CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Acayip işler!

İlk yarı bittiğinde maçla ilgili tüm sayılarda rakibini "sıfırda" tutmayı başarmış, tabelaya da "3-0" yazdırmıştı Fenerbahçe. İsmail Kartal "acayip işler" yapıyor. Tribünlere gelenlere maçı yaşayan, taraftara saygı duyan, taktiğe ve hedefe sadık olan bir takım sundu. Böylesine bir "hükmetme" başka türlü açıklanamaz.
Başakşehir'in "yürüyecek hali" olmadığını Galatasaray maçında gördük. Çağdaş Atan 30'da oyuncu değiştirerek duruma farklılık getirmeye çalıştı. Ama ne oyunda denge bulabildi, ne de takımını maçı döndürecek kıvılcımı yakaladı. Becao-Djiku ikilisinin ördüğü duvar bir tarafa, Syzmanski isminde bir "piston" da vardı sahada. Attığı iki gol değil önemli olan, kontrada yakalanan defansına ciğerini patlatarak yardım etmesi. 13'te 13, ligde ise 6'da 6 yaptılar. Ama; nasıl ? MHK'nin hakemleri yine düdüklerini, bayraklarını veya mikrofonlarını ters çevirmişlerdi. TFF bu yönetimi ile Zorbay Küçük'ü FIFA listesine falan yazarsa, ülkemizin temsili konusunda ciddi sorunları da yaşarız. Djiku ve Syzmanski ile ilgili faul yorumları, kart kararları facia. Sanki "maçı döndüremedik, ilerdeki maçlara problem çıkaralım" demişler birileri, birilerine…
Fenerbahçe kazandı diye sessiz kalacak ortalık. Ama bu hakem tavırları ve kararları oyuncuları törpüler, sahada tutuk hale getirir. Hafta hafta hastalık ortaya çıkar. Uzmanlardır bu konuda. Biz de çok yaşadık, gördük böyle periyotları. Önceki haftaların önemli oyuncusu Ferdi Kadıoğlu'nun, sağ bekteki tutukluğu maçın en dikkat çeken yönü. Sol bekte maçı yöneten oyuncu, sağ tarafa geçtiğinde "kurusıkı" haline gelmiş. Yorgunluğu dikkat çekici. Pas ve karar kalitesi de beklenenin altında. Yine de bir asist ile çıkardı oyunu. Bu da başka bir durum.

Gereken yapıldı

İlginç maçtı. Çünkü hiçbir Ömer Erdoğan takımının, sahada sadece yenilmemek üzere organize olduğunu görmedik. Bu madalyonun bir yüzü…
Temposu düşük maçtı. Alanyaspor önde baskı yerine kendi ikinci bölgesinde kalabalık bekledi. Neredeyse F.Bahçe hücumcularını hiç boş bırakmadılar. Topu aldıklarında da organize olamadılar. Fenerbahçe, özellikle İsmail'in enerjisiyle rakibin kaleye bilerek ve isteyerek gelmesine izin vermedi. Bu da madalyonun öbür yüzü…
Fenerbahçe orta sahası, özellikle Fred ile ofansif planı yapmaya çalıştı. Araya atılan toplar da, Fred'in bindirmeleri de sonuç vermedi. Planları bozan, "planların" içinde olmayan İsmail oldu. Kendi topuna yaptığı atak sonrasında, ceza alanı kaosu, İrfan Can Kahveci'nin mükemmel golünü getirdi. Parantez açılması gereken figürler var elbette. Önceliği Atilla Karaoğlan'a veriyorum. Bazı pozisyonları o kadar güzel süzüyor ki, "bravo" diyorsunuz. Ama takdir hakları bölümünde, "aman Fenerbahçe'nin lehine olmasın" satırı var elbette. Diğerlerinde olduğu gibi. Veya Dzeko'ya diyor ki, "Rakibe kart göstermedim, çünkü kaleye doğru gitmiyordun"… Sonra arkada defans duvarı dururken Djiku'ya ikili mücadeleden sarıyı veriyor. Oyunda kalan oyuncuya istediği yerden çıkmadığı için sarı kart göstererek de zirve yaptı bu arada. Haftalardır "operasyon devam ediyor" diye yazıyoruz. F.Bahçe, rakipleri ile beraber artık hakemlerin iliklerine işlemiş bu tavrı da yeniyor aslında. Dzeko tam bir usta. Yıllar onu öylesine pişirmiş ki, hem nerede olacağını doğru hesaplıyor hem ne zaman pas vereceğini, şut çekeceğini. Bu maçın kilidini de açtı.

