CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Pereira'nın sezonu bitirmesi zor

itor Pereira oynattığı futbolla ümit vermiyor. Söylediklerinin hiçbirini yaptıramadı. Oyuncuların saygısını da kazanamadı.

Van Persie ile Pereira arasındaki soğuk rüzgarlar Bursa maçının önüne geçti. Van Persie'nin "Kulübede mutsuzum" ve Portekizli hocanın "Takımı ben yapıyorum" sözlerini göz önüne aldığımızda bu gerilimin yansıması nasıl olur?
Esas gerilim oyuna girerken Van Persie ile Pereira arasındaki 'jestli' konuşmalar. Hocası taktik vermeye çalışırken yıldız oyuncu kendisine kulübeyi işaret ediyordu. Bu; 'Sen kendi işine bak, ben kendiminkine' demektir ve sürtüşmeler arasındaki en problemli tavırdır. Yoksa hiçbir oyuncu yedek kalmaktan mutlu olmaz ve elbette son karar teknik adama aittir.
Molde'den fark yiyen Fenerbahçe, Bursa'da aldığı 3 puanla kendine geldi ancak önünde çok önemli bir Beşiktaş derbisi var. Ardından da Celtic'le kritik bir mücadeleye çıkacak. Bugüne bakarak gelecek iki maçta neler yaşanır, öngörünüz nedir?
Bursa maçında Fenerbahçe eski ezberlerine dönme sinyalleri verdi. Mehmet Topal yine tandemin arasına girip defansı üçledi, bekler öne çıkarak ofansif aksiyonlara daha çok katıldılar. Çok iyi bir ilk yarı oynadı Fenerbahçe. Üretken olmasa da dominanttı. Fakat deplasmanlarda bunu yapamıyorlar. Molde gibi bir sistem takımı karşısında bocaladılar. Aynı sorunları Beşiktaş maçında yaşamamaları mümkün değil. Pereira'nın tek forvetli, dirençli oyunculardan kurulan orta sahayla oynayacağını varsayarak Fenerbahçe'ye şans tanıyabiliriz. Yoksa çok zor anlar yaşar.
Fenerbahçe'de Pereira'nın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Ersun Yanal ve İsmail Kartal gibi sadece bir sezonluk mu olur, yoksa sezon sonunu da göremez mi?
Genç hoca oynattığı oyun ile ümit vermiyor. Söylediklerinin hiçbirini yaptıramadı. Bunun yanında Fenerbahçe gibi bir takımda hiç olmaması gereken fiziksel güçsüzlük ve sakatlıklar da peş peşe geldi. Takım antrenmanları konusunda yönetimin bir hamle yaptığını, kuvvet antrenmanlarının başladığını duyduk. Ama Pereira'nın takımın ustalarıyla (Nani, Van Persie) ciddi sorunları oluştu. Oyuncuların saygısını kazanamadı. Bu yüzden sezonu bitirmesi bile zor.

CAHİLİYE DEVRİ BİTMELİ
Sizin gündeme getirdiğiniz Pereira'nın bilimsel antrenmanlara inancının olmaması ve yaşanan kas sakatlıklarının kadroyu zorlamaması için neler yapılmalı?
Bu yöntemi sezon başında yöneticiler fark etti. Aziz Yıldırım kaçın kurası. Hemen hocası karşısına çekti ama 'Benim yöntemim bu. Ben bu testlere inanmıyorum' cevabını aldıktan sonra işi zamana bırakmaktan başka çaresi yoktu. Süreç Pereira'yı haksız çıkardı. Oyuncu grubunun durumu iyi değil. Sadece antrenman kalitesi olarak bakmamak lazım. Oyun kalitesi de düşük. Önemli oyuncuların performanslarıyla maçlar kazanılıyor. Bu nedenle en azından Samandıra cahilliye devrinden kurtarılmalı.
Fenerbahçe'de geride kalan haftalar göz önüne alındığında en dikkat çeken isimler kimler?
Elbette Nani. Tam bir lider. Atıyor ve attırıyor. Zor anlarda sorumluluk alıyor. Ona katılan oyuncu şu anda yok. Belki biraz Meireles ile Volkan Demirel'i sayabiliriz. Diğer oyuncu grubu beklenenin çok altında kaldığı bir gerçek fakat Markovic, Volkan Şen ve Van Persie gibi hala beklentiler taşıyan ve bunun işaretlerini veren oyuncular var.

