eski futbolcular yöneticiler yok da eski gazeteciler kaldı mı? Şimdi cilalı troller devri. Çıkarına göre yorum yapmanın getirisi büyük. Dürüstlüğün, eli kalem tutmanın hükmü yok. Bir tane adam gibi maç yönetmeyen beyler bile yalandan adalet bekçisi. Gazetecilik mesleğini yöneticilerin ve teknik adamların attığı konumun dışına çıkarmıyor da bu meslekteki onurlu insanların pestilini çıkarıyor hayat.
Daktilo kullanma mevsimini elbette yitirdik ama yapay zekayı yere göğe koyamazken, gerçek yaratıcılık nerede? Yapay zeka futbola yeni kurallar getirse de içinde zerre kadar ilahi duygu taşımadan, hangi insani vasfa sahip olabilir? Kalem işçiliğinin kaç yıllık emeğin ve birikimin ürünü olduğunu öğrenmiş midir? Hazıra konmaktan utanır mı? Kurduğu cümleler yaşlandıkça güzelleşir mi? Hiç sanmıyorum. Arsıza hırsıza gözü gibi bakıyor da ekmeğine kan doğradığı çocukların gözünün yaşına bile bakmıyor hayat.
Namuslu bir baba oğluna hayat üzerine nasihat veriyordu. 'Yükselmek için asla alçalma. Onurlu hayat basamakları olmayan bir merdivendir.' Çocuk kuşkuyla babasına baktı. "Peki merdivende basamak yoksa ben yukarı nasıl çıkacağım?' Alın terine saygıda kusur etmeyen baba gereken cevabı verdi. 'Başkalarının sırtına basmadan yükselmeyi öğrendiğin zaman.' İşler yürümediğinde birileri için yürüyen merdivenleri yürürlüğe koyuyor, üstelik ayaklarına kırmızı halı seriyor da gerçek emekçilere pencere kenarında bile yer vermiyor hayat.
Bu dünyada şerefle bitirilmesi gereken en ağır ödevdir hayat. Yolun sonu insanın adını göndere çektiği yerdir, çünkü kırık bir testiden damla damla içilen sudur hayat. Yalanların tatil köylerinde doğruluğun hükmü kalmasa da dokuz köyden kovulanlar için onuncu köydür hayat! Belki de bir masaldır. Bulutların gökyüzüne yazdığı şiirler ya da gönül penceresinden ansızın bakıp geçen şarkılar gibi.
Vefa; geldiğin yeri unutmadan hayatına ışık tutan güzel insanları ayrı bir yere koymaktır. Ben o güzel insanları yakından tanıdım. Sahanın içinde de dışında da adam gibi durdular. Bazıları bir atın yelesine tutunarak ardında izler bırakıp gitti. Bazıları hayat yokuşlarını sayarken tıknefesti. Sadece gazete haberlerinde temiz sayfaları oldu da birçokları uzun hikayeleri bile kısa kesti. Sonrasında değişti hayat!
Ne olduysa paranın ve yalanın çoğalmasıyla oldu. Güven duygusu kayboldu. Suçlular masum insanlardan daha çok değer buldu. Hala kötülüğün yıldızını parlatmak için saatini ağzı ve yüreği bozuk olanlara kuruyor hayat. Akrep kalleş yelkovan fırdöndü. O yüzden iyiliği ibadet sayanların yerini kötülüğü kudret sananlar alırken, ruhunu bile zalimlere bağışlıyor hayat.
Eski futbolcular yöneticiler yok da eski gazeteciler kaldı mı? Şimdi cilalı troller devri. Çıkarına göre yorum yapmanın getirisi büyük. Dürüstlüğün, eli kalem tutmanın hükmü yok. Bir tane adam gibi maç yönetmeyen beyler bile yalandan adalet bekçisi. Gazetecilik mesleğini yöneticilerin ve teknik adamların attığı konumun dışına çıkarmıyor da bu meslekteki onurlu insanların pestilini çıkarıyor hayat.
Daktilo kullanma mevsimini elbette yitirdik ama yapay zekayı yere göğe koyamazken, gerçek yaratıcılık nerede? Yapay zeka futbola yeni kurallar getirse de içinde zerre kadar ilahi duygu taşımadan, hangi insani vasfa sahip olabilir? Kalem işçiliğinin kaç yıllık emeğin ve birikimin ürünü olduğunu öğrenmiş midir? Hazıra konmaktan utanır mı? Kurduğu cümleler yaşlandıkça güzelleşir mi? Hiç sanmıyorum. Arsıza hırsıza gözü gibi bakıyor da ekmeğine kan doğradığı çocukların gözünün yaşına bile bakmıyor hayat.
Namuslu bir baba oğluna hayat üzerine nasihat veriyordu. 'Yükselmek için asla alçalma. Onurlu hayat basamakları olmayan bir merdivendir.' Çocuk kuşkuyla babasına baktı. "Peki merdivende basamak yoksa ben yukarı nasıl çıkacağım?' Alın terine saygıda kusur etmeyen baba gereken cevabı verdi. 'Başkalarının sırtına basmadan yükselmeyi öğrendiğin zaman.' İşler yürümediğinde birileri için yürüyen merdivenleri yürürlüğe koyuyor, üstelik ayaklarına kırmızı halı seriyor da gerçek emekçilere pencere kenarında bile yer vermiyor hayat.
Bu dünyada şerefle bitirilmesi gereken en ağır ödevdir hayat. Yolun sonu insanın adını göndere çektiği yerdir, çünkü kırık bir testiden damla damla içilen sudur hayat. Yalanların tatil köylerinde doğruluğun hükmü kalmasa da dokuz köyden kovulanlar için onuncu köydür hayat! Belki de bir masaldır. Bulutların gökyüzüne yazdığı şiirler ya da gönül penceresinden ansızın bakıp geçen şarkılar gibi.