Ustalık eseri!

Sezon başından beri takımı hücumda yöneten iki oyuncuyu; Kerem ve Mertens'i kulübede tuttu Okan Buruk. Tete ve Ziyech ile 'duble' sağ kanat tercih ederek, tek atak yönlü bir sisteme gitti.
Elbette tutmadı bu yöntem. Barış sol tarafa hareket getiremediği gibi, İcardi markajda kayboldu. Ziyech'in attığı gol ustalık eseriydi, belli bir planın değil.
Ama ne yaptı Galatasaray; önde baskıdan vazgeçmediği gibi rakibi de kendi sahasında tuttu. Sanki üç gün önce oynayan Başakşehir takımıydı. Büyük takım refleksini, kendilerine olan güvenlerini net şekilde ortaya koydukları gibi, gittikçe düşen tempo içinde 'o anı' beklediler.
Kağıt üstünde zor olan maçı sakin kalarak, ustalıklarına güvenerek oynadı Galatasaray takımı. Kazımcan'ın sakatlığıyla defans dengesi değişti ama sahaya ayak basışları aynı kaldı. İkinci yarıda gelen Kerem hamlesi hemen sonuç verdi. Aslında Kerem yoksa İcardi de yok. Genç oyuncu penaltıyı aldı, Arjantinli golünü attı.
Emre Belözoğlu arkasında temposu diplerde, yetenek seviyesi sınırlı, sıradan bir kadro bırakmış. Çağdaş Atan'ın bu takımın vücut dilini değiştirmesi lazım önce. Herkes 'ricayla' koşuyor. Girdikleri pozisyonlar da attıkları gol de kendilerine ait olmayan gerekçelerin sonucu.
Kopenhag şokunun ardından gelen bu galibiyet önemli Galatasaray için. Çünkü mırıldanmaların bitmesi, kazanmalarına bağlıydı. İyi oynamak değil bu maçın şifresi. On milyonlarca Euro ödenen oyuncular, bu paranın hakkını verdiler ve farklılıklarını gösterdiler.

Eli güçlendi

İsmail Kartal oyuncularına karşı kartını açık kullandı; "Hepiniz ilk on birin parçasınız..." Ve 7 oyuncu değiştirdi, üç gün önceki maça göre. Beklenen bir hamleydi aslında ama Syzmanski, Tadic veya Dzeko, İrfan Can Kahveci; öylesine izler bırakmışlarki, "yoklukları aranır" endişesi dalgalandı.
Danimarka takımı, bir gün önce Seyrantepe'deki Kopenhag'ı elinden kaçırarak geldi İstanbul'a… Steau Bükreş ve Partizan'ı eleyerek gruplara kaldı. "Çantada keklik" değil yani. Fenerbahçe takımı çok yüksek enerji ile çıktı sahaya… "Altı numaraya değil, 12 numaraya ihtiyacımız var" gustosu da hedefini bulmuştu. Kadıköy taraftarıyla da "ben buradayım" dedi. Önde baskı, kapılan toplar, usta ayaklar bir anda ilk skoru 2-0 getirdi. İkinci yarının başında gelen üçüncü golle birlikte, "keyif dakikaları" başladı. Nordsjealand takımı da bu boşluğu hemen değerlendirdi. Önce topa sahip oldular, sonra da hücum kalitesine. Rakiplerini hataya zorladılar, buradan da golü buldular.
Kenardaki usta (İsmail Kartal) duruma değişiklikler ile el koydu ve forvetlerden birini (Kent) çıkartıp, İrfan Can Kahveci ile orta saha sayısını yükseltti. Denge hemen değişti. Pas kalitesi artıp, top rakip sahada daha fazla kalmaya başlayınca Danimarka takımı da kendi sahasında beklemek zorunda kaldı. Oyun soğudu, herkes yerini anladı. Rotasyon tabela olarak sonuç verdi. Kent, King ve Crespo'nun hala maç oynamaya ihtiyaçları var. Tempoları, pozisyonlardaki pas kararlarında sıkıntılar oldu. Ama "rekabet" gerçeğinde İsmail Hoca'nın elinde doğru veriler oluştu.