UYGAR'IN ÖNÜ AÇIK
İsmail Kartal'ın geçen sezon "Maçları kaybedebiliriz ama Uygar'ı kazandık" dediği genç isim Bursa maçında alkış aldı. Uygar'ın Fenerbahçe'deki geleceği ne olur?
Genç bir futbolcuya oranla müthiş bir oyun zekası var. Hep doğru yerlere koşu yapıyor ve çevre kontrolü de çok iyi. Bu nedenle geleceği çok parlak. Çünkü yetenekli. Pereira da bu şansı ondan esirgemiyor. Bu genç önemli bir fırsat. Ozan Tufan'dan sonra Uygar'ın da ilk 11'e katılması veya grubun bir parçası olmaya başlaması önemli. Çünkü sezon sonunda 12-13 oyuncunun sözleşmesi bitiyor. Uygar'ın önü çok açık.
Yeni transfer Markovic de Bursa maçında yıldızlaştı. Rıdvan Dilmen, "Yavru Rıdvan Dilmen" yorumu yaptı. Siz Sırp oyuncuyu nasıl buldunuz?
Maç eksiği olmasına rağmen çok güvenli ve sorumluluk alarak oynadı. İlk izlenimi iyi vermek istedi ve başardı. Adı listeye yazıldığında rakip takımın kontrol etmesi gereken bir oyuncu olarak taktik tahtasında yerini alacak. Eğer takım oyunu oturursa çok işler yapar ve tribünleri ayağa kaldırır.

Hamle şansı yıldız farkı

Üç gün önceki şoka rağmen Saracoğlu tribünlerinde de, saha içinde de moralli bir takım vardı. Çabuk toparlamış, yeniden ayağa kalkmanın formülünü devreye sokmuşlardı. İstekli başladılar, orta sahanın kontrolünü ele aldılar, Bursaspor'u ilk yarının son 10 dakikasına kadar orta sahadan öteye bile geçirmediler. Problem; bu baskıya rağmen kaleye biri gol olan iki isabetli şut çekilmesiydi. "Ben farklıyım" diyen bir takım var ortada ama "Ben tehlikeliyim" cümlesini kuramıyorlardı.
Markovic'i gözledik hep birlikte. Topla çabukluğu, rakip kaleye hızlı gitme isteği ve uygun an için, uygun pası hesap etme. Maç eksiğine rağmen keyif veriyordu.
Bursaspor'un yıpranan ve eksilen kadrosunu onarma, tamir etme ve fonksiyonel hale geçirme dönemi tamamlanamadı. Önceki haftalara göre daha iyi, geçen seneye göre çok geri, ileri vade için ise gelişime açık bir görüntüleri var. Önde baskılı oynamak isteseler, geride çok hata yapıyorlar. Kendi sahalarında kaldıklarında da, ileriye çoğalarak gidemiyorlar.
Yine de; Ertuğrul Sağlam'ın hesabı, 60. dakikada hamleyi yapmaktı. Fenerbahçe'nin bu seneki rahatsızlığının tekrarını bekledi. Temponun düştüğünü, topun daha çok kendi oyuncularının ayaklarında kaldığını görüp, ofansif hamlelerini yaptı. Beraberliği de yakaladı.
Bütün bu saha içi aksiliklerine rağmen, ikinci gol için Var Persie'nin oyuna girmesi, Hasan Ali'nin belki de futbolculuk tarihinin en havalı çalımını Sercan'a atması gerekti. Kulübeden Van Persie'yi oyuna sokma lüksü, Fenerbahçe'ye de bu maçı kazandıran ayrıntı. İlk yarıda da Nani'nin sahiplendiği ve rüzgarıyla hareket ettirdiği Fenerbahçe'yi izlemiştik.
Sıkıntılı zamanların, ilaç gibi sonucunu aldı Fenerbahçe. Beşiktaş derbisi öncesinde de yara almadan, liderliğini koruyarak haftaya başlayacak. Vitor Pereira'nın direnci yüksek bir taktiğe geri dönmesi, oyuncu kurgusunu buna göre ayarlaması ve her şeyin ötesinde beklerine atak özgürlüğü tanıması, eski refleksleri canlandırabilir.

