Futbol sineması!
Bundan 20 yıl önce gerçekleşen bir sportmenlik filmi. İngiltere'nin Leicester City takımı Carling Kupası'nda Nothingham Forest ile oynuyordu ve 1-0 yenik durumdayken, kendi futbolcularından birinin kalp krizi geçirmesiyle maç yarım kalmıştı. Ama Leicester takımının spor ruhu, tekrar edilen maçta rakip takımın attığı golü inkar etmedi.
Maçın başlamasıyla birlikte Nothingham kalecisinin kalelerine gol atmalarına izin verdiler. 23'üncü saniyede durum 1-0. Leicester teknik direktörü Gary Megson 1-0 yenik başlamanın ahlaki açıdan doğru olduğunu belirtti ve böyle bir jest yapan Leicester maçı 3-2 kazanarak tur atladı.
Bizler bu sportmen ruhu hiçbir teknik adamda ve yöneticilerde göremeyiz.
Bu da futbolun bizlere kestiği cezadır.
Her türlü çirkinliğin sembolü olan karanlık adamlara apoletler takan, ganimet peşinde koşanlara gözü gibi bakan, sadece paranın kokusunu alınca ayağa kalkan sistemin eseri olarak; ömürlük ceza.
Para gücü yarattı, kötülüğü marka yaptı. Gücün karşısında diller tutuldu, yelkenler suya indi. Mesleğimiz de ayağa düştü, kabadayı teknik adamların ağzının içine düşen hakemlik de. Boyası çatlamış şampiyonluk tablolarının ucuz ressamları merdiven altında yıllarca emir bekledi. "Aynı renge mi boyayalım ağam?" Boyadılar! O yüzden duvarlar hala kirli! Bazı hakemlerin isimleri de o utanç duvarlarında yazılı.
Para insanları avlamak için en iyi yemdir. Dünyanın en güçlü silahıdır.
Kanını değiştirir damarların, adını değiştirir insanlığın. Mertliği hadım eder, her beleş yemeği yer, değerleri yerle bir eder.
"Herkesin yaşadığı kendi kaderidir" derler. İnsanlar kaderini aslında kendileri belirler. O yüzdendir ki, denizler karışmaz balıkların kaderine, sadece seyreder.
Ben eski moda film seyircisiyim.
Gördüğüm en güzel insanlık resimleri sinemalarda siyah beyaz filmlerin olduğu yıllardı. Sosyal medyadaki zorbaları, kendi çıkarları adına yorum yapanları ve film içinde film çeviren kirli adamları sevmem.
Yeşilçam filmlerinde gerçek sanatı işaret etmek kadar, haksızlığa isyan etmek vardır. Cebinde metelik olmasa da yerde bulduğu paranın sahibini arayan insanlar bende dağlar kadardır.
O filmlerde özne vicdandır. Ağzına haram lokma değmeyen dedelerin duvardaki fotoğrafına bakıp gurur duymaktır vicdan. Güzel insanları hatırlatmak boynumuzun borcudur.
O yüzden eski güzelliklere duyduğum özleme mahsuben, yeni sezonda futbola seslenmeyi görev biliriz.
'Hey gidi futbol!
Ne zarif adamların vardı, elleri tertemiz dilleri karanfilli. Usta fotoğrafçılar top ağlarla buluştuğunda basardı deklanşöre. Ne asil yazarların vardı, yazdıkları gazeteleri yerde bulsak bile satır satır okurduk. Nostaljiyi inkar ettin, sövgüyü, hakareti ve bel altından vurmayı destekleyen zalimlerin saflarına geçtin. Kabadayıların karşısında el pençe durdun, kara para kasalarını kendine buyur ettin.
Kulüplerin içindeki karanlık gölgeleri sorgulamadın bile. İhanetleri düğün alayı gibi yaşayanları seyrettin.'
Futbol; adaletin ve asaletin yürürlükte olduğu ülkelerde sanat yerine geçer. Bizler de alın terine yönelik her türlü sonucu sonuna kadar destekleriz. Yiğitliğin hakkını verecek olanları da yeni sezon filmine bekleriz! Çünkü güzel insanlar bütün çocuklara gülümseyen sokak lambası gibi bakar. Onlardan bahsederken kendimizi iyi hissederiz!