Aslında yoklardı!

Fenerbahçe, A.Gücü'nü yenerken, maç başlığım "operasyon başladı" şeklindeydi. Durum aynen devam ediyor. Antalyaspor'un müthiş direnişini sonra anlatacağım. Ama özellikle yardımcıların bayrakları (VAR'dan dönen gol değil, Tadic ile başlayan atak) sanki "durdurun" emrinin bir parçası gibiydi. Halil Umut Meler'in faul yorumları da bunlara katıldı elbette. Topa sahip olan futbolcuya (Osayi Samuel) faul çalacak kadar işi ileri götürdü aynı zamanda. FIFA hakeminden bahsediyoruz. Şampiyonlar Ligi'nde maç yöneten. "Öyle görmüş" kısmını girmiyor bu arkadaşlar.
Antalyaspor ilk yarıda F.Bahçe'yi "buzdolabı"na soktu. Müthiş bir ön taraf baskısına karşılık verdirmedi. Zajc, Fred ve Szymanski; Teoman'ın şarkısında söylediği gibi "aslında yoklardı"… Son iki maçta (Twente-A.Gücü) aynı duruma karşılık verememişlerdi. Ama üç orta sahanın da böylesine etkisiz kaldığı bir bölüm olmamıştı. Szymanski müthiş golü attı. Ancak takıma yardımcı olması gereken anlarda top kayıpları yaşadı. Bu sıkıntıyı Fred'in gidermesi beklenirken, o da hemen her baskıda kaybetti topu. İrfan Can ve Ferdi, Dzeko ile birlikte ofansif dengeyi bozdular. Ne kadar koşsanız da ustalığa veya iyi pasa önlem alamıyorsunuz. Rakibin yerleşimindeki her dengesizliği değerlendirdiler. Tribünlerin takıma desteği, "acaba" sorusundan uzaklaşmaları da önemliydi. 10 maçtır kazanıyor Fenerbahçe. Üstelik sessiz–sedasız kurulan organizasyonlara rağmen. Bir gün önce Samsun, dün Antalya… Transfere ne kadar para harcasanız da, karşınıza "dik duran" takımlar çıkıyor. Şampiyonluğu oyuncu alanlar değil, doğru koşanlar kazanır. İsmail Kartal, her oyuncusundan en yüksek verimin peşinde ve bunu başarıyor

Kuntz’u konuşmuyorum

İlk hata, Japonları anlamamak oldu. Bizimkiler "hazırlık modunda" sahaya çıkıp, rakiplerini de aynı duyguda beklediler. Oralarda öyle değil tabii… Çok sert baskı ile karşılaştığımız gibi, bizi kalelerine de getirmiyorlardı. İki Salih, bir de Orkun'dan oluşan üçlü orta sahamız teslim bayrağını çekti. Yediğimiz üç golün ikisi kaptırdığımız toplardan geldi. Direkt paslarla, merkezimizin ağırlığından çok güzel faydalandılar.
Millilerin vücut dillerinde çaresizliği hissediyorduk. Bir duran topta bulduğumuz gol, ikinci 45 öncesinde takımın "bujisi" oldu. Kuntz, kozlarını kullandı. Hakan, Cengiz ve İsmail oyuna girince, bu kez paslara ve oyuna akıl kazandırmayı başardık. Topu kazanıyor ve doğru kullanıyorduk. Aldığımız karşılık, istekli bir direnç oldu. Buna rağmen ikinciyi bulduk, üçüncü veya dördüncü de olabilirdi. Hakan Çalhanoğlu'nun liderliğinde yapabileceklerine inandılar, Japonları da savunmaya mecbur ettiler. Bu arada direkten dönen iki topları vardı. Hızlı hücumlar ve hatalardan kaynaklanan. Almanlar'ı neden yendiklerini daha iyi anladım. Bu kadar efektif atak yapan bir takımı uzun süredir görmemiştim.

ARDA'YI HAYAL EDİN
Maçın bize verdiği en güzel mesaj Bertuğ oldu. Genç oyuncu takımı ileriye taşıyabileceğini, önde stoperler ile mücadele edebileceğini ve en önemlisi skor yapabileceğini gösterdi. Takım da ona pas kullanmaktan çekinmedi. Bu da saygıyı kazandığını gösterdi. Kuntz'u konuşmuyorum. Çünkü oyuncuların yaptığı kadar başarılıyız. Bu yüzden sahalara dönmek için gün sayan Arda Güler'in bu oyuna neler katacağını hayal edebiliriz.