Tabela konuşur, sorunlar susar!

İyi oynamaktan öte kazanmak için sahaya çıkılmıştı ve plan gerçekleşti. Artık gereken tempoyu yükselterek farklı kazanmak

İki takım sürekli birbirini tartarak başladı maça. Birinci tandemini (Alves- Kjaer) kaybeden Fenerbahçe'nin, ilk defa yan yana oynattığı Topal-Kadlec ikilisi, beklerin ve orta sahanın göz hapsindeydi.
Tempoyu düşük tuttular, dakikalar geçtikçe Kasımpaşa'nın ayağından topu alıp, kendi kurgularını kabul ettirmeye çalıştılar. 51'e 49'du maç sonunda top hakimiyeti. Ama oyunun kontrolü yoktu ortada. 16 faul yapmış Fenerbahçe ilk 45'te. Yani; hızlandırmamış bir türlü rakibini. Ve ilk korner atışında, tek golü astılar filelere. Usta oyuncuları bulunan, daha akıllı takımların yaptığı gibi.
İlk kez Diego'suz oynuyorlardı. Oyun aklını herkesin paylaşması gerekiyordu.
Yeni bir takımın, birbirleriyle daha yeni yeni kaynaşan oyuncu grubunun beklenen acemiliğine yakalandılar elbette.
Ozan Tufan daha önde oynuyor, rakip ceza alanına dik koşular atıyordu. Ön üçlüye, markajsız destek verdi. Van Persie'ye attığı pas da müthişti. Ama oyun kilit altındaydı. İki bek de hücum coşkusunu sınırlı tutuyordu. Üçüncü bölgeyi domine etmesini Nani'den bekledim.
Lider olacak durumda da değildi, formda da... Ozan-Fernandao ikilisine, Volkan Şen'in eklenmesi için son dakikaların gelmesi gerekti. Bu üçlüyü, krizli geçiş döneminde birlikte sahaya sürmek, galibiyet kısa yolları arasında da olabilirdi. Birlikte üretmiş, kazanmış ve uyum sağlamışlardı.
Ancak bir maç öncesinden dört değişiklik ile sahaya çıkmak, bir fazlasını daha fazla risk olarak da değerlendirmesine neden olabilir Pereira'nın.
İyi oynamaktan öte kazanmak için sahaya çıkılmıştı ve plan gerçekleşti. Milli maç sonralarındaki uyum ve konsantrasyon problemlerini her büyük takım yaşar. Üstelik seyircinizden de uzaksanız.
Oyuncu kalitesi ve ilk yarının bitimine beş dakika kala gelen golle, rakibin inancının bir anda sıfırlanması, Fenerbahçe'yi liderlikte tuttu. Artık gereken tempoyu yükselterek, farklı kazanarak, her rakibe maç başlarken bu hissi tattırmak olmalı.

Yıldızların gurur gecesi

İlk yarının fotoğrafında Fenerbahçe tüm pozları verdi. Sadece önde tarafta üretken ve istekli olmakla kalmayıp, Antalyaspor'u da yarım saat orta sahadan ileri getirmediler.

Tıkır - tıkır çalışıyordu her şey. Fernandao'yu uçta bırakıp, diğer silahlarını ikinci bölgede gezdirerek, markajdan da çıkardılar. Topu kaleye yüzleri dönük alma fırsatını yakalıyor ve pas trafiğini de böyle yönlendiriyorlardı.

Ceza alanına dört oyuncu ile girip, rakibin hatası için de pusu kurdular. Van Persie kendi şovunu yaparken, Nani'ye de nefis bir gol attırdı. Yıldızlar kendi pırıltılarıyla göz kamaştırıcı bir şovun sahibiydi. Bu golün, kendi ceza alanında kalabalık bekleyen Antalyaspor'u yumuşatması ve Fenerbahçe'nin skoru geliştirmesi gerekiyordu. İkinci yarının fotoğrafında ilk beklenti gerçekleşti; Antalya önde oynamaya başladı.
Ama Fenerbahçe'nin tempo arzusu ve agresifliği soyunma odasında kaldı. Zorlayan ve isteyen olmak yerine, bekleyenler haline döndü takım.
Defansif bir hata ile Antalya'nın kaleyi tutan ilk şutu, tabelaya beraberliği getirdi. Top ağlara gitmek için, kendisine kimin ayağının değdiğine bakmıyor.