Operasyon başladı

Tolunay Kafkas, Fenerbahçe'nin Hollanda dönüşü sonrasındaki fizik geri gidişini iyi hesapladı. Müthiş bir önde baskı ile yüzünü döndürmedi rakibinin. Fenerbahçe'nin sağ tarafına yaptığı baskı, atakları sola yönlendirerek, Osayiİrfan Can kahveci etkinliğinin de önünü kesti.
Bir anda 'gol atan kazanır' maçı izlemeye başladık. Top Fenerbahçe'de kalsa da kontrol sürekli Ankaragücü'ndeydi. Maç beklenen kaliteyi bulamadı ama belki de sezonun en mücadeleci maçı haline geldi. Kimse vazgeçmiyordu topun peşinden koşmaktan.
Bu eforun faturası da olacaktı elbette. Orta sahası ikinci yarıdan itibaren geriye geç gelmeye başlayınca, Fenerbahçe kalabalık geldi. Dzeko ile pozisyonlar buldu. Golün etrafında dolaşmaya başladılar. Hızlı atakta Dzeko, Osayi'ye golü de attırdı. Sonrasında iki taraftan da hamleler geldi. 2,5 gün sonra ligin en sert deplasmanına gelen İsmail Kartal için üç puan öncelik oldu. Tolunay Kafkas hücumcuları ile zar attı!
Bu maçta bir de neyi anladık? Hakem kurgusunun geçen sezonlardan farklı olmadığını, birilerinin 'takdir' hakları konusunda kulaklara üfleme yaptığını. Yedinci dakikada 10 kişi kalmalıydı Ankaragücü. Son adam Mert Çetin, Dzeko'yu düşürüyor. Hakem Arda Kardeşler, "Yönün kornere doğruydu" diyerek topu VAR'a atıyor. Oradan ses yok. Fenerbahçe golü sonrasında Fred'e yapılan penaltı için de 'iki taraf' sessiz. Yani; operasyon başladı!
Maçın uzatma anlarında Fred'in isyanını görmek de nasip oldu. Premier Lig'den gelip, hakeme saygı kültürünün yoğurduğu Brezilyalı, sarı kartı "Yeter" dediği için gördü.
Gireni-çıkanı ile kalbini sahaya koymuş, terini esirgemeyen bir takım haline geldi Fenerbahçe. İsmail Kartal en zor virajı döndü aslında. Bu maçın ne anlama geldiğini sonra çok iyi anlayacağız.

65 dakikalık inat

Maçın başlarında rakip orta sahayı çok rahat geçerken, bu sene ilk kez yaşanan bir zayıflık gibi göründü. Yeni takımın, kendi temposunu yeni görevler ile bulması, 20 dakika sürdü. Sonrasında Maribor'u seyirci durumuna düşürüp, "neler yapabiliriz?" demeye başladılar
Zajc'ın tempo eksiğine, Tadic ve King de eklendi bu bölümde. İrfan Can'ın defans arkasına gönderdiği sihirli paslar ile Dzeko pozisyonlar buldu. Ama yalnızlık devam etti. Maribor'un katı defansı daha hızlı ve yetenekli olmayı şart koştu. Hamle ikinci yarıda Symanski ile geldi. İsmail Yüksek'in her yamayı dikmesi ile birlikte nefes aldırmadılar. Tadic sol çizgiye gelince, hücumdaki topallık bitti. Kornerden gelen topla Becao, sonrasında Szymanski'nin sızmasıyla İrfan Can fileleri buldular. 65 dakikalık inatla istediklerine kavuştular. Maribor'un golü orta sahadaki top kaybı sonrasında geldi. Rakibi heyecanlandıran, rövanş için umutlu kılan bir hamle. Orta saha geçemeyen düzende, konu Fenerbahçe olunca, bu tip mucizeler zaten kaçınılmaz.
Genel bakış açısında, İsmail hocanın tespitleri, değişiklikleri ve oyuna yaptığı hamlelerin hepsi olumluydu. Geniş kadronun avantajı, yarattığı rekabet, Mert Hakan'ın eksikliğinde, Szymanski gibi bir gizli forvet hamlesi cebindeydi. Dzeko'nun etkisiz gecesinde, Batshuayi "Buradayım" dedi. Ardından Kent de formanın peşinde olduğunu gösterdi. Penaltıyı alması değil, top ayağına geldiğinde ne yapacağını bilmesiyle dikkat çekiciydi. Lig öncesinde cebinde turun anahtarı, yaşayabileceği sorunlara karşı da çözüm formülüyle gecenin kazananı oldu Fenerbahçe ve İsmail Kartal…

Bu takımla her hayal kurulur

Fenerbahçe, yeni dönemin en agresif kulübü. Ali Koç dediğini yapıyor ve ilk 11 oyuncularıyla pazarlık yapıp, transfer ediyor. Bu yüzden Rusya kampında takımın performansıyla birlikte, İsmail Kartal'ın neleri "onarıp", nasıl hamle yapacağının peşine düştük. Takımın defansif özelliklerinde direnç yükselirken, bunda bir orta saha fazla oynamanın rolü de vardı. Osayi, Oosterwolde ve son anda gelen Djiku... Bu üçlüye Ferdi'yi de kattığınız zaman, defans arkası toplarda rakibin peşinden koşan bir düzen olmayacak gibi. 4 çabuk ve hızlı oyuncu ile öne çıkmada kenar yönetimini ürkütmeyecek yapı kuruldu. Geçen sezonun hedefteki oyuncusu Altay'dı. 3 hazırlık maçında da kaleci problemi yaratmadılar İrfan Can'la. 10 gün önce İsmail Hoca'nın 'teklifler var' dediği Altay'ın veda maçları oynadığını anlıyoruz.

DJİKU FARKLI BİR STOPER
Kontenjan problemi yaşamamak adına kalenin "yerli" olması büyük avantajken, bu riski alan anlayış hakim. Bana biraz sosyal medya "ürkmesi" gibi geliyor. "Bir kaleci almadınız" demesinler diye bütün sökükleri dikmenin peşine düştüler. Djiku farklı bir stoper profili. Çabuk olduğu için seçildiğini düşünürken, "oyun kuran" özelliğini de gördük. Neftçi maçı bu nedenle önemli. Çünkü ligdeki takımların bir-ikisi hariç böyle oynayacaklar Fenerbahçe'ye karşı. Eğer stoperiniz tohpla mesafe kat ediyorsa bir kişi fazla oynuyorsunuz.

ATAK GELİŞTİRMEDE TIKANMA VAR
Arao, Crespo, Mert Hakan, İsmail Yüksek ve İrfan Can Kahveci merkezdeki üçlü için rekabetteler. Top rakipteyken müthiş bir disiplin gördük. Çok çabuk geriye geliyor, birbirlerine yardım ediyorlar. Atak geliştirmeye gelince "tıkanma" var. Mert Hakan ve İrfan Can daha çok sorumluluk alıyor bu aşamadı. İkisi de henüz hazır değil. Kent 3 maçta da ilk 11 oynadı. İsmail Kartal takımı tanımasını istiyor. Aynı zamanda diğerleri de onu öğrenmeli. Dzeko ile birlikte zaman geçirmesi de lazımdı. Neftçi karşısındaki tek golü de birlikte ürettiler.

İSMAİL KARTAL'A BİR MESAJ!
Dzeko'nun sadece
bir oyuncu değil, lider olduğunu söyledik. Topu her ayağına alan, önce Dzeko'yu aradı sahada. Boşnak futbolcunun takım baskı yediğinde orta sahaya yaklaşması, pas noktası olması da önemliydi. Burada Batshuayi ile olan birliktelik, üretici olmadı. Dün Serdar Dursun ile geçen 15 dakikada ise etkili oldular. Kadıköy maçları için bu İsmail Kartal'a bir mesaj gibi. Rakip defansın gözleri Dzeko'nun üstündeyken, merkeze ikinci bir oyuncuyu sokmak, Fenerbahçe'nin formasyonuna 4-4-2 her an girebilir kısacası. Szymanski, Becao, Djiku, hatta Ferdi ve Umut Nayir, yeniden takım lideri kimliğine kavuşacak. Ali Koç-İsmail Kartal ikilisi çok şey hayal ettirecek bir takım kurdular.