Futbolun ceza sistemi, boşluğu bulduğu anda devreye girdi.
Bir hafta öncenin tekrarı başladı. Baskı her dakika arttı. Alper - Volkan hamleleri ofansif verim getirmesine rağmen, Perşembe'nin yorgunluğu Nani'yi öne koşturmamaya başladı.
Van Persie'nin zorlamaları, ikili kademelerle duvara çarptı. Pereira yine kendi takım analizinde, tribün aklıyla karar verdi. Önde olduğu bir dönemde Fernandao'yu çıkarmak, Meireles'i sahaya atmak ona oyunu kontrol ettirebilirdi.
Bunun yerine Volkan Şen ile hızlanmak istedi. Umarım maçtan sonra "neden?" diye sorar kendine..

Moussa'yı dün arayan var mıydı?

Bir gün önce Pereira'nın konuşmasını duyduğumuzda, kulüp geleneği ve ezberlerini anladığını sanmıştık. Sahaya çıkan takımın, Rize'de şikayet ettiği ile aynı olduğunu gördüğümüzde, öz eleştirilerinin aslında bahane kısmı için dillendirildiği ortaya çıktı. Ne yazık ki inatçı ve hata yaptığına inanmıyor. Sanki "birisi" gibi... 7. dakikada Şener, Fernandao'ya golü attırdı. Ortanın kalitesi de, o cüssesine rağmen Brezilyalı'nın çabukluğu da muhteşemdi. O anda maçı bitirdiler aslında. Saracoğlu'nu dolduranlar zaten keyif atmosferi yaratmışlardı. Atromitoslu oyuncuların bundan sonraki konsantrasyonları, skoru tutmak üstüne gelişmeye başladı. İkinci gol Caner'den geldi. Maç boyunca, Şener ile birlikte çok istediler. Devamlı önde top istediler, gittiler - geldiler. Yılların genetiğinde aslında en iyi hücumcuları "bekleri" olan bir takım, Avrupa Ligi'ne yine aynı bölgenin performansı ile gidiyordu.
İlk gol sonrasında, Marcelinho'nun kendi sahasında aldığı topla 30 metrelik bir driplingi vardı. Slalomla gitti, Fenerbahçe orta sahasını yok farz edip, Kjaer'in sarı kart pahasına faulü ile durduruldu. Sonrasında ceza sahası çevresinde becerisini izledik. Hem önde oynamak istiyorsun, hem de bu kadar temassız kalacaksın; olmaz. Tempoyu zorlamak, topu kapmaya ve kaleden uzak tutmaya çalışmak, olmazsa akını gelişmeden orta sahada bitirmek. Bunu teknik direktörün de söylemesine gerek yok. Hakeme itiraz edip veya aldatmaya çalışıp kart göreceğine, böyle gör.
Van Persie'nin maç eksiği var. Oynadıkça daha farklı olacağını gösterdi. Kendine güveni geri geliyor. Gücü ve formu maçlarla birlikte büyür. Fenerbahçe'yi seyretmek için Van Persie tek başına bir "neden" haline gelir. Moussa Sow'u rekor bonservis bedeline sattılar. Hiç kimse dün "nerede" diye sormadı. Bu; kadronun ne kadar kaliteli olduğunu mu gösteriyor bize, yoksa Moussa'nın hiç iz bırakmadığını mı? "İkisi de" diyenlerden misiniz?