Jesus kibir yaptı kurnaz davranamadı

SORU: Sezona herkesin istediği bir teknik adamla başlayan, üst sıraları zorlayan, Avrupa'da mücadele eden Fenerbahçe'de ipler nerede koptu? Bu duruma nasıl gelindi. Yanlışlar nasıl devam etti?

Performansı nasıl değerlendirdiğinize bağlı. Avrupa Ligi'nden yenilgisiz çıkmış, Sevilla'yı elinden kaçırmış, son haftaya kadar şampiyonluğu kovalamış, Türkiye Kupası'nda da finale çıkmış bir takım var. Bu performansa başarısız denilmez. Ancak beklentiler çok daha büyüktü. Ali Koç, taraftarın istediği teknik adamı getirdi, onun istediği transferleri de yaptı. Ofansif-agresif bir takım ortaya çıktı. Her maçın ayrı kadrosu vardı ve gelişen bir oyuncu grubu da izledik. Planların bozulduğu nokta aslında Galatasaray'ın 15 maçlık serisi. Kimse bunu beklemiyordu. Puan kayıpları olacaktı, Fenerbahçe bunu yaşadı ama Galatasaray serisini bozmadı. 5 puan gerisinden gelirken, Fenerbahçe'nin 6 puan önüne geçti bir anda. Kırılma noktası budur.




KOÇ, PRİM SİSTEMİNİ DEVREYE SOKAMADI
Fenerbahçe taraftarı şikâyet ediyor ama bugünün kararını onlar verdi. İsmail Kartal'ı değil, Jesus'u istediler. Şampiyonluklar yaşamış, tecrübeli bir teknik adam var ama Türkiye'den haberi yok. Hakemlerle ilgili yorum yapmak için 20. haftayı bekledi. Anlamadı bir türlü. Dünya Kupası sonrasındaki çalkantının temel nedeni "kibir"dir. Rakibe göre oynamak değil de "Rakip bana göre oynasın" derseniz, defansın arkasına atılan toplarla "kopya golleri" yer, puanları kaybedersiniz. Jesus kendi kalıplarından dışarı çıkamadı, "kurnaz" davranamadı. İki Galatasaray maçında da Okan Buruk teknik adamlık dersi verdi. Ali Koç, prim sistemine dönebilir, oyuncu grubunu farklı motivasyonlarla sıcak tutabilirdi. Kuralında kalmayı tercih etti. Rakibi ise sürekli para yağdırdı. Bu da 14 galibiyetin formüllerinden.

AYDINLAR BU TABLONUN ALTINDAN RAHAT KALKAR

SORU: Fenerbahçe camiası seçim istiyor. Ali Koç, 'Aday varsa kongreye gitmeye hazırım' dedi. Normal şartlarda önce kongre kararı alınır, buna göre aday çıkar ya da çıkmaz. Bunu göz önünde bulundurarak bu açıklamayı samimi buluyor musunuz?

Çok samimi ve birleştirici bir açıklama yaptı Ali Koç. Bir ay önce "Aday varsa söylesin, karar alayım" diye açık çek verdi. Taraftarın isyanı da normal. Beş sene önce "Güneşim ol" diyorlardı Ali Koç'a. O zaman iyiydi, şimdi mi kötü! Ama herkes bir noktayı kaçırdı; 2024'te aday olmayacağını da belirtiyor aslında açıklamasında. Adaylar için "Devralacağı görevleri için" vurgusunu yapıyor. Aslında kendisi adayken karşısına çıkmak istemeyenlere de yolu açtı. Ağustos ayında 900 milyon liralık Bankalar Birliği ödemesi olduğu söyleniyor. Koltuğa niyetlenenin bu finansmanlara da sahip olması gerekiyor. Yani durum; "o gitsin-bu gelsin" demekle olacak gibi değil.



SORU:
Camiada aday olmaya hazır insanlar var mı duyduğunuz?

Adaylar var. Sadettin Saran ve Gürel Aydın bunlardan ikisi. Aziz Yıldırım'ın da ekibinden isimler çıkabilir. İlhan Ekşioğlu'nun adı da geçiyor. Mehmet Ali Aydınlar'ı ikna etmek durumundalar. Bugünkü ağır tablonun altından rahat kalkar ama camianın bu enerjiyi vermesi lazım.

BURALARIN HAVASINI BİLEN BİR HOCA GELMELİ

SORU: Jorge Jesus'un gidişine kesin gözüyle bakılıyor. Eğer gidecekse yerine kim gelmeli. Ya da Portekizli ile bir yıl daha devam edilmesi gerekir mi?

Bir hafta öncesine kadar kalmalı diyordum, aynı şeyleri yaparak farklı bir sonuç almak istediğini gördükten sonra kalmamalı. Sonuçta Fenerbahçe'nin bir oyun çatısı var. Taktik disiplini yüksek oyuncu grubu da var. Bu formatı daha yukarıya taşıyacak bir teknik adamla her şey çok farklı olur. İki formasyon oynayabilen, performansa bağlı kalmadan takım olarak üreten bir kadro var. Ancak Süper Lig'in şartları farklı. Sadece takımı yönetmek yetmiyor, hakemleri de taraftarı da medyayı da yöneteceksin. Buraların "havasını" bilen bir hoca gelmezse, yine hüsranla kol kola yürürler.

1-JESUS, 2-TARAFTAR, 3-HAKEM KARARLARI!

SORU: Bu sezon kaçan şampiyonluğun sorumlularını yazsanız ilk 3 nasıl oluşur, neden?

Rakibinize iki kere yeniliyorsanız, öncelik teknik adama yazar. Formülü bulması gereken oydu. Arda Güler gibi ekstra oyuncuyu unutan da Jesus. Takım şampiyon olsa en büyük övgüyü de alacak Jesus'tu. İkinci sırada yetersiz yönetim refleksleri gelir. Prim sistemini kaldırmaları, teknik adama Türkiye gerçeklerini anlatamamaları veya anlayamaması, oyuncu seçimlerinde takımı lidersiz bırakmaları. Bunlar hep etken.



Derbileri konuşurken, Kadıköy'ün artık "cehennem" olmaması, taraftarın gidip, seyircinin koltuklara oturmaya başlaması da ayrı bir dert. Elbette hakem kararları. Bu sezon "sizi şampiyon yapmayacağız" diye düdük çaldılar. Ekran başındakiler bile kılını kıpırdatmadı. Sistem dediğimiz organizma sadece Fenerbahçe'yi şampiyon yapmama adına çalışıyor. Kimin kazandığını önemsemiyorlar. Bu savaşta taraftarını da yanına alamadı Ali Koç, çünkü 1-0 galipken, 10 kişi kalmış Beşiktaş'a yenilen bir takımı görüyorsa taraftar, inancını da kaybediyor.

TÜRKİYE KUPASI MOTİVASYON OLUR

SORU: Kaçan şampiyonluğun travması gelecek yılı nasıl etkiler?

Baskı daha da artacak. Yeni transferlerin bu kez "yatırım" odaklı değil, "sonuca yönelik" olması gerekiyor. Yani; yaşa-başa bakmadan, performans oyuncu transfer etmeleri lazım. Bu da bütçe demek. Başkan bunu bulmak zorunda. Fenerbahçe'nin önünde çok önemli bir final var. Türkiye Kupası özlemi de en az lig kadar uzun. Başakşehir'i yenip şampiyon olursa bu olumsuz hava dağılır mı? Kupayı kazanmak, başta yönetime yeni bir motivasyon sağlar. Taraftara da yeni bir hedef verir; Süper Kupa'da Galatasaray'a karşı oynamak. Fenerbahçe kupayı kazanarak, aslında yeni sezonun ilk adımını atar. Lig öncesinde, böyle büyük bir maçta, ezeli rakip ile kozları paylaşmak ve kazanmak, mental olarak takımın da önünü açar, tribünleri de tekrar sahaya çeker.

KİMSE SATILMAMALI!

SORU: Başkan, 'Takımın eksiklerini belirledik' diyor. Size göre eksikler neler? Bu takımdan kimler gitmeli. Nasıl oyuncular alınmalı?

En büyük dersleri almışlardır; atan ve tutan… Transfer yapmak kadar, eldeki oyuncuları da tutmak gerekiyor. Ferdi Kadıoğlu, Arda Güler, Altay Bayındır ve Zajc'ın ciddi talipleri var. Takımın temel iskeleti belli, en fazla dört oyuncu, onlar da tereddütsüz isimler olmalı. Gelecekler, ilk on birin parçası olacaklar, takımı sırtlayacaklar.