Oyun aklı depresyonda

Topun kendi kendine ağlara gideceğini zannederek maça başladı Fenerbahçe. Rakibi de, kendi takımını da doğru analiz edemeyen, sahaya bir teknik adamın değil taraftarın istediği on biri çıkartan kulübe yöneticisi de cabasıydı elbette. Van Persie'nin kalitesinden attığı golün peşine, Volkan Demirel'in penaltıyı kurtarması eklenince, ilk 45 hediye gibi bitti. Bekledik hamlenin ne olacağını... Nani dışında ekstra sorumluluk alan oyuncu yoktu sahada. Kalecisi, santrforlarından daha fazla topla buluşmuşsa, o takım orta sahasız oynuyor demektir. Pereira'nın hamlesi Alper ile oldu. Takım direncini arttırmak adına akıl koydu sahaya. Bu artı puan... Ama oyunu değiştirecek ikinci isim bir türlü çıkmıyordu. Geçen maçların "isteyen" adamı Diego, bu kez yerinde sayıyordu. Fernandao etkisiz görüldü ama topla buluşma sayısına baktığınızda, bunun için yeterli şansı da olamadı. Fenerbahçe önemli oyuncularla, kadro kalitesini arttırsa da, oyun aklı konusunda şiddetli bir akıl depresyonunda. "Acemi" ne yapacağını bilemiyor. Geçmişten farklı olmak adına sistem değişikliğine gidiyor ama, vaat ettiklerini gerçekleştirecek doğrulara ulaşamadı. Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Shaktar maçları gerçekler konusunda dersler veremedi. Bunu belki de Rizespor yaptı. Kibirden uzaklaşıp, rakibin gücünü, istediğini ve mücadele arzusunu küçümsemeden, "akıllı" on birler yapması gerekiyor Pereira'nın. Yine de, Fenerbahçe hücumda çok iyi olsa, yukarıda eleştirdiğimiz nedenlerle savunmasında zaaflara uğrasa, "bir yere kadar" deriz. Dün bu da yoktu. Tek kazanç Nani'nin artık liderlik hükmüne ismini yazmasıdır. Daha yolun başındayken, en çabuk iyileşme modeli; "acemi"nin fişinin çekilip, tekrar takılmasıdır. Türk usulü iyileştirme metodudur bu. En umutsuz durumlarda, bir bakmışsınız; görüntü pırıl pırıl olmuş.

Orta saha devrede!

İlk maçların zorluğu bilinir. İyi de çalışsanız, kaliteli de olsanız, omuzlarınızdaki yük ayaklarınızı kilitler. Saracoğlu'nda 45 dakika bunu izledik. Oyunu döndüren, baskıyı kıran, bu zeminin şoka alışık isimleriydi. Hasan Ali ortaladı, Moussa Sow kafayı vurdu ve düğüm çözüldü.
Eskişehir'in Volkan ile karşılaştığı ilk dakika 20'ydi. O ana kadar Fenerbahçe ceza alanına top bile atamadılar. Baskı, gol arzusu ve bir an önce kaleye gitme isteği maçı tek kale haline getirdi.
Meireles'e geliyordu ilk toplar. Diego bu kez üçüncü bölgede, "son karar" için bekletildi. Bu organizasyon ön tarafta daha çeşitli atak şansları ve fauller kazandırdı Fenerbahçe'ye. Ancak kalabalığın içinden çıkacak, beklenen bireysel parlamaları izleyemiyorduk. Hasan Ali'nin tek başına, "her şey" olmaya çalıştığı sol kanadın atak etkinliği neredeyse yoktu. Tek orta, ilk golün getirdi: bu da maçın kendi ironisiydi.
De Souza'yı Shaktar maçlarında çok ağır eleştirdim, dün ise defansif olarak mükemmele yakın oynadı. Bu rakip farkı mı, form gelişmesi mi? Beklemeye geçtik.
Diego'nun şovu sonrasında Fernandao'nun çivisi vardı. 2-0 sadece devreyi değil, maçı da bitirdi aslında. Bunun üstüne Causic'in 58'deki kırmızısı gelince, takım tempo yapıp, risk almaktan vazgeçti.
Skoru kabullenen Eskişehirspor'u görünce Pereira, kulübedeki kozlarını da attı sahaya, oynayanları dinlendirmek, kenardakileri maç havasına sokmak için. Maçın göze batanlarını orta sahalar olduğunun belirtelim tekrar. Nani'nin önceliği hala tribünlere gol sevinci ile koşmakta. Gole rağmen Moussa ortada yok. Fernandao bu bölgede yine en isteklisi.
Kalite ile maçı kazandılar. Koşmaktan da sakınmadılar. Ama birbirlerini tanımaya, anlamaya ve hissetmeye ihtiyaçları var. Yani; zaman herkese doğru performansı gösterecek.